Samet Baştaş
02-05-2007, 10:49
Hakaret, küfür, tehdit vaka-i adiyeden şeyler artık. O statta yol kesiliyor, futbolcu dövülüyor, silahlar patlıyor, insanlar bıçaklanıyor... Ve yetmezmiş gibi, şimdi de kablolar doğranıp, yayın engelleniyor. Üstelik tüm bunlar, bu ülkenin spor tarihinin, spor kültürünün troykasında duran bir kulübün 100. kuruluş yıldönümüne denk geliyor!
***
Şükrü Saracoğlu'nda sadece son 2,5 ayda yaşanan üç vahim saldırı, neresinden bakarsanız bakın, utanç verici ve tüyler ürpertici. Asırlık bir çınarın ne endamına, ne tarihine, ne konumuna, ne de duruşuna yakışıyor.
Üçü de buram buram provokasyon kokuyor. Üçü de karanlık bir emele hizmet veriyor. Üçü de koca Çınar'ın saygınlığını kemiriyor ve Fenerbahçe'nin itibarını her geçen gün biraz daha aşağı çekmekten başka bir amaca hizmet etmiyor. Görülen o ki, Kadıköy'de, Fenerbahçe tarihinin hiçbir döneminde rastlanmayan ölçüde terör kol geziyor. Daha vahimi, bunları önlemek bir yana, âkil adam rolünde olması gerekenler dahi, bunca rezalet karşısında yangına hâlâ körükle gidiyor!
***
Pazar gecesi yaşananların affedilir hiçbir yanı yok. Bu ülke, son birkaç gündür hararetli bir tartışmayı yaşıyor. Demokrasiye sahip çıkmak adına, çeşitli platformlarda anlamlı bir duruş sergileniyor. Gazeteler, TV'ler bu duruşun bayraktarlığını yapıyor. Çünkü zaten kör topal yürüyen demokrasinin hangi zorluklardan geçip bu noktaya ulaştığını, bu coğrafyada yaşayanlar çok iyi biliyor.
Demokrasinin vazgeçilmez gereklerinin ilk sıralarında basın özgürlüğünün yer aldığını artık sağır sultan ezberledi! Fakat Cumhuriyet'in temelinde harcı olduğuyla övünen bir camianın stadında, şimdi basın özgürlüğü ayaklar altında çiğneniyor. Bir hak alenen gasp edilmek isteniyor. Bir yayın sabote ediliyor. Sahada oynayan futbolcularının bedelinin ödenmesine katkı yapan yüz binlerce insana, bedelini ödediği maç bile, TV başında ağız tadıyla izlettirilmek istenmiyor. Düşündürücü olan şu: O stada gittiğinizde, Fenerbahçelilerin kendilerini farklı göstermek için hazırladıkları, "Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne hoş geldiniz!" pankartıyla karşılanırsınız. Yaşananları gördükten sonra... İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Demek ki o cumhuriyetin demokrasi algısı bu!
***
Bunun adı zorbalık, hatta eşkıyalık. Ha yol kesmişsin, adamı soyup soğana çevirmişsin... Ha kabloları kesmişsin, yayını iki kale arkası kameraya mahkûm etmişsin! Sonuçta adam da don gömlek... Yayın da don gömlek. Öyleyse yapılanların haramilikten farkı ne?
Bunlar organize bir çalışmanın ürünü. 9 kameradan 7'si, üstelik önem sırasına göre patır patır doğranıyor. Tıpkı 7 Fenerbahçelinin, Fenerbahçe tribününde, Fenerbahçeliler tarafından acımasızca bıçaklandıkları gibi! O zaman bir ekip çalışması bunlar! Tribünlerde çeteler kol geziyor. Bıçaklar, makaslar kuş uçsa haberdar olunması gereken bir stada, nedense hiçbir müdahaleyle karşılaşmadan giriyor. Ortada ne can güvenliği kalmış, ne yayın güvenliği. Peki neresi orası, stat mı dağ başı mı?
***
Kökleri bir asır öncesine dek uzanan bir kulübün sadece sportif misyonu olmaz. Fenerbahçe'ninki gibi derin, engin ve güçlü bir mazi, zaten isteseniz de o misyonla sınırlı tutulmaz. Yapıcı olmak, uzlaşıcı olmak, örnek olmak, önder olmak, çağdaş bir görüntüyü sunup sosyal sorumlulukları sırtlamak da o kulübün ödevidir.
Fazla uzağa gitmeden yalnızca şu son 2 ayda olan bitene bakın! Fenerbahçe bu doğruların neresinde duruyor?
***
İmam cemaat ilişkisini bilirsiniz. Bunca olup bitenden sonra, Fenerbahçe'de İmam'ın da artık kendisiyle yüzleşme zamanı gelmedi mi dersiniz?
Sürekli çatışarak, sürekli kapışarak, sürekli dalaşarak varılan nokta maalesef bu.
Yakın geçmişte bu ülke ikiye bölünmüştü; Fenerbahçeli olanlar... Ve Fenerbahçe'ye karşı duranlar.
Şimdi aklıselim sahibi Fenerbahçeliler de Fenerbahçe duruşundan rahatsız. Hele de şu son dönemlere denk düşen gelişmelerden sonra iyiden iyiye rahatsız.
Haklı olduğunuz konuda, haklı kalmayı beceremediğiniz an, hiç kaçınılmaz bir bedel ödersiniz. Sadece günü yaşarken değil, yarınlardan düne bakıldığında da bedel ödersiniz. Ve kendini bilmez bir grup dahi yapmış olsa!.. 100. yıla denk düşen bu kara leke, kolay kolay silinir mi dersiniz?
Zeki Çol / Zaman Gazetesi
***
Şükrü Saracoğlu'nda sadece son 2,5 ayda yaşanan üç vahim saldırı, neresinden bakarsanız bakın, utanç verici ve tüyler ürpertici. Asırlık bir çınarın ne endamına, ne tarihine, ne konumuna, ne de duruşuna yakışıyor.
Üçü de buram buram provokasyon kokuyor. Üçü de karanlık bir emele hizmet veriyor. Üçü de koca Çınar'ın saygınlığını kemiriyor ve Fenerbahçe'nin itibarını her geçen gün biraz daha aşağı çekmekten başka bir amaca hizmet etmiyor. Görülen o ki, Kadıköy'de, Fenerbahçe tarihinin hiçbir döneminde rastlanmayan ölçüde terör kol geziyor. Daha vahimi, bunları önlemek bir yana, âkil adam rolünde olması gerekenler dahi, bunca rezalet karşısında yangına hâlâ körükle gidiyor!
***
Pazar gecesi yaşananların affedilir hiçbir yanı yok. Bu ülke, son birkaç gündür hararetli bir tartışmayı yaşıyor. Demokrasiye sahip çıkmak adına, çeşitli platformlarda anlamlı bir duruş sergileniyor. Gazeteler, TV'ler bu duruşun bayraktarlığını yapıyor. Çünkü zaten kör topal yürüyen demokrasinin hangi zorluklardan geçip bu noktaya ulaştığını, bu coğrafyada yaşayanlar çok iyi biliyor.
Demokrasinin vazgeçilmez gereklerinin ilk sıralarında basın özgürlüğünün yer aldığını artık sağır sultan ezberledi! Fakat Cumhuriyet'in temelinde harcı olduğuyla övünen bir camianın stadında, şimdi basın özgürlüğü ayaklar altında çiğneniyor. Bir hak alenen gasp edilmek isteniyor. Bir yayın sabote ediliyor. Sahada oynayan futbolcularının bedelinin ödenmesine katkı yapan yüz binlerce insana, bedelini ödediği maç bile, TV başında ağız tadıyla izlettirilmek istenmiyor. Düşündürücü olan şu: O stada gittiğinizde, Fenerbahçelilerin kendilerini farklı göstermek için hazırladıkları, "Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne hoş geldiniz!" pankartıyla karşılanırsınız. Yaşananları gördükten sonra... İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Demek ki o cumhuriyetin demokrasi algısı bu!
***
Bunun adı zorbalık, hatta eşkıyalık. Ha yol kesmişsin, adamı soyup soğana çevirmişsin... Ha kabloları kesmişsin, yayını iki kale arkası kameraya mahkûm etmişsin! Sonuçta adam da don gömlek... Yayın da don gömlek. Öyleyse yapılanların haramilikten farkı ne?
Bunlar organize bir çalışmanın ürünü. 9 kameradan 7'si, üstelik önem sırasına göre patır patır doğranıyor. Tıpkı 7 Fenerbahçelinin, Fenerbahçe tribününde, Fenerbahçeliler tarafından acımasızca bıçaklandıkları gibi! O zaman bir ekip çalışması bunlar! Tribünlerde çeteler kol geziyor. Bıçaklar, makaslar kuş uçsa haberdar olunması gereken bir stada, nedense hiçbir müdahaleyle karşılaşmadan giriyor. Ortada ne can güvenliği kalmış, ne yayın güvenliği. Peki neresi orası, stat mı dağ başı mı?
***
Kökleri bir asır öncesine dek uzanan bir kulübün sadece sportif misyonu olmaz. Fenerbahçe'ninki gibi derin, engin ve güçlü bir mazi, zaten isteseniz de o misyonla sınırlı tutulmaz. Yapıcı olmak, uzlaşıcı olmak, örnek olmak, önder olmak, çağdaş bir görüntüyü sunup sosyal sorumlulukları sırtlamak da o kulübün ödevidir.
Fazla uzağa gitmeden yalnızca şu son 2 ayda olan bitene bakın! Fenerbahçe bu doğruların neresinde duruyor?
***
İmam cemaat ilişkisini bilirsiniz. Bunca olup bitenden sonra, Fenerbahçe'de İmam'ın da artık kendisiyle yüzleşme zamanı gelmedi mi dersiniz?
Sürekli çatışarak, sürekli kapışarak, sürekli dalaşarak varılan nokta maalesef bu.
Yakın geçmişte bu ülke ikiye bölünmüştü; Fenerbahçeli olanlar... Ve Fenerbahçe'ye karşı duranlar.
Şimdi aklıselim sahibi Fenerbahçeliler de Fenerbahçe duruşundan rahatsız. Hele de şu son dönemlere denk düşen gelişmelerden sonra iyiden iyiye rahatsız.
Haklı olduğunuz konuda, haklı kalmayı beceremediğiniz an, hiç kaçınılmaz bir bedel ödersiniz. Sadece günü yaşarken değil, yarınlardan düne bakıldığında da bedel ödersiniz. Ve kendini bilmez bir grup dahi yapmış olsa!.. 100. yıla denk düşen bu kara leke, kolay kolay silinir mi dersiniz?
Zeki Çol / Zaman Gazetesi