PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Muzaffer İzgü - Savaş ve Tiyatro


Orçun Masatçı
04-09-2007, 15:42
SAVAŞ VE TİYATRO



Muzaffer İZGÜ
www.yenikapi.tiyatrosu.com


Beş mi, yoksa altı yaşında mıydım sinemaya ilk kez gittiğimde? Salonun en önündeki sıraya oturmuştuk önündeki kocaman beyaz perdeye bakmak için başım kaldırmak zorunda kalıyordum. Bir yanımda Sefa ağabeyim, bir yanımda Mehmet ağabeyim vardı. Her şey perdede kocaman görünüyordu. Hele o asker ve askerin borazanı… Asker, bir kum tepesinin üzerine çıkmıştı; orada borazanını öttürüyordu. Ben anlamadım, biraz sonra elinden borazanı fırlayan asker göğsünü tuttu, yere düştü ve kum tepeciğinden aşağıya yuvarlanmaya başladı. Borazanı biraz ileriye düşmüş olduğu için yuvarlanırken gövdesi borazanın üzerinden geçti.



Savaşın ilk görüntüsüydü bu bende. Demek ki savaşta borazan çalan bir asker karşıdan sıkılan bir kurşunla ölür, borazanı kumların üzerine düşer, asker de borazanı üzerinden yuvarlanarak kum tepeciğinin dibinde yüzükoyun yatardı.



Günlerce bu görüntü beynimden silinmedi.

Niçin öldürüldü o asker?

O askerin annesi babası var mıydı? Kardeşleri var mıydı? Çocukken benim gibi birdirbir, elim sende, yakan top oynamış mıydı?

Nasıl bir şeydi savaş?

Düşman kimdi? Niçin düşmandı?



XXX

Hidrojen bombası, atom bombası, sonra nötron bombası. İkisi pis, üçüncüsü temiz. Temiz bomba. Yani temiz ateş, temiz yanma, temiz boğulma, temiz parça parça olma, temiz ölme. Temiz sözcüğü her şeyin başında ortanç olabilirdi ama ölümün önünde, bombanın önünde asla olamazdı. Savaşın iki yönü de eski çağlarda kalmış. Artık cephe de ceple gerisini de, karşı cephe de iç içe. Cephede oğlun, kocanın, kardeşinin çığlığı, cephe gerisinde annenin, babanın kardeşin çığlığı… Kimler düğmeye basanlar, kimler insanları bir savaş makinası durumuna getirenler? Fabrikalarda bir mermi günün birinde sıkılsın diye üretilir. Ya silah depoları tıka basa dolunca? O zaman savaş çıkartmak gerekli, insanları birbirine düşman yapmak gerekli… Nasıl depolar boşalacak? Nasıl dünyayı sömüren ülkeler sömürüsünü sürdürecek? Sınır adlı oyunumdaki iki kahraman, Mati ve Yunan’nın birbirlerinden alıp vermedikleri yok ki. İkisi de emekçiydi.



İşte burada edebiyata çok görev düşüyor.

İlk insanlar karınlarını doyurmak için birbirlerini öldürürlerdi,

İlkel toplumlarda tanrılar adına insanlar yok edilirdi.

Derebeyler de kendileri yaşamları için halkı birbirlerine düşürürlerdi.

Ya şimdi? Şimdide bunu zengin, gelişmiş ülkeler yapıyorlar, kasalarını doldurmak için.



Birinci dünya savaşında milyonlarca insan öldü. Ya ikinci dünya savaşında?

Ah Alfred Nobel, bulduğun dinamit insanları savaştan vazgeçirecekti ha! Dinawilin gücünden korkup savaşlara son vereceklerdi ha!

Atomu parçalayan fizikçiler, bu parçalanmanın kimlere yarayacağını akıllarına getirmişler miydi acaba o laboratuarlarda yıllarca kapanıp çalıştıklarında?



İşte Remarque savaşa karşı edebiyatı kullanan ilk yazılarında ve onun ölümsüz yaptı ‘’Garp Cephesinde Yeni Bir şey yok’’un bitiş cümlesi şudur:

‘’ekim ayında vurulup, o gün bütün cephe öylesine sakin ve sessizdi ki. Ordu bildirisi(Garp Cephesinde kayda değer bir şey yok)’’…

Remarque yetinmemiş, ikinci bir roman daha yazmış. ‘’Dönüş Yolu’’ adlı romanında savaşı her yönüyle irdeler. Savaşıp dönenler sevdiklerini bulamazlar. Çünkü sevgililer vurgunculara, savaş zenginlerine yar olmuşlardı. İşte bu gençlerden biri olan Albert sevgilisini, birlikte yaşadığı vurguncuyu öldürdüğü için adalet karşısına çıkar. Yargıç,



‘’bir adam öldürdünüz’’der. Albert yanıt verir:

‘’Ben daha öncede pek çok insan öldürdüm’’yargıç,

‘’Nasıl?’’ deyince, mahkeme salonunda oturan cephe arkadaşlarından biri ayağa kalkar,

‘’Savaşta öldürdü’’ der. Yargıç kızar.

‘’Vatan uğrunda savaşla, şu cinayeti bir tutmak mı istiyorsunuz?’’ diye bağırır.

Albert’in yanıtı çok şeyi anlatmaktadır.

‘’Hayır. Orada öldürdüklerim bana hiçbir kötülük yapmamışlardı.’’der.



Barışın ufukta görülebilmesi için savaş makinesi durumuna getirilmiş insanların bu işi kimini için yaptıklarının, niye yaptıklarının ayırdına varması gerekir.

Onların bilinçlendirilmesi gerekir. Salt o donuk hümanizmanın yerine niçin insanların sevilmesinin gerektiği bilincinin yerleştirilmesi gerekir. Hemingway, Malraux, Ehrenburg, Simonov, Böll edebiyatta bunu vurgularken tüm çabaları bilinçli barışı sağlamak değil miydi? Brecht niçin yazmıştı şu dizeleri?

Bir gün gelecek, oh diyecek insanoğlu

Silahları bırakın artık ihtiyaç kalmadı

Güzel yıllar gelecek birbiri ardına

Çıkaracaklar depodan bir gün

Bakacaklar ki hepsi paslanmış…

Yıllar önce yazmıştım sır adlı oyunu.

Savaş karşıtı bir oyundu. Ankara Sanat Tiyatrosu oynamıştı, tastamam bir yıl kapalı gişe… Çeşitli ülkelerde Barış Günleri’nde de oynanmıştı.

Irak şuracıkta!.. Her gün onlarca çocuk, kadın, emekçi, ölüyor.

Orada da Sınır oyununun Mati’leri Yuan’ları var.

Nerde ırak’ın şiiri, öyküsü, romanı?

Nerde ırak’ın oyunu?

Tiyatro yaşamın ta kendisi!.. işte yaşamın orada, kanlı bir yaşam. Her gün kan akıyor Irak’ta, oluk oluk, çıkarlar için, paylaşım için…

Oyun yazarları ayna tutun sahneden insanlara, anlatı, kimler kazanıyor, kimler bölüşüyor!.. Anlatın!...

www.yenikapi.tiyatrosu.com