PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nilay Yılmaz-Ayrılık da sevdaya dahil!


Serenat Tutaklı
19-05-2007, 02:55
Her transfer döneminin en aşina olduğumuz görüntüleri, aşağı yukarı şöyledir: 4 büyükler olarak adlandırdığımız takımlardan biri, ya dünyaca ünlü olmuş, ya ünlü olma adayı olan ya da en azından iyi-kötü ismi bilinen bir yabancı futbolcuyu ya da teknik direktörü transfer eder. Transfer edilen oyuncu/teknik direktör Türkiye'ye gelirken, o kulübün taraftarlarının özellikle en "çelik çekirdek" fanatiklerinin havaalanına akın ettiği görülür. Davullu-zurnalı, maytaplı-formalı tam bir havaalanı kuşatma şenliğidir yaşanan...
Yıldızımızın uçağının görünmesiyle orkestramız da harekete geçer ve içinde aşık oldukları takımlarının ve yeni gelen yabancının isminin yer aldığı sıfır kilometre besteler söylenmeye başlanır. Ha bu arada, 5 dakika ihtiyaç molası niyetine ezeli rakiplerin anıldığı tezahüratlar da ihmal edilmez haliyle...


"I love you ....."
Eve gelen yabancı, yoğun bağırış-çağırıştan dolayı, hafiften "tırsmış" bir ifadeyle etrafına gülücükler dağıtmaya çalışır. Birkaç dakikalık bu dalgalı ruh halinden sonra, uçakta beraber geldiği, muzaffer komutan edalı kulüp yöneticisinin yardımıyla kendini akışa bırakır. Askere gönderilen "kanki" kıvamında kucaklarda ve omuzlarda gezdirilmeye başlanır. Bu anlar gerçekten çok kritiktir; çünkü yıldızımızın herhangi bir eski sakatlığı varsa nüksetmesi, yoksa da sakatlanması çok muhtemeldir. Aradan sırtına vuranlar, 8-10 metreden uçarak havada öpmeye çalışanlar, yanağından makas almaya çabalayanlar gırla gider.
Teknik direktörlere karşı ise daha ağır takılınır. Koskoca takımın yeni hocasıdır ne de olsa, saygıda kusur edilmez, yanaktan makas alınmaya çalışılmaz... Ama sevgili hocamız boğulma tehlikesiyle karşı karşıya gelebilir...
Türkiye'deki bu ilk maçını kazasız-belasız atlatmayı başaran yabancı, yöneticinin büyük ihtimalle siyah olan jipine biner ve ağır ağır (malum konvoy var) yeni hayatına doğru yol alır...


Ya güle güle?
Yukarıda biraz karikatürize ederek anlattıklarım, sahnenin birinci perdesi.
Yıldızımız gerçekten yıldız gibi oynamış/takımı yönetmiş ve takımında çok başarılı olmuşsa bile, bir gün mutlaka veda edecektir. Yani Hagi, Nouma, Van Hooijdonk gibi, yani Lucescu, Daum gibi... Peki 2-3 yıl önce onları davul-zurnayla karşılamaya giden taraftarlar, uğurlamaya gider mi? Gitmezler. O gelenler, birkaç valizle, varsa eşleri/sevgilileri ve çocuklarıyla, kamera ve objektiflere "hoşçakalın" diye el sallar ve gider. Gelişleri muhteşem, gidişleri suskun olur...
Sözüm taraftar gruplarına: Var mısınız bundan böyle güle güleleri de hoşgeldinler kadar coşkuyla demeye... Kimilerine fazlaca naif gelse de böylesi öneriler, bırakalım onlar süper-rasyonel dünyalarında mesut olsunlar. Oysa bir insana, bir şeye, bir formaya gerçekten ama gerçekten aşık olanlar bilir ki; aşk unutmaktan çok, daha fazla hatırlamakla ve naiflikle akrabadır ve aslında "ayrılık da sevdaya dahil"dir... * Attila İlhan

Çelişkiler çelişkiler...


Pazar akşamı Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu ilan etmesinin ardından, bütün kanallarda Fenerbahçe'yle ilgili canlı bağlantılar yapıldı. Bağdat Caddesi ön plana çıkan yer olmasına rağmen, Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan çekilen görüntüler de ekranlara yansıdı... Takıma, teknik kadroya, yönetime bir sevgi, bir sevgi... Oysa daha 1-2 ay önce, bir deplasman dönüşü hakaretlerle karşılamışlardı aynı kadroyu...
Televizyona sırtım dönüktü kim olduğunu göremedim... Bir Antepli oyuncu futbolu/takımı değil, kazanmayı seven taraftarların ruh halini ne güzel özetledi: "Bir hafta küfür ediyorlar, öbür hafta tribüne çağırıyorlar, öbür hafta yine küfür ediyorlar... Anlamadım, alışamadım..."
Tuncay'ın gol sevinci çok konuşuldu, konuşulacak... Gole sevinen taraftarına sus işareti yapmanın anlamını çözemedim gitti... Önerim şudur ona: Bu sus işaretini yapmakta ısrar edecekse şayet, gerisini de getirsin... Alen gibi 3'lü çektirsin taraftarına...
Bursa'dan yazarken bu satırları, gelelim Bursa'ya... Beşiktaş - Kayseri Erciyes maçından önce İnönü tribünlerinde yer alan Dilara imzalı "Stadları değil rögar kapaklarını kapatın" pankartını indirten gözlemcilerin Bursa tribünlerinde yer alan pankartlara ses çıkarmaması ilginç...
Bursaspor taraftarı maç boyunca küfür etmiş, bu küfürlerden eski Bursasporlu yeni Beşiktaşlı Serdar da nasibini almış... Küfürle ilgili psikolojik, sosyolojik bilumum açıklamalar yapmak başka bir yazının konusu olsun; ancak Serdar'a "o.... çocuğu" diyenler, Serdar'ın kardeşinin Bursaspor forması giydiğini unutmuş mu acaba?
Bursaspor'un hesap görme gereği duyduğu 3 yıl önceki Beşiktaş kadrosundan 3 oyuncu şu an Bursaspor forması giyiyor... Sinan Kaloğlu, maçtan sonra "Hesap görüldü" tişörtü giymiş... Sinan hangi maçın hesabını görmüş?.. Kendisinin Beşiktaş'ın forveti olarak sahaya çıktığı Çaykur Rize maçının hesabını görmüş... "Bravo sana! Sendeki zeka kimsede yok" demek geliyor içimden sadece...
2003-2004 sezonunun sonlarında zirve yarışından kopmuş, maçlara çıkacak takati kalmamış travmadaki Beşiktaş'ın Akçaabat ve Çaykur Rize'ye yenilmesi olacak iş değil... Bu yüzden son 7 maçından 6'sını kazanan Bursa küme düştü... 1 yıl önce büyük katkılarıyla Altay'ın başına gelenler, 2003-2004 sezonunda onların başına geldi... Derdim; yeni düşmanlıklar yaratmak da değil, ancak o gün bugündür intikam yemini eden ve hesap görmeye çalışan Bursaspor'un unuttuğu ya da işine gelmediği için unutmak istediği bir şey var: Bursa son maçında Samsun'u 1-0 yenip 40 puana ulaşırken; Beşiktaş, Çaykur Rize'ye 1-0 yenilerek Karadeniz ekibinin 39 olan puanını 42'ye yükseltmesini sağladı, tamam... Ancak diğer Karadeniz ekibi Akçaabat Sebatspor'a 3-2 yenilen ve Sebat'ın 39 olan puanını 42'ye çıkaran takım hangisi? Araştırmayın, ben söyleyeyim: Maçları bayram yeri olan, sahadakilerin bile dostluğu fazla abarttığı kankaları Ankaragücü...


Tamam! Anladık!
Ahmet Çakar: Göster kardeşim beni, göster. Bana 40 bin kişi, 25 yıl boyunca küfür etti. Benim o zaman böyle dolaşmam lazım (Eller havada, muhtemelen meşhur işaretimizi yapmakta). Lütfen RTÜK'ten de, tüm Türkiye'den de özür diliyorum.
Ersin Düzen: Ekrana çıkmadı hocam, göstermedik.
AÇ: Çıkmadı mı? O zaman şöyle anlatayım: Orta parmağım havada, öbür parmaklarım yumuk sahada çayda çıra yapan çocuklar gibi dolaşmam lazım...

(Santra - ATV)


Çok bilmiş Ulueren!
Sizin hakem olmanız , FIFA kokartı takmanız hakemliği benden iyi bildiğiniz anlamına gelmez Sayın Papila.

(Serhat Ulueren - Telegol, Star)


Sen gelirsen de kendilerini!
Tigana gidiyor diye Beşiktaşlılar deve kessin!

(Sinan Engin - 3. Devre, Kanal D)


Yok mu artıran!
Geçmişe bakarsak Fenerbahçe'nin 70 şampiyonluğu var.

(Can Bartu - Futbol Pazarı, Kanal Türk)


Evet, kötü espri!
Allah aşkına 65 yıllık yaşamını Galatasaray'a adayan Başkan Özhan Canaydın olayların farkında değil mi? Kötü bir espri ama "vefa" sadece Karagümrük'teki bozacının ismi mi?

(Bahri Havadır - Akşam)


Biz de seni seviyoruz!
Bu arada "kupa tiryakisi" Beşiktaş'ın İzmir zaferini de kutluyorum. Başkanları hariç, Beşiktaş ve Beşiktaşlılar'ı da severim.

(Hulki İlgün - Fanatik)


Sence hangisi?
Devrim, Bağdat Caddesi'nde trafiği kapatan taraftar mı, araçlar mı?

(Serhat Ulueren - Telegol, Star)


Şampiyonluk Abi!
Gerets'ten ne bekliyordunuz!

(Turgay Şeren - Akşam)


Bir daha yapmaz, kızma!
Bobo; İbrahim Toraman'ın al da at diye önüne uzattığı topu, sakız gibi ayaklarına yapıştırıyor... Tigana oyundan almasaydı, sahaya dalarak kolundan çekip, ben çıkartacaktım.

(Ali Sami Alkış - Star)

Berk Sezenler
19-05-2007, 03:11
Davullu zurnalı başlangıçların sevdaya dahil olduğuna itirazımız yoksa ayrılığında sevdaya dahil olduğunu kabul etmemiz lazım.Çok güzel örneklemiş Nilay Hanım.

İki sene önce oyuna girerken üstünde olan forma yüzünden ayaklarının tir tir titrediği Sinan o formanın ağarlığını kaldıramadan hesap sormaya kalkmış,vay canına.Çok merak ediyorum acaba Pancu'yada giydirmişler midir Sinan'a ''giydirdikleri'' tişörtten.

Ben Nilay hanımın yerinde olsam komedi köşemi sadece Ahmet Çakmaz'a ayırırdım.Zira kendisinden çok güzel orta oyuncusu olur.