PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Oscar mı, Altın Ayı mı?/Uğur Meleke


Serenat Tutaklı
10-06-2007, 16:13
Oscar mı, Altın Ayı mı?

Modern futbolda bir takımın ofansif etkisini savunma oyuncuları, defansif gücünü ise forvetleri belirliyor artık. Sağ bek Hamit bazen sağ açık Sabri'den daha fazla hücum ederken, zaman zaman öndeki Sabri'nin arkadaki Hamit'ten kat be kat çok savunma yaptığına şahit oluyorsunuz...
Japonya'daki Dünya Şampiyonası'ndan sonra ayan beyan ortaya çıkan gerçek şu: "Amerikan basketbolu, Amerikan sinemasına benziyor... Hollywood'da yıldızlar ön planda, aynen NBA'da olduğu gibi. Avrupa sinemasında ise birkaç oyuncu değil, ekip işi ve filmin kurgusu ağır basıyor. O da gelişen, dönüşen Avrupa basketbolunu andırıyor (Kaan Kural)"... Esasında bu tablo, futbolun değişen dengeleriyle de bire bir örtüşüyor. Savunma yapmayan ofansif yıldızların ön planda olduğu Hollywood takımları iş yapmıyor artık, onun yerine hücumun da defansın da takım halinde yapıldığı yeni bir yıldız tanımı oluşuyor.
Parreira'nın Dünya Kupası'nda kurduğu eklektik takımın sonunu getiremeyeceğini herkes söylüyordu ilk turdan sonra... 5 savunmacıyla 5 hücumcuyu uç uca ekleyip bir ekip olamıyorsunuz. Dünya futbolunun yükselen değerleri 10 hücumcu ve 10 savunmacısı olan takımlar artık...
Dortmund'daki Brezilya Milli Takımı da artık başka bir takım.. En dikkat çekici hattı, Alex ve Naldo'lu savunması... Avrupa'nın belki de göze en hoş gelen futbolunu oynayan Bremen'in bir bütün halinde hücum edebilmesinde önemli rol oynayan Naldo, Dunga'nın yeniden yapılandırdığı Brezilya Milli Takımı'nın da ofansif gücüne büyük katkı yapıyor. PSV'li Alex de sadece savunmadaki güvenli oyunuyla değil, oyuna topu tempolu sokuşu ve kornerlerdeki kafa topu hakimiyetiyle katkı yapıyor hücumlara.
Dunga'nın, Alves ve Wagner Love gibi Ronaldo'nun yarısı kadar gol becerisi olmayan adamları tercih etme sebebi, gerçek bir Avrupalı gibi savunmaya hücumda başlama isteği... Aynı istek belki Ronaldinho'yu bile Diego'yla değiştirtebilir.
Bu Brezilya, önümüzdeki yıllarda belki Oscarları toplamaz ama bolca Altın Palmiye veya Altın Ayı yükselebilir Dunga'nın elinde... Tabii ki esas marifet, 21'inci yüzyıla da hakim olacak futbol anlayışı: Oscarlı yıldızlarla Altın Ayı alabilmek! İşte bütün mesele bu.

Bobo ve Jo

Bobo ve Jo, bir buçuk yıl önce Corinthians'ta forma giyen iki genç forvet oyuncusu idi. 2006 Ocak itibariyle Bobo, Brezilya Ümit Milli Takımı'nda da yer alıyordu ve aşama kaydetmesi için Beşiktaş'a kiralandı. O günlerde, Brezilya milli takım seçicileri tarafından fark edilmeyen takım arkadaşı Jo ise, Bobo'dan 6 ay sonra sessiz sedasız Rusya'nın CSKA Moskova takımının yolunu tuttu. Bobo geçtiğimiz sezonu, 2'si UEFA Kupası'nda olmak üzere 20 golle tamamladı, Jo ise Avrupa'da forma şansı bulamadı, ama Rusya'da 19 gollük başarılı bir performans ortaya koydu.
Bobo'dan daha az Ümit Milli olan, Avrupa kupalarında neredeyse hiç oynamamış Rusya Ligi oyuncusu Jo, 5 Haziran 2007 akşamı Signal Udina Park'a Brezilya A Milli Takımı formasıyla çıktı. Ümit Milli Takımıyla 2005 Dünya U21 Şampiyonası'nda 3 gol, UEFA Kupası'nda bu sezon Beşiktaş formasıyla 2 gol atmış Türkiye Ligi oyuncusu Bobo ise Corinthians'tan arkadaşı Jo'yu salı akşamı muhtemelen televizyondan izledi.
Bu arada Dünya Kupası'nda, Japonya kadrosunda yer alıp, ardından Galatasaray'a transfer olan ve Türkiye'de forma giydiği bir sezon boyunca ulusal göreve hiç davet edilmeyen Inamoto da, Eintracht Frankfurt'a transfer olduğu günün ertesinde (1 yıl aradan sonra ilk kez) milli takıma çağırıldı.
Son olarak Edu'nun da Brezilya'nın Copa America kadrosuna dahil edilmemesinin ardından kafamız karıştı: Ya bu dünyanın, "Dünya'nın en önemli derbileri(!)" sıralamasından haberleri yok (ve o yüzden evlerine de Digiturk almamışlar), ya da biz bir yerlerde yanlış yapıyoruz.

Kalli'nin yaşı

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav'a Feldkamp'ın yaşıyla ilgili görüşü sorulmuş (Neden sorulduğu ve onun da neden cevapladığı tabii ki ayrı bir tartışma konusudur)... Sayın Cavcav'ın cevabı, önemli olanın yaş değil beyin olduğu minvalinde, bir de ekleme yapmış: "Ben de 73 yaşındayım, Futbol Federasyonu bana gerekli sertifikayı verse, ben de çok rahatlıkla bir Süper Lig takımını çalıştıracak bilgi ve birikime sahibim"... Neyse ki federasyonlar bu sertifikayı birikime göre vermiyor. Bir lisanslama sistemi var ve teknik adamlık, kurs ve sınavlara tâbi başlı başına bir "meslek"...
Türkiye'de bu konu tartışılırken Fransa'nın efsanevi teknik direktörü Guy Roux'nun da Lens'la anlaştığı haberini geçti ajanslar... Yalnız, Kalli'den 5 yaş genç olan Guy Roux'nun Lens'ın teknik patronu olmasına "Fransa Baş Antrenörler Sendikası" izin vermiyor, çünkü bu işe 65 yaş sınırı getirmişler... Bu durumda Lens'ın, Guy Roux'ya başka bir görev tanımlaması yapması gerekiyormuş...
Sanıyorum, bizi de ilgilendiren değerli bir detay...

umeleke@milliyet.com.tr