Murat Aru
23-05-2007, 16:31
Ben de şişe atanlardanım
İbrahim Altınsay
23/05/2007
'Bu federasyonla bu kadar'... 'Bu kadar' olan Fenerbahçe'nin şampiyonluğu... Söyleyen Fenerbahçeli bir yönetici değil, ülkenin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. Başbakan, her taraftar gibi tuttuğu takımın şampiyonluğuna sevineceğine federasyona laf sokuşturuyor. O zaman sormazlar mı? Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne giremedi, 4 puancıkla gruptan çıktığı UEFA Kupası'na ilk maçta veda etti. Bu da mı bu federasyonla oldu?
Aynı Başbakan bu sözü ettiği sıralarda Erzurum'da konuşacak. Gitmeden önce Erzurumspor'a 200 bin YTL'lik bir çıkma yapılıyor. Bir tür 'sus payı'... Futbolun kendi ayakları üzerinde durmasını, saydam olmasını, her takımın saha içinde hakça yarışmasını istiyoruz ya... Kim yapacak bunu? Hükümet önayak olacak, Meclis çağdaş ve işlerliği olan bir yasal temel oluşturacak. Kurumlar da kuralları tarafsız ve kendiliğinden uygulayacak ve futbol ortamı gelişecek. Böyle olsa, ister Cumhurbaşkanı, ister Başbakan, ister Genelkurmay Başkanı, ister Bakan olun, takımınızın atkısını takıp maça gidersiniz, maçı izlersiniz, kimse de size ses çıkarmaz.
Devlet kapısında kul
Peki neden olmuyor? Kimse kitlelerin duygularına seslenen futbol gibi bir aracı elinden kaçırmak istemiyor da ondan. Herkes yapabildiği kadar futbolu manipüle etmeye, yani kelimenin tam anlanıyla elini bu işe sokmaya çalışıyor. Belediye başkanlarının kulüp başkanı olması, belediyelerden kulüplere el altından para aktarılması yasaklanıyor ama ne gam, iktidar belediyelerinin başkanları 'onursal başkan' oluyor, hakem kararlarından, takımın taktiğine kadar her konuda ahkâm kesiyor. Kent halkının gereksinimleri için harcanması gereken kaynaklar el altından kulüplere aktarılıyor. Kayseri'deki gibi aynı kentten iki takım olduğunda "Sen fazla aldın, ben az aldım" kavgası yapanlar bile var. Sırf belediye başkanlığını kazanmak için yolundan çıkarılan Trabzonspor hâlâ politik
oyunların girdabından kurtulamıyor.
Meclis UEFA Kriterleri'ne uygun yasalar çıkaracağına, geçiş süreçleri öngöreceğine, Araştırma Komisyonu'nda uzmanları değil, dedikoducu yorumcuları dinliyor. 300 sayfalık raporun sonunda çare olarak 'futbolda şirketleşme'yi gösteriyor. Barcelona'nın, Schalke 04'ün birer dernek olduğunu bilmedikleri bir yana bu ortamda kulüpler şirketleşse ne olur, şirketleşmese ne olur? Gençlerbirliği Oftaş'ı bahis şikesi mafyası almaya kalksa bunu önleyecek gücünüz var mı!
Kulüpleri vergi aflarıyla, arsa ihsanlarıyla, kalıbına uydurup dağıtılan sadakalarla devlet kapısında kul yapmak... İşte resmi futbol politikamız bu. Bakın ülke seçime gidiyor. Türkiye'nin yönetimine talip olan partilerin hangisinin çağdaş ve aklı başında bir spor ve futbol programı var? Bırakın aklı başındasını, herhangi bir politikaları olduğu bile kuşkulu... Akılları fikirleri medyatik futbolcuları, futbol adamlarını transfer edip onların ünlerinden yararlanmak. Bu isimler de hangi vizyonlarına, bilgilerine güvenerek milletin vekilliğine soyunuyor anlamak mümkün değil. Dokunulmazlık zırhı mı çekici geliyor dersiniz?
Mitralyözle tarama
Öte yandan İddaa diye koca bir konu var. İyi ele alınmazsa futbolun sonu olacak, iyi yönetilirse futbolu ve kulüpleri güçlendirecek dev bir mali kaynak... Mevcut sistemde İddaa'dan elde edilen gelirin yüzde 10'u bile futbola geri dönmüyor, gerisi devlet kuruluşlarına gidiyor. Bahis işi hâlâ Spor Toto'nun tekelinde. Bu ortamda bahis işi özelleşse elbette daha büyük sakıncalara yol açabilir. Ancak bu haliyle de bir yandan KİT'lerden kurtulmuşken, öte yandan Spor Toto gibi çok büyük bir KİT yaratılmış oluyor.
Ülkeyi yönetmeye aday olan hiçbir parti bahis işini çağdaş düzenlemelere kavuşturarak futbola yayın haklarından katbekat fazla kaynak aktarmaktan söz etmiyor.
Futbol kendi ayakları üzerinde dursa, saydam ve hakça işlese, haksızlıklara ve yamukluklara karşı anında etkili ve adil önlemler alınsa ne olur? Tabii muktedirler nüfuz kavgasında kullanacakları çok elverişli bir silahı kaybeder. Taraftarı rakiplere, 'dış düşmanlara karşı' gaza getirip gemilerini yürütmeleri zora girer... Oysa biz futbolseverler bu ülkede rakip takımdan arkadaşlarımızla, akrabalarımızla her hafta sonu maça gitmek, eğlenmek, birbirimizi iğnelemek istiyoruz. Televizyonda seyrettiğimiz maçlar bizde de oynansın istiyoruz.
Dahası, bu ülkede futbolla ilgilenenler kadar ilgilenmeyen insanlar var. Hatta futbolu hiç sevmeyenler var. Bu insanların vergilerinden elde edilen kaynaklarla futbol üzerinden nüfuz savaşı vermek, bu insanların hayatlarını futbol kavgalarıyla zehir etmek hangi demokraside var.
Genelkurmay'ın muhtırasıyla başlayan Meclis iradesini engelleyen süreci, haklı olarak "Demokrasiye sıkılmış bir kurşun" olarak nitelemişti Başbakan... O zaman iktidarı boyunca hükümetinin, bakanlarının ve belediye başkanlarının futbola yaptığı müdahaleleri "Bu güzel oyunun mitralyözle taranması" kabul etmek gerekecek.
Bu adamlara bu kadarı bile fazla
Bugün yerim bitti sadece merkezi iktidara, Meclis'e, partilere değinebildim. Sırada federasyon, onun ceza ve disiplin ve tahkim kurulları, kulüp yönetimleri, valiler ve güvenlik güçleri var. Bu adamların futbolu izlenmez kıldığını, sonunda seyircileri ebediyen statlardan çıkarıp maç oynatacaklarını defalarca yazdım. Yine de saf bir inancım vardı. Bu futbol denen oyun 22 futbolcu ve hakemler sahaya çıktığında, beyaz dikdörtgen içinde kuralına göre oynanıyordu yine de. Ancak son Galatasaray-Fenerbahçe maçında gördük ki artık sahada futbol oynamak mümkün değil.
Ortaya çıkan bu durum karşısında, her kim ki, futbolun muktedirlerinin ektiği kuralsızlık ve düşmanlık tohumlarını görmüyorsa... Her kim ki tribünlere ağ gerecek, kırılmaz koltuk koyacak basireti bile gösteremeyenleri es geçiyorsa... Her kim ki iki hafta önce İnönü'de her türlü kışkırtmaya karşın seyircinin futbola ve yüzyıllık rekabete gösterdiği saygıyı küçümsüyor ve tribündeki 15-16 yaşındaki sorunlu gençleri hedef gösteriyorsa...
Onlar yazabilirler istedikleri puntolarla:
"İbrahim Altınsay da şişe atanlardandı."
İbrahim Altınsay
23/05/2007
'Bu federasyonla bu kadar'... 'Bu kadar' olan Fenerbahçe'nin şampiyonluğu... Söyleyen Fenerbahçeli bir yönetici değil, ülkenin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. Başbakan, her taraftar gibi tuttuğu takımın şampiyonluğuna sevineceğine federasyona laf sokuşturuyor. O zaman sormazlar mı? Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne giremedi, 4 puancıkla gruptan çıktığı UEFA Kupası'na ilk maçta veda etti. Bu da mı bu federasyonla oldu?
Aynı Başbakan bu sözü ettiği sıralarda Erzurum'da konuşacak. Gitmeden önce Erzurumspor'a 200 bin YTL'lik bir çıkma yapılıyor. Bir tür 'sus payı'... Futbolun kendi ayakları üzerinde durmasını, saydam olmasını, her takımın saha içinde hakça yarışmasını istiyoruz ya... Kim yapacak bunu? Hükümet önayak olacak, Meclis çağdaş ve işlerliği olan bir yasal temel oluşturacak. Kurumlar da kuralları tarafsız ve kendiliğinden uygulayacak ve futbol ortamı gelişecek. Böyle olsa, ister Cumhurbaşkanı, ister Başbakan, ister Genelkurmay Başkanı, ister Bakan olun, takımınızın atkısını takıp maça gidersiniz, maçı izlersiniz, kimse de size ses çıkarmaz.
Devlet kapısında kul
Peki neden olmuyor? Kimse kitlelerin duygularına seslenen futbol gibi bir aracı elinden kaçırmak istemiyor da ondan. Herkes yapabildiği kadar futbolu manipüle etmeye, yani kelimenin tam anlanıyla elini bu işe sokmaya çalışıyor. Belediye başkanlarının kulüp başkanı olması, belediyelerden kulüplere el altından para aktarılması yasaklanıyor ama ne gam, iktidar belediyelerinin başkanları 'onursal başkan' oluyor, hakem kararlarından, takımın taktiğine kadar her konuda ahkâm kesiyor. Kent halkının gereksinimleri için harcanması gereken kaynaklar el altından kulüplere aktarılıyor. Kayseri'deki gibi aynı kentten iki takım olduğunda "Sen fazla aldın, ben az aldım" kavgası yapanlar bile var. Sırf belediye başkanlığını kazanmak için yolundan çıkarılan Trabzonspor hâlâ politik
oyunların girdabından kurtulamıyor.
Meclis UEFA Kriterleri'ne uygun yasalar çıkaracağına, geçiş süreçleri öngöreceğine, Araştırma Komisyonu'nda uzmanları değil, dedikoducu yorumcuları dinliyor. 300 sayfalık raporun sonunda çare olarak 'futbolda şirketleşme'yi gösteriyor. Barcelona'nın, Schalke 04'ün birer dernek olduğunu bilmedikleri bir yana bu ortamda kulüpler şirketleşse ne olur, şirketleşmese ne olur? Gençlerbirliği Oftaş'ı bahis şikesi mafyası almaya kalksa bunu önleyecek gücünüz var mı!
Kulüpleri vergi aflarıyla, arsa ihsanlarıyla, kalıbına uydurup dağıtılan sadakalarla devlet kapısında kul yapmak... İşte resmi futbol politikamız bu. Bakın ülke seçime gidiyor. Türkiye'nin yönetimine talip olan partilerin hangisinin çağdaş ve aklı başında bir spor ve futbol programı var? Bırakın aklı başındasını, herhangi bir politikaları olduğu bile kuşkulu... Akılları fikirleri medyatik futbolcuları, futbol adamlarını transfer edip onların ünlerinden yararlanmak. Bu isimler de hangi vizyonlarına, bilgilerine güvenerek milletin vekilliğine soyunuyor anlamak mümkün değil. Dokunulmazlık zırhı mı çekici geliyor dersiniz?
Mitralyözle tarama
Öte yandan İddaa diye koca bir konu var. İyi ele alınmazsa futbolun sonu olacak, iyi yönetilirse futbolu ve kulüpleri güçlendirecek dev bir mali kaynak... Mevcut sistemde İddaa'dan elde edilen gelirin yüzde 10'u bile futbola geri dönmüyor, gerisi devlet kuruluşlarına gidiyor. Bahis işi hâlâ Spor Toto'nun tekelinde. Bu ortamda bahis işi özelleşse elbette daha büyük sakıncalara yol açabilir. Ancak bu haliyle de bir yandan KİT'lerden kurtulmuşken, öte yandan Spor Toto gibi çok büyük bir KİT yaratılmış oluyor.
Ülkeyi yönetmeye aday olan hiçbir parti bahis işini çağdaş düzenlemelere kavuşturarak futbola yayın haklarından katbekat fazla kaynak aktarmaktan söz etmiyor.
Futbol kendi ayakları üzerinde dursa, saydam ve hakça işlese, haksızlıklara ve yamukluklara karşı anında etkili ve adil önlemler alınsa ne olur? Tabii muktedirler nüfuz kavgasında kullanacakları çok elverişli bir silahı kaybeder. Taraftarı rakiplere, 'dış düşmanlara karşı' gaza getirip gemilerini yürütmeleri zora girer... Oysa biz futbolseverler bu ülkede rakip takımdan arkadaşlarımızla, akrabalarımızla her hafta sonu maça gitmek, eğlenmek, birbirimizi iğnelemek istiyoruz. Televizyonda seyrettiğimiz maçlar bizde de oynansın istiyoruz.
Dahası, bu ülkede futbolla ilgilenenler kadar ilgilenmeyen insanlar var. Hatta futbolu hiç sevmeyenler var. Bu insanların vergilerinden elde edilen kaynaklarla futbol üzerinden nüfuz savaşı vermek, bu insanların hayatlarını futbol kavgalarıyla zehir etmek hangi demokraside var.
Genelkurmay'ın muhtırasıyla başlayan Meclis iradesini engelleyen süreci, haklı olarak "Demokrasiye sıkılmış bir kurşun" olarak nitelemişti Başbakan... O zaman iktidarı boyunca hükümetinin, bakanlarının ve belediye başkanlarının futbola yaptığı müdahaleleri "Bu güzel oyunun mitralyözle taranması" kabul etmek gerekecek.
Bu adamlara bu kadarı bile fazla
Bugün yerim bitti sadece merkezi iktidara, Meclis'e, partilere değinebildim. Sırada federasyon, onun ceza ve disiplin ve tahkim kurulları, kulüp yönetimleri, valiler ve güvenlik güçleri var. Bu adamların futbolu izlenmez kıldığını, sonunda seyircileri ebediyen statlardan çıkarıp maç oynatacaklarını defalarca yazdım. Yine de saf bir inancım vardı. Bu futbol denen oyun 22 futbolcu ve hakemler sahaya çıktığında, beyaz dikdörtgen içinde kuralına göre oynanıyordu yine de. Ancak son Galatasaray-Fenerbahçe maçında gördük ki artık sahada futbol oynamak mümkün değil.
Ortaya çıkan bu durum karşısında, her kim ki, futbolun muktedirlerinin ektiği kuralsızlık ve düşmanlık tohumlarını görmüyorsa... Her kim ki tribünlere ağ gerecek, kırılmaz koltuk koyacak basireti bile gösteremeyenleri es geçiyorsa... Her kim ki iki hafta önce İnönü'de her türlü kışkırtmaya karşın seyircinin futbola ve yüzyıllık rekabete gösterdiği saygıyı küçümsüyor ve tribündeki 15-16 yaşındaki sorunlu gençleri hedef gösteriyorsa...
Onlar yazabilirler istedikleri puntolarla:
"İbrahim Altınsay da şişe atanlardandı."