Serenat Tutaklı
25-05-2007, 13:10
Yazılarımı hazırlamadan önce kendime meditasyon yaparcasına telkin ediyorum yalın yazmayı; ama kesinlikle basit değil. Sık sık karıştırılan iki kavram olduğunu düşünüyorum ve yalın olmanın da ne kadar zor olduğunu biliyorum. Bu yüzden de yalın olmak için sürekli satırlarımı gözden geçiriyorum. Daha önce de dile getirmiştim, yazarken nezaketi bazen bir kenara koymak gerektiğine inanıyorum. Çünkü aynı anda hem nazik hem de açık sözlü olamam.
Geçtiğimiz hafta da sade bir dille futbol dünyamızın çelişkilerine güncel olaylar üzerinden bir göz atmıştım. Amacım futbol dünyamızın balık hafızasına dikkat çekmekti. Kimseyi yaralamak/karalamak gibi bir niyetim yoktu. Ben sadece futbolumuzu yönetenlerin, hafızamızın parmakların arasından akan kum olmadığını bilmesini istiyorum. Bunun için de birçok kez benzer çelişkileri hatırlatmaktan keyif alıyorum.
Çelişkiler başlıklı yazımda, Bursaspor-Beşiktaş maçında yaşananlara, güncelliği nedeniyle fazlaca yer vermek zorunda kaldım. Gerçekten de öncesi ve sonrasıyla çelişkileri bir yumak haline dönüştüren bir maçtı. Yazımın ardından Bursaspor taraftarlarından sayısız mail aldım. Tarafgir olmakla, geri zekalılıkla, görmeden ve bilmeden yazmakla itham edenler, bir takım açıklamalarda bulunup bu doğrultuda, gerekli düzeltmeleri yapmazsam benimle "Yüce Türk Adaleti" önünde hesaplaşacağını iletenler… Sayısız mail ve tek bir fikir.
Galiba suya yazıyorumŞaşkınım... Şaşkınlığım beni tarafgir davranmakla itham edip yazdıklarımı göremeyecek denli taraftarlaşanlara... Ben Futbol Federasyonu temsilcilerinin pankartlara yönelik çifte standardını vurgularken, gelen hakaret dolu maillerde, İnönü Stadı'nda açılan pankartlara neden bir şey söylemediğim soruluyor.
Bu sayfada ayrım gözetmeksizin gördüğüm olumsuzluklara karşı tavır almaya çalışıyorum. Ancak bugüne kadar genelde üç büyüklere dokunduğum için övgüleri de yergileri de onlardan alıyordum. Bu kez bir Anadolu kulübünün taraftarları iğneyi tenlerinde hissedince öfkelendiler iliklerine dek... Futbolun diline yerleşen şiddete karşı elimden geldiğince karşı çıkıyorum ama birileri bana "Şikenin Rengi Her Yerde Aynı" yazan bir pankartı aklamaya çalışıyor. Benim derdim o pankartı asanlarla değil astıranlarla; asılı kalmasına müsaade eden yetkililerle. Yoksa asıl şiddeti körükleyen bu pankartı yazacak birileri hep olacaktır, bunu üzüntüyle kabul ediyorum.
Mutlu musunuz?Üzülüyorum; çünkü skorborda "Hesap Görüldü" yazısını yazdırıp, futbolcularına tişörtler giydiren yönetim becerisinin başkanı maçtan hemen sonra başkanlık yapmayacağını söylüyor. Gelecek yönetimi ve her daim kalıcı taraftarı bu sorunlar yumağıyla başbaşa bırakana değil, bana yöneliyor sorular ve en kibar deyimiyle eleştiriler. Öyleyse topluca rahat edin; geçtiğimiz cumartesi günü İnönü tribünleri hep bir ağızdan "Hesap bitmedi asıl şimdi başlıyor" diye bağırdı. Şimdi soruyorum; mutlu musunuz?
Yeni krizlere, sorunlara kapı açmaktan dolayı mutlu musunuz sayın yöneticiler ve öfke perdesiyle körelip bu yöneticiliğin peşinde yürüyenler? Şimdi gene öfke dolu mailler gelecek mi? Ve yine bir kez daha adalet önünde hesap vermekle tehdit edilecek miyim? Böyle bir şey için mahkemede ifade vermek zorunda kalırsam sadece gülerim...
Bir futbol maçı oynanıyor. Olan biten her şey cezai içerik taşıyor. Ben de bu durumu dile getiriyorum ve yaptıklarıyla kulübe ceza aldıracak olanlar, kendilerini cezalandıranlar mahkeme kapılarını işaret ediyor bana. Ortada bir cinayet var; futbol cinayeti... Ben de bu cinayeti gördüğümü yazıyorum, "tanığım" diyorum... Cinayet zanlısı, tanık hakkında şikayetçi olursa en basitinden gülünç olur.
Başa dönüyorum ve tekrar düşünüyorum. Gerçekten o kadar istememe rağmen derdimi yalın cümlelerle anlatamıyor muyum? Anneler gününde sahadaki gencecik bir oyuncunun annesine edilen küfrü eleştiriyorum ve bu oyuncunun kardeşi de küfredenlerin takımında oynuyor diyorum... Daha ne diyeyim?
Bir alıntı:
Sherlock Holmes romanlarından Kızıl Dosya'dan (Kesinlikle birine gönderme içermemektedir. Romanın adı gerçekten de böyledir) bir köşeye not ettiğim güzel bir bölümdür aşağıdaki. Der ki kahramanımız, "İnsan beynini boş bir çatı katına benzetiyorum. Orayı kendi seçtiğin mobilyalarla donatmalısın. Aptal biri, bulduğu her çeşit kütüğü içeri atar ve böylece işine yarayacak bilgiler kalabalık yüzünden dışarıda kalır ya da en iyi ihtimalle bir sürü başka eşya içinde onu bulmak zorlaşır. Becerikli bir insan, beyin katına ne koyacağına çok dikkat etmelidir. Sadece işine yarayacak aletlere sahip olmalıdır ama çok iyi seçilmiş bir çok alete… Ve en doğru sırada yerleştirilmiş olmalı bunlar. Odanın esnek duvarları olduğunu ve her hacme genişleyebileceğini düşünmek hatadır. Gün gelir, her yeni bilgi eklemesi yüzünden önceden bildiğin bir şeyi unutursun."
Gerçekten, çok mu anlaşılmaz yazıyorum?
Bir antrenör olarak çocuklara 'Kazansanız da, kaybetseniz de, kazanmış gibi davranın. Başınızı dik tutun' dedim hep. Kazanmak her şey değildir. Kazanmak için elinden gelen her şeyi yapmak... İşte o her şeydir!..
Pete Cava (Atletizm Antrenörü/Spor Yorumcu ve Danışmanı)
Vay vay vay!
Kazım Kanat: Benim yaptığım iş düşünce satmak.
Ahmet Çakar: Düşünce üretmek desek...
KK: Düşünce üretmek, ürettiğim düşünceyi takdim etmek. Buna futbol düşünürü, spor düşünürü diyebilirsin. Binlerce deneyimim var. Benim gibi insanları dünya el üstünde tutuyor. Benim gibi insanlara akil insanlar diyorlar. Yol gösterici. Tamam mı hocam?
AÇ: Sen kendini yol gösterici mi zannediyorsun?
KK: Öyleyim tabii. Sana da yol gösteriyorum.
(Santra - ATV)
Nerden başlasak, nasıl anlatsak...
Samet'i istemiyorum diye bağıranlardan rica ediyorum, hatta yalvarıyorum. Allah aşkına söyler misiniz; bu Samet'i neden istemiyorsunuz. Söyleyin yahu, söyleyin de biz de bilelim...
(Ömer Güvenç - Akşam)
Durulur Abi!
Canaydın, Galatasaray ne yazık ki berrak değil.
(Turgay Şeren - Akşam)
Oh! Gel keyfim gel!
Benim dünya umurumda değil. Fener şampiyon olmuş, derbilerde hiç kaybetmemiş.
(Ziya Şengül - Telegol, Star)
İtirafname:
Tigana çok suçlandı tabii. Biz de burada çok suçladık.
(Can Bartu - Futbol Pazarı, Kanal Türk)
Sudoku zeka açar, Fashion TV ne yapar?
Tigana odasında akşama kadar sudoku oynuyor, bira içiyor, tavla atıyor...
(Sinan Engin - 3. Devre, Kanal D)
Spor yazarından öneri:
F.Bahçeliler, ne kadar sevmeseniz de ne kadar hak etmiş olsa da yüzünü kızartmadan Kadıköy'e geldiği taktirde ona yeniden
F.Bahçe'yi cezalandıracak en küçük imkanı vermeyin ve sömürdüğü kulüpten bu defa zırnık dahi alamamasını temin edin. Yapacağınız tek şey, Ulusoy tribüne geldiği
sırada toplu halde ayağa kalkıp sırtınızı şeref tribüne dönerek onu sessizce protesto
etmek ve adaletsizliği yüzüne vurararak yerinize oturmak olmalıdır. Tabii eğer manasını anlarsa.
(Necati Bilgiç - Pas Fotomaç)
Geçtiğimiz hafta da sade bir dille futbol dünyamızın çelişkilerine güncel olaylar üzerinden bir göz atmıştım. Amacım futbol dünyamızın balık hafızasına dikkat çekmekti. Kimseyi yaralamak/karalamak gibi bir niyetim yoktu. Ben sadece futbolumuzu yönetenlerin, hafızamızın parmakların arasından akan kum olmadığını bilmesini istiyorum. Bunun için de birçok kez benzer çelişkileri hatırlatmaktan keyif alıyorum.
Çelişkiler başlıklı yazımda, Bursaspor-Beşiktaş maçında yaşananlara, güncelliği nedeniyle fazlaca yer vermek zorunda kaldım. Gerçekten de öncesi ve sonrasıyla çelişkileri bir yumak haline dönüştüren bir maçtı. Yazımın ardından Bursaspor taraftarlarından sayısız mail aldım. Tarafgir olmakla, geri zekalılıkla, görmeden ve bilmeden yazmakla itham edenler, bir takım açıklamalarda bulunup bu doğrultuda, gerekli düzeltmeleri yapmazsam benimle "Yüce Türk Adaleti" önünde hesaplaşacağını iletenler… Sayısız mail ve tek bir fikir.
Galiba suya yazıyorumŞaşkınım... Şaşkınlığım beni tarafgir davranmakla itham edip yazdıklarımı göremeyecek denli taraftarlaşanlara... Ben Futbol Federasyonu temsilcilerinin pankartlara yönelik çifte standardını vurgularken, gelen hakaret dolu maillerde, İnönü Stadı'nda açılan pankartlara neden bir şey söylemediğim soruluyor.
Bu sayfada ayrım gözetmeksizin gördüğüm olumsuzluklara karşı tavır almaya çalışıyorum. Ancak bugüne kadar genelde üç büyüklere dokunduğum için övgüleri de yergileri de onlardan alıyordum. Bu kez bir Anadolu kulübünün taraftarları iğneyi tenlerinde hissedince öfkelendiler iliklerine dek... Futbolun diline yerleşen şiddete karşı elimden geldiğince karşı çıkıyorum ama birileri bana "Şikenin Rengi Her Yerde Aynı" yazan bir pankartı aklamaya çalışıyor. Benim derdim o pankartı asanlarla değil astıranlarla; asılı kalmasına müsaade eden yetkililerle. Yoksa asıl şiddeti körükleyen bu pankartı yazacak birileri hep olacaktır, bunu üzüntüyle kabul ediyorum.
Mutlu musunuz?Üzülüyorum; çünkü skorborda "Hesap Görüldü" yazısını yazdırıp, futbolcularına tişörtler giydiren yönetim becerisinin başkanı maçtan hemen sonra başkanlık yapmayacağını söylüyor. Gelecek yönetimi ve her daim kalıcı taraftarı bu sorunlar yumağıyla başbaşa bırakana değil, bana yöneliyor sorular ve en kibar deyimiyle eleştiriler. Öyleyse topluca rahat edin; geçtiğimiz cumartesi günü İnönü tribünleri hep bir ağızdan "Hesap bitmedi asıl şimdi başlıyor" diye bağırdı. Şimdi soruyorum; mutlu musunuz?
Yeni krizlere, sorunlara kapı açmaktan dolayı mutlu musunuz sayın yöneticiler ve öfke perdesiyle körelip bu yöneticiliğin peşinde yürüyenler? Şimdi gene öfke dolu mailler gelecek mi? Ve yine bir kez daha adalet önünde hesap vermekle tehdit edilecek miyim? Böyle bir şey için mahkemede ifade vermek zorunda kalırsam sadece gülerim...
Bir futbol maçı oynanıyor. Olan biten her şey cezai içerik taşıyor. Ben de bu durumu dile getiriyorum ve yaptıklarıyla kulübe ceza aldıracak olanlar, kendilerini cezalandıranlar mahkeme kapılarını işaret ediyor bana. Ortada bir cinayet var; futbol cinayeti... Ben de bu cinayeti gördüğümü yazıyorum, "tanığım" diyorum... Cinayet zanlısı, tanık hakkında şikayetçi olursa en basitinden gülünç olur.
Başa dönüyorum ve tekrar düşünüyorum. Gerçekten o kadar istememe rağmen derdimi yalın cümlelerle anlatamıyor muyum? Anneler gününde sahadaki gencecik bir oyuncunun annesine edilen küfrü eleştiriyorum ve bu oyuncunun kardeşi de küfredenlerin takımında oynuyor diyorum... Daha ne diyeyim?
Bir alıntı:
Sherlock Holmes romanlarından Kızıl Dosya'dan (Kesinlikle birine gönderme içermemektedir. Romanın adı gerçekten de böyledir) bir köşeye not ettiğim güzel bir bölümdür aşağıdaki. Der ki kahramanımız, "İnsan beynini boş bir çatı katına benzetiyorum. Orayı kendi seçtiğin mobilyalarla donatmalısın. Aptal biri, bulduğu her çeşit kütüğü içeri atar ve böylece işine yarayacak bilgiler kalabalık yüzünden dışarıda kalır ya da en iyi ihtimalle bir sürü başka eşya içinde onu bulmak zorlaşır. Becerikli bir insan, beyin katına ne koyacağına çok dikkat etmelidir. Sadece işine yarayacak aletlere sahip olmalıdır ama çok iyi seçilmiş bir çok alete… Ve en doğru sırada yerleştirilmiş olmalı bunlar. Odanın esnek duvarları olduğunu ve her hacme genişleyebileceğini düşünmek hatadır. Gün gelir, her yeni bilgi eklemesi yüzünden önceden bildiğin bir şeyi unutursun."
Gerçekten, çok mu anlaşılmaz yazıyorum?
Bir antrenör olarak çocuklara 'Kazansanız da, kaybetseniz de, kazanmış gibi davranın. Başınızı dik tutun' dedim hep. Kazanmak her şey değildir. Kazanmak için elinden gelen her şeyi yapmak... İşte o her şeydir!..
Pete Cava (Atletizm Antrenörü/Spor Yorumcu ve Danışmanı)
Vay vay vay!
Kazım Kanat: Benim yaptığım iş düşünce satmak.
Ahmet Çakar: Düşünce üretmek desek...
KK: Düşünce üretmek, ürettiğim düşünceyi takdim etmek. Buna futbol düşünürü, spor düşünürü diyebilirsin. Binlerce deneyimim var. Benim gibi insanları dünya el üstünde tutuyor. Benim gibi insanlara akil insanlar diyorlar. Yol gösterici. Tamam mı hocam?
AÇ: Sen kendini yol gösterici mi zannediyorsun?
KK: Öyleyim tabii. Sana da yol gösteriyorum.
(Santra - ATV)
Nerden başlasak, nasıl anlatsak...
Samet'i istemiyorum diye bağıranlardan rica ediyorum, hatta yalvarıyorum. Allah aşkına söyler misiniz; bu Samet'i neden istemiyorsunuz. Söyleyin yahu, söyleyin de biz de bilelim...
(Ömer Güvenç - Akşam)
Durulur Abi!
Canaydın, Galatasaray ne yazık ki berrak değil.
(Turgay Şeren - Akşam)
Oh! Gel keyfim gel!
Benim dünya umurumda değil. Fener şampiyon olmuş, derbilerde hiç kaybetmemiş.
(Ziya Şengül - Telegol, Star)
İtirafname:
Tigana çok suçlandı tabii. Biz de burada çok suçladık.
(Can Bartu - Futbol Pazarı, Kanal Türk)
Sudoku zeka açar, Fashion TV ne yapar?
Tigana odasında akşama kadar sudoku oynuyor, bira içiyor, tavla atıyor...
(Sinan Engin - 3. Devre, Kanal D)
Spor yazarından öneri:
F.Bahçeliler, ne kadar sevmeseniz de ne kadar hak etmiş olsa da yüzünü kızartmadan Kadıköy'e geldiği taktirde ona yeniden
F.Bahçe'yi cezalandıracak en küçük imkanı vermeyin ve sömürdüğü kulüpten bu defa zırnık dahi alamamasını temin edin. Yapacağınız tek şey, Ulusoy tribüne geldiği
sırada toplu halde ayağa kalkıp sırtınızı şeref tribüne dönerek onu sessizce protesto
etmek ve adaletsizliği yüzüne vurararak yerinize oturmak olmalıdır. Tabii eğer manasını anlarsa.
(Necati Bilgiç - Pas Fotomaç)