Deniz Can
22-05-2007, 12:14
Babalar ve oğullar
'Tanrı babalarının öcünü alan oğulları kutsar!'
Böyle söyler Shakespeare, Hamlet'in bir yerlerinde, her ne kadar tam sayfasını hatırlamasam da... Fakat hatırladığım bir tarih var ki o da 17 Mayıs'tır. Sadece GS'nin UEFA Kupası'nı kazandığı tarih olmasından değil, mesleğime dönüp şüpheyle bakmamdan ötürü. Bu ülkeden gitmeden önce içini dökmeye çalışan, yaşadığı sorunları anlatan bir teknik adama babasının sağlığını hayır kabilinden sormayan bir gazeteci bana bu tarihi not düşürdü. Mesleğimin geldiği noktayı anlamak için değilse de, bir kez daha dile getirmek için yeterli bir sebep olsa gerek.
Bir meslektaşım üstüne vazifeymiş gibi bir teknik adamı gerekirse babasına şikayet edeceğini belirtiyor. Aman ne yaratıcılık! Tigana bir demeç verdi ya Beşiktaş Başkanı'nın babasıyla da takımın durumunu paylaştığına dair; cin gazeteci durur mu uygun anı bekledi ve patlattı soruyu. Hassas noktalara değecek sivri ucu seçmeyi tercih etmiş ya öyleyse yakışır. O zaman sorulara geçelim... Ne de olsa yerimiz sınırlı, konuya hemen girmek gerek:
Gazetecilik diye yaptığınız şeyi borsa endeksiyle karıştırıp spekülasyona endekslemeniz midir doğru olan? Mesleğimizin güleç yüzlü ve en er gazetecisi, Tigana'nın ücretini hesaplamakla epey mesai harcadı. Eh bu da bir azim göstergesidir haksızlık etmeyelim. Asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışanlara sunulmuş ne güzel bir provokasyon... Sanki bu ligde herkes bedava çalışıyor, bedava oynuyor. Sanki futbol dünyasının gelir düzeyi asgari ücret üzerinden hesaplanıyor. Ve sanki kalemleri bir adalet terazisi ve dengeyi Tigana bozuyor. Oysa bunu yazanların hesabına ne kadar maaş yatıyor bir de bunu bilse asgari ücretliler. Yine bilemezler mi dişlerini? Bir de yazmaktan aciz oldukları üç satır maç yazısını gazetede bin bir dertle düzeltmeye çalışan ve üç kuruşa talim edenleri görseler� İşte tam bu anda, zoru gördüğünde patlatır mı acaba bana da o büyük soruyu? Babamı sorar mı bana da?
Adam(!) olmak
Ve menecer� Tigana'yı, Rıza Hoca'yı Luce'yi diline dolayan; verip veriştiren ve her seferinde yanına kâr kalan� Sadece bir kez adı anılınca mikser sınıfının içinde, yani iyi karıştırıcılardan biri olduğu beyan edilince buyurmuş ki; Tigana adam da değilmiş. Buradaki ayrı yazılan "dahi" anlamındaki "da"ya dikkat. Yani başka bir sürü şey de değilmiş. Nereden biliyorsa�
Oysa önümüze sunduğu adamlık kriterleri bellidir. Adamlık kriteri, cebine teknik direktörlük diploması koyup bir gün bile eşofmanları giyememektir. Karizmaya olası zararları vermekten özenle kaçınmaktır. Ve eşofmanlılar antrenman sahasında ter dökerken Fashion TV izlemektir. Adam olmayanları odalarında sudoku oynamakla suçlamaktır ve bunu takımı boşlama gerekçesi olarak ekranlardan açıklamaktır (Gülümsüyorum sadece ve keşke Fashion TV'de vakit harcayacağına sudoku çözebilsen diyorum).
Oysa adam(!) olmanın kıstası birilerinin mezarını derin kazmaktır. Ve tabi adam(!) olmak, mafyayla kolkola girmektir. Kulübün antetli kağıdıyla yurtdışına adam kaçırmaktır. Ve bunca şey kulübü karalamaya yetmezmiş gibi maç pazarlığı yapmaktır. 100 yıllık şerefli tarihe 101. yılında leke sürmektir. Ve bunlar için yargılanmaktır. Sonra da beraat etmeyi yeterli görmektir. Adam olmayanlar ise vicdanlardaki beraate bakar. Kabul, sadece bakar kalır. Adamlar(!) ise tekrar koltuklarına döner.
Adam(!) olanlar, er meydanı gazete köşelerinde kükreyenler� Çukurları gördükten sonra alçaklığı erdem sayıyorum.
Olası sorulardan kendimi koruyayım, nemelazım canımı yakacak bir soru da bana gelebilir. Fakat gene de tutamıyorum kendimi, son cümle yerine temennilerimi sunuyorum: Yaşasın Red Kit, Kahrolsun Daltonlar!
'Tanrı babalarının öcünü alan oğulları kutsar!'
Böyle söyler Shakespeare, Hamlet'in bir yerlerinde, her ne kadar tam sayfasını hatırlamasam da... Fakat hatırladığım bir tarih var ki o da 17 Mayıs'tır. Sadece GS'nin UEFA Kupası'nı kazandığı tarih olmasından değil, mesleğime dönüp şüpheyle bakmamdan ötürü. Bu ülkeden gitmeden önce içini dökmeye çalışan, yaşadığı sorunları anlatan bir teknik adama babasının sağlığını hayır kabilinden sormayan bir gazeteci bana bu tarihi not düşürdü. Mesleğimin geldiği noktayı anlamak için değilse de, bir kez daha dile getirmek için yeterli bir sebep olsa gerek.
Bir meslektaşım üstüne vazifeymiş gibi bir teknik adamı gerekirse babasına şikayet edeceğini belirtiyor. Aman ne yaratıcılık! Tigana bir demeç verdi ya Beşiktaş Başkanı'nın babasıyla da takımın durumunu paylaştığına dair; cin gazeteci durur mu uygun anı bekledi ve patlattı soruyu. Hassas noktalara değecek sivri ucu seçmeyi tercih etmiş ya öyleyse yakışır. O zaman sorulara geçelim... Ne de olsa yerimiz sınırlı, konuya hemen girmek gerek:
Gazetecilik diye yaptığınız şeyi borsa endeksiyle karıştırıp spekülasyona endekslemeniz midir doğru olan? Mesleğimizin güleç yüzlü ve en er gazetecisi, Tigana'nın ücretini hesaplamakla epey mesai harcadı. Eh bu da bir azim göstergesidir haksızlık etmeyelim. Asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışanlara sunulmuş ne güzel bir provokasyon... Sanki bu ligde herkes bedava çalışıyor, bedava oynuyor. Sanki futbol dünyasının gelir düzeyi asgari ücret üzerinden hesaplanıyor. Ve sanki kalemleri bir adalet terazisi ve dengeyi Tigana bozuyor. Oysa bunu yazanların hesabına ne kadar maaş yatıyor bir de bunu bilse asgari ücretliler. Yine bilemezler mi dişlerini? Bir de yazmaktan aciz oldukları üç satır maç yazısını gazetede bin bir dertle düzeltmeye çalışan ve üç kuruşa talim edenleri görseler� İşte tam bu anda, zoru gördüğünde patlatır mı acaba bana da o büyük soruyu? Babamı sorar mı bana da?
Adam(!) olmak
Ve menecer� Tigana'yı, Rıza Hoca'yı Luce'yi diline dolayan; verip veriştiren ve her seferinde yanına kâr kalan� Sadece bir kez adı anılınca mikser sınıfının içinde, yani iyi karıştırıcılardan biri olduğu beyan edilince buyurmuş ki; Tigana adam da değilmiş. Buradaki ayrı yazılan "dahi" anlamındaki "da"ya dikkat. Yani başka bir sürü şey de değilmiş. Nereden biliyorsa�
Oysa önümüze sunduğu adamlık kriterleri bellidir. Adamlık kriteri, cebine teknik direktörlük diploması koyup bir gün bile eşofmanları giyememektir. Karizmaya olası zararları vermekten özenle kaçınmaktır. Ve eşofmanlılar antrenman sahasında ter dökerken Fashion TV izlemektir. Adam olmayanları odalarında sudoku oynamakla suçlamaktır ve bunu takımı boşlama gerekçesi olarak ekranlardan açıklamaktır (Gülümsüyorum sadece ve keşke Fashion TV'de vakit harcayacağına sudoku çözebilsen diyorum).
Oysa adam(!) olmanın kıstası birilerinin mezarını derin kazmaktır. Ve tabi adam(!) olmak, mafyayla kolkola girmektir. Kulübün antetli kağıdıyla yurtdışına adam kaçırmaktır. Ve bunca şey kulübü karalamaya yetmezmiş gibi maç pazarlığı yapmaktır. 100 yıllık şerefli tarihe 101. yılında leke sürmektir. Ve bunlar için yargılanmaktır. Sonra da beraat etmeyi yeterli görmektir. Adam olmayanlar ise vicdanlardaki beraate bakar. Kabul, sadece bakar kalır. Adamlar(!) ise tekrar koltuklarına döner.
Adam(!) olanlar, er meydanı gazete köşelerinde kükreyenler� Çukurları gördükten sonra alçaklığı erdem sayıyorum.
Olası sorulardan kendimi koruyayım, nemelazım canımı yakacak bir soru da bana gelebilir. Fakat gene de tutamıyorum kendimi, son cümle yerine temennilerimi sunuyorum: Yaşasın Red Kit, Kahrolsun Daltonlar!