VOLKAN MANŞET HABER SİSTEMİ..
 

 

 

 

  Halkın Takımı Dergisi

21. Sayı ÇIKTI  !

 

Dergimize ulaşabileceğiniz
adresler

İSTANBUL

KİTAPİÇİN - Sahaf-Kitabevi
Murat UNCU
Meşrutiyet caddesi 19
Galatasaray,Beyoğlu

Mephisto Kitabevi
( İstiklal Caddesi
No : 197 Beyoğlu)

Beşiktaş Gazete Bayii
(Kazan yanı)
GAZETE Bayi Beşiktaş

Nazım Hikmet
Kültür Merkezi
Kadıköy


ANKARA

NAZIM HİKMET
KÜLTÜR MERKEZİ

Karanfil sokak No:48
Kızılay / ANKARA

DOST KİTAPEVİ
TURHAN KİTAPEVİ
İMGE KİTAPEVİ

Konur sokak / KIZILAY

İZMİR

YENİKAPI TİYATROSU

Cumhuriyet blv. no: 238
Arman Apt. K:1 D: 2 Alsancak

KÖYPAZARI SERAMİK
ATÖLYESİ SEFERİHİSAR

Seferihisar İZMİR

   
 
 

 

HALKIN TAKIMI DERGİ

Merhaba dostlar…

Bu sayımızdan itibaren ikişer aylık yayın periyodumuzu üçer aylık olarak seyreltmiş bulunuyoruz.

Dağıtım sorunlarının yanı sıra temel ilkelerimizden biri olan sponsor karşıtlığımız nedeniyle yaslandığımız iplerden bu şekilde sıyrılmaya çalışıyoruz. Biz de biliyoruz ki birkaç sayfamızı ayırmak ya da fazladan eklemek suretiyle alacağımız sponsor reklamları karşılığında dergimizi rahatlıkla aylık bile çıkarabilir ve fiyatını yarıya çekebiliriz ancak bu rahatlığın getireceği muhtemel gevşeklik, ağzımızın torba gibi büzülebilmesi, kalemimize ve fikirlerimize belli alanlarda getirilmesi kaçınılmaz kısıtlamalar ve en önemlisi yıllardır verdiğimiz talkınlara baka baka salkımları yutmak zorunda kalmamız gibi bir duruş Beşiktaşlılık duruşu değildir. Bu denklemdeki tek sorun ise biz Beşiktaşlıyız ve o şekilde durmaya da niyetliyiz.

 

Bundan böyle yayın periyodumuz dört mevsim olacak. Elinizdeki Kış sayımız (Aralık) sonrası takiben Bahar sayımız (Mart), Yaz sayımız (Haziran) ve Sonbahar sayımız (Eylül) olarak planlandı. Böylelikle dergilerimizi daha doyurucu hazırlayıp sizlere tertemiz, emek mahsulü, katkısız olarak ulaştıracağımızın sözünü de vermiş olduk kendimize.

Bu sayımızda kapağımızda hocamız Carlos Carvalhal var. Her türlü küçümsemeye, aşağılanmaya ve daha acısı taraftarımızın ilgisizliğine mazhar olmuş bu sıcakkanlı Portekizliyi vekil olarak değil kelimenin en geniş anlamıyla asil bir hoca olarak seviyor, destekliyoruz.

Analiz köşemizin yazarı Barbaros Tantan Usta şike operasyonunda ve şikenin kendisinde izlerini yakaladığı kapitalizmin kirli elini, Beşiktaş yönetiminin ucuz dümenlerini irdeliyor. Yazısının sonunda ise Beşiktaş’ımızın gol yeme sorununa dikkat çekiyor.

 

Endirek serbest vuruşların ustası Yumurtakafa Yılmaz (Yılgın) endüstriyelleşmenin kirli pazarında bizleri borç batağına sürükleyenlerden girip buna bağlı olarak taraftarın da profesyonelleştirilerek bu çarka dahil edilmesi çabalarından çıkıyor. Sözlerini ise şöyle bağlamış; Halkın Takımı doğru ve meşru bulduğu her fikrin somut olarak yanındadır ve öyle de olmaya devam edecektir.

 

Spor yazarı konuğumuz Osman Bulugil bu sayıda, İnönü stadının yıkılarak yenisinin planlandığı bu aşamada sürekli dayatılan otopark konusuna dikkat çekmiş. Modernlik maskesiyle statların yıkılması ve yenisinin tamamen oturulan, otopark ön koşulu olan ve haftanın her günü tüketimin yapılabildiği mekanlar olarak dönüşmeye başlaması karşısında çArşı ne düşünüyor diye sormuş Osman Bulugil.

çArşı’nın içinden, muhalif duruşu bayrak etmiş ve sonuna kadar savunmuş Ergin Demir, nam-ı diğer Çene Ergin yok edilmek istenilen bu muhalif duruşun neden egemenleri rahatsız ettiğini, bu tasfiye çabalarının ardında neler olabileceğine dair uyarılarını ‘Duruşumuz’ başlıklı yazısında dikkatimize sunuyor.

Bunca zaman ağzımızı açıyoruz endüstriyel futbol, kapıyoruz yönetim. Açıyoruz yayıncı kuruluş ve bilet fiyatları, kapıyoruz TFF… Bu kadar teknik söylemin arasında unutmayalım ki biz her şeyden önce Beşiktaş sevdalısıyız demiş Yılmaz Bozkurt. Yıldızları kuşandık Beşiktaş’ta başlıklı yazısıyla bu duyguyu öne çıkarmaya çalışan Yılmaz’a bundan sonraki sayılarımızda da yazı desteğini esirgemeden sürdürmesini diliyor ve teşekkür ediyoruz.

Ve Mustafa Şakıma; yani Yeniaçık Mustafa… Yeniaçık amigosu Mustafa’nın bu yazısında tribüncünün sevdasının nasıl şekillendiğine, nasıl iliklere işlediğine, neler getirip neleri götürdüğüne kendi ağzından şahit olacaksınız. En samimi haliyle sevdasını kaleme alabilen bu arkadaşımıza aynen Yılmaz Bozkurt’un yazısında olduğu gibi bizlere Beşiktaş sevgisinin asıl olduğunu tekrar tekrar hatırlattığı için teşekkür borçluyuz.

Eski dost, toprak saha ruhunun temsilcilerinden Kenan Özcan bir yazısını daha armağan ediyor bizlere. Taraftarı olduğu İnegölspor üzerinden 3. lig takımının ve onun taraftarı olmanın ruh halini, endüstriyelleşme ile yerel kalabilmenin buruk tadını hissetmek isterseniz okuyun işte Kenan Özcan’ı.

Tasa ve kıvanca, hayata dair tüm saldırı ve haksızlıklara karşı tepki eşiği son derece düşük olan Beşiktaş taraftarının ve onun asi ruhu çArşı’nın son Van felaketi üzerine çaba ve çırpınmalarına tüm Dünya şahit oldu. Getirisi gurur gözyaşlarından öte bir şey olmayan bu çabaların kimi çevrelerce reklam olarak etiketlenmesi bir yandan, onun bir taraftar grubu olduğu unutularak kendi evinde isteyenin istediği gibi tahrik edip alkışlarla uğurlanacağını sananların mide bulandırıcı kara çalma çabaları öte yandan, bizlerin öfke eşiğimizin de ne kadar düşük olduğunu anlamamıza yol açtı. Kendilerinin gidemedikleri yere giden, duramadıkları yerlerde durabilen Beşiktaş taraftarına isnat edilen karalamalara cevaben Hakan Kirezci bir şeyler söylemiş.

Beşiktaş efsanelerini ara ara araştırıp tekrar hatırlatmayı sürdürüyoruz. Bu sayımızda bir yenilmez ruh, bir direnen adam, sadece bir sezon bizde oynamasına karşın tribünlerimize ismini kazıtmayı başarmış bir adamı ele aldık; Stefan Kuntz. Onun unutulmaz Rosenborg ve Galatasaray maçlarından anekdotları bu yazımızda bulurken, bizden sonra ona ne olduğunu da okuyacağız bu araştırmamızda

Halkın Takımı Atölyesi bu sayıdan itibaren Dünya futbolunun efsane figürlerini az bilinen ve çok bilinen yönleriyle ele alıp sizlerle paylaşmaya başlıyor. Dünya futbolunun efsane figürleri dendiğinde ilk akla gelen isim kim olabilirdi ki? Elbette Edison "Edson" Arantes do Nascimento veya bilinen ismiyle Pele…

Turnuvalar ve yoğun programı nedeniyle geçen sayı yazılarına ara veren hocamız Aykut İlker Mete yeniden satranç derslerine devam ediyor.
22. sayımızda buluşmak üzere…


 


Hayata Beşiktaş katmak…


Bu söz öylesine, fiyakalı olsun diye söylenmiş bir söz değil.
Bu söz bizi tarif eden bir söz olduğu için her yerde, her ortamda, bıkmadan tekrarlanıp duruyor tarafımızdan.
Bu söz, taraftar olmanın, topun peşinde koşan 22 kişiyi seyreden binlerce, milyonlarca alık olmak demek olmadığını anlatan bir darb-ı meseldir.
Kadim değerlerin itinayla muskalaştırıldığı ve kalbimizin üzerine çakıldığı bir Beşiktaşlılığı anlatır bu söz.
Hayat, içinde her ne taşıyorsa hamuruna Beşiktaş’ı da katmaya devam ettiğimizin, edeceğimizin teminatı olarak dilimize pankart ettiğimiz bir sözdür bu;

HAYATA BEŞİKTAŞ KATIYORUZ!..

  Biz, yüzlerce üyesi olan demokratik kitle örgütü değiliz…
Biz, binlerce üyesi olan sendika da değiliz…
Biz, onbinlerce üyesi olan siyasi parti hiç değiliz.
Peki biz kimiz?
 

Biz;
Kitle örgütlerinde üye, sendikalarda işçi, partilerde partizan, üniversitelerde öğrenci, tarlada ırgat, ağa kapısında maraba, bankada memur, suda balık, havada kuş, toprakta karıncayız.
 

Biz hepsiyiz; halkız biz.
Biz milyonlarız.
Biz emeğin, emekçi sınıfın çocuklarıyız…

 

Biz, basit bir taraftarlığı hayatın ve emeğin emrine sunmuş, kendimizi her türlü pislikten ayıklayıp hayata katmış Beşiktaş taraftarıyız.

Her türlü küçümsemeler karşısında bile kaptık bayrağımızı, giydik hayat ve ölümün simgesi formalarımızı, yapıştık anamız amele sınıfının eteğine yürüyoruz.

Yasaklanmış alanlarda makul sayıda koştururken aslında ne kadar da çoktuk.

Şimdi geri aldığımız alanlarda ne kadar makuluz artık.

Yarın o alanlara nasıl da sığmayacağımızı gösterdik dosta düşmana; göstermeye devam edeceğiz; hayata Beşiktaş katmaya devam edeceğiz.

1 Mayıs 2011 tarihi Halkın Takımının çArşı, çArşı’nın da Halkın Takımı olduğunun mührüdür.

1 Mayıs 2011 tarihi, Halkın Takımının tarlayı saran ayrık otu değil koca çınarın en kalın dalı olduğunun resmini çizmiştir.

1 Mayıs 1977’de katledilen emekçi, öğrenci tüm kardeşlerimizin anılarıyla kolkola yürümüştür Beşiktaş taraftarı. Bundan sonraki her bayramda daha bir siyah beyaz olacak 1 Mayıs alanı Taksim.

Artık daha bir siyah Beyaz olacak İzmir Gündoğdu meydanı.

Daha bir siyah beyaz olacak Antalya, Adana, Edirne, Havana ve daha nice meydanlar…

Armamızın içinden doğan Che’ye bakıp “Che Beşiktaşlı mıymış?” diyenlere artık cevabımızı verelim;

Hayır, Che Beşiktaşlı değildi ama her Beşiktaşlı Che’dir…

   
 
   
   
 
 
 
 
     
  "Halkın Takımı" kime denir?...

 

Futbol denilen oyunun olmazsa olmazları vardır.
İşin “fut” kısmı için ayakları olan oyuncular…
“Bol” kısmı için bir top ve
İcrası için de saha…
Sonrası ise işin kalitesi, görselliği ve rahatlığı açılarından eklenen unsurlardır. Antrenör, formalar, özel ayakkabılar, çim sahalar, kurallar, hakem, sağlıkçılar, masörler vd….

Tüm bu toplam, amatörlük sözkonusu olduğu sürece güzel güzel maç yapabilmek, bir rekabet duygusu ve zevk unsurunu ön plana çıkarabilmek için gerekliliklerdir ama benim için hiçbir anlamı yok şu an için. Ben kim miyim? Cebinde parası, hem de bol parası olan ve paramı bu işe yatırarak para kazanabilir miyim diye düşünen bir ademoğluyum. Duruma bakıyorum ve düşünüyorum;

“Bu zevkli bir işe benziyor. Rekabet ateşi biraz üflenirse sıradan insanları ısıtarak bu işe harcama yapmaları sağlanabilme potansiyeli mevcut. Sıradan insanların kendilerini asgari ölçülerde ait hissettikleri gruplara (mahalle, köy, semt; hatta şehir ve hatta ülke; Bulunur daha ararsak. Mesela sosyal sınıf, ırk, mezhep, din… Ohhooooo bu iş tamam) ait bir takım oluşturabilir ve benzerleriyle rekabete sokabilirsek bu harcamaları yönlendirebilir miyiz? Yönlendirebiliriz anasını satayım. Hadi bakalım Bismillah…” Deyip işe dalıyorum. Kendim gibi paralı vatandaşlarla bu işi şimdi bildiğimiz hale getiriyoruz elbirliğiyle.

Bu işin heryerine para yatırıp heryerinden para kazanıyoruz şimdi. Bu proje sıradan bir saadet zinciri olmadığına göre bizim paralar nereye gidiyor ve gelen paralar nereden geliyor peki?
Oyuncusu, antrenörü, sağlıkçısı, masörü, bilet satanı, saha işleteni, devleti, belediyesi, topu formayı imal edeni, reklam vereni, reklam alanı, inşaatçısı, reklamcısı, gazetecisi, televizyoncusu… kısacası işe biryerinden bulaşan herkes para yatırıp para kazanıyor bu işten de bu karları ödeyen kim yahu? Yani bu değirmen dönüyor da su nereden geliyor?

Baştan ne dedik? Futbolun olmazsa olmazları vardır dedik. Bunları en önemlilerinden başlayıp aşağı doğru sıralarken taraftardan hiç sözetmedik. Etmedik çünkü bir futbol maçının gerçekleşebilmesi için en gerek duyulmayan unsur seyirci ya da taraftardır. Onlar olmasa da bu maç oynanır mı? Oynanır. Peki o halde; çıkaralım taraftarı bu çarktan bakalım neler oluyor.

Bu işin doğasında olmasına gerek duyulmadığı halde endüstrileştikten, yani basit bir oyunu para basan bir değirmene çevirdikten sonra, o değirmenin dönebilmesi için temel enerji kaynağı haline getirilen milyonlarca futbol seyirci-taraftarı bu endüstrinin asıl hammadde madenidir. Bu işin en temel unsuru olmasına karşın bu işe karşılıksız para yatıran tek tarafıdır. Desteklediği takım ya da kulübün büyüklüğünü niceliğiyle direk olarak belirleyendir. Futbol endüstrisinin üretimini satın alandır. Tüm bu alışveriş hangi motivasyonla gerçekleşmektedir peki? Tüm bu milyonlar cebindeki parayı ne karşılığında bu işe harcamaya ikna edilebilmişlerdir? Bunlara bakalım.

Rekabet duygusundan sözetmiştik. Rekabet eyleminin bir tarafı kazanmak diğer tarafı kaybetmek üzerine kurulmuştur ama tüm bu kazanç ve kayıplar geçicidir. Bir kez kazananın sonrakinde yitirme aynı şekilde yitirenin de sonrakini kazanma ihtimali bu rekabet duygusunu canlı tutan dinamiklerdir, yani süreklilik unsuru. Bu rekabeti yaratmanın yolu da kitlelerin aidiyet duygularını beslemek, onların ait oldukları bölge, sosyal katman, ırk, din ya da mezhep gibi alanlarda savaş bayrağını sallamaktan geçer. Böylelikle sürekli çağlayan sular bu çarkı kesintisiz döndürmeye devam edecek ve futbol endüstrisi üretmeye ve yatırımcılarına kazandırmaya devam edebilecektir.

Bu kadar çene yaptıktan sonra ortaya çıkan somut durumun somut bir analizini yaparsak ne görüyoruz ona bakalım da bitirelim.

Madem ki bu basit oyunu bizleri kullanarak bu hale getirdiniz o halde üretim araçlarının mülkiyeti konusunda yüzlerce yıldır süren sınıf savaşında da yeni bir cephe açmış sayılırsınız.

Bu gerçeği “Hiç kimse falanca takımdan büyük değildir… taraftar işine bakacak… Yöneticileri genel kurul seçer siz karışmayın… Şu istifa, bu istifa gibi söylemlerde bulunmaya hakkınız yoktur vb…” türünden gevezeliklerle gizleyemezsiniz; Bu mızrak bu çuvala sığmaz. Her kulüp artık arkasındaki taraftarın niceliği kadar büyük niteliği kadar da güçlüdür. Bu güç elbetteki hıyar gibi söğüşlenmeye gün gelecek itirazını edecektir. Kurduğunuz üretim çarklarınızı elegeçirme ya da başınıza geçirme mücadelesi onun genetiğinde yazılıdır. Bütün takımlar işin en başında halkın takımıdır. Arkalarındaki halk müşteri olmaya karar verdiğinde ise artık bu mücadelenin içerisinden çekilip saf değiştirmiş ve mevcut üretim-tüketim sürecinin yiyeni durumuna gelmiştir. Artık sahiplerinden istediği tek şey kıçının rahatlığı, kendisine sunulan hizmetin kalitesinin artmasından ibaret olup verebileceği maksimum mücadele ise bu yolda mızmızlanmak ve sitem etmeyi aşmaz. Kendisi sınıfsal niteliklerinden sıyrılarak endüstriyel bir dişli olmaya karar verenlerin takımları artık kaybedilmiş cephelerdir. Bırakalım kendi aralarında yiyip içsinler, beslenip semirsinler. Onlar artık takımlarından büyük olmak bir yana, onun hormonlu büyümesine hizmet eden sun’i gübreden başka bir nitelik taşımazlar.

Aidiyetlerinin tüm varlığına ve değerlerine sahip çıkmaya karar verip, ne durumda olduklarına değil ne olmaları gerektiğinin farkında olan, savaşını bu yönde örgütleyenler için ise mücadele hiç bitmez. Bir yandan bu çarkın içerisinde yer alarak onu döndürmeye devam ederken öte yandan da işleyen sistemi ele geçirme hakkını kendinde görerek mücadelesini “Kesintisiz” olarak sürdüren, öz niteliklerini asla yitirmemiş bu kitlelere halk, bu kitlelerin takımlarına ise halen ne durumda olursa olsun Halkın Takımı denir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Söz, yetki, karar, TARAFTARA !

 

Endüstriyel futbol ve biz.

 

Neden son barikat ?

 

Fasulyeler ve Patatesler

 

Karar verme zamanı geldi

 

Endüstriyel ahlak...

 

Hangi büyüklük?.. Seçim bizim.

 

Delikanlı gibi sevmek.

 

Son Barikat

 

Futbol ağalarının taraftar açmazı

 

Mezar teslimi taraftarlık.../

 

Şu bizim Çarşı

 

Köy Okullarına Yardım Kampanyası  

 

HALKIN TAKIMI, Tekel İşcilerinin Eylemine Destek Verdi...

 

Şairler Parkı ŞAMPİYONLUK HALAYI

 

BJK Engelliler Futbol Takımı ile Maç Organizasyonu

 

Halkın Takımı 3. Türkiye Tiyatro buluşmasındaydı

 

HALKIN TAKIMI ödül aldı!.. (sporhayat.com) 2011

 

Halkın Takımı Dergisi TÜYAP Kitap Fuarında...

 

1 Mayıs'ta Emeğin Hakkı için alanlardayız. 2011

 

Nükleer santrallara ve yaşamı yok eden enerji üretimine HAYIR

 

Karadeniz İsyanda 25 Nisan'da Kadıköydeyiz

 

Nemtrans işçilerini ziyaret...

 

3. Köprüye Karşı Sokağa Eyleme

 

İSG işçilerine destek...

 

Ulaşım Zammına Hayır Dedik...!

 

Bir küçük tebessüm
 
 
   
     
   
   
   
  •  

    İletisim :halkintakimidergisi@hotmail.com

     

    (C) copy left. Sitemizde bulunan hiçbir yazının, hiçbir hakkı saklı değildir.İsteyen istediği gibi kullanabilir....

 

HALKIN TAKIMI Halkın Takımı ahmet şerafettin bey asi ruh baba hakkı beşiktaş beşiktaşlılık deplasman engelli basketbol hakkı yeten halkın takımı beşiktaş hentbol kapalı tribün medya maymunları mehmet ışıklar mühendis oktay no pasaran oktay akdemir optik başkan oradaydık pankart pembe hasan semt sonbarikat süleyman seba taraftar tribün voleci şeref çarşı çok sevdik be abi özkaynak düzeni şampiyon şeref bey şeref bey stadı şeref görkey