Onur Özgen
25-09-2007, 21:05
KESTANE GERİ DÖNDÜ !..
http://www.ligtv.com.tr/uploads/news_manset_resim_19276_SinanEngin004.jpg
Sinan Engin ile ilgili bir yazı yazmak istediğimde bazı bilgi ve tarihleri netleştirmek için Hz. Google’a başvurdum. Arama bölümüne “Sinan Engin” , “şike” yazdım, (niyeyse) yüzlerce dosya açıldı…
Bu tabloyu gördükten sonra Sinan Engin ve hamileri ne dese boş. Haa, “Kardeşim onların hepsi iddia, kanıtlanmış bir durum yok” diye savuşturulabilir bu suçlama. O zaman herhangi bir futbolcu, menajer adı yazıp aynı şekilde arayalım karşımıza çıkan dosya sayısı kaç tane olur?
Kimdi bu Sinan Engin ve neden adı ve kendisi Beşiktaş’ın üzerine yapışmıştır, ne kadar kurtulmaya çalışırsan çalış üzerinden çıkmaz?
Beşiktaş’ın altyapısından yetişen, 17 yaşında A Takıma çıkan ancak istikrarsızlık, gece hayatı gibi nedenlerle Gordon Milne tarafından gönderilen bir futbolcu. Adanaspor, Ankaragücü, Sarıyer gibi kulüplerde oynadıktan sonra futbolu bırakan, oyunculuk yıllarındaki sert futbolu nedeniyle “Ayı Sinan” lakabı alan şahsiyet. Beşiktaş tribünleri bazen “biftek” diye de seslenirdi. Futbolculuğu sırasında kendisine küfreden bir Karşıyaka taraftarını dövmek için tribüne çıktığı, kendisine tombalak diyen bir başka taraftarı dövdüğü de unutulmayanları arasında.
Engin hızlı yaşantısının bir göstergesi olarak 1990’da Maksim’in assolisti Seda Sayan ile evlendi, beş yıllık evliliğin ardından boşanıp sosyeteden Ayşe Karasu ile ikinci evliliğini yaptı. Ancak bunların hiçbiri Sinan’ı bugünkü kadar şöhretli yapmaya yetmemişti. Konuyla alakası yok biliyorum ama aklıma Nihat Doğan geldi, Seda Sayan ile yaşadıkları “fırtınalı aşk” onu Türkiye’nin en ünlü insanları arasına sokmaya yetmişti. Nasıl yapış yapış bir şeydi…
Sinan Engin menajer olduktan, hele de Beşiktaş’ın 100.yılında futbol takımının menajerliğine getirildikten sonra “Türk futboluna mal olan” bir isim haline geldi. Sahadaki kabadayı yürüyüşleri, futbolcularla, özellikle de Sergen’le diyalogları, maç sonrası tuhaf mimikleri eşliğinde yaptığı açıklamaları “Aman tanrım yoksa yeni bir Fatih Terim mi?” kaygısına yol açmıştı ama yine de nispeten sevilen bir isimdi. Uzun yıllardır sesi çıkmayan, üç büyükler içindeki yeri gittikçe zayıflayan Beşiktaş’ı yeniden manşetlere taşımıştı. Tribünler “İmparator istedi sustuk” pankartları açıyordu. Daha sonra üzerinde büyük spekülasyonlar yapılan Beşiktaş’ın 100.yılında şampiyon olmasını yaşadık.
Ardından gelen sezon Sinan Engin ve onu göreve getiren Serdar Bilgili’nin adım adım tükenişinin ama sadece taraftar nezdinde tükenişinin başlangıcıydı. Açık ara önde giderken art arda kaybedilen puanlar, takım içinde başlayan huzursuzluk, Lucescu’yu dahi çileden çıkaran ve soruşturma açılmasını istediği tuhaf ilişkiler…
Önce Bilgili ardından Engin istifa etti. İstifası sonrasında Lucescu’nun, “Sinan, Ümraniye’de sürekli Fashion TV izliyordu” açıklamasına, “Ne yapacaktım, antreman mı ?” diye yanıt vermenin komiklik olduğunu sanan menajer gitmişti.
Bohçadaki Pislikler
Son yılların en başarılı kadrosuna sahip, başında yetenekli bir teknik adam olan Beşiktaş şampiyon oldu, o sezonki diğer takımları ve performanslarını düşündüğümüzde bu durumun çok normal olduğunu söyleyebiliriz. Ama öyle bir hale geldi ki Beşiktaş’ın hakkıyla aldığı şampiyonluk bile tartışılır hale geldi. İstifaların ardından Beşiktaş’ta arınma başladı derken, bohça açıldı ortaya saçılmadık pislik kalmadı.
Bir zamanlar tribünlerin “imparator” dediği adam ülkenin, hatta Avrupa’nın en meşhur mafya liderine “Abi,abi!” diye yalakalanarak bir ayda tam 18 kez telefon görüşmesi yapmış. Futbol dünyasında mafyanın ne kadar etkin olduğunu herkes biliyor; Yaşar Öz’ün Sahrayıcedit Spor Kulübü’nün sahibi olması, birkaç çete liderinin tüm liglerdeki maçların sonuçlarını etkiledikleri, futbolcu satın aldıkları, bahis oynadıkları, futbolcu satışlarından pay aldıkları vs.. vaka-i adiyeden bir durum zaten. Ama Sinan Engin burada da yeni bir açılım yaparak işi büyüttü.
Beşiktaş’ın seyahat şirketinden alınan belgeyle Alaattin Çakıcı adına düzenlenmiş İbrahim Sarı kimliğiyle vize alınması yeni bir durumdu mesela. Sinan Engin burada farklı bir vizyona sahip olduğunu gösterdi. 100’üncü yılını kutlayan, spor dünyasında farklı bir yeri olduğu iddia edilen Beşiktaş, bir suçlunun yurtdışına çıkışı için “kullanılmıştı.” Bunu yapan da o kulüpten yetişmiş bir futbolcu, menajeri idi. Bunu yapan adamın mahkemelerde aklanmış olmasına rağmen Beşiktaşlıların gönlünde aklanması mümkün mü ? Ama iş bununla bitmedi. Marifetli Sinan Engin, şimdi de yargıya el atmıştı. Yine basına yansıyan Alaattin Çakıcı telefon görüşmelerinden öğreniyoruz ki Çakıcı hakim Serpil Demirkol’un Yargıtay 8.Ceza Dairesi’ne seçilmesi için yine Engin’i görevlendirmiş. Hatta Çakıcı’nın hakim Demirkol’a.
“Ayağına Beşiktaş’ı getirdim” diyecek kadar kulübün sahibi olduğunu maalesef bu telefon görüşmelerinden öğrendik.
Durun, Sinan Engin’in marifetleri bunlarla sınırlı değil, Fenerbahçe ile de adı sık sık anıldı. Cihan Oskay adlı biri bir TV programında şike yapıldığı itirafında bulunmuş ve olayda Sinan Engin’in de rol oynadığını açıklamıştı. Buradan öğreniyoruz ki Sinan Engin Türk futboluna bu kadar mal olmuş, tüm camialar tarafından sevilen bir isim.
Hoş Geldin Ya Mübarek Ayı
Bu mümtaz insan yine Beşiktaş’ta… Yönetimi Sinan Engin benzeri isimlerle doldurup arkasından da vurucu darbeyi yaparak Engin’i yeniden göreve getiren Yıldırım Demirören’in akıl tutulması yaşadığı kesin. Engin’in Beşiktaş’ın menajeri olduğunu duyan bir Fenerbahçeli arkadaşım, “Kardeşim Aziz Yıldırım’a Beşiktaş’a bir kötülük yap deseydik, o bile bunu düşünemezdi” yorumu yaptı.
Engin’in yine eski günlerdeki gibi kasıla kasıla ilk maçına çıktığı İnönü’deki sessiz protesto herkesin yüzünü güldürdü. Bu herkesin içinde sadece biz Beşiktaşlılar değil, gerçek futbol taraftarı, azcık vicdan sahibi olanlar da vardı. Ama… İşte aması kötü, tribünlerin en asi çocuğu çArşı, iki gün sonra “abilerinden” özür dilemeye gitti. Bu duruma ayrı bir bölüm açmak gerek… Aslında gerçek akıl tutulmasını çArşı ya da bir grup çArşılı mı yaşıyor?
http://www.ligtv.com.tr/uploads/news_manset_resim_19276_SinanEngin004.jpg
Sinan Engin ile ilgili bir yazı yazmak istediğimde bazı bilgi ve tarihleri netleştirmek için Hz. Google’a başvurdum. Arama bölümüne “Sinan Engin” , “şike” yazdım, (niyeyse) yüzlerce dosya açıldı…
Bu tabloyu gördükten sonra Sinan Engin ve hamileri ne dese boş. Haa, “Kardeşim onların hepsi iddia, kanıtlanmış bir durum yok” diye savuşturulabilir bu suçlama. O zaman herhangi bir futbolcu, menajer adı yazıp aynı şekilde arayalım karşımıza çıkan dosya sayısı kaç tane olur?
Kimdi bu Sinan Engin ve neden adı ve kendisi Beşiktaş’ın üzerine yapışmıştır, ne kadar kurtulmaya çalışırsan çalış üzerinden çıkmaz?
Beşiktaş’ın altyapısından yetişen, 17 yaşında A Takıma çıkan ancak istikrarsızlık, gece hayatı gibi nedenlerle Gordon Milne tarafından gönderilen bir futbolcu. Adanaspor, Ankaragücü, Sarıyer gibi kulüplerde oynadıktan sonra futbolu bırakan, oyunculuk yıllarındaki sert futbolu nedeniyle “Ayı Sinan” lakabı alan şahsiyet. Beşiktaş tribünleri bazen “biftek” diye de seslenirdi. Futbolculuğu sırasında kendisine küfreden bir Karşıyaka taraftarını dövmek için tribüne çıktığı, kendisine tombalak diyen bir başka taraftarı dövdüğü de unutulmayanları arasında.
Engin hızlı yaşantısının bir göstergesi olarak 1990’da Maksim’in assolisti Seda Sayan ile evlendi, beş yıllık evliliğin ardından boşanıp sosyeteden Ayşe Karasu ile ikinci evliliğini yaptı. Ancak bunların hiçbiri Sinan’ı bugünkü kadar şöhretli yapmaya yetmemişti. Konuyla alakası yok biliyorum ama aklıma Nihat Doğan geldi, Seda Sayan ile yaşadıkları “fırtınalı aşk” onu Türkiye’nin en ünlü insanları arasına sokmaya yetmişti. Nasıl yapış yapış bir şeydi…
Sinan Engin menajer olduktan, hele de Beşiktaş’ın 100.yılında futbol takımının menajerliğine getirildikten sonra “Türk futboluna mal olan” bir isim haline geldi. Sahadaki kabadayı yürüyüşleri, futbolcularla, özellikle de Sergen’le diyalogları, maç sonrası tuhaf mimikleri eşliğinde yaptığı açıklamaları “Aman tanrım yoksa yeni bir Fatih Terim mi?” kaygısına yol açmıştı ama yine de nispeten sevilen bir isimdi. Uzun yıllardır sesi çıkmayan, üç büyükler içindeki yeri gittikçe zayıflayan Beşiktaş’ı yeniden manşetlere taşımıştı. Tribünler “İmparator istedi sustuk” pankartları açıyordu. Daha sonra üzerinde büyük spekülasyonlar yapılan Beşiktaş’ın 100.yılında şampiyon olmasını yaşadık.
Ardından gelen sezon Sinan Engin ve onu göreve getiren Serdar Bilgili’nin adım adım tükenişinin ama sadece taraftar nezdinde tükenişinin başlangıcıydı. Açık ara önde giderken art arda kaybedilen puanlar, takım içinde başlayan huzursuzluk, Lucescu’yu dahi çileden çıkaran ve soruşturma açılmasını istediği tuhaf ilişkiler…
Önce Bilgili ardından Engin istifa etti. İstifası sonrasında Lucescu’nun, “Sinan, Ümraniye’de sürekli Fashion TV izliyordu” açıklamasına, “Ne yapacaktım, antreman mı ?” diye yanıt vermenin komiklik olduğunu sanan menajer gitmişti.
Bohçadaki Pislikler
Son yılların en başarılı kadrosuna sahip, başında yetenekli bir teknik adam olan Beşiktaş şampiyon oldu, o sezonki diğer takımları ve performanslarını düşündüğümüzde bu durumun çok normal olduğunu söyleyebiliriz. Ama öyle bir hale geldi ki Beşiktaş’ın hakkıyla aldığı şampiyonluk bile tartışılır hale geldi. İstifaların ardından Beşiktaş’ta arınma başladı derken, bohça açıldı ortaya saçılmadık pislik kalmadı.
Bir zamanlar tribünlerin “imparator” dediği adam ülkenin, hatta Avrupa’nın en meşhur mafya liderine “Abi,abi!” diye yalakalanarak bir ayda tam 18 kez telefon görüşmesi yapmış. Futbol dünyasında mafyanın ne kadar etkin olduğunu herkes biliyor; Yaşar Öz’ün Sahrayıcedit Spor Kulübü’nün sahibi olması, birkaç çete liderinin tüm liglerdeki maçların sonuçlarını etkiledikleri, futbolcu satın aldıkları, bahis oynadıkları, futbolcu satışlarından pay aldıkları vs.. vaka-i adiyeden bir durum zaten. Ama Sinan Engin burada da yeni bir açılım yaparak işi büyüttü.
Beşiktaş’ın seyahat şirketinden alınan belgeyle Alaattin Çakıcı adına düzenlenmiş İbrahim Sarı kimliğiyle vize alınması yeni bir durumdu mesela. Sinan Engin burada farklı bir vizyona sahip olduğunu gösterdi. 100’üncü yılını kutlayan, spor dünyasında farklı bir yeri olduğu iddia edilen Beşiktaş, bir suçlunun yurtdışına çıkışı için “kullanılmıştı.” Bunu yapan da o kulüpten yetişmiş bir futbolcu, menajeri idi. Bunu yapan adamın mahkemelerde aklanmış olmasına rağmen Beşiktaşlıların gönlünde aklanması mümkün mü ? Ama iş bununla bitmedi. Marifetli Sinan Engin, şimdi de yargıya el atmıştı. Yine basına yansıyan Alaattin Çakıcı telefon görüşmelerinden öğreniyoruz ki Çakıcı hakim Serpil Demirkol’un Yargıtay 8.Ceza Dairesi’ne seçilmesi için yine Engin’i görevlendirmiş. Hatta Çakıcı’nın hakim Demirkol’a.
“Ayağına Beşiktaş’ı getirdim” diyecek kadar kulübün sahibi olduğunu maalesef bu telefon görüşmelerinden öğrendik.
Durun, Sinan Engin’in marifetleri bunlarla sınırlı değil, Fenerbahçe ile de adı sık sık anıldı. Cihan Oskay adlı biri bir TV programında şike yapıldığı itirafında bulunmuş ve olayda Sinan Engin’in de rol oynadığını açıklamıştı. Buradan öğreniyoruz ki Sinan Engin Türk futboluna bu kadar mal olmuş, tüm camialar tarafından sevilen bir isim.
Hoş Geldin Ya Mübarek Ayı
Bu mümtaz insan yine Beşiktaş’ta… Yönetimi Sinan Engin benzeri isimlerle doldurup arkasından da vurucu darbeyi yaparak Engin’i yeniden göreve getiren Yıldırım Demirören’in akıl tutulması yaşadığı kesin. Engin’in Beşiktaş’ın menajeri olduğunu duyan bir Fenerbahçeli arkadaşım, “Kardeşim Aziz Yıldırım’a Beşiktaş’a bir kötülük yap deseydik, o bile bunu düşünemezdi” yorumu yaptı.
Engin’in yine eski günlerdeki gibi kasıla kasıla ilk maçına çıktığı İnönü’deki sessiz protesto herkesin yüzünü güldürdü. Bu herkesin içinde sadece biz Beşiktaşlılar değil, gerçek futbol taraftarı, azcık vicdan sahibi olanlar da vardı. Ama… İşte aması kötü, tribünlerin en asi çocuğu çArşı, iki gün sonra “abilerinden” özür dilemeye gitti. Bu duruma ayrı bir bölüm açmak gerek… Aslında gerçek akıl tutulmasını çArşı ya da bir grup çArşılı mı yaşıyor?