Muhittin Saban
26-05-2007, 04:21
Biliyorum “ Bu ne ya Muhittin abi yazın yine otobana çıkmış” der gibisiniz. Evet haklısınız ancak ben bu yazımı 12 Mart tarihinde klavyeme almıştım. Son olan olaylardan sonra da paylaşmaya karar verdim. Kaldı ki toplumsal duyarlılık konusunda en azından Halkın Takımı adına her hangi bir şüphem yok zaten. Ben genel olarak duyarsız tavır sergileyen ve bu yönde eğilimi olan kitleye yönelik yazmıştım bu yazımı. Dileyen okusun ne diyeyim. Alınmam valla...
Önce İnsan mıyız Yoksa Taraftar mı?
“ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” denir ya, ben de bu sözün doğruluğuna güvenerek “ Eğri oturup, doğru konuşmayacağım ”, aksine “ Doğru oturup, doğru konuşacağım ” !...
Bizlerin insan olarak “ özümüzden uzaklaştırılarak yaşamışlığımızın ” son kullanma tarihi artık geçmiştir. “ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ” denir ya, ben de bu sözün doğruluğuna güvenerek, “Eğri oturup, doğru konuşmayacağım ” aksine “Doğru oturup, doğru konuşacağım”
Bizlerin insan olarak “ özümüzden uzaklaştırılarak yaşamışlığımızın ” son kullanma tarihi artık geçmiştir. Gün özümüze dönme zamanıdır.
Önce bir karar verelim; Biz önce taraftar sonra insan mı yız? Yoksa önce insan sonra taraftar mıyız? Ben kararımı zaten vermiştim ve bu kararımdan da hiç taviz vermeden elimden geldiğince tavrımı göstermeye gayret ettim. Ya sizler? Evet sizler bunu düşünüp bu güne kadar kendi içinizde hiç muhakemesini yaptınız mı? Eminim ki yapmışsınızdır. Ama şu son yıllarda toplumsal olarak öyle bir yapıya büründürülüp öyle sığ kalıplar içine sokulmaya çalışılıyoruz ki ama artık bu sistemin işleyen çarkına çomak sokmanın zamanı geldi. Bu dişliden beslenen kan emicilerin oyununu bozmak ve yozlaşmış kültürümüze tekrar eski işlerliliğini kazandırmak adına kendi insanlığımıza olan borcumuzu ödemek için devrimsel değişim tadında ‘Özümüz’e tamamen dönerek başarmalıyız.
Hep beraber biraz öz eleştiri yapalım ve çok basit olarak bazı olayları analiz edelim. Şimdi ne Endüstriyel futboldan ne de taraftar olarak renklerimize duyduğumuz sevdadan bahsedeceğim.
Zamanının çoktan geldiğini düşünerek, insanlığımızdan, etik değerlerimizden, toplumsal anlamda doğru düşüncelere sahip birer dünya insanı olabilmek adına doğrudan yana olmaktan, doğru düşünüp doğru hareket etmekten bahsedeceğim. Unutmayın, “ hepimiz gelecek adına sorumluyuz ”.
Bizler önce insan doğduk sonra taraftar olduk. Annemizin rahmine düştüğümüz anda kimse bize “Şu takımı tutacaksın şu takım taraftarı olacaksın” demedi. Oraya düştüğümüz andan itibaren ölene kadar bize yüklenen misyon; her şartta her durumda insan gibi yaşamak, insan gibi hissetmek ve insan gibi davranmak olduğu gerçeğini unutmayalım.
Yaşadığımız şu günleri düşünün; Beşiktaş haksız yere ceza almış, Fenerbahçe şampiyon olamayacakmış, maç ertelenmiş, Galatasaray maçında sahaya atılan çakı açıkmış, kapalıymış,federasyon seçimleri için imzalar sahteymiş,Beşiktaş taraftarı Bursa’da görecekmiş, Gs liselilerin değil taraftarınmış, Ankara’da olaylar çıkmış, mış mış da mış mışş..!
Tüm taraftarlar ve o aidiyet duygularını içinde taşıyan bizlere soruyorum(Beşiktaş,Gs,Fb,Ts,Bs,Ss....vs)
Biz ne yapıyoruz böyle? Ne ile bu kadar meşgul olup neyi ölüm-kalım ve kan davası meselesi haline getiriyoruz? Nedir bizler için hayata dair olan konuların öncelliği? Sadece kötü futbola rağmen(kabullenerek) alınacak 3 puan mı ya da “Şurası şuna mezar olacak” ve “ Fincanı taştan oyarlar........” kompleksini göğsümüzü gere ve avazımız çıktığı kadar bağırmak ta mı olmalı bu öncelik?
Yok sa ; 5 yaşındaki Dilara’larımızın adi bir sorumsuzluk yüzünden “ellerinin” annesinin elleri arasından kayarak açık bırakılan rögar kapağının içine düşmesi ve yaşayacağı geleceği ile birlikte o karanlığa “gönderilmesi”ne verilecek tepki mi olmalı? Ya da hayvan bile olamayacak bir ruha sahip olup çok sıradan bir tartışma yüzünden darp ettikleri insanı eşinin gözleri önünde ve yalvarmasına rağmen Tarabya’ sahilinde soğuk sulara atarak ölümlerine ve ailelerin ocaklarının sönmesine neden olan suç makinelerine gösterilecek büyük toplumsal tepki mi olmalı?
Evet öncelik hangi olayda olmalı?
Birinci kısmı yani taraftarlık kısmını gayet iyi beceriyoruz da ikinci ve insanlık adına olan kısmını maalesef ki hakkıyla beceremiyoruz!
Maşallah, kendi futbol dünyamızda bir şeyler olup biterken bizlere dokunur biçimde yapılan uygulamalara ve gelişen olaylara çok tepkiliyiz. Oysa toplumsal olaylarda hele hele kendi insiyatifleri dışında hayatları gasp edilen insanlar adına yeterli bir tepkimiz yok. Ben şiddete başvuran birer anarşist olalım demiyorum. Demokratik olarak isyanımızı ve tepkimizi kamuoyu önünde gösterelim diyorum.
Şimdi şapkalarımızı önümüze koyalım;Bizler TV’de küçük Dilara’nın resmini, video görüntülerini gözü yaşıl annesi ve babasını ya da denize atılan gencin ağlayan eşini görünce içimiz burkuluyor ve yutkunuyoruz ve sonra da ya spor programları ya maçlar ya da aptal yarışma ve diziler sayesinde yüzümüzde oluşan tebessümler eşliğinde bu yutkunmayı gaz çıkartmalar eşliğinde sonlandırıyoruz. Yani hazmediyoruz!...Maalesef.
Ama takımımıza ve sevdalandığımız renklerimize bir haksızlık olunca ortalığı birbirine katmaktan geri kalmıyoruz. Telefonlar ediliyor, programlara bağlanılıyor, mailler, fakslar çekiliyor ve maçlarda tezahüratlar, sloganlar gırla gidiyor!
Sizler Dilara’nın gözü yaşlı babasının şu acılı ve insanı kalbinden kalbinden yaralayan sözlerini duydunuz mu?
“ 2 gün önce kendi saçını ve yaşayan kendi bedenini kokladığım yavrumun bugün sadece fotoğrafını ve elbiselerini koklamanın ve bundan başka bir şey yapamama çaresizliğini hissetmenin ne demek olduğunu bilebilir misiniz? ”
Şimdi daha da doğrulalım ve konuşalım;
Ankaragücü maçı devre arasında olaylar büyüyor, insanların kafaları patlıyor, kanlar akıyor! Ama olanları şeref tribününde seyreden iki bakan yani vatandaşın kendi güvenliğini emanet ettiği devlet yetkilileri pişkin pişkin gülerek sanki kanlı bir stand-up seyrediyorlar! Hem de içlerinden birisi Spordan Sorumlu Devlet Bakanı (Bakıyordu zaten)
Burası Türkiye! Eh ne olacaktı ki olay fotoğraf olarak aynen “ İmam .....sa, Cemaat.......” misali! değil miydi?
Sayın Bakan üstlenmesi gereken sorumluluğu ile eğer pişkin pişkin gülmeyip de olayı doğru analiz edip maç sonu olacak olayları tahmin edebilseydi her şey çok daha farklı olurdu. Bakan, Emnniyet yetkililerini kararlılığı ve yetkisinin gücü ile önlem almaya yönlendirseydi ne Polis yaralanır ne de taraftar maç sonu dayak yerdi.(Maçın öncesini tartışmayacağım) İlla Polis ya da bir taraftar mı ölmesi lazım önlem için? Orada ölü çıkmaması bir şanstır.
Ya İtalya; Bir polis aynı tarz bir olayda ölüyor ve adamlar jet hızı ile radikal önlemler alıyorlar. Deyim yerindeyse “Babalarını tanımıyorlar”
Ya bizde; 30 sene önce olan olaylar halen devam ediyor, tribün kavgaları saha içi olayları yaralanmalar, ölümler (Sivas-Kayseri maçı 40 ölü!) analara bacılara küfürler de aynen devam ediyor. Çünkü oy kaygısı taşıyan siyasi oteritelerce hiç bir radikal karar alınmamış. Taraftar profili eğitim çağının başından itibaren toplumsal yaşama uyumluluk adına eğitilmeye başlanmamış ve adam gibi yaptırımlar uygulanmamış. Yani anlayacağınız “Demoklesin kılıcı” doğruluk adına futbol camiasının üstünde, denetleyen bir dinamik olgu olarak sallandırılmamış.
Şimdi biraz daha doğrularak konuşmam gerekirse;( Tüm takım taraftarları açısından)
Çok açık olarak söylüyorum, “ Çözüm işi yine bizlere düşüyor.” Bizler vicdanımıza ve özümüzde ki insan hamurumuza dayanarak toplum içinde çizeceğimiz duyarlı taraftar profili ve hem tribünlerde yansıtacağımız tavırlarımız ile bu olayların önüne geçmeliyiz çünkü buna mecburuz. Bunu yaparken de rantçı Başkanlar, yöneticiler ve sorum(suz)lu bakanlar, sorumsuz kışkırtıcı medya yani tüm sömürgenler bize müdahil olmadan yapmalıyız. Belki bizdeki doğru, kararlı tavrı ve insani davranışları görürler de biraz utanarak nemalanma işlerini de kesip kendilerine çeki düzen verirler. Hatta zorunda kalarak verirler...
Bu konuyu dile getirmemde ki gayem sadece bizlerin sorumlu birer insan olarak ne hissetmemiz gerektiğidir. Soruyorum size elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin; “ Hangi olayda gündem konuşuyoruz ve yorum yapıyoruz?” Toplumsal ya da bireysel vahşet gerçekleşen ya da haksızlık sergilenen olayları vicdan seanslarımızda öylesine geçiştirmiyor muyuz? Ama konu sevdalı olduğumuz renkler olunca, vatan, millet, Sakarya, ölüm-kalım ve kan davası bakış açısı ile işin üstüne gidiyoruz!
Tabi ki sosyal hayatın içindeki yanlış uygulamalar ve bizim yüreğimizi dağlayan olaylara tepki olarak ortalığı yakıp yıkalım demiyorum. Toplumsal olarak sesli bir tavır ile her türlü vatandaşlık haklarımızı kullanarak tepkimizi verelim diyorum. Bunu elimizde en uygun olarak gözüken platform olan forumlarda tartışarak, ilgili yerlere yollayacağımız yazılı tepkilerle dile getirerek ve sesli(serbest) kürsümüz olan tribünlerden çıkarak doğru adreslere gidecek olan anlamlı ve “ahlaklı” sloganlar ile yapmalıyız. Şunu özümsemeliyiz; Futbol dışı ya da içi gelişen olaylara, Ne küfürle, ne sahaya koltuk atmakla, ne sağa sola, polise ve rakibe taş atmakla gösterilmez bu tavır. Bizlerin tepkisine rakip seyirci de yandaş olmalı ve çıkartılan o ses Türkiye’de gündem yaratmalıdır. Çarşı bu misyonu her ne kadar üstlense de yeterli değildir. Eğer kendimize öncüyüz diyorsak ve yürekli olarak bir misyon üstleniyorsak; Önce toplumumuz ve insanımız sonra diğer sevdamız değerlendirilmeli. Küçücük bir kızımızın hayatı bizim renklerimize olan sevdamızdan daha önemli olmamalı. Bizler nasıl ki “Cehenneme kombine aldık” diyecek kadar kararlıysak o zaman yaşadığımız dünyayı evlatlarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere de bir cennet olarak bırakıp öylece gidecek kadar da kararlı olmamız lazımdır. Çünkü bize bu yakışır.
Ola ki bunu yapacak kadar organize olamıyorsak o zaman en azından sizlerden şunu rica ediyorum; Maçlar ve maç sonrası işlettiğimiz tepki mekanizmasının hızının daha fazlasını kendi vicdanımızda yaşayalım. Bu yaşanış da “Bir kelebeğin ömrü kadar dolu olsun ama kelebeğin hayatı kadar da kısa olmasın.”
Şunu çok iyi algılamalıyız ki; Futbol, her akşam maç öncelerinde oynayan reklamlarda bize enjekte edildiği gibi sosyal yaşamımız içinde olan her şeyden ve en önemlisi de insani değerlerimizden önce gelmemeli.
Unutmayalım ki; Hepimizin ailesinde yaşayan birer Dilara’sı ve hepimizin dövülüp denize atılarak, öldürülecek potansiyellikte ve halen yaşayan birer yakını mutlaka vardır. En azından bundan sonra bu tür olaylara karşı sorumluluk duyarak tavrımızı koyalım.
Toplumumuzu bu kadar sömüren, ahlaki değerlerini bu kadar erezyona uğratan, para ve rant uğruna insanları insanlıktan çıkartan sistem ne kadar acımasız ve ne kadar direngen olursa olsun çok iyi bilmeleri gereken tokat gibi bir gerçek var aslında;
Şöyle ki;
“ Masum, günahsız ve tertemiz ruhlu” insanları” doğuran analar var oldukça ümidimizi kesmiyoruz. Onlar ki anaların rahmine el atamayacaklarına göre yaşayan ve yaşatılacak olan doğru insanların misyonu, sorumluluğu ve insani mücadeleleri de sonsuza kadar devam edecektir.
Şimdi karar verelim;
“Önce İnsan mıyız yoksa taraftar mı?”
Önce İnsan mıyız Yoksa Taraftar mı?
“ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” denir ya, ben de bu sözün doğruluğuna güvenerek “ Eğri oturup, doğru konuşmayacağım ”, aksine “ Doğru oturup, doğru konuşacağım ” !...
Bizlerin insan olarak “ özümüzden uzaklaştırılarak yaşamışlığımızın ” son kullanma tarihi artık geçmiştir. “ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ” denir ya, ben de bu sözün doğruluğuna güvenerek, “Eğri oturup, doğru konuşmayacağım ” aksine “Doğru oturup, doğru konuşacağım”
Bizlerin insan olarak “ özümüzden uzaklaştırılarak yaşamışlığımızın ” son kullanma tarihi artık geçmiştir. Gün özümüze dönme zamanıdır.
Önce bir karar verelim; Biz önce taraftar sonra insan mı yız? Yoksa önce insan sonra taraftar mıyız? Ben kararımı zaten vermiştim ve bu kararımdan da hiç taviz vermeden elimden geldiğince tavrımı göstermeye gayret ettim. Ya sizler? Evet sizler bunu düşünüp bu güne kadar kendi içinizde hiç muhakemesini yaptınız mı? Eminim ki yapmışsınızdır. Ama şu son yıllarda toplumsal olarak öyle bir yapıya büründürülüp öyle sığ kalıplar içine sokulmaya çalışılıyoruz ki ama artık bu sistemin işleyen çarkına çomak sokmanın zamanı geldi. Bu dişliden beslenen kan emicilerin oyununu bozmak ve yozlaşmış kültürümüze tekrar eski işlerliliğini kazandırmak adına kendi insanlığımıza olan borcumuzu ödemek için devrimsel değişim tadında ‘Özümüz’e tamamen dönerek başarmalıyız.
Hep beraber biraz öz eleştiri yapalım ve çok basit olarak bazı olayları analiz edelim. Şimdi ne Endüstriyel futboldan ne de taraftar olarak renklerimize duyduğumuz sevdadan bahsedeceğim.
Zamanının çoktan geldiğini düşünerek, insanlığımızdan, etik değerlerimizden, toplumsal anlamda doğru düşüncelere sahip birer dünya insanı olabilmek adına doğrudan yana olmaktan, doğru düşünüp doğru hareket etmekten bahsedeceğim. Unutmayın, “ hepimiz gelecek adına sorumluyuz ”.
Bizler önce insan doğduk sonra taraftar olduk. Annemizin rahmine düştüğümüz anda kimse bize “Şu takımı tutacaksın şu takım taraftarı olacaksın” demedi. Oraya düştüğümüz andan itibaren ölene kadar bize yüklenen misyon; her şartta her durumda insan gibi yaşamak, insan gibi hissetmek ve insan gibi davranmak olduğu gerçeğini unutmayalım.
Yaşadığımız şu günleri düşünün; Beşiktaş haksız yere ceza almış, Fenerbahçe şampiyon olamayacakmış, maç ertelenmiş, Galatasaray maçında sahaya atılan çakı açıkmış, kapalıymış,federasyon seçimleri için imzalar sahteymiş,Beşiktaş taraftarı Bursa’da görecekmiş, Gs liselilerin değil taraftarınmış, Ankara’da olaylar çıkmış, mış mış da mış mışş..!
Tüm taraftarlar ve o aidiyet duygularını içinde taşıyan bizlere soruyorum(Beşiktaş,Gs,Fb,Ts,Bs,Ss....vs)
Biz ne yapıyoruz böyle? Ne ile bu kadar meşgul olup neyi ölüm-kalım ve kan davası meselesi haline getiriyoruz? Nedir bizler için hayata dair olan konuların öncelliği? Sadece kötü futbola rağmen(kabullenerek) alınacak 3 puan mı ya da “Şurası şuna mezar olacak” ve “ Fincanı taştan oyarlar........” kompleksini göğsümüzü gere ve avazımız çıktığı kadar bağırmak ta mı olmalı bu öncelik?
Yok sa ; 5 yaşındaki Dilara’larımızın adi bir sorumsuzluk yüzünden “ellerinin” annesinin elleri arasından kayarak açık bırakılan rögar kapağının içine düşmesi ve yaşayacağı geleceği ile birlikte o karanlığa “gönderilmesi”ne verilecek tepki mi olmalı? Ya da hayvan bile olamayacak bir ruha sahip olup çok sıradan bir tartışma yüzünden darp ettikleri insanı eşinin gözleri önünde ve yalvarmasına rağmen Tarabya’ sahilinde soğuk sulara atarak ölümlerine ve ailelerin ocaklarının sönmesine neden olan suç makinelerine gösterilecek büyük toplumsal tepki mi olmalı?
Evet öncelik hangi olayda olmalı?
Birinci kısmı yani taraftarlık kısmını gayet iyi beceriyoruz da ikinci ve insanlık adına olan kısmını maalesef ki hakkıyla beceremiyoruz!
Maşallah, kendi futbol dünyamızda bir şeyler olup biterken bizlere dokunur biçimde yapılan uygulamalara ve gelişen olaylara çok tepkiliyiz. Oysa toplumsal olaylarda hele hele kendi insiyatifleri dışında hayatları gasp edilen insanlar adına yeterli bir tepkimiz yok. Ben şiddete başvuran birer anarşist olalım demiyorum. Demokratik olarak isyanımızı ve tepkimizi kamuoyu önünde gösterelim diyorum.
Şimdi şapkalarımızı önümüze koyalım;Bizler TV’de küçük Dilara’nın resmini, video görüntülerini gözü yaşıl annesi ve babasını ya da denize atılan gencin ağlayan eşini görünce içimiz burkuluyor ve yutkunuyoruz ve sonra da ya spor programları ya maçlar ya da aptal yarışma ve diziler sayesinde yüzümüzde oluşan tebessümler eşliğinde bu yutkunmayı gaz çıkartmalar eşliğinde sonlandırıyoruz. Yani hazmediyoruz!...Maalesef.
Ama takımımıza ve sevdalandığımız renklerimize bir haksızlık olunca ortalığı birbirine katmaktan geri kalmıyoruz. Telefonlar ediliyor, programlara bağlanılıyor, mailler, fakslar çekiliyor ve maçlarda tezahüratlar, sloganlar gırla gidiyor!
Sizler Dilara’nın gözü yaşlı babasının şu acılı ve insanı kalbinden kalbinden yaralayan sözlerini duydunuz mu?
“ 2 gün önce kendi saçını ve yaşayan kendi bedenini kokladığım yavrumun bugün sadece fotoğrafını ve elbiselerini koklamanın ve bundan başka bir şey yapamama çaresizliğini hissetmenin ne demek olduğunu bilebilir misiniz? ”
Şimdi daha da doğrulalım ve konuşalım;
Ankaragücü maçı devre arasında olaylar büyüyor, insanların kafaları patlıyor, kanlar akıyor! Ama olanları şeref tribününde seyreden iki bakan yani vatandaşın kendi güvenliğini emanet ettiği devlet yetkilileri pişkin pişkin gülerek sanki kanlı bir stand-up seyrediyorlar! Hem de içlerinden birisi Spordan Sorumlu Devlet Bakanı (Bakıyordu zaten)
Burası Türkiye! Eh ne olacaktı ki olay fotoğraf olarak aynen “ İmam .....sa, Cemaat.......” misali! değil miydi?
Sayın Bakan üstlenmesi gereken sorumluluğu ile eğer pişkin pişkin gülmeyip de olayı doğru analiz edip maç sonu olacak olayları tahmin edebilseydi her şey çok daha farklı olurdu. Bakan, Emnniyet yetkililerini kararlılığı ve yetkisinin gücü ile önlem almaya yönlendirseydi ne Polis yaralanır ne de taraftar maç sonu dayak yerdi.(Maçın öncesini tartışmayacağım) İlla Polis ya da bir taraftar mı ölmesi lazım önlem için? Orada ölü çıkmaması bir şanstır.
Ya İtalya; Bir polis aynı tarz bir olayda ölüyor ve adamlar jet hızı ile radikal önlemler alıyorlar. Deyim yerindeyse “Babalarını tanımıyorlar”
Ya bizde; 30 sene önce olan olaylar halen devam ediyor, tribün kavgaları saha içi olayları yaralanmalar, ölümler (Sivas-Kayseri maçı 40 ölü!) analara bacılara küfürler de aynen devam ediyor. Çünkü oy kaygısı taşıyan siyasi oteritelerce hiç bir radikal karar alınmamış. Taraftar profili eğitim çağının başından itibaren toplumsal yaşama uyumluluk adına eğitilmeye başlanmamış ve adam gibi yaptırımlar uygulanmamış. Yani anlayacağınız “Demoklesin kılıcı” doğruluk adına futbol camiasının üstünde, denetleyen bir dinamik olgu olarak sallandırılmamış.
Şimdi biraz daha doğrularak konuşmam gerekirse;( Tüm takım taraftarları açısından)
Çok açık olarak söylüyorum, “ Çözüm işi yine bizlere düşüyor.” Bizler vicdanımıza ve özümüzde ki insan hamurumuza dayanarak toplum içinde çizeceğimiz duyarlı taraftar profili ve hem tribünlerde yansıtacağımız tavırlarımız ile bu olayların önüne geçmeliyiz çünkü buna mecburuz. Bunu yaparken de rantçı Başkanlar, yöneticiler ve sorum(suz)lu bakanlar, sorumsuz kışkırtıcı medya yani tüm sömürgenler bize müdahil olmadan yapmalıyız. Belki bizdeki doğru, kararlı tavrı ve insani davranışları görürler de biraz utanarak nemalanma işlerini de kesip kendilerine çeki düzen verirler. Hatta zorunda kalarak verirler...
Bu konuyu dile getirmemde ki gayem sadece bizlerin sorumlu birer insan olarak ne hissetmemiz gerektiğidir. Soruyorum size elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin; “ Hangi olayda gündem konuşuyoruz ve yorum yapıyoruz?” Toplumsal ya da bireysel vahşet gerçekleşen ya da haksızlık sergilenen olayları vicdan seanslarımızda öylesine geçiştirmiyor muyuz? Ama konu sevdalı olduğumuz renkler olunca, vatan, millet, Sakarya, ölüm-kalım ve kan davası bakış açısı ile işin üstüne gidiyoruz!
Tabi ki sosyal hayatın içindeki yanlış uygulamalar ve bizim yüreğimizi dağlayan olaylara tepki olarak ortalığı yakıp yıkalım demiyorum. Toplumsal olarak sesli bir tavır ile her türlü vatandaşlık haklarımızı kullanarak tepkimizi verelim diyorum. Bunu elimizde en uygun olarak gözüken platform olan forumlarda tartışarak, ilgili yerlere yollayacağımız yazılı tepkilerle dile getirerek ve sesli(serbest) kürsümüz olan tribünlerden çıkarak doğru adreslere gidecek olan anlamlı ve “ahlaklı” sloganlar ile yapmalıyız. Şunu özümsemeliyiz; Futbol dışı ya da içi gelişen olaylara, Ne küfürle, ne sahaya koltuk atmakla, ne sağa sola, polise ve rakibe taş atmakla gösterilmez bu tavır. Bizlerin tepkisine rakip seyirci de yandaş olmalı ve çıkartılan o ses Türkiye’de gündem yaratmalıdır. Çarşı bu misyonu her ne kadar üstlense de yeterli değildir. Eğer kendimize öncüyüz diyorsak ve yürekli olarak bir misyon üstleniyorsak; Önce toplumumuz ve insanımız sonra diğer sevdamız değerlendirilmeli. Küçücük bir kızımızın hayatı bizim renklerimize olan sevdamızdan daha önemli olmamalı. Bizler nasıl ki “Cehenneme kombine aldık” diyecek kadar kararlıysak o zaman yaşadığımız dünyayı evlatlarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere de bir cennet olarak bırakıp öylece gidecek kadar da kararlı olmamız lazımdır. Çünkü bize bu yakışır.
Ola ki bunu yapacak kadar organize olamıyorsak o zaman en azından sizlerden şunu rica ediyorum; Maçlar ve maç sonrası işlettiğimiz tepki mekanizmasının hızının daha fazlasını kendi vicdanımızda yaşayalım. Bu yaşanış da “Bir kelebeğin ömrü kadar dolu olsun ama kelebeğin hayatı kadar da kısa olmasın.”
Şunu çok iyi algılamalıyız ki; Futbol, her akşam maç öncelerinde oynayan reklamlarda bize enjekte edildiği gibi sosyal yaşamımız içinde olan her şeyden ve en önemlisi de insani değerlerimizden önce gelmemeli.
Unutmayalım ki; Hepimizin ailesinde yaşayan birer Dilara’sı ve hepimizin dövülüp denize atılarak, öldürülecek potansiyellikte ve halen yaşayan birer yakını mutlaka vardır. En azından bundan sonra bu tür olaylara karşı sorumluluk duyarak tavrımızı koyalım.
Toplumumuzu bu kadar sömüren, ahlaki değerlerini bu kadar erezyona uğratan, para ve rant uğruna insanları insanlıktan çıkartan sistem ne kadar acımasız ve ne kadar direngen olursa olsun çok iyi bilmeleri gereken tokat gibi bir gerçek var aslında;
Şöyle ki;
“ Masum, günahsız ve tertemiz ruhlu” insanları” doğuran analar var oldukça ümidimizi kesmiyoruz. Onlar ki anaların rahmine el atamayacaklarına göre yaşayan ve yaşatılacak olan doğru insanların misyonu, sorumluluğu ve insani mücadeleleri de sonsuza kadar devam edecektir.
Şimdi karar verelim;
“Önce İnsan mıyız yoksa taraftar mı?”