PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Taraftarın Manifestosu


Hakan Kirezci
28-01-2007, 01:10
.....

Gökhan Gürses
28-01-2007, 02:25
hakan abi tespitlerine katılıyorum. manifesto ise endüstriyel futbola karşı alınacak bütün tedbileri almış. sinemada da böyle zaman zaman akımlar çıkar hevesleniriz. dogma 95 akımını ilk terkeden trier oldu.keza türkiye de yeni sinemacıları ilk bırakan serdar akar. bunları sahiplenecek olan kişiler değil kurumlar olsa uzun dönemde varlık gösterebilirler. ne kadar sevmeyeni olsa da seba gittikten sonra takımızın bugun geldiği durum ortada. seba nın yaptıkları ve yapmak istedikleri külüp tüzüğünde olsa biz seba yı aramazdık.senin gelecekte olacaklara işaret ettiğin taraftar baskısı ile engellenemeyecek tehlikeler değil ama taraftar da ne yazık ki bugün kulübünden daha da öte de endüstriyel futbolun içinde. yıldız futbolculara olan sempatileri kolektif futbola olandan daha fazla.

Arda Can
28-01-2007, 02:43
hakan abi kesinlikle katılıyorum manifestoya..ama bir şey i pek anlayamadım forma arkasına isim yazmanın ne gibi bir zararı olabilir.??

Hakan Kirezci
28-01-2007, 03:57
.........

Erkan Özberk
28-01-2007, 11:35
ütopyalar asla hayal değil.

Erdem Gazi
28-01-2007, 12:09
bence ii bir manifesto olmuş futbolun ticari işlere dökülme sürecini çok ii tespit edmişler ve noktaları ii yakalamışlar bence bızlerde endustriyel futbola karşı bir şeyler yapmak istiyorsak bu manifestonun ışığında bir seyler yapabiliriz!!!

bizim de tribün duruşumuz bu manifestonun saydığı maddelerle paralellik göstermeli!!!

TEBRİKLER ULTRAS!!!

H.Deniz Budak
28-01-2007, 19:24
hakan abi yazdıklarına ben de katılıyorum...bu manifesto bizim duruşumuzu da temsilk etmektedir.futbolda ticarileşmeye dair olan her şey abluka altına alınıp dağıtılmalı.ve hemen şimdi.

Vedat Hamzacelebioglu
29-01-2007, 23:36
Sporun ticaret olarak görülüp insanlar üzerinden para kazanılmaya başlanması ile zaten gittikçe "makinalaşan" bir yaşantıdan farkı kalmayacağı da açıktır.Bu alanın yaşantımızın sosyal alanlarından birisi olduğunu göz ardı etmemek ve "Ticaret" den ayrılması için olabilecek yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için de konu ile ilgili araştırma ve düşüncelerin sürekli olarak gündeme taşınması dileğimdir.

Sporun (özellikle de popüler olan futbolun) sosyal yararları gözardı edilerek hangi alanlarda "daha iyi gelir nasıl elde edebiliriz" ile nerelere götürülmek istendiği ile ilgili olarak Serencebey'in bir araştırma yazısı ile de sizleri aydınlatmak istedim.Umarım yararlı olur.

Serencebey Şubat 2006

Sporun selameti için...
Editör’den...

Takım sporları federasyonlarının Avrupa’daki en üst düzey isimleri Eylül ayında Brüksel’de bir araya geldiler. Futbol (UEFA), basketbol (FIBA Avrupa), hentbol (EHF), buz hokeyi (IIHF) ve voleybolun (CEV) uluslar üstü temsilcileri Avrupa kıtasındaki sporla ilgili gelişmeleri değerlendirirken bir de beyanat yayınladılar.
Bu beyanat, genel olarak Avrupa Birliği girişimleriyle hazırlanan “Avrupa Sporu Bağımsız Gözden Geçirme” raporuna atıfta bulunsa da bir çok maddesi itibariyle Avrupa’da sporun değişimine ve bu değişimin sonuçlarına önemli göndermelerde bulunuyor. Bunların arasında en dikkat çekici olanı hiç kuşkusuz, sporun sosyal bir olgu olduğu vurgusu. Türkiye’de de unuttuğumuz bu tez, sporun yegane rolünün toplumun geneline sosyal, eğitsel ve kültürel fayda sağladığı...

Sosyal fayda
Ekonomik değer ve hedeflerin hakim olduğu mevcut ortamda geri plana itilen sosyal fayda, sporun da farklı algılanmasına neden oluyor. Bu açıdan kitleler faal olarak spora katılmak yerine biçilen rol taraftarlıktan müşteriliğe uzanan bir yelpazede belirleniyor. Spor, dostluk, rekabet ve yarışma gibi kavramlardan çok kar etme hedefine odaklanıyor.
Böyle bir tehdit karşısında farklı çözümler de üretilmiyor değil.
Kitlelerin spora katılımı kısıtlanırken, dünya genelinde örgütlü hale gelen sporu yöneten organların bağımsızlığı ve özerkliği teşvik ediliyor. Bu organların iyi yönetişimi benimsemeleri bu anlamda daha da önem kazanıyor. Bu durum özellikle Avrupa için sporun gelecekteki gelişiminin sağlıklı bir biçimde sağlanabilmesi için olmazsa olmaz şartlardan birisi olarak değerlendiriliyor. Bu yapının, sporun deformasyonunun önüne geçmesi bekleniyor.
Özellikle değişen çevre ve ihtiyaçlarla sporun uyumlu gelişiminin sağlanması için bu tip tedbirlerin önemi tartışılmaz. Spora zarar veren, ekonomik getiri ve kazanma beklentisinden doğan girişimlere karşı düzenleyici ve denetleyici otoritelerin daha da güçlenmesi gerekiyor.
Başta Avrupa’da olmak üzere spor alanında artan uyuşmazlıklar ve yasal süreçler; bu alanda yasal kesinlik ve istikrarın gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Bunun için de herşeyden önce sporun özel bir alan olarak yasal tanınırlığının sağlanması gerekiyor. Avrupa Birliği düzenlemeleri ile UEFA’nınkiler arasındaki uyuşmazlıklar en göze batan örnekler olarak önümüzde durmaktadır.

Öncelik spor ruhu
Toparlamak gerekirse, sporun sosyal getirilerinin öncelikli olması gerekirken geri plana itilmesi yoğun olarak yaşanmaktadır. Üstelik, kitlelerin doğrudan katılımına uygun olarak tasarlanması gereken sportif alan dar bir çevre için ekonomik faydayı gözetir bir biçimde realize edilmektedir. Bu alanda da en önemli sorumluluk sporun yönetimi için örgütlenmiş kurumların üzerindedir. Özellikle ulusal platformda faaliyet gösteren federasyonların gerek kamunun gerekse diğer alanların müdahalelerinden azade olmaları ve bu durumun da yasal altyapıyla desteklenmesi bu sorumluluğun yerine getirilmesinde hayatidir.
Tabi tüm bu denklemler, yönetici ve düzenleyici kurumların sporun ruhunu gözeten inancı özümsemiş olmaları ön şartını taşımaktadır.

Zenginler liginde başarının sırrı
"UEFA tarafından duyurulan ve Şampiyonlar Ligi’nin 2005 – 2006 sezonunu analiz eden teknik rapor modern futbolda başarının yakalanması için gerekli ipuçlarını veriyor. Andy Roxborough’un başkanlığında Rafael Benitez, Alex Ferguson, Roy Hodgson, Gerard Houllier, György Mezey, Holger Osieck ve Jozef Venglos’tan oluşan ekibin hazırladığı rapor, tunuvada başarılı takımların kurdukları dengeye dikkat çekiyor.
Analize göre en başarılı takımlar “Taraftarlarına hayal kurdurabilecek kadar güzel futbollarını yüksek dozda pragmatizmle harmanlayabilen takımlar”. Bir başka deyişle sahada gol atmak kadar gol yemeyi de hedefleyen takımlar başarılı oluyor.
Ekibin bu sistem için örnek takımı ise Nihat Kahveci’nin yeni takımı Villareal. Geçen sene Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ederken İspanya’daki küçük bir kasabanın takımı olarak 12 maçta 8 gol attılar, 7 gol yediler. Villareal yarı finalde Arsenal’e (1-0, 0-0) elenmişti.
Geçen sene Şampiyolar Ligi’nde 285 gol atılmış. Bu rakam bir önceki sezondan 46 gol daha az. Fatura, oyunu sıkıcı hale getiren savunma futboluna kesilecek olsa da oynanan oyunun kalitesinin, gol eksikliğine rağmen, oldukça yüksek olduğunu söylemek mümkün. Hele Türkiye’de oynanan futbolun seviyesi düşünülecek olursa…
Usta hocalardan kurulu ekip, güçlü savunma bloklarının, bu resmin oluşmasında en önemli etken olduğunun farkında. Bunun yanında kontra atak futbolun da yaygınlaştığının altını çiziyorlar. Göz ardı edilmeyen bir diğer etmen de turnuvanın belirli takımlar arasında oynanan bir seçkinler ligi haline gelmesi: “Düzenli turnuvalar arasında Şampiyonlar Ligi’nde oyuncular ve teknik direktörler artık birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Dolayısıyla karşılaşmalarda sürprizler giderek azalıyor.”"

“Biz fenomen değiliz,
biz gladyatörüz.”
Osasunalı golcü Savo Miloseviç, takımı
Şampiyonlar Ligi’nde mücadele
ederken

“Manchester United ve Chelsea
başarıya giden yolu satın aldılar,
ancak bizim bunun için savaşmamız gerekiyor.”
Thierry Henry