PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Önce İnsan mıyız Yoksa Taraftar mı?


Muhittin Saban
26-05-2007, 04:21
Biliyorum “ Bu ne ya Muhittin abi yazın yine otobana çıkmış” der gibisiniz. Evet haklısınız ancak ben bu yazımı 12 Mart tarihinde klavyeme almıştım. Son olan olaylardan sonra da paylaşmaya karar verdim. Kaldı ki toplumsal duyarlılık konusunda en azından Halkın Takımı adına her hangi bir şüphem yok zaten. Ben genel olarak duyarsız tavır sergileyen ve bu yönde eğilimi olan kitleye yönelik yazmıştım bu yazımı. Dileyen okusun ne diyeyim. Alınmam valla...

Önce İnsan mıyız Yoksa Taraftar mı?

“ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” denir ya, ben de bu sözün doğruluğuna güvenerek “ Eğri oturup, doğru konuşmayacağım ”, aksine “ Doğru oturup, doğru konuşacağım ” !...

Bizlerin insan olarak “ özümüzden uzaklaştırılarak yaşamışlığımızın ” son kullanma tarihi artık geçmiştir. “ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ” denir ya, ben de bu sözün doğruluğuna güvenerek, “Eğri oturup, doğru konuşmayacağım ” aksine “Doğru oturup, doğru konuşacağım”

Bizlerin insan olarak “ özümüzden uzaklaştırılarak yaşamışlığımızın ” son kullanma tarihi artık geçmiştir. Gün özümüze dönme zamanıdır.

Önce bir karar verelim; Biz önce taraftar sonra insan mı yız? Yoksa önce insan sonra taraftar mıyız? Ben kararımı zaten vermiştim ve bu kararımdan da hiç taviz vermeden elimden geldiğince tavrımı göstermeye gayret ettim. Ya sizler? Evet sizler bunu düşünüp bu güne kadar kendi içinizde hiç muhakemesini yaptınız mı? Eminim ki yapmışsınızdır. Ama şu son yıllarda toplumsal olarak öyle bir yapıya büründürülüp öyle sığ kalıplar içine sokulmaya çalışılıyoruz ki ama artık bu sistemin işleyen çarkına çomak sokmanın zamanı geldi. Bu dişliden beslenen kan emicilerin oyununu bozmak ve yozlaşmış kültürümüze tekrar eski işlerliliğini kazandırmak adına kendi insanlığımıza olan borcumuzu ödemek için devrimsel değişim tadında ‘Özümüz’e tamamen dönerek başarmalıyız.

Hep beraber biraz öz eleştiri yapalım ve çok basit olarak bazı olayları analiz edelim. Şimdi ne Endüstriyel futboldan ne de taraftar olarak renklerimize duyduğumuz sevdadan bahsedeceğim.

Zamanının çoktan geldiğini düşünerek, insanlığımızdan, etik değerlerimizden, toplumsal anlamda doğru düşüncelere sahip birer dünya insanı olabilmek adına doğrudan yana olmaktan, doğru düşünüp doğru hareket etmekten bahsedeceğim. Unutmayın, “ hepimiz gelecek adına sorumluyuz ”.

Bizler önce insan doğduk sonra taraftar olduk. Annemizin rahmine düştüğümüz anda kimse bize “Şu takımı tutacaksın şu takım taraftarı olacaksın” demedi. Oraya düştüğümüz andan itibaren ölene kadar bize yüklenen misyon; her şartta her durumda insan gibi yaşamak, insan gibi hissetmek ve insan gibi davranmak olduğu gerçeğini unutmayalım.

Yaşadığımız şu günleri düşünün; Beşiktaş haksız yere ceza almış, Fenerbahçe şampiyon olamayacakmış, maç ertelenmiş, Galatasaray maçında sahaya atılan çakı açıkmış, kapalıymış,federasyon seçimleri için imzalar sahteymiş,Beşiktaş taraftarı Bursa’da görecekmiş, Gs liselilerin değil taraftarınmış, Ankara’da olaylar çıkmış, mış mış da mış mışş..!

Tüm taraftarlar ve o aidiyet duygularını içinde taşıyan bizlere soruyorum(Beşiktaş,Gs,Fb,Ts,Bs,Ss....vs)

Biz ne yapıyoruz böyle? Ne ile bu kadar meşgul olup neyi ölüm-kalım ve kan davası meselesi haline getiriyoruz? Nedir bizler için hayata dair olan konuların öncelliği? Sadece kötü futbola rağmen(kabullenerek) alınacak 3 puan mı ya da “Şurası şuna mezar olacak” ve “ Fincanı taştan oyarlar........” kompleksini göğsümüzü gere ve avazımız çıktığı kadar bağırmak ta mı olmalı bu öncelik?

Yok sa ; 5 yaşındaki Dilara’larımızın adi bir sorumsuzluk yüzünden “ellerinin” annesinin elleri arasından kayarak açık bırakılan rögar kapağının içine düşmesi ve yaşayacağı geleceği ile birlikte o karanlığa “gönderilmesi”ne verilecek tepki mi olmalı? Ya da hayvan bile olamayacak bir ruha sahip olup çok sıradan bir tartışma yüzünden darp ettikleri insanı eşinin gözleri önünde ve yalvarmasına rağmen Tarabya’ sahilinde soğuk sulara atarak ölümlerine ve ailelerin ocaklarının sönmesine neden olan suç makinelerine gösterilecek büyük toplumsal tepki mi olmalı?

Evet öncelik hangi olayda olmalı?

Birinci kısmı yani taraftarlık kısmını gayet iyi beceriyoruz da ikinci ve insanlık adına olan kısmını maalesef ki hakkıyla beceremiyoruz!

Maşallah, kendi futbol dünyamızda bir şeyler olup biterken bizlere dokunur biçimde yapılan uygulamalara ve gelişen olaylara çok tepkiliyiz. Oysa toplumsal olaylarda hele hele kendi insiyatifleri dışında hayatları gasp edilen insanlar adına yeterli bir tepkimiz yok. Ben şiddete başvuran birer anarşist olalım demiyorum. Demokratik olarak isyanımızı ve tepkimizi kamuoyu önünde gösterelim diyorum.

Şimdi şapkalarımızı önümüze koyalım;Bizler TV’de küçük Dilara’nın resmini, video görüntülerini gözü yaşıl annesi ve babasını ya da denize atılan gencin ağlayan eşini görünce içimiz burkuluyor ve yutkunuyoruz ve sonra da ya spor programları ya maçlar ya da aptal yarışma ve diziler sayesinde yüzümüzde oluşan tebessümler eşliğinde bu yutkunmayı gaz çıkartmalar eşliğinde sonlandırıyoruz. Yani hazmediyoruz!...Maalesef.

Ama takımımıza ve sevdalandığımız renklerimize bir haksızlık olunca ortalığı birbirine katmaktan geri kalmıyoruz. Telefonlar ediliyor, programlara bağlanılıyor, mailler, fakslar çekiliyor ve maçlarda tezahüratlar, sloganlar gırla gidiyor!

Sizler Dilara’nın gözü yaşlı babasının şu acılı ve insanı kalbinden kalbinden yaralayan sözlerini duydunuz mu?

“ 2 gün önce kendi saçını ve yaşayan kendi bedenini kokladığım yavrumun bugün sadece fotoğrafını ve elbiselerini koklamanın ve bundan başka bir şey yapamama çaresizliğini hissetmenin ne demek olduğunu bilebilir misiniz? ”

Şimdi daha da doğrulalım ve konuşalım;

Ankaragücü maçı devre arasında olaylar büyüyor, insanların kafaları patlıyor, kanlar akıyor! Ama olanları şeref tribününde seyreden iki bakan yani vatandaşın kendi güvenliğini emanet ettiği devlet yetkilileri pişkin pişkin gülerek sanki kanlı bir stand-up seyrediyorlar! Hem de içlerinden birisi Spordan Sorumlu Devlet Bakanı (Bakıyordu zaten)

Burası Türkiye! Eh ne olacaktı ki olay fotoğraf olarak aynen “ İmam .....sa, Cemaat.......” misali! değil miydi?

Sayın Bakan üstlenmesi gereken sorumluluğu ile eğer pişkin pişkin gülmeyip de olayı doğru analiz edip maç sonu olacak olayları tahmin edebilseydi her şey çok daha farklı olurdu. Bakan, Emnniyet yetkililerini kararlılığı ve yetkisinin gücü ile önlem almaya yönlendirseydi ne Polis yaralanır ne de taraftar maç sonu dayak yerdi.(Maçın öncesini tartışmayacağım) İlla Polis ya da bir taraftar mı ölmesi lazım önlem için? Orada ölü çıkmaması bir şanstır.

Ya İtalya; Bir polis aynı tarz bir olayda ölüyor ve adamlar jet hızı ile radikal önlemler alıyorlar. Deyim yerindeyse “Babalarını tanımıyorlar”

Ya bizde; 30 sene önce olan olaylar halen devam ediyor, tribün kavgaları saha içi olayları yaralanmalar, ölümler (Sivas-Kayseri maçı 40 ölü!) analara bacılara küfürler de aynen devam ediyor. Çünkü oy kaygısı taşıyan siyasi oteritelerce hiç bir radikal karar alınmamış. Taraftar profili eğitim çağının başından itibaren toplumsal yaşama uyumluluk adına eğitilmeye başlanmamış ve adam gibi yaptırımlar uygulanmamış. Yani anlayacağınız “Demoklesin kılıcı” doğruluk adına futbol camiasının üstünde, denetleyen bir dinamik olgu olarak sallandırılmamış.

Şimdi biraz daha doğrularak konuşmam gerekirse;( Tüm takım taraftarları açısından)

Çok açık olarak söylüyorum, “ Çözüm işi yine bizlere düşüyor.” Bizler vicdanımıza ve özümüzde ki insan hamurumuza dayanarak toplum içinde çizeceğimiz duyarlı taraftar profili ve hem tribünlerde yansıtacağımız tavırlarımız ile bu olayların önüne geçmeliyiz çünkü buna mecburuz. Bunu yaparken de rantçı Başkanlar, yöneticiler ve sorum(suz)lu bakanlar, sorumsuz kışkırtıcı medya yani tüm sömürgenler bize müdahil olmadan yapmalıyız. Belki bizdeki doğru, kararlı tavrı ve insani davranışları görürler de biraz utanarak nemalanma işlerini de kesip kendilerine çeki düzen verirler. Hatta zorunda kalarak verirler...

Bu konuyu dile getirmemde ki gayem sadece bizlerin sorumlu birer insan olarak ne hissetmemiz gerektiğidir. Soruyorum size elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin; “ Hangi olayda gündem konuşuyoruz ve yorum yapıyoruz?” Toplumsal ya da bireysel vahşet gerçekleşen ya da haksızlık sergilenen olayları vicdan seanslarımızda öylesine geçiştirmiyor muyuz? Ama konu sevdalı olduğumuz renkler olunca, vatan, millet, Sakarya, ölüm-kalım ve kan davası bakış açısı ile işin üstüne gidiyoruz!

Tabi ki sosyal hayatın içindeki yanlış uygulamalar ve bizim yüreğimizi dağlayan olaylara tepki olarak ortalığı yakıp yıkalım demiyorum. Toplumsal olarak sesli bir tavır ile her türlü vatandaşlık haklarımızı kullanarak tepkimizi verelim diyorum. Bunu elimizde en uygun olarak gözüken platform olan forumlarda tartışarak, ilgili yerlere yollayacağımız yazılı tepkilerle dile getirerek ve sesli(serbest) kürsümüz olan tribünlerden çıkarak doğru adreslere gidecek olan anlamlı ve “ahlaklı” sloganlar ile yapmalıyız. Şunu özümsemeliyiz; Futbol dışı ya da içi gelişen olaylara, Ne küfürle, ne sahaya koltuk atmakla, ne sağa sola, polise ve rakibe taş atmakla gösterilmez bu tavır. Bizlerin tepkisine rakip seyirci de yandaş olmalı ve çıkartılan o ses Türkiye’de gündem yaratmalıdır. Çarşı bu misyonu her ne kadar üstlense de yeterli değildir. Eğer kendimize öncüyüz diyorsak ve yürekli olarak bir misyon üstleniyorsak; Önce toplumumuz ve insanımız sonra diğer sevdamız değerlendirilmeli. Küçücük bir kızımızın hayatı bizim renklerimize olan sevdamızdan daha önemli olmamalı. Bizler nasıl ki “Cehenneme kombine aldık” diyecek kadar kararlıysak o zaman yaşadığımız dünyayı evlatlarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere de bir cennet olarak bırakıp öylece gidecek kadar da kararlı olmamız lazımdır. Çünkü bize bu yakışır.

Ola ki bunu yapacak kadar organize olamıyorsak o zaman en azından sizlerden şunu rica ediyorum; Maçlar ve maç sonrası işlettiğimiz tepki mekanizmasının hızının daha fazlasını kendi vicdanımızda yaşayalım. Bu yaşanış da “Bir kelebeğin ömrü kadar dolu olsun ama kelebeğin hayatı kadar da kısa olmasın.”

Şunu çok iyi algılamalıyız ki; Futbol, her akşam maç öncelerinde oynayan reklamlarda bize enjekte edildiği gibi sosyal yaşamımız içinde olan her şeyden ve en önemlisi de insani değerlerimizden önce gelmemeli.

Unutmayalım ki; Hepimizin ailesinde yaşayan birer Dilara’sı ve hepimizin dövülüp denize atılarak, öldürülecek potansiyellikte ve halen yaşayan birer yakını mutlaka vardır. En azından bundan sonra bu tür olaylara karşı sorumluluk duyarak tavrımızı koyalım.

Toplumumuzu bu kadar sömüren, ahlaki değerlerini bu kadar erezyona uğratan, para ve rant uğruna insanları insanlıktan çıkartan sistem ne kadar acımasız ve ne kadar direngen olursa olsun çok iyi bilmeleri gereken tokat gibi bir gerçek var aslında;

Şöyle ki;

“ Masum, günahsız ve tertemiz ruhlu” insanları” doğuran analar var oldukça ümidimizi kesmiyoruz. Onlar ki anaların rahmine el atamayacaklarına göre yaşayan ve yaşatılacak olan doğru insanların misyonu, sorumluluğu ve insani mücadeleleri de sonsuza kadar devam edecektir.

Şimdi karar verelim;

“Önce İnsan mıyız yoksa taraftar mı?”

Özer Özçetin
26-05-2007, 18:42
Elbette insanız,insan olmalıyız,insan olmanın gereğini yerine getirmeliyiz.Haksızlıklara dur demenin veya haksızlık oluyor diyebilmenin en kolay adresi Beşiktaş,zaten haksızlıklara karşı durmadığın anda insanlığı kaybetmekle eşdeğersin.Yani taraftarlık bir yana elbette insan olmak ve hep haksızlığa uğrayan içerden dışardan Beşiktaşın yanında olmak sevdasının kucağında yer almak.Belkide Beşiktaşlılık isyanın en kolay adresi.

Gürhan Oğuz
26-05-2007, 19:15
hakkın istediği kudret mayası
özde ben bir insan olmaya geldim
...

Endüstrileşme gelişirken beraberinde toplumlardada dejenerelik başlamıştır
toplumlar sanayi larak ileri attığı her adımın karşılığında insanlık adına geri ædımlar başlamıştır.
İnsan hakları ve toplumsal sorumluluk artık ekonomik olarak değer kazanmaya başlamıştır
işte burada insanlığın içinde bulunduğu şartlara bakarak
elbetteki İNSANLIK öldümü demek kalıyor geriye

Yok insanlık ölmedi daha
emek var olduğu müddetçe varlığını sürdürecektir

Rıza Aslan
27-05-2007, 14:07
Bu başlıkta
Yazmış olduğum yazıyı kendi inisiyatifimle kaldırıyorum..
Rıza Aslan..

Muhittin Saban
27-05-2007, 15:03
Rıza bey,

Taraf olmanız ya da olmamanız meselesine takılmadan ekleme yapmak istiyorum.

Ben taraf olmak konusunda takılmadım aslında. Tabi ki taraf olmak ve taraf olduğun noktayı da savunmak insani bir tavırdır. Ancak ben gelişen olaylar karşısında insan olarak bizlerin önce neyi önemsediğimiz ve nasıl tavır göstereceğimiz konusu üzerinde durmak istedim.

Çok da basit bir örnek verdim;

Hani "Türkcell Süper Lig hiiçç bitmesin" diye bir slogan var bir reklamın içinde ve o reklamda sözde futbol hastası bazı kişilere mikrofon uzatıyorlar. Mikrofon uzatilan kişi ise şunu vurgulamaya çalışıyor; Ben çok önemli bir işim olmasına rağmen(Bu ailesel, sevgisel, yardım, vs.) maça gitmeyi ya da kaçmayı tercih ettiğini söylüyor. İşte ben bu noktada bu düşünceye saygı duymak ile birlikte kendime uygun olanı dile getiriyorum. Yani futbolun hiç bir zaman sevdiklerimizden ailemizden ve öncelikle etik değerlerden önce gelmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Sevgili Rıza sana çok daha çarpıcı bir örnej vermek istiyorum;

2 hafta önce Ankara maçı için Halkın Takımı ailesinden dostlar ile şairlerden stada doğru giderken her zaman yaşanan bir olay oldu. Dolmabahçe kaldırımlarında yürüyoruz ve bir belediye otobüsü geçti stada doğru. İçinde de bir Fener'li taraftar varmış sanırım ama ben göremedim. Ya da üzerinde sarı-lacivert bir şeyler vardı. Ne olduysa semt tarafından gelen taraftarların arasından bir iki kişi birden otobüsü tekmelemeye ve yumruklamaya başladılar küfürler eşliğinde! Otobüs gittikçe onlar da peşinden aynı tepkileri sürdürüyorlardı. Neyse sanırım bizden bir kaç arkadaş o kişilere engel olmak için müdahale ettiler. Engellediler, yani sağduyulu ve olması gerektiği gibi davrandılar.

Şİmdi taraftar olarak semtte rakip seyircinin amacını aşan hareketlerine engel olmak farklı bir şey, tek başına seyahat hakkını kullanan rakip seyirciye böyle taşkın davranmak başka bir şey. İşte benim takıldığım nokta bu.

Yukarıda anlattığım olayda taraftar olarak önce İnsan tarafımız devreye girmeli her zaman. Tabiki hem İnsanız hem de taraftar. İkisi de gayet güzel bir arada işleyecek kavramlar.

Özhan Canaydın'ın başkanlığını, icraatlerini ya da koltuk hırsını eleştirebiliriz. Ancak 6-0 lık maçtan sonra rakibinin elini sıkmasını eleştiremeyiz. İşte burada Canaydın'ın insan tarafı devereye girmiştir. Gerçi ona verilen Fair Play ödülünü çöpe atacak dereceye getirmişlerdir kendisini ama ne olursa olsun o an yapılması gerekeni yapmıştır.

Eğer Fair Play adına onun bu tavrını destekleyecek ve onure edecek aynı türde davranışlar devam ettirilseydi işte o zaman yeşil sahaların bireyleri "Önce İnsan Sonra Taraftar" madalyasını takacaklardı.

Zaten ben yazımın içeriğinde hem taraftar olarak hem de günlük yaşamımız içinde çeşitli olaylarla maruz kalan bireyler olarak tavrımızı belirlememiz gerektiğini dile getirme çabasındaydım. Ben yazımı yazarken tarihler 12 mart'ı gösteriyordu yani 5 yaşındaki küçük Dilara'nın açık rögar kapağından içeri düşüp hayatını kaybettiği günlerin hemen sonrası. Ailesinin yanında dövülüp Kireçburnu'nda denize atılarak ölümüne sebep olunan bir gencin acısının yaşandığı günlerin hemen sonrasıydı.

Zaten buraya yönelik bir yazı olmayıp toplumumuzun genel profiline ve taraftara yönelik bir analizdi. Tekrar ediyorum; Genel olarak taraftar kimliklerinin ön plana çıktığını görmek ve toplumsal olaylarda verilen tepkilerin yeşil sahadakilerden daha cılız kaldığını bilmek canımı sıkmıştı. Herkesi aynı kategoride tanımlayamam. Dediğim gibi Çarşı oluşumu ya da Halkın takımı platformu üzerine düşeni gerektiği gibi yapmaktalar. Ya diğerleri?

Zaten okuyupta üzerine alınanlar çıkıyorsa gerisi önemli değil. Bir kişiyi bile düşünceye sevketmek sevindiricidir benim için.

.

Metın Demır
15-06-2007, 16:25
Muhittin abi ;bu konu başlığı ile ilgili yazdığın her şeyin altına imza atmamak mümkünmü.bütün kalbimle seni destekliyorum bizim bu duyarlılığımızın (ÇARŞI-HALKIN TAKIMI)başkalarına da örnek olmasını dilerim.(bu yazıyı bugün okuyabildim)