PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Umutsuzluk Aşkın Uğultusu Belki de


Piraye Oğuz
21-06-2007, 13:08
UMUTSUZLUK AŞKIN UĞULTUSU BELKİ DE


Nereye bakacağını, kime dokunacağını, kimlerle yağmurdan kaçılacağını şaşırmış durumda insan! İçinde taşıdığı sisli hatıraları, yangından kurtardığı için, kendisine bile kırgın! Temize çekmek için telaşla arandığı tüm beyazlar, önceki yaşamlardan biraz kirlenmiş, biraz da sırada uzunca kuyruklar var sanki...
Herkes, iflah olmaz bir haklılık avuntusu içinde. Kendi dışındaki yaşamın, kaosun, rastlantının ve hiçliğin, bir önemi olmadığı yalnızlıklar avlusunda çoğalan cemaat, sadece dinsel ve cinsel cinnetle açıklanmıyor! Kendi düz doğruları ve yanlışları içinde sıkışmış insan; kılıcını, zulasındaki en mahrem ve saşkın dokunuşlarıyla bileyliyor! Dışındaki tüm insanlar biraz kirli ve tehlikeli! Ötekiler, yangınların bile yanaşamadığı yerlerde yaşayanlar, daima uzak durulması gereken başkaları!
Böylesine darlaşmış ve bencilleşmiş algıların, alışkanlıkların çoğalması, küresel ısınmadan önce vuruyor dünyamızı! Kızıl kanatlı kelaynak kuşlarından sonra, tepeli pelikanlar da terk etmeye hazırlanıyorlar içimizdeki çağlayanları... Dünyamızın gittikçe yalnızlaşan kederli yüzüne, bir damla yaş düşüyor, gecikmiş yağmurlardan emanet... Durmadan değişen ve deliren kanlı haritaların buruşukluğuna inat, göç yollarını terk ediyor uzun yolculukların kuşları...Tarih ve coğrafya, sefil çaresizliğiyle, durmadan biçimlendiriliyor ve eziliyor; malzemesi çalınmış iktidar çekiciyle, itaat örsü arasında...

herkes bir başkasını suçlayarak temizlemeye çalışıyor kendisini

Günlük yaşamın bütün ayrıntılarda; bizi kodlayan, bizi sürüleştiren, bizi belirlemeye çalışan tutum ve davranışlarıyla boğuşmaktan yorgun düşüyoruz! Herkes, ötekileştirdiği yaşam ve öznelerinde arıyor tehdit ve tehlikeyi! Herkes, bir başkasını suçlu bularak serinliyor, bulanık ve durgun iç sularında. Herkes, bir başkasında arıyor içindeki kötülüğü ve tahammülsüzlüğü. Herkes, yaşamadığı bir başka hayatta arıyor ve temize çekmeye çalışıyor kendisini! Oysa, gerçekler yakıyor aynalardaki leke, dökülmüş sır ve görüntüleri...
Umudun, inanmanın, güvenmenin, ait hissetmenin, düş kurmanın, gelecek arzulamanın, emek vermenin, tanımadığın insanlar ve hayatlar için bir şeyler yapmanın, paylaşmanın ve birlikte öğrenmenin yerini; umutsuzluk, güne ve güncele kapılmak, kendinden başka herkesten kuşku duymak, kendinden başkasını düşünmemek teslim alıyor!
Ütopyasını yitiren aşık kişi, duygusunu ve algısını da derinleştiremiyor! Paylaşmayı, daima ve her yerde, herkes için, eşit ve devrimci bir duyuş ve eyleyişle değil; dayatılmış koşullarla belirlenmiş alışkanlıklara yaslanarak, akılcılaştırılmış sorumluluklar zırvasıyla yaşamak, aşk için yalan, tehlike ve tuzak oluyor! Zamana ve kaosa karşı, baştan eşitsiz bir yarışta yenik insan, aşk ilişkisinde, bir kez daha yeniliyor! Ütopyasını yitirmiş insandan aşk da, paylaşmak da çıkmıyor! Kendinde ve kendi doğrusunda kalmış olmak, hiçbir insanı bağışlatmıyor! Hakikatin tariflenemez tokadı, bu zevatın yüzüne ve yalanına patlarken, delişmen fırtınaları bile kıskandırabiliyor!

itiraz etme hakkımızı iyi kullanmalıyız

Umutsuzluğun başladığı yer, çölleşen bir dünyanın ilk nedeni olarak açıklanabilir belki. Bugününden bezgin, yarınından habersiz, geleceği hiç olmayanların rahatsızlıkları, gökyüzüne oklanan sorularla ve haykırışlarla buluşuyor. Aidiyetsizlik, kimse olamamak, dününden tümüyle kopuk, bugüne ait önemli bir değer yaratamamak, yarına ait kaygı ve korkular, paçalardan akan yoksulluk, üniversiteli cahiller ve işsizler ordusu ; insanları cemaatleştirmeye, toplu ayin ve gösterilere, cinnet geçirmiş cin-ayetleri için, neden olabiliyor!
Başka bir yandan ise, itiraz ve iktidar için, kalabalık gövdelerde buluşulmaya çalışılıyor. Bu buluşmaların, asgari müşterekleri içermesinin, önemli bir bilinç ortaklığı ve kurtarıcı bir itiraz olacağı savlanıyor! Kalabalığın şehvetli çığlıkları çoğaltılarak ve ortak simgelerle buluşturularak, asıl muhalefet sakinleştirilmeye, ehil kılınmaya çalışılıyor! İktidar için de, muhalefet için de bayrak, ortaklaştıran oluyor! Ne ki azınlıkları öldüren faşist katillerin sırıtarak poz verdikleri görüntülerin ardındaki bayrak da renginden utanıyor! Ay ve yıldız kumaşından firar ediyor! Kırmızı tek başına kalıyor! Kan, yeni gerekçeler için, pamuk ve kumaş tacirleriyle pazarlık peşinde! Bu şizofrenik algı ve sahiplenme karşısında; vicdan, etik ve aidiyet derin bir kamaşma içerisinde...Bir dağ gölgesini, bir örümcek, ağlarını bağışlıyor uçurumlara... Dipsiz bir kuyu, hep borçlu kalıyor ipine ve çıkrığına...
Bir bayrağın, gerekli ulusal varlık ve bilinçle ilgili simgesel yanından çıkartılıp, gelincik gibi, emeksiz ve dayanıksız bir çiçek rengiyle kavramlaştırılarak, içinde haklı politik çığlıklar ve itirazları taşısa da, bu kadar pervasız ve çok amaçlı kullanılması, gelecek için pek çok soru işaretleri uyandırıyor! Duyarlı katılımların vicdanına ve tepkisine, kendi yüreğimizi yaslayarak düşünüyoruz!Bu güne dek başımıza gelen, iktidar ve adaletle ilgili bütün olumsuzluklar , başka bayraklar değil, kendi bayrağımızın altında gerçekleştirilmedi mi diye düşünüyoruz!
Sağlıklı ve derin düşünmeyi beceremeyince; içeriksizleştirilmiş ve simgelerin zorla ortaklaştırılarak yıpratıldığı sürüleştirilmiş tepkiden, aynı umudu çıkartamıyoruz!Çünkü faşizm, ırkçılık, dincilik, gericilik, ayrımcılık ve cinsiyetçilik hangi rengin içinde saklanırsa saklansın; başta insana, umuda ve aşka karşı olduğunu biliyoruz! Biz de; umut, düş yoldaşlığı ve aşkla, bütün kötülüklere karşı çıkıyoruz! Şimdi! Daima! Her yerde! Her zaman!

iyi ki aşk, düş yoldaşlığı ve arkadaşlıklar var

Ayrıntıların atlandığı, duyarlıkların eşitlendiği, duyguların ortak terazilerde tartıldığı bütün zamanlarda ve coğrafyalarda, en çok ve en çabuk aşk etkileniyor! Aşk inciniyor elbette! Aşık kişiler, baştan, kendilerinden önceki zamana ve sonuçlarına karşı yenik başlıyorlar aşk koşusuna. Bitmeyen değil, bitmesiyle anlamlaşan ve kavramlaşan bir duygu ve eylem birlikteliğinin bilgisiyle başlıyor ilk adım! Sonunun olduğunu bilmek, bunu bilerek başlamak, aşkı bu tadar kutsal ve pervasız kılan en önemli yanıdır belki de... Bu kadar tutku ve tutarsızlık, böylesi bir ön biliş ve kabulleniş! Şimdilik çaresiz bir farkındalık sürecimiz belki... Aşkın sonunu beklemek, sonraki bir yaşam olduğunu bilmek de en acısı, en zalimcesi, en kahredicisi olsa gerek! Ölüm bile kıyaslanamaz bu yanıyla sanki!
Aşk nerede, ne zaman, nasıl, ne için ve neden bitecek? Bu hayati ve yanıtı hiç kimse tarafından öncelikle bilinmeyen soruların ateşiyle başlayan yolculuğun, öncelikle umuda ihtiyacı var! Umut, yaşamın derinden kavranış ve algılayış bilgisinin çağlayanında çoğalarak aşacaktır aşkın yazgısını! Aşkın tragedyası da, şimdilik bir yazgı sayılsa da, buralardan değiştirilmeye başlanacaktır! Buralardan devrimcileşerek aşkınlaşabilecek, buralardan yürüyecektir zamanın, kaosun, özel mülkiyetin, sürtünmenin, karmaşanın ve kederli bekleyişin sonu üstüne...
Aşk kendisini, öncelikle, umutsuzluğa karşı keşfedecektir ve geliştirecektir! Kuşku, kaygı ve sahiplenmek dehlizlerinde yorucu taklalar atmanın, masal kahramanlarıyla kardeş düşeceği tarihin yaşanacağından iyi ki umutluyuz! İyi ki bu düşü gerçek kılmanın, şimdiki zamanda yaşanan sancısıyla burgaçlanan, karmaşık ama, yine de temiz aşk hayatlarımız var!
Parçalanan haritalar, işgal edilen ülkeler dağılan tuz ve kesik yara, yakılan köyler, yıkılan evler, yanan ormanlar ve kırmızı karıncalar, ceylanların bilerek kaplan dişlerine doğru intihar girişimleri, asılan arkadaşlar, ağlayan ağaçlar, sürgündeki kırık kalpler, beşiği, döşeği, yurdu ve hiç aşık olmamışlar, geri getirilemezler belki... Ama umudumuz var ve daima olacak! Şimdiden, kendimizden ve farkındalığımızdan umutluyuz!
Bütün iktidarlara ve itaat ilişkilerine karşı; iyi ki hala aşk ve yaşanası arkadaşlıklar, düş yoldaşlıkları var! İyi ki umutluyuz! İyi ki düşlerimiz ve gülüşlerimizde derin bir kamaşma ve itiraz var!



Namık Kuyumcu

Petek Kursunlu
14-09-2007, 18:46
Ne Kadar güzel anlatılmış okurken hiç bitmesin istedim