Orijinalini görmek için tıklayınız : ibrahim altınsay başkan olsun
Ata Önder Atabay
04-10-2007, 20:57
Arkadaşlar düşünsenize başkanın ibrahin altınsay olduğunu sizce beşiktaşta neler değişirdi? bence gercekten halkın takımı olurdu
Onur Özgen
04-10-2007, 22:24
çok güzel bir ütopya.
Sercan Hosafci
05-10-2007, 00:30
Bu kadar borçtan nasıl çıkıcaz. İbrahim Altınsay zengin para babası bi adam değil. Kendi gelirlerimiz derseniz,onlarda temlikli. Kendi gelirleriyle dönen bir Beşiktaş olabilir. Gelirler arttırabilir lafım yok ama onlar bildiğim kadarıyla uzun bir süre temlikli. Onların temliğinin kalkması için Fulya kırdırılması gerekiyor. Olmasın ziyanı yok derseniz,İbrahim Altınsay`ada yazık olur derim.
Onur Özgen
05-10-2007, 08:04
süleyman seba'da para babası değildi ama arkasında rahmi koç gibi bir destek vardı, eğer altınsay da öyle bir destek bulabilirse, başımla beraber. en uygun başkan adayı beşiktaş'a yoksa.
Nazim Gultekin
05-10-2007, 11:22
kim klubu zarara ugratmissa ona odetirsin olur biter.. borc dedigin nedir? yanlis trasferden dolayi klup kime ne para odediyse o adami getirenlere odetin ;) alacakli cikariz :D
Yeşim Cingöz
05-10-2007, 11:33
İbrahim Altınsay çok iyi bir Beşiktaşlı.Ancak lider vasıfları taşımıyor.Benim hayalim
Rasim Kara ve Ali Gültiken...Sadece hayal işte...
Mustafa Ozyurt
05-10-2007, 12:27
İbrahim Altınsay çok iyi bir Beşiktaşlı.Ancak lider vasıfları taşımıyor.Benim hayalim
Rasim Kara ve Ali Gültiken...Sadece hayal işte...
İbrahim Altınsay'da liderlik vasıfları yok da Rasim Kara'da mı var yani?
Yeşim Cingöz
05-10-2007, 12:37
İbrahim Altınsay'da liderlik vasıfları yok da Rasim Kara'da mı var yani?Bu benim fikrim.Hem İbrahim Altınsay hem de
Rasim Kara'nın futbola bakış açılarını ve tavırlarını az çok biliyorum.
İbrahim Altınsay yönetimde olması gereken bir isim.Başkanlık çok daha
zor ve etkili olunması gereken bir makam.Dediğim gibi bu benim fikrim.:)
Muhittin Saban
05-10-2007, 12:48
Arkadaşlar düşünsenize başkanın ibrahin altınsay olduğunu sizce beşiktaşta neler değişirdi? bence gercekten halkın takımı olurdu
Sence olurdu ama bence asla o dediğinden olamazdı. Nasıl böyle bir kanıya kapıldın anlayamıyorum sevgili Ata kardeşim. Eğer ekranlardan ya da gazeteden takip ettiğin kadarıyla fikir yürütüyorsan ona bir şey diyemem öyle gözükebilir.
Ama bana göre eşi sevgili Gülengül Altınsay İbrahim Altınsay'dan daha yakışırdı. Tabi ütopik bir düşüncenin sonucu söylüyorum bunu. Öyle İbrahim Altınsay'ı da Radikal gibi bir gazetede yazı yazıyor diye veya yazılarında ki halkçı ve tribüncü motifleri işliyor diye sınıfsallığı yok sayıyor diye düşünme.
Oldukça parayı seven, koltuğunu seven ve başka koltuklarda da gözü olunca ve bir yerlerden de emir almışsa o koltuğa sahip olmak ve ele geçirmek için türlü türlü oyunları zamanında yapmış(Hem de Aydın Doğan'ın taşeronu olarak!...ŞU an da yazdığı gazete Doğan'ın)) biridir. Tamam Beşiktaş'lılığını tartışmam ama sakın olan eğer o koltuğu bir kaparsa ve umulduğu gibi de çıkmazsa(Bana göre çıkmaz) O zaman o koltuk bir daha ele geçirilmez gibi geliyor bana:-))
Hasan Arat diyorum ben........
.
Namik Kartaloglu
05-10-2007, 14:14
Ibrahim Altinsay, Nilay Yilmaz Bunlar birer Atom bombasi Besiktasin basina gelseler 10 sene ustuste sampiyonluk yasar Besiktas. Uye sayisi en az 1 Milyon olur, Borc sifir olur, BJK TV naklen yayin yapar, HT kapanir(cunku artik gerek yoktur)... Biz ne diyoruz yav? cimcikleyin de uyanayim cok derine dalmisim, agzim kulaklarimda 31 disim görunuyor :) :)
Adnan Gur
05-10-2007, 14:32
İbrahim Altınsay konusunda Namık arkadaş gibi düşünüyorum. Kesinlikle çok iyi olur ama ne onun böyle bir çalışması yada hedefi var nede diğer Beşiktaşlıların. Keşke olsaa
Onur Özgen
05-10-2007, 14:39
Bu benim fikrim.Hem İbrahim Altınsay hem de
Rasim Kara'nın futbola bakış açılarını ve tavırlarını az çok biliyorum.
İbrahim Altınsay yönetimde olması gereken bir isim.Başkanlık çok daha
zor ve etkili olunması gereken bir makam.Dediğim gibi bu benim fikrim.:)
arkadaşım sen örneğin ingiltere'de hangi kulübün başkanını biliyorsun. ben bir abramovich'i biliyorum o da kulübü satın aldığı için her halta burnunu soktuğundan, bu yüzden de şimdi chelsea'nin burnu ...tan kurtulmuyor. bu birtek türkiye'de böyle, başkanın antremanlara gitmesi demek avrupa'da skandal demek, ama biz de çok normal veya soyunma odalarına inmesi. başkanlar hep vitrin arkasında yer alır, kulübün gelirleri giderleri ile ilgilenir, ibrahim altınsay da böyle bir insan ve beşiktaş'ın değerlerini de çok iyi korur. ama arkasında maddi bir destek bulması lazım tabii.
Onur Özgen
05-10-2007, 14:42
muhittin abi en azından sinan engin gibilerden uzak kalır beşiktaş be altınsay gelince.
Firat Sezginsoy
05-10-2007, 14:47
çok güzel bir ütopya.
bu_!
Yeşim Cingöz
05-10-2007, 15:27
arkadaşım sen örneğin ingiltere'de hangi kulübün başkanını biliyorsun. ben bir abramovich'i biliyorum o da kulübü satın aldığı için her halta burnunu soktuğundan, bu yüzden de şimdi chelsea'nin burnu ...tan kurtulmuyor. bu birtek türkiye'de böyle, başkanın antremanlara gitmesi demek avrupa'da skandal demek, ama biz de çok normal veya soyunma odalarına inmesi. başkanlar hep vitrin arkasında yer alır, kulübün gelirleri giderleri ile ilgilenir, ibrahim altınsay da böyle bir insan ve beşiktaş'ın değerlerini de çok iyi korur. ama arkasında maddi bir destek bulması lazım tabii.
Ben herşeye burnunu sokan bir başkan olsun demedim yazımda.Konuştuğu zaman
ses getirecek,dişli bir başkan olsun istiyorum.Altınsay'ın yapısına ters bu özellik.
Onur Özgen
05-10-2007, 16:14
Ben herşeye burnunu sokan bir başkan olsun demedim yazımda.Konuştuğu zaman
ses getirecek,dişli bir başkan olsun istiyorum.Altınsay'ın yapısına ters bu özellik.
beşiktaş başkanı (!) demirören konuşmuyor mu yeteri kadar. ya da konuşuyor ama ses getirmiyor dersen ses de getiriyor. baksana ligde onun kadar boksör bir başkan yok sağa sola yumruk sallıyor ama denk getiremiyor hiçbirine biri dışında : beşiktaş.
mümkünse dilsiz bir başkan istiyorum ben ama yüreğinde kirlenmemiş saf, gerçek bir beşiktaş sevgisi olanından.
Yeşim Cingöz
05-10-2007, 16:28
beşiktaş başkanı (!) demirören konuşmuyor mu yeteri kadar. ya da konuşuyor ama ses getirmiyor dersen ses de getiriyor. baksana ligde onun kadar boksör bir başkan yok sağa sola yumruk sallıyor ama denk getiremiyor hiçbirine biri dışında : beşiktaş.
mümkünse dilsiz bir başkan istiyorum ben ama yüreğinde kirlenmemiş saf, gerçek bir beşiktaş sevgisi olanından.
Ne konuşması ne ses getirmesi.Benim başkanım futbolcusu rakip stadın otoparkında dayak yediği zaman konuşmalı,yumruğu vurmasına gerek kalmadan
önce bizlerin sonra da herkesin saygı ve sevgisini kazanmalı.Beşiktaşın hakkı yendiği zaman değil,rakibin hakkı da yenildiğinde aynı duyarlılıkla konuşmalı.
Herkesin gönlünde bir başkan adayı var.
Mevcut kongre yapısıyla bizlerin istediği tarzda başkanın seçilmesi zaten imkansız.Bu yüzden boşuna tartışıyoruz kardeşim.:(
Demir Han
05-10-2007, 17:37
Rasim Kara asla olamaz ama Arat ile Altınsay hala bildiğimiz gibilerse neden olmasın..
Anıl Tanrıyar
05-10-2007, 18:06
arkadaşım sen örneğin ingiltere'de hangi kulübün başkanını biliyorsun. ben bir abramovich'i biliyorum o da kulübü satın aldığı için her halta burnunu soktuğundan, bu yüzden de şimdi chelsea'nin burnu ...tan kurtulmuyor. bu birtek türkiye'de böyle, başkanın antremanlara gitmesi demek avrupa'da skandal demek, ama biz de çok normal veya soyunma odalarına inmesi. başkanlar hep vitrin arkasında yer alır, kulübün gelirleri giderleri ile ilgilenir, ibrahim altınsay da böyle bir insan ve beşiktaş'ın değerlerini de çok iyi korur. ama arkasında maddi bir destek bulması lazım tabii.
arkadaşım dediğin 41 yaşındaki bayan!
Ata Önder Atabay
05-10-2007, 18:27
Arkadaşlar bu yönetimin kalması kanatıma göre artık cok zor .Bu cok acık şu an yönetim anlamında dibe vurmuş durumda takım yönetilmiyor, direk borc batağına cekiliyor tabi işin bir de para boyutu var yatsınamıcak bii şey; ama bu demirören yönetiminde de gördük ki paralı başkanda yani parada sorunu cözmüyor aslında ben ibrahım altınsay başkan olsun derken yönetim ve yönetme mantığı icinde düşünmek lazım ..........
Onur Özgen
05-10-2007, 18:38
arkadaşım dediğin 41 yaşındaki bayan!
yaşını bilsem öyle hitap etmezdim zaten, anlamıştır o da. bundan sonra öyle hitap etmem.
Sercan Hosafci
06-10-2007, 00:31
süleyman seba'da para babası değildi ama arkasında rahmi koç gibi bir destek vardı, eğer altınsay da öyle bir destek bulabilirse, başımla beraber. en uygun başkan adayı beşiktaş'a yoksa.
Bizim işte gerçek sorunumuz bu. Bu yönetimdede gelecek olan yönetimde de bu olacak. Beşiktaş`ın ileri gelenleri dediğimiz kişiler bu ağır toplar bu bu kişiler artık Beşiktaş`ı umursamıyor vefasızlık yapıyorlar. Halbuki zamanında Beşiktaş`tan çok şey kazandılar. Birde Süleyman Seba geldiği zaman ne futbol bu kadar endüstiriydi nede Beşiktaş bu kadar borçluydu.
Mehmet Yucegonul
06-10-2007, 05:43
Acaba Seba'dan sonra yönetimde kim Beşiktaş'ımızda karşılıksız bir iş yaptı bilmek isterim kimleri gördüysem herkez Beşiktaş'ımızı kendi .çıkarları içim sevdi..Acaba kim Beşiktaşlı duruşşu dediğimiz duruşa saygı durdu..?Acaba şimdiki başkan ve yönetimdekiler Beşiktaş'ımızı taraftarın sevdiği kadar sevebildimi (meşhul) onların göremediği değerlerlerin yanında kim vardı..Büyük BEŞİKTAŞ TARAFTARI kısacası içimizi yakan bir örnek:ŞEREF BEY'in mezarının hali :( ve o halini hiçmi görmediler çokmu işleri vardı acaba.Kim gördü Beşiktaş Taraftarı kim yanındaydı Beşiktaş Taraftarı bu bir örnek sadece.Eğer kaybettikleri değerlerin Beşiktaşlı duruşu diyiyorlar ama onlar bile Beşiktaşlılık duruşu nedir bilmiyorlar kaybedilen değerlerin yanında hep biz vardık biz yanındaydık ACABA YÖNETİM NEDEN BEŞİKTAŞ TARAFTARININ YANINDA DEĞİLDİ SAHİP ÇIKMIYORDU..!
Özer Özçetin
06-10-2007, 14:27
Değerli arkadaşlar herkesin gönlünde bazı isimler var, Baba Hakkının koltuğuna layık gördüğümüz bir çok değerli Beşiktaşlı var.Bu isimler deklare edilebilir ama isimler üzerinden polemik yapmak yanlış.Zira şu anda ciddi bir kongre süreci yok,söylentisi bile yok.
Ayrıca erkenden beyan edip bazı isimleri yıpratmayalım
Necdet Bulut
11-10-2007, 02:01
halkın takımına tam uygun bir başkan olur ,duruşuyla konuşmasıyla beşiktaşımıza yakışır .bazı arkadaşlar parası yok diyor ,yıldırım demirorenin parası olduda ne oldu ,sayın altınsay duruşuyla fikirleriyle laikiyle yerine getirir.
Diren Sarisoy
14-10-2007, 13:31
ibrahim altınsay beşiktaş için büyük bir değer ondaki efendiliği futbol bilgisini şu ana kadar hiçbir yöneticide görmedim. umarım gerçekleşir bu ütopya. ethem sancak ismide çok konuşulmaya başlandı. ethem sancak eski sosyalistmiş.
Modern zamanların Seyidi...
Ethem Sancak, Türkiye'de 1.5 milyar dolar ciro yapan ve ilaç dağıtımının yüzde 40'ını kontrol eden Hedef Allıance'ın sahibi. Aynı zamanda o bir 'seyit', yani Hz. Muhammed'in soyundan geliyor. Eski TKİP'li... Ve de Koç - Ata Çiftliği'nin yeni ortağı. İşte bir işadamının bu topraklar kadar renkli öyküsü
ŞAZİYE KARLIKLI
Eğer, Cumhuriyet ilan edilmeseydi o ve onun soyundan gelen yaklaşık bin kişi asla vergi vermeyecekti. Erkekleri askere alınmayacaktı. O ve ondan gelenler 'Seyit' kabul edildiği, yani Peygamber soyundan geldiği için kimse bu imtiyazlı duruma ses çıkartmayacaktı.
Ama zaman 'seyitleri' de değiştirdi. Siirt'in bu unvanı taşıyan büyük ailesi Cumhuriyet'ten sonra bütün bu imtiyazlardan vazgeçmek zorunda kalıyordu. Yaklaşık 500 yıl önce Mısır'dan yöre halkını 'Müslümanlaştırmak' misyonuyla çağrıldıkları Siirt'te yeni bir yaşam biçimiyle tanışacaklardı. Oturdukları köylere göre bölünüyor ve ortaya tam 21 soyadlı bir topluluk çıkıyordu. Bu ailenin lideri olan Abdülhakim Bey'in, Soyadı Kanunu'ndan payına 'Sancak' adı düşüyordu. Soy şecereleriyle ispat ettikleri 'Seyitliklerinin' devlet katında önemi kalmıyordu ama yerel halk nezdinde 'kutsallıklarını' sürdürüyorlardı.
Bu 'kutsiyet' de Abdülhakim Sancak'a önemli bir sorumluluk yüklüyordu; 'Ekonomik, dini, kültürel bir çerçevede aileye sahip çıkmak ve inananlara önderlik etmek.'
Abdülhakim Bey , kendinden sonra önderlik için oğlu Ethem Sancak'ı uygun bulmuştu. Abdülhakim Bey, modern zaman seyidinin 'okumuş' olması gerektiğinin de farkındaydı. Ve Ethem Sancak, 500 yıllık ailenin üniversiteye gönderilen ilk ve tek ferdi olarak İstanbul'a geldiğinde işler değişiyordu.
Seyit sosyalist olunca!
Hayır dualarla Siirt'ten İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ne gelen Ethem Sancak'ın yaptığı ilk işlerden biri Türkiye İşçi Köylü Partisi'ne (TİKP) girmek oluyordu. "Babam kendi yerine geçmem için beni gözüne kestirmişti. Ama, ben okumaya gelince solcu oldum. Çünkü aldığım değerlerle solculuk çok örtüşüyordu" sözleriyle o günleri anlatan Ethem Sancak, Peygamber soyundan gelen birinin sosyalist olması pek de yakışık almadığından babasıyla sekiz yıl 'küs' kalacaktı.
Parti içinde yükselişi hızlı olmuştu. Örgütlenmeden sorumluydu. Sempatizan gençleri 'Bu örgütçü olur, bu da gazeteci' diye ayıklamak onun işiydi. İsimlerinin verilmesini istemiyor ama, Aydınlık hareketinden gelen bugünün pek çok ünlü gazetecisini, Aydınlık gazetesi için kendisinin seçtiğini de gülümseyerek anlatıyor. Partinin Güneydoğu ve Doğu sorumluluğu ile Diyarbakır İl Başkanlığı'nı da üstlenen Sancak, 1980 yılına gelindiğinde askere çağrılıyordu. Ailesi ona küçük bir oyun oynuyor ve celbi onun adına imzalıyordu.
O günleri şöyle anlatıyor: "Askere gitmek istemiyordum. Tam o sıra partinin merkez komitesine girecektim. Parti'ye sordum, 'ne yapayım' diye. 'Yap askerliğini' dediler. Askerdeyken ihtilal oldu. Benim de yer alacağım merkez komitenin tümü dört yıl hapis yattı."
Askerlik ona hayatının dört yılını armağan edecekti. Hareket dağılmıştı. Aile kapısı kapalıydı ve yalnız bir adamdı. Elinde diplomayla Siirt'ten bir arkadaşının İstanbul'daki ecza deposuna ortak oldu. Partide öğrendiği örgütçülüğü, ailesinden öğrendiği insan ilişkileri bu ecza deposunda çok işine yaradı. Es adını taşıyan depo 1980'li yılların ortasında ilk beşe girdi. Zaman da her şeyin ilacı oldu. Babası Abdülhakim Bey'le de barıştı.
Siirt'ten büyük göçü başlattı
Abdülhakim Bey aile önderi olarak Ethem Sancak'ı seçerken aslında yanılmamıştı. Kader gerçekten de tuhaf biçimde yıllar sonra Ethem Sancak'a aile adına çok önemli bir karar verme fırsatı tanıyordu. Ethem Sancak anlatıyor:
"1986'da, PKK silahları patlatınca. Babama dedim ki; 'Sen büyük bir ailesin ya devletten ya da PKK'dan yana olmak zorunda kalırsın. Her iki durumda da aile kayıp verecek. Taraf olmaya zorlanırsın. Ailenin gençlerden birisi, karışacak bu işe. En iyisi Siirt'ten uzaklaşmaktır.' Beş yıl içinde İstanbul'a bin kişi getirdik. Üstelik biri bile kiraya gelmedi. Hepsini ev bark sahibi yaptık. Biz yardım ettik. Onlar ellerindekini satıp geldiler. Kimse 'gelmem' demedi. Abdülhakim Bey, büyük bir kanaat önderiydi."
1.5 milyar dolar ciro
1992 yılına gelindiğinde Ethem Sancak, Es Ecza deposu ile yollarını ayırıyor, Hedef Ecza Deposu'nu kuruyordu. 1994 krizi onun deyimiyle büyük bir fırsat yaratıyordu. "Rakiplerimiz paradan para kazanmaya yöneldi. Biz 'repoculuk değil depoculuk yapalım' dedik. Piyasada öyle bir ihtiyaç vardı ki, hızla büyüdük. 1998 yılında yüzde 40 piyasa payı ve 700 milyon dolar ciroya ulaştık" diyor.
Ethem Sancak, yüzde 40 pazar payının daha da yükseltilmesi hem üreticiyi hem de perakendeciyi ürküteceğinden, dışa açılma kararı alıyordu. Ancak global örgütlenmede kendi deyişiyle 'Türk pasaportu' yetmediğinden yabancı bir ortak arayışı başlıyordu. Hedef Alliance UniChem'le 2000 yılında el sıkışarak, bir 'Alman pasaportuna' sahip oluyordu. Şirketin yeni adı Hedef Alliance'dı.
Mısır'da lider oldu
Şirket 2003 yılında 1.5 milyar dolar ciro yaptı. Hedef Alliance Van'dan Edirne'ye dek en uzaktaki de dahil olmak üzere 21 bin eczaneyi her gün bir kez, gerekirse eğer 18 kez bile ziyaret ediyor ki, bu bir rekor kabul ediliyor.
Şirket, global hedefler çerçevesinde Mısır ilaç dağıtımının lideri UCP'nin de yüzde 40'ını satın almış. Mısır'daki ciro şimdilik 400 milyon dolar. Hedef, Mısır üzerinden Tanzanya'ya kadar diğer Afrika ülkelerine ulaşmak. Mısır örneğinde olduğu gibi, Polonya, Macaristan ve Moskova'daki ilaç dağıtıcılarıyla da görüşüyorlar. Amaç oralardaki dağıtımda da lider olmak.
Koç ve Ata'nın ortağı
Hedef'in hisseleri Alliace UniChem'e satılınca, Sancak ailesinin elinde hatırı sayılır bir para geçiyordu. Uzun bir incelemeden sonra aile parayı 'tarım'a yatırmaya karar verdi. Bu seçim, 2025 yılında 12 milyar insanın beslenme sorunu olacağından, gelişmiş ülkelerinin aynı zamanda tarım ülkesi olduğu tespitine dek birçok gösterge değerlendirilerek yapılıyordu.
Ailenin parası var ama tecrübesi yoktu. Bu nedenle de deneyim kazanmış, Koç - Ata Çiftliği'ne yatırım yapma kararı alındı. Ethem Sancak anlatıyor:
"Ali Bey'e (Koç) gittim. 'Bizi ortak alın' dedim. O da 'Ama bu kuruluş kazanmıyor ki' dedi. Ben de 'Biliyorum' diye cevap verdim. Bunun üzerine, 'Neden' diye sordu. 'Ben tecrübeye ortak oluyorum. Sizin vardığınız nokta için 3 yıl harcamam gerekir. Ama zaman daha değerli' deyince ilk adımı attık. 2003'te üçte bir oranında ortak olduk. Koç - Ata - Sancak adını alan çiftlik olması gerekenden çok daha fazla bir yatırımdır. Ama bu yatırım başta sıkıntı yaratsa da yakın bir gelecekte, bunun çok faydası görülecektir. Üstelik şimdi kârlı bir hale geldi. Önünün çok açık olduğunu düşünüyorum.
Diren Sarisoy
14-10-2007, 13:41
ibrahim altınsay beşiktaş için büyük bir değer ondaki efendiliği futbol bilgisini şu ana kadar hiçbir yöneticide görmedim. umarım gerçekleşir bu ütopya. ethem sancak ismide çok konuşulmaya başlandı. ethem sancak eski sosyalistmiş.
Modern zamanların Seyidi...
Ethem Sancak, Türkiye'de 1.5 milyar dolar ciro yapan ve ilaç dağıtımının yüzde 40'ını kontrol eden Hedef Allıance'ın sahibi. Aynı zamanda o bir 'seyit', yani Hz. Muhammed'in soyundan geliyor. Eski TKİP'li... Ve de Koç - Ata Çiftliği'nin yeni ortağı. İşte bir işadamının bu topraklar kadar renkli öyküsü
ŞAZİYE KARLIKLI
Eğer, Cumhuriyet ilan edilmeseydi o ve onun soyundan gelen yaklaşık bin kişi asla vergi vermeyecekti. Erkekleri askere alınmayacaktı. O ve ondan gelenler 'Seyit' kabul edildiği, yani Peygamber soyundan geldiği için kimse bu imtiyazlı duruma ses çıkartmayacaktı.
Ama zaman 'seyitleri' de değiştirdi. Siirt'in bu unvanı taşıyan büyük ailesi Cumhuriyet'ten sonra bütün bu imtiyazlardan vazgeçmek zorunda kalıyordu. Yaklaşık 500 yıl önce Mısır'dan yöre halkını 'Müslümanlaştırmak' misyonuyla çağrıldıkları Siirt'te yeni bir yaşam biçimiyle tanışacaklardı. Oturdukları köylere göre bölünüyor ve ortaya tam 21 soyadlı bir topluluk çıkıyordu. Bu ailenin lideri olan Abdülhakim Bey'in, Soyadı Kanunu'ndan payına 'Sancak' adı düşüyordu. Soy şecereleriyle ispat ettikleri 'Seyitliklerinin' devlet katında önemi kalmıyordu ama yerel halk nezdinde 'kutsallıklarını' sürdürüyorlardı.
Bu 'kutsiyet' de Abdülhakim Sancak'a önemli bir sorumluluk yüklüyordu; 'Ekonomik, dini, kültürel bir çerçevede aileye sahip çıkmak ve inananlara önderlik etmek.'
Abdülhakim Bey , kendinden sonra önderlik için oğlu Ethem Sancak'ı uygun bulmuştu. Abdülhakim Bey, modern zaman seyidinin 'okumuş' olması gerektiğinin de farkındaydı. Ve Ethem Sancak, 500 yıllık ailenin üniversiteye gönderilen ilk ve tek ferdi olarak İstanbul'a geldiğinde işler değişiyordu.
Seyit sosyalist olunca!
Hayır dualarla Siirt'ten İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ne gelen Ethem Sancak'ın yaptığı ilk işlerden biri Türkiye İşçi Köylü Partisi'ne (TİKP) girmek oluyordu. "Babam kendi yerine geçmem için beni gözüne kestirmişti. Ama, ben okumaya gelince solcu oldum. Çünkü aldığım değerlerle solculuk çok örtüşüyordu" sözleriyle o günleri anlatan Ethem Sancak, Peygamber soyundan gelen birinin sosyalist olması pek de yakışık almadığından babasıyla sekiz yıl 'küs' kalacaktı.
Parti içinde yükselişi hızlı olmuştu. Örgütlenmeden sorumluydu. Sempatizan gençleri 'Bu örgütçü olur, bu da gazeteci' diye ayıklamak onun işiydi. İsimlerinin verilmesini istemiyor ama, Aydınlık hareketinden gelen bugünün pek çok ünlü gazetecisini, Aydınlık gazetesi için kendisinin seçtiğini de gülümseyerek anlatıyor. Partinin Güneydoğu ve Doğu sorumluluğu ile Diyarbakır İl Başkanlığı'nı da üstlenen Sancak, 1980 yılına gelindiğinde askere çağrılıyordu. Ailesi ona küçük bir oyun oynuyor ve celbi onun adına imzalıyordu.
O günleri şöyle anlatıyor: "Askere gitmek istemiyordum. Tam o sıra partinin merkez komitesine girecektim. Parti'ye sordum, 'ne yapayım' diye. 'Yap askerliğini' dediler. Askerdeyken ihtilal oldu. Benim de yer alacağım merkez komitenin tümü dört yıl hapis yattı."
Askerlik ona hayatının dört yılını armağan edecekti. Hareket dağılmıştı. Aile kapısı kapalıydı ve yalnız bir adamdı. Elinde diplomayla Siirt'ten bir arkadaşının İstanbul'daki ecza deposuna ortak oldu. Partide öğrendiği örgütçülüğü, ailesinden öğrendiği insan ilişkileri bu ecza deposunda çok işine yaradı. Es adını taşıyan depo 1980'li yılların ortasında ilk beşe girdi. Zaman da her şeyin ilacı oldu. Babası Abdülhakim Bey'le de barıştı.
Siirt'ten büyük göçü başlattı
Abdülhakim Bey aile önderi olarak Ethem Sancak'ı seçerken aslında yanılmamıştı. Kader gerçekten de tuhaf biçimde yıllar sonra Ethem Sancak'a aile adına çok önemli bir karar verme fırsatı tanıyordu. Ethem Sancak anlatıyor:
"1986'da, PKK silahları patlatınca. Babama dedim ki; 'Sen büyük bir ailesin ya devletten ya da PKK'dan yana olmak zorunda kalırsın. Her iki durumda da aile kayıp verecek. Taraf olmaya zorlanırsın. Ailenin gençlerden birisi, karışacak bu işe. En iyisi Siirt'ten uzaklaşmaktır.' Beş yıl içinde İstanbul'a bin kişi getirdik. Üstelik biri bile kiraya gelmedi. Hepsini ev bark sahibi yaptık. Biz yardım ettik. Onlar ellerindekini satıp geldiler. Kimse 'gelmem' demedi. Abdülhakim Bey, büyük bir kanaat önderiydi."
1.5 milyar dolar ciro
1992 yılına gelindiğinde Ethem Sancak, Es Ecza deposu ile yollarını ayırıyor, Hedef Ecza Deposu'nu kuruyordu. 1994 krizi onun deyimiyle büyük bir fırsat yaratıyordu. "Rakiplerimiz paradan para kazanmaya yöneldi. Biz 'repoculuk değil depoculuk yapalım' dedik. Piyasada öyle bir ihtiyaç vardı ki, hızla büyüdük. 1998 yılında yüzde 40 piyasa payı ve 700 milyon dolar ciroya ulaştık" diyor.
Ethem Sancak, yüzde 40 pazar payının daha da yükseltilmesi hem üreticiyi hem de perakendeciyi ürküteceğinden, dışa açılma kararı alıyordu. Ancak global örgütlenmede kendi deyişiyle 'Türk pasaportu' yetmediğinden yabancı bir ortak arayışı başlıyordu. Hedef Alliance UniChem'le 2000 yılında el sıkışarak, bir 'Alman pasaportuna' sahip oluyordu. Şirketin yeni adı Hedef Alliance'dı.
Mısır'da lider oldu
Şirket 2003 yılında 1.5 milyar dolar ciro yaptı. Hedef Alliance Van'dan Edirne'ye dek en uzaktaki de dahil olmak üzere 21 bin eczaneyi her gün bir kez, gerekirse eğer 18 kez bile ziyaret ediyor ki, bu bir rekor kabul ediliyor.
Şirket, global hedefler çerçevesinde Mısır ilaç dağıtımının lideri UCP'nin de yüzde 40'ını satın almış. Mısır'daki ciro şimdilik 400 milyon dolar. Hedef, Mısır üzerinden Tanzanya'ya kadar diğer Afrika ülkelerine ulaşmak. Mısır örneğinde olduğu gibi, Polonya, Macaristan ve Moskova'daki ilaç dağıtıcılarıyla da görüşüyorlar. Amaç oralardaki dağıtımda da lider olmak.
Koç ve Ata'nın ortağı
Hedef'in hisseleri Alliace UniChem'e satılınca, Sancak ailesinin elinde hatırı sayılır bir para geçiyordu. Uzun bir incelemeden sonra aile parayı 'tarım'a yatırmaya karar verdi. Bu seçim, 2025 yılında 12 milyar insanın beslenme sorunu olacağından, gelişmiş ülkelerinin aynı zamanda tarım ülkesi olduğu tespitine dek birçok gösterge değerlendirilerek yapılıyordu.
Ailenin parası var ama tecrübesi yoktu. Bu nedenle de deneyim kazanmış, Koç - Ata Çiftliği'ne yatırım yapma kararı alındı. Ethem Sancak anlatıyor:
"Ali Bey'e (Koç) gittim. 'Bizi ortak alın' dedim. O da 'Ama bu kuruluş kazanmıyor ki' dedi. Ben de 'Biliyorum' diye cevap verdim. Bunun üzerine, 'Neden' diye sordu. 'Ben tecrübeye ortak oluyorum. Sizin vardığınız nokta için 3 yıl harcamam gerekir. Ama zaman daha değerli' deyince ilk adımı attık. 2003'te üçte bir oranında ortak olduk. Koç - Ata - Sancak adını alan çiftlik olması gerekenden çok daha fazla bir yatırımdır. Ama bu yatırım başta sıkıntı yaratsa da yakın bir gelecekte, bunun çok faydası görülecektir. Üstelik şimdi kârlı bir hale geldi. Önünün çok açık olduğunu düşünüyorum. milliyet
Türkiye'nin en renkli işadamlarından Ethem Sancak, birgün paranın kitabını yazacak. Hak etmeyeni, hakkını vermeyeni, pintilik edeni, fazla önemseyeni terk eder. Ama biliyor musunuz, onu sevmeyip dağıttığınız zaman daha çok gelir.
Türkiye'nin en renkli işadamlarından biri. Ve bence en renkli işadamı olma hikayelerinden biri. Bir genç adam düşünün, askerliği yeni bitmiş, yapayalnız. Ailesiyle çevresiyle, dava arkadaşlarıyla bağlantıları kopmuş ve kendine soruyor: "Ben şimdi ne yapacağım?" diye. Ve işte kariyerini, bu laf üzerine kuruyor. Şu anda el atmadığı iş alanı yok gibi. İlaç sektöründen hastaneciliğe, tarımdan inşaata kadar birçok alanda yatırımları var. 20 sivil toplum kuruluşuna üye. 10'unda yönetim kurulu üyesi. Başta TÜSİAD, İKSV, TESEV, TEGEV olmak üzere. İstanbul Modern'in de ana sponsoru ve yönetim kurulu başkanlarından. En sevdiğim özelliği mütevazılığı, espri gücü ve insana yakınlığı. 20 kilo daha zayıf olsa, Alain Delon gibi bir şey olurdu ben size söyleyeyim ve peşinden gitmeyecek kadın olmazdı!
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Peygamber soyundan geldiğinizi öğrendiğinizde kaç yaşındaydınız?
- Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum ama küçüktüm...
Korunaklı mı büyütüldünüz? "Soğuk su içme evladım, sen peygamber soyundan geldin" mi diyorlardı? Peygamber soyuna zarar gelmesin diye, sırtınıza tülbent filan mı koyuyorlardı?
- Yok hayır. Çok geniş bir aile, tek tek bireylerle ilgilenecek zamanları yok. Aşiret değil, toprak sahibi değil, olağanüstü zengin de değil ama Güneydoğu'da çok sevilen, sayılan ve sözü dinlenen bir aile. Bunun farkında olarak büyüyorsun. Bir sürü de akraban var. 80 çocuk aynı sofrada aynı anda yemek yiyoruz...
O niye?
- Çünkü 1500 kişilik bir aileyiz ve hep beraber yaşıyoruz. Konaklar, evler yan yana. Sofra hazırlanır herkes toplanır, hızlı yiyen tok kalkar. Yavaş yiyen, aç kalır. O yüzden hızlı yemek yerim. Hanım kızar. "Niye böyle?" der. Öyle işte.
Sadece anne-baba-çocuk olduğunuz zamanlar...
- O yok işte, çünkü çekirdek aile yok bizde. Bizim ev, birbirine bitişik dört bloktan oluşuyordu. Her blok dört katlıydı. Her katta da 5- 6 oda vardı. Bir odada anne-baba, diğer odada amcalar, yengeler, halalar. Her odadan biri çıkardı...
Eğlenceli bir yaşam mı?
- Evet. Hiç canın sıkılmıyor, sürekli bir hareket var ama özelin de olmuyor.
Çocukluktan kalan kareler? Biri, bu birlikte yenen yemekler... Başka?
- O ooooo, bir sürü kare var. Ben 300 yıllık süreci, çocukluğuna sığdırmış bir adamım...
O nasıl oluyor?
- Şöyle oluyor: İlkokul 3'e kadar köyde yaşadım. Sonra kasabaya geldik, ortaokulu orada bitirdim. Sonra Siirt'e liseye geldim, şehir yani. Daha sonra da İstanbul'a üniversite okumaya gittim, büyükşehir. Köy ve kent süreci 300 yıllık bir süreç ama ben onu çocukluğuma sığdırdım...
Kültür şokunu hangi arada yaşadınız?
- Her aşamasında yaşadım...
Ne hayaller kurardınız küçükken?
- Oldum olası hayalciydim. Şimdi de öyleyim, hálá uçarım, beni ayaklarımdan tutarlar. Üniversitedeyken sonsuz uyum dünyasını ve toplumsal eşitliği gerçekleştirmeyi hayal ederdim. Ortaokuldayken de doktor olmayı. Kar yağdığı için 6 gün yollar kapanırdı ve doğum yapan kadınlar hastaneye yetişemezdi, kızaklarda ölürdü. Babam da doktor olmamı istiyordu. Ama ona kızdığım için işletme fakültesine yazıldım. Bizim orada kimse işletmenin ne olduğunu bilmiyordu. Babam dahil. "Ne olacak oğlun?" dediklerinde, "Ya orman ya da otobüs işletmecisi" diyormuş.
500 yıl önce Mısır'dan yöre halkını Müslümanlaştırmak için gelen misyoner bir ailenin lideri, önderi olmak gibi hayalleriniz yok muydu?
- Benim yoktu. Ama sanırım babamın, benim için böyle hain planları vardı. Belki de bu yüzden beni üniversiteye gönderdi. 15 köy içinden ilk üniversiteye giden benim. Beni okusun, ailesine ve çevresine faydalı olsun diye İstanbul'a gönderdi. Ben Marksist oldum.
Nasıl etki yarattı bir peygamber soyundan gelen birinin sosyalist olması?
- Babam küstü bana, 8 yıl konuşmadı. Sırf bu yüzden iki kardeşimi okutmadı. "Abileri komünist oldu, bunlar kim bilir ne olur, gitmeyecekler bir yere" dedi. Şu anda birlikte çalışıyoruz gerçi. Biri ilaç dışı işlerimizin başında, diğeri kurulumuzun maliye bakanı.
Marksist olmanız Siirt'te nasıl algılandı?
- Güneydoğu'nun feodal koşullarında sosyalizm ve komünizm iyi bir şey değil tabii. Hele o yıllarda, dinsizlik ya da namussuzluk gibi algılanıyordu.
Peki nasıl bulaştınız solculuğa? O dönem çok modaymış, herkes mutlaka bir fraksiyondan solcuymuş. Bu yüzden mi? Biri alıp sizi partiye götürüyor, yoksa kendiniz mi gittiniz?
- Dev Genç'in içinde Siirtliler vardı. İstanbul'a gelince haliyle abilerimizi aradık. Abilerimiz solcuydu, okullar da öyleydi. Birdenbire kendimizi o selin içinde bulduk. Ortada durmayı bilen bir adam değilim. Bir şeyi yapacaksam tam yaparım. Yaptım. Sonra Dev Genç, daha çok pratikle uğraşınca, Aydınlık Hareketi'ni kendime uygun buldum. Onlar en çok okuyanlardı.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Şu yaşınızda, şu konumunuzda o geçmişten size ne kaldı?
- Kitlelerle ilişki kurabilme becerisi, sosyal olabilme becerisi, insanları sevebilme becerisi. Bencil olmama, her şeyi paylaşma. Bir sürü çok güzel değer. İyi tahlil yapabilen bir adamım, çünkü devrim ne zaman olacak diye sürekli tahlil yapıyorduk, sürekli okuyorduk. Marx'ın Mao'nun, Lenin'in okumadığım tek bir kitabı yok...
Bir örgüte üye olmanın faydaları ne? İnsana ne kazandırıyor?
- Aidiyet duygusu, bir yere, bir insana tabi olmak, disiplin, "Benim için değil bizim için düşünebilmek"...
Şüphecilik, paranoya?
- Bende olmadı. Zaten ailemden dolayı örgütün ne olduğunu biliyordum. Maşallah aile de örgüt gibiydi...
Bazıları bir türlü aidiyet hissedemez...
- Benim ise durumun şu: Benimsemediğim hiçbir yerde olmam. Beni kimse bir şeye zorlayamaz. "Lider böyle istedi", "Babam böyle dedi", ıh ıh sökmez. Gerçekten benimsersem bir şeyin parçası olurum. O zaman da iyi bir neferi olurum. Ne zamana kadar? Umudum ve inancım bitinceye kadar. Umudum ve inancım bitince de bir dakika durmam. "Eyvallah" der, giderim.
Askerden dönüyorsunuz, ihtilal olmuş, parti dağılmış, arkadaşlarınız hapiste, baba küs, elde sadece bir diploma var... Nasıl bir sudan çıkmış balıktınız? Ve normal hayata nasıl geçtiniz?
- Zor koşullardı. Askerdeyken bir de çocuk oldu.
"Dava arkadaşlarım içeride, ben dışarıdayım" diye vicdan azabı duydunuz mu?
- Hayır çünkü askere ortak kararla gittim. Partiye sordum yani.
Peki ortak kararla mı evlendiniz?
- Hayır, çünkü o günkü eşim hareketin içindeydi zaten. Şimdi ikinci eşimle beraberim. Ama resmi olarak da ayrılamadım birinci eşimden...
Neden?
- Öyle. 3-4 yıl bekledim uzlaşırız diye, ama uzlaşmıyor. Ben de dava açtım. Dava da ikinci yılında.
Niye boşamıyor sizi?
- 25 yıl sonra bir kıza aşık oldum. Onu bırakıp gittim diye, ceza olsun diye yapıyor. Çetrefilli bir iş. Çözemiyoruz. Çözemediğim için de kendime kızıyorum.
Askerden dönüp ortada kaldığınızda da kızgın mıydınız?
- Hayır çaresizdim.
Peki ne yaptınız?
- Ne yapacağız, yeni bir sol parti kurmak için uğraştık. Turan Güneş, Mehmet Ali Aybar, Oral Çalışlar, Gün Zileli... Ama olmadı. Zaten Turan Güneş rahmetli oldu, umudumuz iyice kayboldu. Bu sefer, "Bir dergi çıkaralım dedik, Murat Belgeler filan. O da olmadı. Dergi çıkaramadık, partiyi kuramadık. Çocuk da var. Para kazanmam gerekiyor. Güvenlik soruşturması yapmadan personel alan bildiğim bir tek Eczacıbaşı vardı. Daha liberal, demokratik bir kurumdu. "Bari, oraya girmeyi deneyeyim" dedim. "Aracı ol da, beni işe alsınlar" diye bir eczacı arkadaşımın yanına geldim. Sabıkalıyım çünkü. Eczacı arkadaşım beni birkaç gün oyaladı, baktım halledemiyor, artık tası tarağı toplayıp gidiyorum. O da o sırada bir ecza deposu kuruyordu. "Gel beraber çalışalım" dedi. "Param yok ki" dedim. "Yönetici olursun" dedi, yetkileri verdi ve de küçük bir hisse. Öyle başladık. O depo, birdenbire büyüdü. 1987'de Türkiye'nin en büyük 10 ecza deposundan biri haline geldi...
Diren Sarisoy
14-10-2007, 13:43
milliyet
Türkiye'nin en renkli işadamlarından Ethem Sancak, birgün paranın kitabını yazacak. Hak etmeyeni, hakkını vermeyeni, pintilik edeni, fazla önemseyeni terk eder. Ama biliyor musunuz, onu sevmeyip dağıttığınız zaman daha çok gelir.
Türkiye'nin en renkli işadamlarından biri. Ve bence en renkli işadamı olma hikayelerinden biri. Bir genç adam düşünün, askerliği yeni bitmiş, yapayalnız. Ailesiyle çevresiyle, dava arkadaşlarıyla bağlantıları kopmuş ve kendine soruyor: "Ben şimdi ne yapacağım?" diye. Ve işte kariyerini, bu laf üzerine kuruyor. Şu anda el atmadığı iş alanı yok gibi. İlaç sektöründen hastaneciliğe, tarımdan inşaata kadar birçok alanda yatırımları var. 20 sivil toplum kuruluşuna üye. 10'unda yönetim kurulu üyesi. Başta TÜSİAD, İKSV, TESEV, TEGEV olmak üzere. İstanbul Modern'in de ana sponsoru ve yönetim kurulu başkanlarından. En sevdiğim özelliği mütevazılığı, espri gücü ve insana yakınlığı. 20 kilo daha zayıf olsa, Alain Delon gibi bir şey olurdu ben size söyleyeyim ve peşinden gitmeyecek kadın olmazdı!
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Peygamber soyundan geldiğinizi öğrendiğinizde kaç yaşındaydınız?
- Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum ama küçüktüm...
Korunaklı mı büyütüldünüz? "Soğuk su içme evladım, sen peygamber soyundan geldin" mi diyorlardı? Peygamber soyuna zarar gelmesin diye, sırtınıza tülbent filan mı koyuyorlardı?
- Yok hayır. Çok geniş bir aile, tek tek bireylerle ilgilenecek zamanları yok. Aşiret değil, toprak sahibi değil, olağanüstü zengin de değil ama Güneydoğu'da çok sevilen, sayılan ve sözü dinlenen bir aile. Bunun farkında olarak büyüyorsun. Bir sürü de akraban var. 80 çocuk aynı sofrada aynı anda yemek yiyoruz...
O niye?
- Çünkü 1500 kişilik bir aileyiz ve hep beraber yaşıyoruz. Konaklar, evler yan yana. Sofra hazırlanır herkes toplanır, hızlı yiyen tok kalkar. Yavaş yiyen, aç kalır. O yüzden hızlı yemek yerim. Hanım kızar. "Niye böyle?" der. Öyle işte.
Sadece anne-baba-çocuk olduğunuz zamanlar...
- O yok işte, çünkü çekirdek aile yok bizde. Bizim ev, birbirine bitişik dört bloktan oluşuyordu. Her blok dört katlıydı. Her katta da 5- 6 oda vardı. Bir odada anne-baba, diğer odada amcalar, yengeler, halalar. Her odadan biri çıkardı...
Eğlenceli bir yaşam mı?
- Evet. Hiç canın sıkılmıyor, sürekli bir hareket var ama özelin de olmuyor.
Çocukluktan kalan kareler? Biri, bu birlikte yenen yemekler... Başka?
- O ooooo, bir sürü kare var. Ben 300 yıllık süreci, çocukluğuna sığdırmış bir adamım...
O nasıl oluyor?
- Şöyle oluyor: İlkokul 3'e kadar köyde yaşadım. Sonra kasabaya geldik, ortaokulu orada bitirdim. Sonra Siirt'e liseye geldim, şehir yani. Daha sonra da İstanbul'a üniversite okumaya gittim, büyükşehir. Köy ve kent süreci 300 yıllık bir süreç ama ben onu çocukluğuma sığdırdım...
Kültür şokunu hangi arada yaşadınız?
- Her aşamasında yaşadım...
Ne hayaller kurardınız küçükken?
- Oldum olası hayalciydim. Şimdi de öyleyim, hálá uçarım, beni ayaklarımdan tutarlar. Üniversitedeyken sonsuz uyum dünyasını ve toplumsal eşitliği gerçekleştirmeyi hayal ederdim. Ortaokuldayken de doktor olmayı. Kar yağdığı için 6 gün yollar kapanırdı ve doğum yapan kadınlar hastaneye yetişemezdi, kızaklarda ölürdü. Babam da doktor olmamı istiyordu. Ama ona kızdığım için işletme fakültesine yazıldım. Bizim orada kimse işletmenin ne olduğunu bilmiyordu. Babam dahil. "Ne olacak oğlun?" dediklerinde, "Ya orman ya da otobüs işletmecisi" diyormuş.
500 yıl önce Mısır'dan yöre halkını Müslümanlaştırmak için gelen misyoner bir ailenin lideri, önderi olmak gibi hayalleriniz yok muydu?
- Benim yoktu. Ama sanırım babamın, benim için böyle hain planları vardı. Belki de bu yüzden beni üniversiteye gönderdi. 15 köy içinden ilk üniversiteye giden benim. Beni okusun, ailesine ve çevresine faydalı olsun diye İstanbul'a gönderdi. Ben Marksist oldum.
Nasıl etki yarattı bir peygamber soyundan gelen birinin sosyalist olması?
- Babam küstü bana, 8 yıl konuşmadı. Sırf bu yüzden iki kardeşimi okutmadı. "Abileri komünist oldu, bunlar kim bilir ne olur, gitmeyecekler bir yere" dedi. Şu anda birlikte çalışıyoruz gerçi. Biri ilaç dışı işlerimizin başında, diğeri kurulumuzun maliye bakanı.
Marksist olmanız Siirt'te nasıl algılandı?
- Güneydoğu'nun feodal koşullarında sosyalizm ve komünizm iyi bir şey değil tabii. Hele o yıllarda, dinsizlik ya da namussuzluk gibi algılanıyordu.
Peki nasıl bulaştınız solculuğa? O dönem çok modaymış, herkes mutlaka bir fraksiyondan solcuymuş. Bu yüzden mi? Biri alıp sizi partiye götürüyor, yoksa kendiniz mi gittiniz?
- Dev Genç'in içinde Siirtliler vardı. İstanbul'a gelince haliyle abilerimizi aradık. Abilerimiz solcuydu, okullar da öyleydi. Birdenbire kendimizi o selin içinde bulduk. Ortada durmayı bilen bir adam değilim. Bir şeyi yapacaksam tam yaparım. Yaptım. Sonra Dev Genç, daha çok pratikle uğraşınca, Aydınlık Hareketi'ni kendime uygun buldum. Onlar en çok okuyanlardı.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Şu yaşınızda, şu konumunuzda o geçmişten size ne kaldı?
- Kitlelerle ilişki kurabilme becerisi, sosyal olabilme becerisi, insanları sevebilme becerisi. Bencil olmama, her şeyi paylaşma. Bir sürü çok güzel değer. İyi tahlil yapabilen bir adamım, çünkü devrim ne zaman olacak diye sürekli tahlil yapıyorduk, sürekli okuyorduk. Marx'ın Mao'nun, Lenin'in okumadığım tek bir kitabı yok...
Bir örgüte üye olmanın faydaları ne? İnsana ne kazandırıyor?
- Aidiyet duygusu, bir yere, bir insana tabi olmak, disiplin, "Benim için değil bizim için düşünebilmek"...
Şüphecilik, paranoya?
- Bende olmadı. Zaten ailemden dolayı örgütün ne olduğunu biliyordum. Maşallah aile de örgüt gibiydi...
Bazıları bir türlü aidiyet hissedemez...
- Benim ise durumun şu: Benimsemediğim hiçbir yerde olmam. Beni kimse bir şeye zorlayamaz. "Lider böyle istedi", "Babam böyle dedi", ıh ıh sökmez. Gerçekten benimsersem bir şeyin parçası olurum. O zaman da iyi bir neferi olurum. Ne zamana kadar? Umudum ve inancım bitinceye kadar. Umudum ve inancım bitince de bir dakika durmam. "Eyvallah" der, giderim.
Askerden dönüyorsunuz, ihtilal olmuş, parti dağılmış, arkadaşlarınız hapiste, baba küs, elde sadece bir diploma var... Nasıl bir sudan çıkmış balıktınız? Ve normal hayata nasıl geçtiniz?
- Zor koşullardı. Askerdeyken bir de çocuk oldu.
"Dava arkadaşlarım içeride, ben dışarıdayım" diye vicdan azabı duydunuz mu?
- Hayır çünkü askere ortak kararla gittim. Partiye sordum yani.
Peki ortak kararla mı evlendiniz?
- Hayır, çünkü o günkü eşim hareketin içindeydi zaten. Şimdi ikinci eşimle beraberim. Ama resmi olarak da ayrılamadım birinci eşimden...
Neden?
- Öyle. 3-4 yıl bekledim uzlaşırız diye, ama uzlaşmıyor. Ben de dava açtım. Dava da ikinci yılında.
Niye boşamıyor sizi?
- 25 yıl sonra bir kıza aşık oldum. Onu bırakıp gittim diye, ceza olsun diye yapıyor. Çetrefilli bir iş. Çözemiyoruz. Çözemediğim için de kendime kızıyorum.
Askerden dönüp ortada kaldığınızda da kızgın mıydınız?
- Hayır çaresizdim.
Peki ne yaptınız?
- Ne yapacağız, yeni bir sol parti kurmak için uğraştık. Turan Güneş, Mehmet Ali Aybar, Oral Çalışlar, Gün Zileli... Ama olmadı. Zaten Turan Güneş rahmetli oldu, umudumuz iyice kayboldu. Bu sefer, "Bir dergi çıkaralım dedik, Murat Belgeler filan. O da olmadı. Dergi çıkaramadık, partiyi kuramadık. Çocuk da var. Para kazanmam gerekiyor. Güvenlik soruşturması yapmadan personel alan bildiğim bir tek Eczacıbaşı vardı. Daha liberal, demokratik bir kurumdu. "Bari, oraya girmeyi deneyeyim" dedim. "Aracı ol da, beni işe alsınlar" diye bir eczacı arkadaşımın yanına geldim. Sabıkalıyım çünkü. Eczacı arkadaşım beni birkaç gün oyaladı, baktım halledemiyor, artık tası tarağı toplayıp gidiyorum. O da o sırada bir ecza deposu kuruyordu. "Gel beraber çalışalım" dedi. "Param yok ki" dedim. "Yönetici olursun" dedi, yetkileri verdi ve de küçük bir hisse. Öyle başladık. O depo, birdenbire büyüdü. 1987'de Türkiye'nin en büyük 10 ecza deposundan biri haline geldi...
http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=233731
Ertan Eylem
17-10-2007, 18:36
Arkadaşlar düşünsenize başkanın ibrahin altınsay olduğunu sizce beşiktaşta neler değişirdi? bence gercekten halkın takımı olurdu
Eee ütopya da olsa geliştirelim bari Rıza Çalımbay futbol koordinatörü ,Metin-Ali-Feyyaz futbol takımı Hocaları taraftar komiteleri hayata geçmiş,Halkın Takımı konseyi bir milyon üye projesi içinde ciddi bir güç olmuş...ah ah...
Erce Ucar
22-10-2007, 03:09
benim hayalimde farklı bir isim var. seba modeli bir yönetim ve başında:
VEDAT OKYAR!!
Erhan Gocmen
22-10-2007, 17:11
vurdugu yerden ses getirecek biri olsun istiyorsak mike tyson ideal bence. o kabul etmezse demirorende pek ala idare ediyor; istedigimiz buysa.
bence onemli nokta su ki, biz hala bireylerin "pesinden kosma", "biri gelsin bizi kurtarsin" heveslerimizin tutsagi olmaktan kurtulamiyoruz. bizi hepimizi ve tabi ki besiktasimizi bizlerin ortak akli kurtarir, kurtaracaktir.
ben de ibrahim altinsay'in (vb.'nin) baskan olmasini cok isterim; zira ibrahim altinsay, yukarida bahsettigim ortak akli yaratabilecek kapasitede ve goruste insanlardan biri.
sozun ozu: sistem duzgun olduktan sonra bireylerden medet ummamiza gerek yok, biri gelsin bizi kurtarsincilik; kolayciligin ta kendisi! dusuncesine ipotek koymak istemem ama ibrahim agabey'in de bu sekilde dusundugune eminim.
selamlar.
Ata Önder Atabay
14-11-2007, 23:15
bügünkü yazısına itafen güncellllllllllll
Can Bayraktar
15-11-2007, 13:03
umarım ütopya olarak kalmaz ve gerçeğe dönüşür
ibrahim altınsay başkan beşiktaş şampiyon
Serdar Yeşil
15-11-2007, 14:03
umarım ütopya olarak kalmaz ve gerçeğe dönüşür
ibrahim altınsay başkan beşiktaş şampiyon
Benim gerçekleşmesini istediğim tek Ütopyam
Erol Gölçek
16-11-2007, 22:56
Futbol endüstrisinin baronlarını aşmak kolay değil.....
onlar İbrahim Bey gibilerini hiç sevmezler zira...
sözün özü: çok iyi olur ,hem de çok iyi.....
Erol Gölçek
16-11-2007, 22:57
İbrahim Altınsay türkiyedeki en yetkin futbol adamlarından biridir...
Aslında benim de uzun zamandır kafamda tasarladığım,ya da hayalini kurduğum değerli zattır beşiktaş başkanlığı için...
şöyle: kongre üyeliği daha makul aidatlara çekilip yoğun bir üye yazımı kampanyası başlatılır(örneğin 100 bin kişi),giren paralarla borçlar kapatılır.
yönetim seçiminde taraftar etkisi öne çıkar(parayı bastıranın çiftliği olmaz böylece).borçsuz bir beşiktaşı yönetmek eğer"dürüst,özverili,bigili,kolektif çalışan,camianın bilgeleriye(soytarılarıyla değil) eşgüdümü çalışan" biri için zor olmaz,zira manüpülasyon yapmaz böyle biri...altyapıdan sürekli yetenekler kazandırıldığını da hesaba katarsak anlamsız bir transfer tapınmacılığı yerine 1-2 kaliteli takviye ile neler olacağını hayal etsenize....
bütün bunlar İbrahim Altınsay'ın başkanlığında mümkün...
aslında hiç de ütopya değil...
yeter ki neyi istemediğimizi bilelim..
ya da neye layık olmadığımızı...
Özlem Erdoğdu
17-11-2007, 12:53
ibrahim abiyi beşiktaşın başında görmek en büyük arzularımdan biri
vBulletin v3.6.5, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.