Orijinalini görmek için tıklayınız : Endüstriyel futbol ve biz.
Hakan Kirezci
09-10-2007, 22:33
Daha önce yazmış olduğum bir yazıda (Neden son barikat?),endüstriyelleşme olgusunun genel hatlarına değinmiş ve “Son barikat” esprisinin anlamını kendimce yorumlamaya çalışmıştım. Şimdi ise bu konuyu biraz daha derinleştirmek niyetindeyim. Hazır şu önümüzde ki on-oniki günlük süreçte gündemimizde Beşiktaş maçı yokken verimli bir tartışma çıkarma şansımız olsun.
Halkın Takımı platformu, genel anlamda endüstriyelleşmiş futbol olgusuna karşıt fikirlerin sunulduğu, Beşiktaş geleneklerinin ve felsefesinin muhafazasını besleme sportif başarıların önüne koyan bir nitelik sergilemekte ve bununla da gurur duymaktadır. Bu anlamda Halkın takımı forumu standart taraftar forumlarından tematik olma özelliğiyle ayrılmaktadır. Halkın Takımı ahalisinin endüstriyelleşmiş futbol üzerine söylenecek bir çift lafı her zaman olmalı ve sloganların da biraz dışına çıkıp, sahip olduğu birikimi bu bir çift lafın temeline harç gibi koyarak onun sağlamlaştırılması amacını gütmeli.
Bu doğrultuda derinleşecek tartışmalardan alınacak olan verimin kalitesi, konulacak tavrın netleşmesine hizmet edebilecektir.
19. yüzyılın ikinci yarısında (1870 ler), nüfusun artması sonucu kentlerin oluşması, ihtiyaçların çeşitlenmesi, icat ve buluşların yoğunluk kazanması sonucu başlayan endüstri devriminin ilk aşaması fabrikaların ve dolayısıyla tarım dışı proleteryanın doğması ve gelişmesini de getirdi. İkinci aşama olan makineleşme, bilgisayarın icadı ve internet sayesinde bugün etrafımızı saran ve adına endüstri devriminin 3. aşaması da denilen Globalleşmeye evrilmiş durumda artık.
Sanayi devrimiyle birlikte sermayenin azınlık elinde birikmesi sonucu oluşan geniş tekel ağları, karteller artık kitlelerin mevcut ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapılan üretim-tüketim ilişkisiyle yetinmemeye başladı. Yeni ihtiyaç alanları yaratmak, dahası ihtiyaç dışı lüks tüketimi körüklemek amacıyla beslenen yeni trendler, moda, marka yaratmak gibi yollara hızla sapan sermaye birikimi elbette ki milyarlarla ifade edilen büyüklükte bir kitleyi çekim alanına hapseden futbola kayıtsız kalamazdı ve kalmadı da.
Bu aşamada başlayan bir ele geçirme süreci sonucu kitlelere ait olan tüm kulüp yapılanmalarına çeşitli sermaye gruplarınca önce sızıldı ve sonra el konuldu. Kitlelerce futbola ve kulüplerine atfedilen tüm değerlerin yerine yavaş yavaş yeni değerler konuldu ki çıkış noktası, insanoğlunun egemen olmakta en isteksiz olduğu o onulmaz “zafer” duygusudur. Kitlelerin bu duygusunu kaşıyarak itinayla yerleştirilen yeni değerler tıpkı bir tahtakurusu kolonisi becerisiyle, kitlelerin sahip olma duygusunu da koca bir kütük gibi kemirip içi boş kocaman bir kabuğa çevirmiştir bile. Sahip olduğumuzu sandığımız şey artık o şey değildir. Bize sunulan sadece incelikle oyulup süslenmiş, boyası cilası yerinde ama canı olmayan içi boş kuru bir kütükten ibarettir. Kısacası bir “marka” dır artık.
Genel olarak endüstriyel futbola karşı koyduğumuz tavır sloganların ötesine pek geçememektedir. Nasıl geçsin ki? Endüstriyelleşmenin köşkü kapitalizme karşı, en büyük karşıtı işçi sınıfı bile 100 yılı aşkın mücadelesinde, onca gücüne, sendika örgütlerine, ideolojik tabanlı parti teşkilatlarına ve devrimci potansiyeline karşın kısmi zaferlerin dışında kalıcı bir başarı elde edememiştir. Teknolojik gelişme ve sermayenin artık üretimden çok daha karlı hizmet alanlarına yaptığı yatırımlar sonucu eski devrimci geleneği de iyice aşınan işçi sınıfının ideolojisini bile güncellemeye vakit bulamadan pasifize olmaya yüz tutması kapitalizmin tek bir global kutup haline gelmesi sonucunu doğurmuştur artık.
En küçük mahalle takımından başlayarak çok uluslu sermayenin bayraktarlığını yapan dünya takımlarının ve onların dev organizasyonlarının önüne “Barikat” olarak dikilmenin romantik bir ütopya olarak kalacağını anlamak pek zor olmasa gerek. O halde biz neye karşı çıkıyoruz ve neden karşı çıkıyoruz?
Futbol ve onun alyuvarları olan tüm futbol kulüpleri efendileri olan dev endüstri canavarına bizlerden can taşımaya devam edecektir. Büyük ama çok büyük kitleler de bu oyunun gönüllü birer parçası olmayı da sürdüreceklerdir. Tüm bu işgal edilmişlik ve hatta ötesinde dönüştürülmüşlük içerisinde biz ne yapabiliriz?
Yıllar önce İngiltere’de yayımlanan bir futbol dergisinin yaptığı araştırmada Beşiktaş, dünyada felsefesi olan çok az takımdan biri olarak tanımlanmıştır.
Felsefesi olmak... Bu deyişi çok sevdiğim ya da beni daha akıllı gösterdiği için kullanıp durmuyorum. Kendine ait bir felsefesi olmak nadir rastlanan bir özellik. Peki diğer irili ufaklı bir çok takımın bir felsefesi yok mudur? Sorusuna verilecek cevap; Yoktur.
Endüstriyel heyülanın markaları durumunda ki bir çok takım arkalarında ki bu büyük gücün, yani sermayenin felsefesini taşırlar.
Nedir bu felsefe?
-Oyun sadece kısıtlı bir alanda oynanıp bitmez..
-çok önceden oynanmaya başlar ve sadece güçlü olan kazanır. Sahada olan biten sadece sonuçların açıklanma törenidir.
-Bu felsefe sadece kazanmayı kutsar. Herşey kazanmak hedefine göre şekillendirilir, kullanılır ve gerekirse harcanır.
-Gelenekler sadece aşılması gereken alışkanlıklardır. Sermayenin baş döndürücü dinamiği ve çöplük kavgasında geleneklerin yeri yoktur.
-Kuralları mevcut koşullar ve sahip olunan güç belirler. Her türlü ahlak ve adalete ilişkin endişeler zayıflara ve kaybedenlere mazeret teşkil etmekten başka bir işe yaramazlar.
-Güçlerin dengelendiği yerlerde devreye giren kural “win-win” yani kazan,kazan kuralıdır. Yenişemeyen güçler karşılıklı çıkarlarını gözeterek birlikte kazanma adına her türlü işbirliğinden kaçınmazlar.
-Hiçbir şey satılamaz, hiç kimse vazgeçilmez değildir.
-Para eden herşey değerlidir
-Tek değer paradır.
Bir takımın futbol endüstrisinin yoğun ilgisine mazhar olabilmesi için sahip olması gereken potansiyel nasıl hesaplanır?
Ortalama 10-15 milyon taraftarı olan bir kulübün her taraftarı haftalık olarak o kulüp için 50 YTL bütçe ayırırsa hareketli sıcak sermayenin haftalık değeri 500-750 milyon YTL dir. Bu anılan rakam sadece potansiyeldir ve bu potansiyel yatırım yapmaya değer ciddi bir potansiyeldir. Peki nasıl harekete geçirilebilir bu büyük potansiyel?
Önce başarı beklentisinde olan kitlelerin desteği alınarak direksiyona geçilir.
Sonra bu kitleye ceplerinde ki 50 YTL leri harcayabilecekleri seçenekler tasarlanıp sunulur.
Bu iş yapılırken sermaye grupları müthiş bir işbirliği sergilerler. Örneğin;
Formalar için lisans hakkı kulüp adına sabitlenir. Sonra büyük bir markaya imalat hakkı satılır. Markalı olarak imal edilen bu ciciler taraftara satılmaya başlanır. Satışı artırmak için büyük isimlerin peşine düşülüp o formayı sırtına geçirmesi sağlanır. Bu nedenle oyunun ruhuna aykırı olarak belirlenmiş mevkii numaraları oyuncuların plaka numaraları haline getirilir. Artan satışlarla birlikte formaların muhtelif yerlerine yüksek bedellerle reklam alınma şansı yaratılır. Artan gelirler daha büyük transferleri, o da daha çok forma satışını o da daha çok reklam gelirini birlikte getiren ucu açık bir spiral yaratır. Tabii aynı taraftara birden fazla forma satabilmenin yolu da her yıl yeni modeller yaratarak, bunları süslü defilelerle tanıtımını yaparak pazarlamak olarak bulunmuş ve bu eğilim zaman zaman kulüp renklerine müdahale edilebilmesine kadar varmıştır.
Tasarım işte bu.
Bu örneği atkı,bere,saat,şampuan,parfüm,deodorant,polar,pija ma,T-shirt,ıvır,zıvır olarak genişletin istediğiniz kadar.
Diğer bir yöntem ise sahip olunan stadyumu büyüterek yerleri peşin satmaktır. Hem böylelikle sezon başının gazıyla tüm sezonun seyirci ortalamasını baştan garanti etmek ve muhtemel başarısızlık halinde ortaya çıkabilecek olan seyirci (müşteri) sayısında ki düşüş riskini en aza indirmek hedeflenmiştir.
Tüm taraftarın stada gelemeyeceği gerçeği üzerine hariçte kalanların maçları izleyebilmeleri için yayın hakkı TV kartellerine pazarlanır ve parası peşinen garanti edilir. Bu parayı riski alan yayıncı kuruluş müşteriden toparlasın artık.
Açıkta kalan kupa ya da hazırlık maçları ise yine başka TV şirketlerine ayrıca satılıp onun da paraları peşin tahsil edilir.
Ne kaldı? Radyodan dinleyenler... Onları da sat artık bu saatten sonra.. Niye ayıp olsun?
Kulüp kısmen sermaye şirketi haline getirilip borsada sözüm ona “Halka!!” satılır ve parası peşin olarak tahsil edilir.
Kulübün sahip olduğu gayrimenkuller teminat gösterilerek bankalardan bol kredi toparlanır ve yukarıda dönen çarka taşıma su olarak eklenir. Hatta kat karşılığı inşaat şirketlerine pazarlanılıp tamamen kurtulunabilir bu hareketsiz değerlerden. İş, paraya dönsün bir an önce...
Devamını öğrenebilmek için aslında bir yönetici yakalayıp onun ağzından dinlemek lazım çünkü benim hayal gücüm sınırlı kalıyor ve bunları tasarlayabilmek için hiçbir profesyonel yardım alma şansım da yok.
Şimdi...
Hiçbir taraftar gücü takımını bu çarkın içinden çekip çıkaramaz. Peki teslim mi olunacak. Eğer ki sahip olduğunuz geleneksel bir felsefeniz, bir duruşunuz mevcut değilse evet; Teslim olacaksınız ve cebinizde ki 50 şer YTL leri de akıtmayı sürdüreceksiniz.
Ya da...
Bu tezgah kapsamında başarı olarak pompalanan tüm sahtekarlıklardan vazgeçeceksiniz.
Kulübüme yardım ediyorum ve kombinemi alıyorum, formamı korsandan almıyorum, lisanslı ürün kullanıyorum, yayıncı kuruluş decoderlerine saldırıyorum ki kulübüm bu kuruluşlar karşısında daha güçlü durabilsin gibi bir anlayışı da bu sahte başarıların kuyruğuna ekleyip kıçına şaplağı basacaksınız.
Ekonomik desteğini yani sermaye karşısında ki endüstriyel değerini yitirmeye başlayan gemiyi en önce terkeden farelerin elinden direksiyonu alacaksınız ve endüstriyel sermayenin karşısına endüstriyel sermaye olarak dikileceksiniz. Ama felsefesini yitirmeden, geleneklerini yanında taşıyarak, mevcut duruşunuzu bozmadan.
Ütopya?.... Belki.
Başarı şansı?.... Belki hiç yok.
Peki sonuç?...
Endüstri canavarının sıradan bir markası olarak var olmak yerine, tarihe o canavarın karşısına dikilmiş son barikat olarak kaydedilmek.
Özer Özçetin
10-10-2007, 07:22
Endüstriyel futbolun tek dayanağı müşteriler,kap kacağından battaniyesine yastığından yatak örtüsüne,iç çamaşırından pijamasına,gömlek tişort,takım elbiseden ayakkabıya kadar lisanslı ürün alan,ailece tam tekmil giyinen kullanan bir kitle,decoder hapisliğine evet diyen,her iki grubunda şifresine mahkum olmayı kabullenen bir kite.Avrupa maçlarına ailece giden,deplasmanlara özel uçaklarla gidip özel otellerde konaklayan,içerde locasını vip tribününü alan bir kalabalık.
Ama bu pastayı büyüten yaşamasına yol açan bu kitleye bir de ajite edecek başka bir kitle gerek.Çoşturacak,şovlarla aidiyeti pekiştirecek,hani numaralıdan seyretmek bir başka kapalıyı diyenleri doğrulayacak bir kitle.
Bu kimi kulüplerde direkt lejyonerler,kimi kulüplerde gönüllü sevdalı ordusu,kimsinde de her ikisi olarak görülüyor.Hatırlayın cem uzanı ve istanbulsporu.
Bu tahlilimi gerek Şairlerde,gerekse bizim eski Forza ekibinden Hayati ve Yusufla ve eski Genç Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Toılga Göksu ile Veysel ve Bayrampaşalı Şenolun olduğu başka bir ortamda konuştum münazara ettik ve destek buldu.
Gelinen nokta budur.
Ahmet Yusuf
10-10-2007, 08:50
Endüstiyel futbol karşıtlığı anti-kapitalist bir duruştur.
Ahmet Yusuf
10-10-2007, 08:52
...
Ekonomik desteğini yani sermaye karşısında ki endüstriyel değerini yitirmeye başlayan gemiyi en önce terkeden farelerin elinden direksiyonu alacaksınız ve endüstriyel sermayenin karşısına endüstriyel sermaye olarak dikileceksiniz...
bu cümleyi pek anlayamadım hakan abi ?
Hakan Kirezci
10-10-2007, 13:28
Kendimize küfür etmiş gibi geliyor değil mi? Haklısın; Benzetme belki biraz muğlak kalmış olabilir. orada söylemek istediğim şudur;
Endüstriyel sermaye sadece direksiyonu ele geçirene kadar kullanılıyor, işletme sermayesi asıl olarak kulübün kendi özkaynakları. Bu özkaynakların başında ise kasaya henüz girmemiş, kayıtlara geçmemiş ancak varlığı güneş gibi ortada olan taraftarın bizzat kendisidir; Tek tek cebimizde ki 50 liraların genel toplamıdır. Bu kaynak teminat gösterilerek kapitalist sermaye kulübe yönlendirilmekte ve karşılığını sonuç olarak yine taraftar ödemektedir.
İşte bu özkaynağın, bizzat kaynağın özsahibi tarafından kullanılması durumunu açıklamak için böyle bir ifade kullanmışım. Kendi silahını kendine çevirmek eylemine vurgu yapmak istemişim. Üretim araçlarının üretici güçlerin eline geçmesiyle asıl işlevlerini sürdürmeleri gerçeği değişmez, asli görevleri de değişmez ancak yarattığı artı değerleriyle birlikte özkaynakların gelişmesine, büyümesine hizmet eder. Bir anlamda silahın adını değiştirmeden, sadece ele geçirilmesi ve diğer tarafa yönlendirilmesine dair bir söylem.
Vedat Hamzacelebioglu
10-10-2007, 22:19
Endüstriyel Futbol yada Futbol Sanayi(si).
Bazı terimlere açıklık getirebilmek için Türk Dil Kurumunun resmi sitesinden yararlandım.Nedir bu terimler?
Futbol; Topu, kafa veya ayak vuruşları ile karşı kaleye sokma kuralına dayanan ve onbirer kişilik iki takım arasında oynanan top oyunu,ayak topu.
Spor; Kişisel veya toplu yarışlar biçiminde yapılan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü.
Oyun (sportif olarak); Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan,çevikliğe dayanan her türlü yarışma (Olimpiyat Oyunları,Akdeniz Oyunları gibi.).
Spor Kulübü; Değişik dallarda özellikle gençlerin faaliyetleri için kurulmuş,ilgili devlet kurumuna kayıt ve tescilini yaptırmış olan ve dernekler kanununa göre yönetilen kuruluştur.
Sanayi; Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü, işleyim, endüstri.
Endüstriyel Futbol; İşte bu terimin anlam olarak karşılığı yok.
Futbol Sanayi(si) ; Bu terimin de anlam olarak karşılığı yok.
Demek ki, "Endüstriyel Futbol" terimini biz yaratmışız!
***
Beşiktaş ve Futbol
(Bu konu için de resmi sitedeki "Tarihçe" bölümünden yararlandım.)
"Kulübün faaliyetlerini hızlandırdığı ilk dönemde futbol gölgede kalmışsa da, 1910’ların sonundan itibaren kulüpteki atlet ve jimnastikçiler futbola daha fazla ilgi duyup, kendi aralarında maçlar yapmaya başladılar. O yıllarda gençliğin ilgisi futbola kaymak üzereydi ve Beşiktaş Kulübü’nün az ilerisinde Valideçeşme ve Basiret gibi iki güçlü futbol takımı kurulmuştu. 1911 Ağustos’unda Valideçeşme futbol takımının başkanı ve kurucusu olan Ahmet Şerafettin Bey (Şeref Bey) futbolcularıyla Beşiktaş Kulübü’ne katıldı. Beşiktaşlı gençlerin kurduğu futbol takımlarını tek bir çatı altında toplamayı amaç edinen Şeref Bey’in girişimleri sonucu, Basiret Kulübü de Beşiktaş’a katıldı. Bu şekilde Futbol Şubesi, resmi olarak Kulüp’te faaliyete başladı.
Resul, Rıdvan, Behzat, Doktor Sabri, Şair Kazım, Sadi (Baltalimanı), Doktor Mehmet, Asım, Şeref, Doktor Ali ve Fahri’den oluşan ilk futbol takımının malzemelerinin masraflarını da İpekçi İhsan isimli bir sporsever karşıladı. Birinci takımın yanı sıra ikinci, üçüncü, dördüncü takımlarını da kuran futbol şubesi, Kulübümüz’ün Akaretler’deki bahçesinde futbol idmanlarını hızlandırdı. Böylece futbol Beşiktaş’ta bir anda 1 numaralı spor olmaya başladı. Ancak Balkan Savaşı’nın ardından Dünya Savaşı’nın da başlamasıyla Beşiktaş’ın sporcuları cephelere koştu ve spor faaliyetleri yok denecek duruma geldi."
Atatürk ve Beşiktaş
...
" Mustafa Kemal Atatürk; Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı görevine başlamadan önce 1916'nın ilk günlerinde Akaretler'deki evinin arka kapısından Beşiktaş Jimnastik Kulübü idman sahasına inmiş (şimdiki Plazalar'ın bulunduğu alan), Ahmet Fetgeri ile Fuat Balkan Beyler'i yanına çağırıp, kendileriyle şu konuşmayı yapmıştır: "Efendiler; sizlerin ve sporcularınızın ciddi çalışmalarını, çeviklik ve maharetlerini uzun zamandan beri büyük bir zevkle, dikkatle izliyorum. Spordan yoksun bir gençlik nasıl ki vatan müdafası sırasında etkili olamıyorsa, insan denen varlığın kafa yapısı da ne derece tekamül ederse etsin, bedeni ikişafı noksan ve yetersiz olursa o vücut o kafayı ileriye götüremez, taşıyamaz. Bugün bünyenizde toplayıp, ilmi metodlarla yetiştirmeye çalıştığınız bu gençler, tam anlamda bedenen ve fikren geliştikleri zaman vatan müdafaasında ilmi sahalarda olduğu gibi spor alanlarında da Avrupalı hasımlarına Türk'ün ölmez gücünü ispat edeceklerdir. Sizi candan kutlar, başarılarınızı her zaman duymak isterim.""
***
Elimden geldiğince sizleri sıkmadan konuya değinmeye çalışacağım.
Devamı gelecek...
Namik Kartaloglu
10-10-2007, 22:38
Gunlerden beri bekledigimiz bir konu, bol bol okuyacagimiz calismalarini bekliyoruz(kendi adima en azindan) son surat devam can.
Onur Özgen
10-10-2007, 22:40
endüstriyel futbolun son kurbanı manisaspor oldu. sanki kendi çok temizmiş gibi futbolun kirliliğinden şikayet edip futboldan ayrıldı. ( acaba futbolu kirletenler kimlerse ) olsun, manisa'nın siyah-beyaz renklerini özlemiştik... hoş geldin manisa...
Hakan Kirezci
11-10-2007, 00:50
Vedat'ın konu üzerinde sıkı araştırmaları olduğunu bildiğimden ondan bekledim konuyu açmasını; Ama bir türlü topa girmeyince bu uzun pası atmak zorunda kaldım. Nihayet kafasını uzattı da topu aldı önüne. "Devamı gelecek" ibaresini söz olarak kabul ediyorum.
Yalnız şu "Demek ki endüstriyel futbol terimini biz yaratmışız" cümlesi üzerine aklıma gelen bir anekdotu anlatmadan geçemiyeceğim.
Bilindiği üzere nazilerin, antrenman maksatlı yerle bir ettikleri İspanya'nın Guernica kasabasının dramını "La Guernica" isimli tablosuyla ölümsüzleştiren Picasso'ya resmi gören bir Alman subayı sorar;
-Üstad, bunu siz mi yaptınız?
-Hayır, siz yaptınız.
Onur Özgen
11-10-2007, 01:14
Bilindiği üzere nazilerin, antrenman maksatlı yerle bir ettikleri İspanya'nın Guernica kasabasının dramını "La Guernica" isimli tablosuyla ölümsüzleştiren Picasso'ya resmi gören bir Alman subayı sorar;
-Üstad, bunu siz mi yaptınız?
-Hayır, siz yaptınız.
.
Sercan Hosafci
11-10-2007, 04:00
Endüstiryel futbola belki tribün olarak direne biliyoruz. Hoplayan zıplayan bağıran takımını muhteşem bir şekilde destekleyen bir kitleyiz. Ama klübümüz ne kadar mücadeleci. Yapılan reklam anlaşmaları ortada. Arkadaşlar şu bir gerçek klüp olarak belki başa çıkamayız elbetteki dünyanın boyun eydiği bu canavara bizde boyun eğiyoruz. Ama tribünlerde ve taraftar profilinde,endüstiryel profilede bizim gibi direnen kitleyede ihtiyaç vardır. Paralı taraftar gerekmektemidir,evet gerekmektedir. Çünkü klübünü maddi açıdan destekler,formasını lisanslı ürününü alır,kombinesini alır katkısını sağlar. Bunun yanında extra gelirlerde var tabi. Direnen demeyelimde bu mantıktan uzak bir taraftar kitlesi lazımmıdır. Evet lazımdır takımı sahada ateşliyecek,tezahüratlarıyla müthiş atmosfer yaratacak,çekirdek çitleyip sinema muhabbetleri yapanların yanında bunları yapacak. Biz bu yöndeyiz ama ayak uydurmakta mecburiyetindeyiz.
Sercan Hosafci
11-10-2007, 04:07
Ütopya?.... Belki.
Başarı şansı?.... Belki hiç yok.
Peki sonuç?...
Endüstri canavarının sıradan bir markası olarak var olmak yerine, tarihe o canavarın karşısına dikilmiş son barikat olarak kaydedilmek.
Canavarın sıradan bir markası değil başarı düzeyinde çok üstün bir markası,ancak tribün ve taraftarı olarakta bu canavara direnip son barikat olarak kaydedilmek. Beşiktaş`ta yıldız isimler oynaya bilir Beşiktaş taraftarı zenginleşede bilir,bunlar bu düzende başarıyı getirir klübe katkı sağlar. Ama Beşiktaş taraftarı tribünde bu günkü gibi takımını destekledikten sonra hiç bir sorun kalmaz. Bu kumar bu masada böyle oynanacaksa ve kalkma gibi bir pozisyonun yoksa oyunu kuralına göre oynayıp karakterinden bir şey eksiltmemeye bakıcaksın.
Vedat Hamzacelebioglu
11-10-2007, 05:08
Küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum;
(Beşiktaş'ın Mart 1903 tarihinde gizli kurulduğunu hepimiz biliyoruz.Resmi sitede ise "özel izin" ile diyor.)
Anasaya Mahkemesi Raportörü Doç.Dr.Mehmet Turhan, 2002-2003 tarihinde yayınlanmış AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE SİYASİ PARTİ KAPATMA DAVALARI makalesinde -Türkiye’de Siyasi Partilerin Hukuksal Statülerinin Tarihsel Gelişimi- konusunda şöyle diyor;
"Osmanli Imparatorlugu döneminde ilk siyasal amaçli örgütler ulusal bagimsizliklarini kazanmak amaciyla azinliklar tarafindan kurulmuştur. 1876 Anayasasi dernek özgürlügünü tanimamaktaydi ve bu nedenle de hukuksal olarak siyasi partilerin kurulmasina olanak yoktu. II. Meşrutiyetten sonra 1909 yilinda “Kanunu Esasi”de yapılan değişiklikle dernek özgürlüğü tanınmıştır. 3 Ağustos 1909 tarihinde 310 sayılı Cemiyetler Kanunu ile Anayasanın tanı!dığı dernek özgürlüğü düzenlenmiştir. 310 sayılı Yasaya göre, siyasi partiler dahil her türlü derneğin milli olmaması, kavim esasına dayanmaması ve gizli olmaması gerekiyordu. Ancak bu Yasa dernek kurmayı izne bağlamamaktaydı.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 Anayasası’nın 70. maddesi dernek kurma hakkını Türklerin doğal haklarından biri olarak ilan etmekteydi. Bu dönemde II. Meşrutiyette çıkarılmış olan 310 sayılı Cemiyetler Kanunu, 1923 yılında 335 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve daha sonra 387 sayılı Yasa ile yapılan deği!şikliklerle 1936 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Ayrıca belirtilmelidir ki, dernekleri düzenleyen bir Yasa da 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanundur. 1938 yılında kabul edilen 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu derneklerin kurulmasını izne bağlamaktaydı. 3512 sayılı Yasada 1946 yılında 4919 sayılı Yasa ile değişiklik yapılarak serbestlik ilkesine dönülmüştür."
http://www.abchukuk.com/makale/makale39.html
***
3 Agustos 1909'da çıkarılan Cemiyetler Kanununa göre Beşiktaş,
Istida Beyoglu Mutassarrifligi'nin Cemiyetler Defteri'nin 468. sayfasina 26 Ocak 1326 (1910 miladi) tarih ve 1760 numarayla kaydedildi. Ve tasdik edilen 185 sayili tescil belgesi verildi Beşiktaş'a.
http://forum.oku.gen.tr/sitemap/besiktas-bereket-jimnastik-kulubunun-kurulusu-ve-tarihi-t2373.html
Beşiktaş'ın o dönemdeki kurucuları;
Ahmet Fetgeri (Aşeni), Mehmet Ali Fetgeri (Aşeni), Osman Paşazade Mehmet Şamil (Osmanoğlu), Hüseyin Bereket, Kadızade Nazım Nazif (Ander) ve 20’ye yakın genç Beşiktaş'ın ilk kurucularıdır.
http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?xl=tarihce&l=h&h_no=3278
***
Dernek; Belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için kurulan yasal topluluk, cemiyet.
4.11.2004 tarihli 5253 sayılı Dernekler kanununun 1 nci maddesi "Bu Kanunun amacı; dernekler, dernek şube veya temsilcilikleri, federasyonlar, konfederasyonlar ve yabancı dernekler ile merkezleri yurt dışında bulunan dernek ve vakıf dışındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin yasak ve izne tâbi faaliyetlerini, yükümlülüklerini, denetimlerini ve uygulanacak cezalar ile derneklere ilişkin diğer hususları düzenlemektir." diyor.
http://www.dernekler.gov.tr/_Dernekler/Web/Gozlem2.aspx?sayfaNo=379
Bu madde, dünden bugüne içeriği itibariyle hep aynı kalmıştır.Yani dernekler, faaliyetlerinde kar amacı taşıyamazlar.
***
Dernekler yasasına göre kurulan ve kar amacı taşıyamayan Beşiktaş'ın,
1- 21 Temmuz 1995 tarih ve 3833 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 169 ncu sayfasında B.J.K. Beşiktaş Jimnastik Kulübü Spor Malzemeleri Spor Yatırımları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" ticaret ünvanı ile şirketleştiğini görüyoruz.Yani Süleyman Seba döneminde.
http://www.bjk.com.tr/tr/sirket/sirket_bilgileri/esas_sozlesme/kurulus_gazetesi.pdf
Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin kuruluş ana sözleşmesine göre Kurucuları,
1- MAHMUT ŞEVKET BELGİN
2- ŞABAN CEMİL KAZANCI
3- MEHMET ERKAN SOLU
4- SERDAR BİLGİLİ
5- BAHATTİN BEYOĞLU
6- OLGUN KÖMÜRCÜ
7- İBRAHİM POLAT
8- LATİF CELAL AYAZ
9- İLKER ÖZBİLEK
10- YILMAZ EKERGİL
11- MEHMET BAHATTİN DEMİR
2- Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Halka Arz İzahnamesi 14 Şubat 2002 tarih ve 5487 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edilmiştir.(Serdar Bilgili Dönemi).
http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?h_no=8404&xl=yazi&l=h
***
Verilen linklerde bazı bilgilere araştırarak ulaşabilirsiniz.
Devam edecek.
Vedat Hamzacelebioglu
11-10-2007, 06:24
Futbol Federasyonu
Türk Spor Kurumu'nun 1923 yılında kurulduğunu ve aynı yıl 21 Mayıs 1923 te de FİFA'ya üye olduğunu görüyoruz.
1938 yılında bu kurum kaldırılarak yerine Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü (Bugünkü adıyla T.C.Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü) kurulur.
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=294
1952 yılı, profesyonelliğin kabul edildiği yıl olur.
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=295
1962 yılında da UEFA'ya üye oluyoruz.
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=296
***
Yıl 1992
1992 yılında Türkiye Futbol Federasyonu özerkliğe kavuşur.
Futboldaki gelişim ve değişim, futbolun sadece bir spor dalı olmadığını da ortaya çıkartmıştır. Futbolun yarattığı parasal değerlerin giderek büyümesi ve futbola olan ilginin yaygınlaşması, lokal federasyonlar nezdinde bu spor dalının bağımsız bir yapı içerisinde yönetilmesini zorunlu kılmıştır. 17.6.1992 tarihinde 3813 sayılı Kanunla Türkiye Futbol Federasyonu özerk hale getirilir. Kanunun 1. maddesiyle, futbol faaliyetlerini millî ve milletlerarası kurallara göre yürütmek, teşkilatlandırmak ve Türkiye'yi futbol konusunda yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek üzere özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip, özerk Türkiye Futbol Federasyonu kurulur. Faaliyete geçtiği günden beri özerk Futbol Federasyonu, faaliyetlerini büyük bir başarıyla sürdürür. 1992 yılında seçimle işbaşına gelen ilk TFF Başkanı da yine Şenes Erzik olmuştur.
Özerkliğin ardından 1996 yılında uygulamaya konulan Havuz Sistemi ile kulüplerin naklen yayın gelirleri yüz milyon dolarlarla telaffuz edilen boyutlara ulaştırılmıştır. İlerleyen yıllarda ise özellikle Milli Takımımızın elde ettiği başarılar sponsorluk yolunu açmış, Türkiye Futbol Federasyonu dev anlaşmalarla futbol ekonomisinde milyonlarca dolarlık bir katma değer oluşturmuştur. Futbol ekonomisinin önemi kulüpler tarafından da anlaşılmış, sponsorluk gelirleri bu alanda da devreye sokulmuştur.
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=296[/url]
***
Devam edecek...
Özer Özçetin
11-10-2007, 06:52
Vedat hocam ne güzel tespit etmiş,karşılığı yok diye,evet tüm yazılarımda belirttiğim gibi adına endüstriyel denen safsata.....
Vedat Hamzacelebioglu
11-10-2007, 07:46
Burada bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum.
Türkiye Futbol Federasyonu'nun (kendi tarihçesinde, 1903 yılında İstanbul Futbol Ligi'nin kurulduğunu belirtmekle birlikte), ilk resmi futbol takımımızın, 1905 yılında Ali Sami Yen'in önderliğinde kurulan Galatasaray olduğunu, belirtmesi ilginçtir.
Tam metin aşağıdadır.
"İngilizlerin ve Rumların ortaklaşa kurduğu Kadıköy Futbol Kulübü bu anlamda İstanbul'un ilk kulübüdür. Fakat çıkan anlaşmazlıklar neticesinde İngilizler Moda Futbol Kulübü'nü kurmuş, ardından Kadıköylü Rumlar, Elpis ve Imogene kulüplerini kurarak İngilizleri takip etmiştir. Bunun ardından aynı takımların katılımıyla 1903 yılında İstanbul Futbol Ligi kurulmuştur. İstanbul'da bir futbol liginin kurulması, bu coğrafyada futbolun daha da yaygınlaşacağının ilk işareti olmuştur. Türk gençlerinin de bu yeni kurulan takımlara olan ilgisi, zamanla 'Biz niye bir futbol takımı kurmuyoruz'' fikrine dönüşünce ilk resmi futbol takımımız da ortaya çıkmıştır. 1905'te Mekteb-i Sultani'nin 10. sınıf öğrencileri, arkadaşları Ali Sami Yen'in önderliğinde Galatasaray'ı kurmuştur. Galatasaray, 1905-1906 sezonunda İstanbul Ligi'ne katılmış, 1907-1908'de ise kazandığı ilk şampiyonlukla Türk futbol tarihi için bambaşka bir başlangıcı müjdelemiştir. Ardından Fenerbahçe ve Beşiktaş onları takip edince Türk futbolu yeni bir boyuta doğru ilerlemeye başlamıştır."
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=293
***
Cemiyetler (Dernekler) Kanunu 3 Agustos 1909'da çıkarıldığına göre, 1905 de kurulan Galatasaray takımına, Futbol Federasyonu, nasıl oluyorda ilk resmi futbol takımı ünvanını verebiliyor? Ayıptır!
Bu konuda Futbol Federasyonu, eyyamcılığı ile (günün koşullarına göre davranma) çifte standart (Kişiye veya duruma göre farklı davranışlarda bulunma, tutarlı olmama) uygulamıştır bana göre.
Futbol Federasyonu, Türkiye'nin ilk resmi futbol takımının Galatasay olduğunu belgelemelidir.Elinde bir belge yoksa, utanç veren bu davranışını düzeltmelidir.
Ben mi yanlış değerlendiriyorum?
***
Devam edecek...
Özer Özçetin
11-10-2007, 07:56
Futbole yürekten bağlı olan,gelişebilecek Ülke kategorisinde olan,nüfusu azımsanmayacak derecede fazla olan bir yer,Türkiye...
Futbolcunun vergi cenneti,eleğini asmış eskilerin emekli cenneti,menejerlerin futbolcu satmak için kapılarda yattığı bir Ülke Türkiye..
Ve bu güzelim Ülkemizden bir görevli Şenez Erzik......
Geçen bir beyanatını gördüm,bu pasta büyüktür paylaşın diyor,sanki futbol kulübü içinmiş gibi...Kulüpler işin sadece aracı kurumu,pastadan aldıkça borçları katlanarak büyüyen aracı kurum..Bu ne menem bir pasta payıdır ki aldıkça batıyorsun...
Evet pasta var doğru ama kendi yarattıkları endüstriyel safsatada yiyenler belli,futbol baronları yönetenleri yayıncı kuruluşlar,adına spor gazetesi denen samandıra dereağzı florya ilaveleri,adına spor yorumu proğramı denen şarlatanlar geçidi ve aralarda aldıkları reklamlar.
Budur işte endüstriyellik....
Özer Özçetin
11-10-2007, 08:01
Ben sen o ve bizler,sadece seyirciyiz artık...Bu şarlatanlar geçdini izliyoruz...
Sonu baştan belli lig perdeleri,kayıkçı kavgaları[4 yıılık ulusoy döneminde 3 şampiyonluk görmesine rağmen zırvalayan azizin feryatları]battı denirken özel bir kıyakla perde alan gs,deneme yayınlarında hep ilk nöbete gönderilip en az parsa verilen BJK[tv yayınını bedava doğana ver,ardından gs milyon dolarlara versin,d smarta koş,senden koşanlar 5 er 10 ar misli alsın gibi]hep susturulan koskoca bir camisa ve 2 büyük bıraktırmak için prova yapanlar....
Bu mu pasta ,bu mu adı batasıca endüstriyellik,istemiyoruz,olmaz olsun sahte dünyaları yalan yüzleri ve onlara kanan bizi yönetenler ve de bu yönetenlere destek veren sahte önderler....
Özer Özçetin
11-10-2007, 08:29
10 seneyi geçti futbol şifreye hapis,alınan paralar dudak uçuklatıyor,o paralar olmazsa kulüpler batar deniyor,peki batmayan var mı,aldıkları 2 sıfırlı milyon dolarlara rağmen borçsuzu var mı,tüm bunlara rağmen Avrupadaki başarımız ne,sadece gs nin aldığı tek kupa ya diğerleri ...Veyahutta gsnin o kupa sonrasındaki Avrupadaki devamlılığı ,karnesi ne.
Yani 10 alınmış 20 harcanmış ne uğruna hiç oğlu hiç.İsimler satılmaya başlanmış bu arada,hisseler satılmaya başlanmış,gelir getirecek tesisler yapılmaya başlanmış,ama yine borç.
Bu endüstriyel safsata İMF gibi aynen,kurtaracağız diye veriyorlar,her verdiğinde batışa bir adım daha yaklaştırıyorlar.Aldığının 2 mislini harcarsan veririz diyor futbolun baronları,lisanslı ürünler kim ne satmış ta başı göğe ermiş...
Safak Batman
11-10-2007, 08:43
"Endüstriyel sermaye sadece direksiyonu ele geçirene kadar kullanılıyor, işletme sermayesi asıl olarak kulübün kendi özkaynakları. "
sanırım ve biz kısmına dair altını çizebileceğimiz en önemli söylenen bu.
gücümüzün farkına vara bilmek ve bu gücü doğru kullanabilmek elimizdeki anahtar.
Muhittin Saban
11-10-2007, 09:01
Bu kumar bu masada böyle oynanacaksa ve kalkma gibi bir pozisyonun yoksa oyunu kuralına göre oynayıp karakterinden bir şey eksiltmemeye bakıcaksın.
Sevgili Sercan,
Fazla sayfa kirliliği olmasın diye bir önceki mesajından kopyalayacağım cümleleri kopyalamadım. Ama o kadar çelişki mevcut ki iki mesajının arasında. Bu konuya paralel olarak daha önce de sana bir kaç kelime etmiştim. İkilemde kalıyorsun şu endüstriyel denen ve futbolla iliştirilen konuda.
Bir bakıyorum endüstriyel futbol savunucusu olmuşsun bir bakıyorum Son Barikatın bir tuğlası!..
Önceden de söyledim sevgili Sercan bu ikisinin arası yok!.. Ya savaşacaksın sonuna kadar ya da hiç savaşmadan teslim olacaksın.
Eğer camia ve kulüp olarak mevzunun başından kararlılığını göstermişsen, tavrını belirlemişsen işte o zaman kimse sana dokunamaz. Ama eteği kaptırdıktan sonra adamın iliğini söker bunlar.
Yukarıda alıntı yaptım senin bir söyleminden;
Oyunu kuralına göre oynarsan karşı tarafın şartları da eşit olur seninle. Hayır kuralına göre oynamayacaksın kendi bildiğin gibi ve senin kuralların ve felsefene göre oynayacaksın. Kumar oynamayacaksan ne işin var kumar masasında? O masaya oturmuşsan karakterinden çok şey eksiltmişsindir. Çünkü tasvip etmediğin ve karşı olduğun bir yanlışın içine sende girmişsindir.
Adama sormuşlar "Kumar iyi bir şey midir?"
Adam: " Hayır değildir ve ben karşıyım" soru:" Neden kumar masasındasınız?
Adam:" Protesto edeceğim!...."
Yok böyle birşey. Karşıysan karşısındır ve bunu da gösterirsin cümle aleme. Şİmdi burada bariz bir ayrılık söz konusu. Kulüp yönetimi, kendini yaslamıştır endüstiryel futbol denen çarka. Ama taraftarın çok küçük bir kitlesi karşı gelmektedir bu çarka yaslanmaya. Kulüp seni dinlemez ve yaptırır lisanslı ürünleri satar sana pahalı pahalı sende çok bir haltmış gibi alırsın ve havasını atarsın!..(Sözüm meclisten dışarı, alana gider) Zamanın birinde de kulüp başkanı çıkar ve avaz avaz fırçasını atarak taraftarı pahalı ürün alarak kazıklanmıyor diye azarlamaya başlar!.. Sanane be adam ben bez parçası ile gelirim, üzerime giyerim ama en siyah-beyazından, sa na neee!..
Eğer aramızda da pahalı lisanslı ürünleri Kartal Yuvalarından alan varsa hiç bana demesin " Ben Son Barikatım ve endüstriyel futbola karşıyım" diye. Beni inandıramaz!... Bu , "Perhiz ve lahana turşusunun "ilişkisizliğine benzer!..
İnat değil mi; Önceden böyle "satışlar!..." mı vardı? Annelerimiz ablalarımız örerlerdi siyah-beyaz şapkalar, kazaklar atkılar.. Ne yani o zaman Beşiktaş başarılı olamamışmıydı. Tekrarlamaya gerek yok üst üste şampiyon olduğumuz senelerde halen üzerimizde o saydıklarım ve sahamızda da özkaynağımız olan alt yapıdan gelen gençlerimiz vardı!.. Daha ne diyeyim ki.
Size bir öneri;
Liverpoll maçı öncesi stada erken gelin ve Swiss otelin yamacında yüksek sete oturun. Hani Beşiktaştan gelirken sağa Maçka'ya dönen köşede. Orada Kartal Yuvası mağazasına giren ve ellerinde lisanslı ürün alarak çıkan Beşiktaş taraftarını tek tek sayın!
İşte acı gerçek o manzarada yatıyor. " Son Barikatız ve endüstriyel futbola karşıyız" davasını kiminle götürmeye çalıştığımızı kimlerle kol kola olduğumuzu ve zamanı gelince de "haydi" dendiğinde çıktığımız yolda kimlerle olmayacağınızı çok iyi anlıyorsunuz.
Valla çok sert olacak ama ne "Endüstriyel Futbol Sömürücüleri" karşıtı var ne de "Son Barikat" savunucuları. Bizler masumca sadece felsefi konuşarak sözde "Beşiktaş Aydınlığı" yapıyoruz.
"Söylem" kitlesi istemediğin kadar ama "Eylem" kitlesi yok ortada!.. Beşiktaş'ı bir devlet olarak düşünün. Tribünlerin merkezini de Meclis!. Bu konuyu mecliste ne tartışan var ne de soru önergesi sunan. Herkes memnun kapitalist bir büyüğe yaslanmaktan ve o nederse onu yapmaktan!..
Muhalefet de tıpkı şimdiki günümüz Türkiye modeline tıpatıp uyuyor!.
Dedim ya (buna bende dahilim konuşma ve laf yapma anlamında) bolca "Beşiktaş Aydını" var.
Bir halk kahramanı mı lazım uyuyan kitleleri harekete geçirecek ya da ciğerimizi mi sökmeleri lazım canımızın acıması için ya da acı gerçeği gösteren senaryoyu birilerinin gözümüzün içine sokarak seyretttirmesi mi lazım anlayamadım gitti. Ya güç ise bizde var. Ama kulübü yönetenler taraftara yeni forma almıyor diye fırça atarken aslında kendi gücünü pasifize ederek üstünü örtmeye çalışıyor. Her yanı ile bir pınara sahipken, öz kaynağın yeterliyken alt yapın gümbür gümbür geliyorken ve taraftarın da arkandayken neden güçsüz gibi hareket ediyorlar hiç düşündünüz mü? Çok basit bizler sömürülmeye ve bu sömürüden de kendileri yani onlar nemalanarak rant sağlamaya devam etmeleri için!.. BU lafıma "Bizim Meclis" de dahil!..
Biz neredeyiz, ne yapıyoruz?
"İnsanlar layık olduğu şekilde yönetilirler" şimdi ki gibi.
.
Vedat Hamzacelebioglu
11-10-2007, 18:09
(Konuyu dağıtmamak için yukarıdaki konuya izninizle daha sonra ayrıntılı olarak değinmek istiyorum.)
Türkiye Futbol Federasyonu Misyon ve Vizyonu;
Misyon:
Eğitim ve tesisleşmeyi sağlayarak, uluslararası düzeyde rekabet edecek altyapıyı oluşturmak, spor kültürünü topluma benimsetmek, futbol ekonomisini büyüten güçlü finansal yapıya sahip bir organizasyon olmak.
Vizyon:
Çağdaş ve kurumsal bir yapıda futbola yaygınlık ve katılım kazandırmak, uluslararası organizasyonlarda sürekli var olmak.
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=168
***
Kapitalizm; Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni.
Emperyalizm; Bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması veya yayılmayı istemesi, yayılmacılık, yayılımcılık.
Sistem; Düzen,yol,yöntem.Bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni.
***
Buraya kadar dünden bugüne ve içinde bulunduğumuz duruma geliş şeklini kısa ve öz olarak aktarmaya çalıştım.
(Aslında bunları hepimiz biliyoruz.Bir kısmını da Özer Hocam aktarmış.)
Bu konuda çok yazıldı-çizildi.Çok yazdık-çizdik.Ama, galiba sıkıntılarımızı bir türlü tam olarak yansıtamadık.
Vedat Hamzacelebioglu
11-10-2007, 18:10
Erkut Tekin, 15 Ağustos 2007 tarihli "Futbol Kötü Bir Masala Dönüşürken" adlı yazısında;
...
"Şimdilerde derin analizlere salıp beynimizi, kapitalizmle yargılayıp, emperyalizmle karara bağlıyoruz sporun neden bu hallere düştüğünü değil mi sevgili okurlar?
Ama atladığımız gerçeği aslında hepimiz biliyoruz.
Oy verdiğiniz partileri düşünün bir. Desteklediğiniz bağımsız adayları da ekleyin buna isterseniz. Sözde değer verdiğimiz spor adına hangi siyasi tercihin ciddi bir söylemi vardı? Ya da hangi parti manifestosunun sporu dert edindiğini okudunuz? Ben söyleyeyim mi? Hiç!
Birkaç suni cümlenin dışında spor hiç olmadı Türkiye solunun ufkunda. Sonra bir bir düşmeye başladı kaleler. Siyaset, ekonomi, eğitim ve sağlık derken, mafyanın ve milliyetçiliğin sporu nasıl avucuna aldığını gördük çaresizce. Bunların hemen ardından stadyum şiddetiyle tanıştık damdan düşercesine. Her maça "tekbir" ve İstiklal Marşlarıyla başlandığında uyandık uykumuzdan.
Bir anda gündem oldu bize futbol ve futbolun etki alanı. Ahkâmlar kestik, analizler ürettik geleceğe dair. Yaşamımızda ki bütün renkler aynı anda kirlense de biz yine de birinciliği futbola verdik. Özdemir Asaf ustanın bir başka şekilde dediği gibi. Sporun "asıl" anlamını hatırlamak için "beyaz" kalan ne varsa dürüst ve çalışkanca sahiplenmekten başka çıkar yol kalmadı bize. Pazar gecesi Avni Aker'i kaplayan utanç, kim bilir kaçıncısıydı? Yine de ne mutlu ki Türkiye'de futboldan başka branşlarda da yükselen yıldızlarımız var. İşte bu sebep bile en azından bu haftalık utancımızı unutturdu bize." diyor.
...
http://www.bianet.org/bianet/kategori/spor/101132/futbol-kotu-bir-masala-donusurken
Yazının tamamını ilgili linkten okuyabilirsiniz.
***
Bundan sonrası hepimizin...
Sercan Hosafci
11-10-2007, 22:42
Sevgili Muhittin
Yok böyle birşey. Karşıysan karşısındır ve bunu da gösterirsin cümle aleme. Şİmdi burada bariz bir ayrılık söz konusu. Kulüp yönetimi, kendini yaslamıştır endüstiryel futbol denen çarka. Ama taraftarın çok küçük bir kitlesi karşı gelmektedir bu çarka yaslanmaya. Kulüp seni dinlemez ve yaptırır lisanslı ürünleri satar sana pahalı pahalı sende çok bir haltmış gibi alırsın ve havasını atarsın!
Eğer aramızda da pahalı lisanslı ürünleri Kartal Yuvalarından alan varsa hiç bana demesin " Ben Son Barikatım ve endüstriyel futbola karşıyım" diye. Beni inandıramaz!... Bu , "Perhiz ve lahana turşusunun "ilişkisizliğine benzer!..
Bu dediklerini yapmak bir bakıma taraftarın görevidir. Sen klübe sadece bağırmakla destek olamazsın. Sen klübe bu anlamda katkı sağlıyorsan haava atmak içinmi artık onu bilemem,ama ben klübüm maddi açıdan güçlü hale gelsin bi faydamız olsun diye o ürünü alıyorum. Beşiktaş forması evimde çok ama her sene alıyorum. Bunu yapmazsan ne olur, daha çok Lamine Diattalarla daha çok Higuainler le oynarsın,el alem Libcoln le ligde lider giderken,diğeri Carlosuy`la başarısızda olsa Avrupa`da isim yaparken. Sen büyük klüpsün bunları yapmak zorundasın he biz bunları yapmalım ufak bi bütçeyle alt yapıdan çıkardığımız oyuncularla bu işi kovalayalım dersen ancak yalan olursun. Taraftar olarak çekirdek çitleme maçlarda takımını deli gibi destekle,hoplayan zıplayan tribün kültürünü oluştur,halkın yanında ol sosyal ol,bunlar yeterli. Ama bu endüstiryel düzenede uymak zorundayız tabi başarı istiyorsak. Klüp olarak da uyuyoruz,artık 15 yıl şampiyon olamasanda taraftar sayın çoğalmıyor,azalıyor çünkü geçmişteki nesille şimdiki nesillin profili farklı ve bunu değiştiremezsin. Bile bile lades demem ben ikisini de yerinde kullanmayı tercih ederim. Evet hoplayan zıplayan takımının deli gibi destekleyen taraftar profili kapalıda,açıkta,klübe daha fazla katkı sağlayan zengin taraftar profilide gerektiği gibi numaralı da olsun. Lisanslı ürünü de almaya devam edicem çünkü ben Diattalarla Higuainler le artık oynamıyorum,nokta transfer sözlerine karnım tok.
Sercan Hosafci
11-10-2007, 22:42
Sevgili Muhittin
Yok böyle birşey. Karşıysan karşısındır ve bunu da gösterirsin cümle aleme. Şİmdi burada bariz bir ayrılık söz konusu. Kulüp yönetimi, kendini yaslamıştır endüstiryel futbol denen çarka. Ama taraftarın çok küçük bir kitlesi karşı gelmektedir bu çarka yaslanmaya. Kulüp seni dinlemez ve yaptırır lisanslı ürünleri satar sana pahalı pahalı sende çok bir haltmış gibi alırsın ve havasını atarsın!
Eğer aramızda da pahalı lisanslı ürünleri Kartal Yuvalarından alan varsa hiç bana demesin " Ben Son Barikatım ve endüstriyel futbola karşıyım" diye. Beni inandıramaz!... Bu , "Perhiz ve lahana turşusunun "ilişkisizliğine benzer!..
Bu dediklerini yapmak bir bakıma taraftarın görevidir. Sen klübe sadece bağırmakla destek olamazsın. Sen klübe bu anlamda katkı sağlıyorsan haava atmak içinmi artık onu bilemem,ama ben klübüm maddi açıdan güçlü hale gelsin bi faydamız olsun diye o ürünü alıyorum. Beşiktaş forması evimde çok ama her sene alıyorum. Bunu yapmazsan ne olur, daha çok Lamine Diattalarla daha çok Higuainler le oynarsın,el alem Libcoln le ligde lider giderken,diğeri Carlosuy`la başarısızda olsa Avrupa`da isim yaparken. Sen büyük klüpsün bunları yapmak zorundasın he biz bunları yapmalım ufak bi bütçeyle alt yapıdan çıkardığımız oyuncularla bu işi kovalayalım dersen ancak yalan olursun. Taraftar olarak çekirdek çitleme maçlarda takımını deli gibi destekle,hoplayan zıplayan tribün kültürünü oluştur,halkın yanında ol sosyal ol,bunlar yeterli. Ama bu endüstiryel düzenede uymak zorundayız tabi başarı istiyorsak. Klüp olarak da uyuyoruz,artık 15 yıl şampiyon olamasanda taraftar sayın çoğalmıyor,azalıyor çünkü geçmişteki nesille şimdiki nesillin profili farklı ve bunu değiştiremezsin. Bile bile lades demem ben ikisini de yerinde kullanmayı tercih ederim. Evet hoplayan zıplayan takımının deli gibi destekleyen taraftar profili kapalıda,açıkta,klübe daha fazla katkı sağlayan zengin taraftar profilide gerektiği gibi numaralı da olsun. Lisanslı ürünü de almaya devam edicem çünkü ben Diattalarla Higuainler le artık oynamıyorum,nokta transfer sözlerine karnım tok.
Muhittin Saban
11-10-2007, 23:14
Senin söylediğin bu tuhaf kabullenmişliği "kabul etmemek" için zaten ortaya Büyük taraftar Projesi adı altında bir model sunuldu. Sonuç olarak "Sıfır" karşılık alınarak, oralı bile olunmadı.
Sanırım taraftarlığı bu düzene "icabında ölürüz" ironisi ile "icabında kabulleniriz" mantığı ile yaklaşan bir aidyetlilik olarak görüyorsun. Taraftar renklerine aşık olduğu, ilkelerini benimsediği ve aidiyet duyguları ile bağlandığı sevdasına aşıktır. Bu aşkın vitrininde o sevdanın geleceğini yönlendirenler eğer sürekli bir yanlış içindeyse ve bunu da alışkanlık haline getirmişlerse bir yerde tıkanıp kalırsın. Doğru yönetilmeyen kulübün 20 lira etmeyen kalitedeki ürününe 70-80 milyon isteyen hem de bunu çoğunluğu öğrenci ve asgari ücretli dar gelirli olan taraftar çoğunluğundan isteyen zihniyet karşılığında sana ne vermiştir ya da ne vermeye devam ediyordur?
Sayısız anlaşmalar ile neredeyse rakibinin finansörlerine teslim olan zihniyet kendi iş bilmezliği ile zarara soktuğu kulübün taraftarını hangi yüzle ürün almıyor diye azarlar?
Yaşın itibarı ile bazı güzellikleri kaçırdığını düşünüyorum. Bu takımın alt yapısı Şampiyon olan hem de üst üste şampiyon olan bir nesil yetiştirmiştir. Ki o zamanlarda rakipleri Endüstriyel futbolun kancalarına Ali Şen'lerin, Adnan Polat ve Ergün Gürsoy'ların cirit attığı piyasada çoktan takılmışken!..
Yarın öbür gün " Beşiktaş'ın Geleceği Yükseliyor" başlıkları ile cilalanan projenin gelirlerinin ilk 10 yıllık kısmı yönetimsel açıdan yapılan hatara yüzünden edilen zarara karşılık ederinden çok daha az bir paraya kırdırılırsa bunun faizini yine o forma almıyor diye fırça yiyen taraftar mı ödeyecek?
Seni bilmem ama ben o faizi ödemeyeceğim!.
Şunu da belirtmeliyim ki bana göre önemli olan "Yıldız" kavramlı oyuncuların transferi değil Serdar Özkan ve Mehmet Sedef gibi alt yapıdan gelen oyuncularla sahaya çıkan bir Beşiktaş'ın "Ruhani" gücünün sana da bana da yansıyacak olmasıdır. Başarı mı? İşte o zaman geleni yakalarsın kaçanı kovalarsın ve en sonunda da kazanç hanene koyarsın..
Yeter ki koltuğa yapışıp oraya buraya teslimiyet içinde olmasın kongre suskunlarının seçtiği seçilmişler!..
.
Vedat Hamzacelebioglu
12-10-2007, 00:21
Tekrar tekrar yazmaya-çizmeye gerek olmadığını düşünüyorum.
Bizler Şeref Bey'in torunları,Baba Hakkı'nın çocuklarıyız.
Yok artık o günler!
Bu günkü sistem içinde biribirimize sevgi, saygı nerede? Spor, eğlencemiz,samimiyetimiz, huzurumuz nerede?
Spor'un,Spor Kulübü'nün,Futbol'un,Sanayi'nin vs. anlamlarını dikkate aldığımız zaman bugünkü Beşiktaş, yapısıyla bunun neresinde?
***
Sistem diyorduk değil mi?
Bugünkü sistemi oluşturan Futbol Federasyonu'nun kendisidir.
Ne diyordu Federasyon; "Futboldaki gelişim ve değişim, futbolun sadece bir spor dalı olmadığını da ortaya çıkartmıştır. Futbolun yarattığı parasal değerlerin giderek büyümesi ve futbola olan ilginin yaygınlaşması, lokal federasyonlar nezdinde bu spor dalının bağımsız bir yapı içerisinde yönetilmesini zorunlu kılmıştır."
"Futbol ekonomisinin önemi kulüpler tarafından da anlaşılmış, sponsorluk gelirleri bu alanda da devreye sokulmuştur."
***
Maddiyatın olduğu hemen hemen her yerde sıkıntılar olmuştur.
Beşiktaş, tarihi boyunca sporu sevgi ve saygı çerçevesinde zayıfını da kollayıp yanında yer alarak bulunduğu yeri her zaman bizlere aşılamıştır.
Hatırlayalım; Şeref Bey'in uğruna canını verdiği Beşiktaş'ı.
Hatırlayalım; Hakemin yanlış bir kararla Beşiktaş'ın mağlubiyetine neden olduğu maçtan Baba Hakkı'nın yanında stadtan çıkarılışını.
Hatırlayalım; Baba Hakkı'nın bir maçta yediği tekmeden sonra dönüp tekme atana sert bir tokat attığını ve tokatı yiyen dahil hiç bir kimseden tek bir çıt çıkmadığını.
(Bugün bırakın tokat atmayı, teşebbüsünde bile ne hale geleceğimizi).
Hatırlayalım; Baba Hakkı'ya bir gün sormuşlar "Kendi kulübünüzden başka en çok hangi kulübü seversin" diye.
Baba Hakkı'nın verdiği cevap " Kulübümden sonra iyi spor yapan,sağlam gençlik yetiştiren her kulübü severim" dir.
Hatırlayalım; Bir Fenerbahçe maçında takım kaptanına "Arkadaşlarına söyle biraz maça asılsınlar,bu maçın zevki böyle çıkmaz" dediğini.
(Bugün hangi babayiğit bunu söyleyebilir? Göremiyorum bu babayiğiti!..)
Hatırlayalım; Ne diyordu Atatürk "Efendiler; sizlerin ve sporcularınızın ciddi çalışmalarını, çeviklik ve maharetlerini uzun zamandan beri büyük bir zevkle, dikkatle izliyorum. Spordan yoksun bir gençlik nasıl ki vatan müdafası sırasında etkili olamıyorsa, insan denen varlığın kafa yapısı da ne derece tekamül ederse etsin, bedeni ikişafı noksan ve yetersiz olursa o vücut o kafayı ileriye götüremez, taşıyamaz. Bugün bünyenizde toplayıp, ilmi metodlarla yetiştirmeye çalıştığınız bu gençler, tam anlamda bedenen ve fikren geliştikleri zaman vatan müdafaasında ilmi sahalarda olduğu gibi spor alanlarında da Avrupalı hasımlarına Türk'ün ölmez gücünü ispat edeceklerdir. Sizi candan kutlar, başarılarınızı her zaman duymak isterim."
Örnekler çoğaltılabilir.
Bugünkü Spor,Futbol bunların neresinde?
***
Dünkü Beşiktaş'ın kurucuları;
Ahmet Fetgeri (Aşeni), Mehmet Ali Fetgeri (Aşeni), Osman Paşazade Mehmet Şamil (Osmanoğlu), Hüseyin Bereket, Kadızade Nazım Nazif (Ander) ve 20’ye yakın genç.Ve Futbol takımının kurucusu Şeref Bey.
Bugünkü Beşiktaş'ın kurucuları ise;
1- MAHMUT ŞEVKET BELGİN
2- ŞABAN CEMİL KAZANCI
3- MEHMET ERKAN SOLU
4- SERDAR BİLGİLİ
5- BAHATTİN BEYOĞLU
6- OLGUN KÖMÜRCÜ
7- İBRAHİM POLAT
8- LATİF CELAL AYAZ
9- İLKER ÖZBİLEK
10- YILMAZ EKERGİL
11- MEHMET BAHATTİN DEMİR
Ne oldu dünkü kuruculara?
Karar defteriyle birlikte mezara gömüldü herhalde!
Sercan Hosafci
12-10-2007, 15:57
Senin söylediğin bu tuhaf kabullenmişliği "kabul etmemek" için zaten ortaya Büyük taraftar Projesi adı altında bir model sunuldu. Sonuç olarak "Sıfır" karşılık alınarak, oralı bile olunmadı.
Sanırım taraftarlığı bu düzene "icabında ölürüz" ironisi ile "icabında kabulleniriz" mantığı ile yaklaşan bir aidyetlilik olarak görüyorsun. Taraftar renklerine aşık olduğu, ilkelerini benimsediği ve aidiyet duyguları ile bağlandığı sevdasına aşıktır. Bu aşkın vitrininde o sevdanın geleceğini yönlendirenler eğer sürekli bir yanlış içindeyse ve bunu da alışkanlık haline getirmişlerse bir yerde tıkanıp kalırsın. Doğru yönetilmeyen kulübün 20 lira etmeyen kalitedeki ürününe 70-80 milyon isteyen hem de bunu çoğunluğu öğrenci ve asgari ücretli dar gelirli olan taraftar çoğunluğundan isteyen zihniyet karşılığında sana ne vermiştir ya da ne vermeye devam ediyordur?
Sayısız anlaşmalar ile neredeyse rakibinin finansörlerine teslim olan zihniyet kendi iş bilmezliği ile zarara soktuğu kulübün taraftarını hangi yüzle ürün almıyor diye azarlar?
Yaşın itibarı ile bazı güzellikleri kaçırdığını düşünüyorum. Bu takımın alt yapısı Şampiyon olan hem de üst üste şampiyon olan bir nesil yetiştirmiştir. Ki o zamanlarda rakipleri Endüstriyel futbolun kancalarına Ali Şen'lerin, Adnan Polat ve Ergün Gürsoy'ların cirit attığı piyasada çoktan takılmışken!..
Yarın öbür gün " Beşiktaş'ın Geleceği Yükseliyor" başlıkları ile cilalanan projenin gelirlerinin ilk 10 yıllık kısmı yönetimsel açıdan yapılan hatara yüzünden edilen zarara karşılık ederinden çok daha az bir paraya kırdırılırsa bunun faizini yine o forma almıyor diye fırça yiyen taraftar mı ödeyecek?
Seni bilmem ama ben o faizi ödemeyeceğim!.
Şunu da belirtmeliyim ki bana göre önemli olan "Yıldız" kavramlı oyuncuların transferi değil Serdar Özkan ve Mehmet Sedef gibi alt yapıdan gelen oyuncularla sahaya çıkan bir Beşiktaş'ın "Ruhani" gücünün sana da bana da yansıyacak olmasıdır. Başarı mı? İşte o zaman geleni yakalarsın kaçanı kovalarsın ve en sonunda da kazanç hanene koyarsın..
Yeter ki koltuğa yapışıp oraya buraya teslimiyet içinde olmasın kongre suskunlarının seçtiği seçilmişler!..
.
Yönetimin taraftara forma almıyorsunuz diye fırçalanmasını kabul etmiyorum tabiki. Ama bu faizin olmamasını istiyorsak,ödemek istemiyorsak,o kapalıda gücümüzün yettiği kadar istifa diye bağırırız. Ben formanın kalitesine değil rengine bakarım verdiğim parayıda klübüme katkı diye sayarım. Alt yapıdan gelen oyuncularla ancak Türkiye liginde gidersinki oda bir Ali bir Metin bir Feyyaz çıkarsa. Avrupada ilerlemek çok zordur futbol artık bir sektördür,istesekte istemesekte. Buna karşı durarak Beşiktaş`ımız son barikat olur ama ne zamana kadar. Yıldız oyuncu istemeyiz neden,zengin taraftar istemeyiz sebep ? zengin klüp istemeyiz,ozaman daha çok Colturkalarla gezeriz. Feneri burda örnek vericem evet karakterleri bi tarafa ama bu işleri güzel çeviriyorlar aldı carlosu yaptı stadı Avrupa da nesi var hiç bir şeyi ama adı Avrupada konuşuluyor. Sanma sakın başarısız olunca siyaha beyaza olan aşkım azalıyor hayır ama siyah beyazın her yerde bir numara olmasını istiyorum artık. Sadece değerler ve ilkerlerle bir yere kadar çağ değişiyor değiştikçe bizim mantığımız zorlanacak. Endüstiryel düzene karşıysanız çalışmayın o zaman mal sahibi olmak için kovalamayın gerçek hayattada. Devir bu evet bu Ulusoy bile bize posta koyuyorsa bu yumruk lafından sonra zaten değer ve ilke flan kalmamıştır,he bu tribün hala dayanıyorsa bu yönetime son barikat yıkılmış demiyim ama uyuyor.
Muhittin Saban
12-10-2007, 17:54
Sercan biz seninle anlaşamayacağız bu bir gerçek. Ama değinmeden edemeyeceğim;
Colaturkaya laf söyleyip beğenmiyorsun ama Colaturka ve benzerlerini de isteyen sensin be güzel kardeşim!.. Şu an senin beğenini ve takdirini kazanan yönetim anlayışımızın bu seneki en büyük sponsor destekçisi zaten o beğenmediğin Ülker grubu değil mi? Yoksa kafanda baha büyük bir sponsor firması mı var?
Feneri örnek verme yanlışa düşersin. Yok, yok aslında düşmüyorsun sen de haklısın çünkü Son Barikat şiarını tam olarak benimseyemediğini ve sürekli de Anti Son Barikat felsefesini savunduğun düşüncesi ağır basıyor bende. Dediğim gibi Fenerin her anlamdaki tarzını beğenip o tarz bir yapılanmayı canın çekecekse o zaman Son Barikat senin de önünde dimdik duruyor bana göre.
Endüstriyel düzene karşı olmak ile çalışmama ve mal sahibi olmama isteğini nasıl ikişkilendirdin ben anlayamadım. Ulusoy'un postalarına karşı koyamayan zihniyetin eleşrisini yapıyoruz zaten sürekli. Bu zihniyet te paralı sponsorlara teslimiyet içinde oldukça taraftarı parasal güç(Büyük taraftar Projesi) olarak yanında görmek istemedikçe biz de boş konuşur dururuz.
Galatasaray Uefa'yı aldığı zaman kaç yabancı oyuncusu pahalı transferdi acaba? Türk oyuıncuları ve alt yapıdan gençlerinin bir emeği yok muydu? Yoksa Selehattin Duman'ın dediği gibi uğursuzluk getirmesin diye tuvalete kilitlenen kadın yüzünden mi maçlarını kazanarak kupayı kaldırmıştı!....?
Neyse sonuç olarak konuşuyoruz işte kardeş, kardeş....
.
Cem Ozel
12-10-2007, 17:56
Sercan söylediklerin endüstriyel futbolun ta kendisi oluyor...
Sercan Hosafci
12-10-2007, 23:10
Sercan biz seninle anlaşamayacağız bu bir gerçek. Ama değinmeden edemeyeceğim;
Colaturkaya laf söyleyip beğenmiyorsun ama Colaturka ve benzerlerini de isteyen sensin be güzel kardeşim!.. Şu an senin beğenini ve takdirini kazanan yönetim anlayışımızın bu seneki en büyük sponsor destekçisi zaten o beğenmediğin Ülker grubu değil mi? Yoksa kafanda baha büyük bir sponsor firması mı var?
Feneri örnek verme yanlışa düşersin. Yok, yok aslında düşmüyorsun sen de haklısın çünkü Son Barikat şiarını tam olarak benimseyemediğini ve sürekli de Anti Son Barikat felsefesini savunduğun düşüncesi ağır basıyor bende. Dediğim gibi Fenerin her anlamdaki tarzını beğenip o tarz bir yapılanmayı canın çekecekse o zaman Son Barikat senin de önünde dimdik duruyor bana göre.
Endüstriyel düzene karşı olmak ile çalışmama ve mal sahibi olmama isteğini nasıl ikişkilendirdin ben anlayamadım. Ulusoy'un postalarına karşı koyamayan zihniyetin eleşrisini yapıyoruz zaten sürekli. Bu zihniyet te paralı sponsorlara teslimiyet içinde oldukça taraftarı parasal güç(Büyük taraftar Projesi) olarak yanında görmek istemedikçe biz de boş konuşur dururuz.
Galatasaray Uefa'yı aldığı zaman kaç yabancı oyuncusu pahalı transferdi acaba? Türk oyuıncuları ve alt yapıdan gençlerinin bir emeği yok muydu? Yoksa Selehattin Duman'ın dediği gibi uğursuzluk getirmesin diye tuvalete kilitlenen kadın yüzünden mi maçlarını kazanarak kupayı kaldırmıştı!....?
Neyse sonuç olarak konuşuyoruz işte kardeş, kardeş....
.
( Colaturkaya laf söyleyip beğenmiyorsun ama Colaturka ve benzerlerini de isteyen sensin be güzel kardeşim!..Şu an senin beğenini ve takdirini kazanan yönetim anlayışımızın bu seneki en büyük sponsor destekçisi zaten o beğenmediğin Ülker grubu değil mi? )
Ya yazdıklarımı tam okuymuyorsunuz b yada anlamıyorsunuz,bölüm bölüm anlatayım. Cola Turkay la gezmemek için ne gerekir Barcellona kadar sağlam bir mali yapı bu mali yapıya kavuşmak için bir şeylerden fedekarlık etmek zorundayız. Sonuç olarak şu anda öyle bi durumumuz yok olsa bile sportif başarıdan vaz geçiceksiniz o zaman çünkü Hiuguainle Diattayla bu iş yürümüyor.! Öyle bir sabrımız da kalmadığı için şimdilik bazı şeylere göz yumucaz cola turka ve diğerleri gibi. He ülker olmuş he başkası diğerleriyle yarış etmek için en azından şimdilik mecbursun. Gerçekleri görmemezlikten gelip karşı duruyoruz diyemezsiniz çünkü klübün böyle bir gücü yok. Yönetim anlayışınıda beyenmiyorum heleki bu yönetimin belki istediğimiz 5 sene önce borcumuz yokken olabilirdi ama şimdi olamaz bunu yapmak mecburiyetindeyiz.
( Fenerin her anlamdaki tarzını beğenip o tarz bir yapılanmayı canın çekecekse o zaman Son Barikat senin de önünde dimdik duruyor bana göre.)
Her anlamda tarzını beyendiğimi söylemedim mali açıdan güçlü bi yapıya kavuştuklarını ve Avrupa da şu anda dört puanı olduğunu söyledim. Bu gün kezman giderse yerine en az onun kadar kaliteli transfer yapabilirler sen de nokta transfer yapıp Higuain le Gökhan Güleç`i alırsın.
( Ulusoy'un postalarına karşı koyamayan zihniyetin eleşrisini yapıyoruz zaten sürekli. Bu zihniyet te paralı sponsorlara teslimiyet içinde oldukça taraftarı parasal güç(Büyük taraftar Projesi) olarak yanında görmek istemedikçe biz de boş konuşur dururuz.)
Forumdan yazsan ne olur yazmasan ne olur stadda geçen sene o yönetim fenerbahçe maçın da büyük başkan tezahüratıyla sahaya çıktı,nerde son barikat bu forum içinmi geçerli sadece ? 5 sene oldu nedir bu sabır niye forumlarda bu kadar insan tepki verirken tribünde çıt yok ?
(Galatasaray Uefa'yı aldığı zaman kaç yabancı oyuncusu pahalı transferdi acaba? Türk oyuıncuları ve alt yapıdan gençlerinin bir emeği yok muydu?)
Tafarel Hagi Popescu ( bunlardan sende bir tane varmı ? ) ozaman zaten 5 yabancı sınırı vardı şimdi 7 tane var 7 side sende yok. Elbette alt yapıdan gelen oyuncuların emeği vardı ama bu üçü olmasaydı bana göre yalan olurlardı.
Tartışmadan doğruyu bulamayız elbetteki tartışıcaz burda Beşiktaş konuşmucazda ne konuşucaz fikirler uyuşmaya bilir ama ben ortada ne son barikat nede bu canavara karşı direne bilecek,aynı zamanda da başarılı olabilecek bir klüp yapısı göremiyorum...
Muhittin Saban
12-10-2007, 23:45
Sercan hayırdır, okuduklarını daha iyi anlayabilelim diye aynı mesajdan 3 tane mi yollamak zorunda kaldın yoksa:-)) (Silemiyorsun da)
Sanırım jenerasyon farkı anlaşmamıza bir engel. Asalında dur yanlış söyledim jenerasyonda değil farklı pencerelerden bakıyoruz konuya o yüzden ortak noktalarda buluşmamız zor oluyor haliyle.
"Gerçekleri görmemezlikten gelip karşı duruyoruz diyemezsiniz çünkü klübün böyle bir gücü yok"
Demişsin. Evet doğru kulübü yönetenler bu gücü kendilerinde görmemek değil de görmemezlikten geliyorlar. Ama taraftarda bu güç ve inanç var. İki mesajdır " Büyük Taraftar Projesinin" pasifize edilmesinden bahsettim ama bir türlü o konuya değinmemişsin!.. Haa şöyle de değinebilirsin bir sonraki mesajında. "Bu katılım gerçekleşmez" diyebilirsin. ya da öyle düşünenlere ben cevap vereyim; Lisanslı ürünlere bir senede verdikleri parayı toptan bu proje için verseler ki öyle bir durumda seve seve verirler işte o zaman sıkıntıların çoğu aşılır.
"Tribünde çık yok" lafında hemfikirim. ben de aynı derttten muzdaribim. Ama ne senin ne de benim bu kadar uzaktan anlayamayacağımız ve anlamamıza da gerek görülmeyen öyle değişmez dinamikler var ki, duysan şaşar kalırsın. Omuz omuza mücadele verip sevdalarına sahip çıkanlar bile bir " Çarşı Sinan Engine Karşı" pankartı ile ne duruma geldiler hep beraber gördük!.. Ki Ferdi arkadaşımızın üzücü bir olayla aramızdan ayrılması !...........?
Yani anlayacağımız tribün merkezli tepki mekanizması öyle forumlarda konuşulduğu ve planlandığı gibi işlemiyor maalesef. Derin mekanizma desem anlayacaksındır sanırım.
Tafarel, Hagi, Popescu konusunda da şunu söyleyebilirim;
Evet çok katkıları oldu ama öyle çok pahalı futbolcular hele yıldızlarda değildi. Ununu elemiş eleğini asmış da diyebiliriz. Ama o geldikleri camianın heyecanını ve istekliliğini kendi içlerinde hissedince yeniden küllerinden doğdular da diyebiliriz. İnanç, istek, ve hissetmek.
Nerde O Eski Bayramlar!.........
Sercan Hosafci
13-10-2007, 01:27
Üç mesaj gitmesinin nedeni benim değil forumun suçu konuyu yolladım ama mesaj ekranda gözükmedi bi daha yolladım kendi mesajm yine çıkmadı üç dört defa deneyince hepsi gelmiş ama o anda forumda çıkmadı. Butaraftar projesinin gerçekleşmesini en çok isteyenlerden biriyim belkide. Yalnız içimde bir soru işareti var,biliyoruz medyada basında saçma sapan konuşan insan topluluğu çok. Bu malum olaylardan sonrada herkes,klüp çArşı nın esiri olmuş onlara göre idare ediliyor. Şimdi bu sayıda bir taraftar üye olursa bu şekilde üstümüze gelmezlermi,gelsinler bu olay gerçekleşsin ama bir sürü asılsız iddia atarlar bence.
İkincisi klübü yönetenlerin bu gücü kendilerinde görememiş olmadıktan sonra bence taraftar görsede bir şey fark etmezki bende göremiyorum o gücü bu kadar temlikli gelir olunca. He gelirlerimiz sabit olsa bu projeyle beraber bir şeyler yapabiliriz. Birde bu lisanslı ürünler bu proje olursa buna katılırım ama lisanslı ürünümü almaya devam ederim benim klübüme verdiğim parahiç bir zaman gözüme çok gelmez gelmeyecekte.
Tribün aynı derin devlet gibi yönetiliyor ve bu kadar çok dinamitler varsa deminki yazılarımda tekrarladığım gibi ben ortada barikat flan göremiyorum. Bi barikatın kendi içinde dinamit varsa o barikat ayakta duramaz.
Hagi Gs de daha fazla yıldız olmuştu ama Gs ye gelmeden önce Gs ye karşı oynadığı bir maçta onu Türkiye tanıdı kendini belli ediyordu bize gelen oyunculara bakınız birde. Higuain Diatta bunlar kimdirki. Tafarelde bence bir yıldızdı Brezilya milli takımının kalesini koruyordu ve Arsenal maçında o çizgiden köşeden çıkardığı topu her kaleci çıkaramaz. Görüyoruzki marsilyada başımıza gelen olaydan sonra Avrupa da başarı için,kaleci şart.
Son söyleyeceğim söz ise gelenek değerler görenek dedik. Bunlara daha fazla ağırlık verdik,şerefli ikincilikler elde ettik. Ama bunu Beşiktaş taraftarından başka kimse konuşmuyor şampiyonluk sayılırken 16 gs 16 fb diye sayılıyor Beşiktaş ise 12. İnsanlar kendilerine başarılı olan her şeyi örnek alırlar,yeni nesil böyle en azından. 15 Sene şampiyon olamadığımız zamanlar olan taraftar patlaması ve halk yaşamı artık öyle değil artık kafalar beyinler çok değişik bakıyor olaylara. Yani büyük takımsanız başarılı olmak şampiyon olmak zorundasınız. Diyeceğim o durki her yoldan başarı mübah evet mübah yapmadıkta ne oldu elin yeşil beyaz topu şikeyle suçladı her maç şikeci diye bağırıyorlar susturanda yok. Yapmadıkta ne oldu Türkiye de hep ezilen kafasına vurula vurula hakkı yenen takım olduk. Artık bunu istemiyorum Beşiktaş`ımda Beşiktaş`ın hakkını yemenin kimseye cesaretnin olmayacağı zamanları görmek istiyorum,en kısa yoldan yeter diyorum.
Hakan Kirezci
13-10-2007, 02:11
İşin aslı, kendimizi ifade ederken Beşiktaş'lı olmayı kimliğimiz olarak seçmedik.
Yıllar boyu oluşturduğumuz canlıya dair, dünyaya dair, hayata dair değerlerimizi üstüste koyarak, düşene omuz vererek, utanana arkamızı dönerek, yok sayılanın arkasında belirip önüne geleni yutarak şişenlerin karşısında sipsivri bir kılıç gibi durarak kim olduğumuzu belirledik. Ne olduğumuzu anlamaları için de kendimize "Beşiktaş'lıyız" dedik.
Bundan sonradır ki kelamımız hep bu vezinde edildi, şarkılarımız bu makamda yazıldı.
Bu, bilinmeyeni olmayan bir denklemdir. Çözebilmek için, ne denli büyük ve uzun olursa olsun, sadece eğitim yeterli değildir.
Öyle doğmak lazımdır.
Biz, büyük olmayı "çok" olmak, önüne her geleni ezebilmek, görgüsüz hezeyanlarını tatmin için herşeyin ve herkesin alınıp satılabildiği ortamları yaratıp sonra da oradan beslenmek olan ve tapınılası tek değeri sadece ve sadece "güç" olarak görenlerin yer aldığı tribünün tam karşısında, Eto'o ların,satürnlerin,Pakistan'lı bebelerin, Irak'lı dedelerin, Latin Amerika'lı işçilerin,siyahların-beyazların,kızılderililerin-eskimoların-çingenelerin,pazar malı ucuz beyaz pamuklusunun üzerine siyah şeritler diktirerek mahalle maçına çıkan veletlerin, o ucuz formayı o velete etiketini koymadan diken komşu teyzenin, topumuzu bize bedeli ruz-ı mahşerde ödenecek bir "borç" karşılığı veren bakkal amcanın, sözün özü "Halkın Takımı" yız
Onur Özgen
13-10-2007, 11:29
Son söyleyeceğim söz ise gelenek değerler görenek dedik. Bunlara daha fazla ağırlık verdik,şerefli ikincilikler elde ettik. Ama bunu Beşiktaş taraftarından başka kimse konuşmuyor şampiyonluk sayılırken 16 gs 16 fb diye sayılıyor Beşiktaş ise 12. İnsanlar kendilerine başarılı olan her şeyi örnek alırlar,yeni nesil böyle en azından. 15 Sene şampiyon olamadığımız zamanlar olan taraftar patlaması ve halk yaşamı artık öyle değil artık kafalar beyinler çok değişik bakıyor olaylara. Yani büyük takımsanız başarılı olmak şampiyon olmak zorundasınız. Diyeceğim o durki her yoldan başarı mübah evet mübah yapmadıkta ne oldu elin yeşil beyaz topu şikeyle suçladı her maç şikeci diye bağırıyorlar susturanda yok. Yapmadıkta ne oldu Türkiye de hep ezilen kafasına vurula vurula hakkı yenen takım olduk. Artık bunu istemiyorum Beşiktaş`ımda Beşiktaş`ın hakkını yemenin kimseye cesaretnin olmayacağı zamanları görmek istiyorum,en kısa yoldan yeter diyorum.
bu satırlar bir beşiktaşlıya yakışmayan satırlar olmuş sevgili sercan. ben 18 yaşındayım, hatırladığım 1 şampiyonluk var; 100.yıl şampiyonluğu, bir de christoph zamanındaki ama o zamanı hayal mayal hatırlayabiliyorum. ama buna rağmen her sene sanki daha bir beşiktaşlı oluyorum. beşiktaş'a yapılanlar, haksızlıklar bizi beşiktaş'a daha bir bağlamalı çünkü. bizden çalınan şampiyonluklar benim gurur kaynağımdır, şerefli ikincilikleri seçmesi bu kulübün benim hayattaki en büyük onurlarımdandır ve hep öyle kalacaktır.
unutma ki, herşey başarı değildir; hatta başarı hiçbir şeydir.
saygılar...
Muhittin Saban
13-10-2007, 11:40
Sevgili Onur,
Ben yarı yaşımda olan Sercan kardeşe senin dediklerini daha yumuşak bir dille anlatmaya çalıştım kırmamak ve üzmemek için ama sanırım Sercan tercihini yapmış!..
Ne diyebilirizki; "Endüstriyel Futbola Karşı 3 Korner 1 penaltı" felsefesine devam demekten başka....
.
Onur Özgen
13-10-2007, 11:47
merak etme abi çocukken herkes 3 korner 1 penaltı kuralı ile sokaklarda topa mutlaka bir kere vurmuştur, onun verdiği zevki hepimiz biliriz, o yüzden de bu zevkimizden vazgeçemeyiz.
futbol insanoğlunun icat ettiği en güzel oyundur, ama sadece bir oyundur. oyun içinde oyun oynayanları da oyun dışına atmak futbola karşı boynumuzun bir borcudur.
saygılar...
Derya Banu Akgul
13-10-2007, 15:51
Her maç tek duam hakkımızla kazanmamız.Nobre her topa çıktığında "ellerini indir" diye söylenirim,Alinin taçtan asist yaptığı topun gol olmasına sevinsemmi üzülsemmi bilemiyorum.Galibiyetlerimizin ardından hiç kötü söz söylenmemeli ne hakeme ne tff ye yada diğer herhangi bir güce bağlanmamalı.Yeterki sahaya çıktıklarında hakkını versinler o formayı su gibi terlerini akıtarak yürekleriyle oynayarak ıslatsınlar.Ben kombinemi alarak,lisanlı ürün giyerek kulübüme destek zaten oluyorum mantığı bana göre değil en büyük görevimiz Beşiktaşa yakışır Beşiktaşlı duruşunu korumak.
Tribün meselesine gelince, forumarda organizsayonlar yapıp şu renk giyin yada bayrak getirinlerle bitmiyor iş.Nasıl bir gücümüzün olduğunun farkına bir varsak çok daha güzel şeyler çıkıcak ortaya.Siyaha Beyaza neden aşık olduğumuzu sadece kulübün rengi diyip giymektense ne anlama geldğini iyi tespit etmek lazım.Bazen görüyorum ufacık çocuklarda pazarlarda satılan formalar mahalle maçları yapıyorlar taaa oralarda başlıyor işte bu aşk pazardan almış yada lisanlı giymiş çokta önemli değil.Renklerin hakkını vermek ve hak ettiği yere getirmek ama kimsenin arkasına yaslanmadan sadece başararak.
Mert Atasayar
13-10-2007, 16:59
Öncelikle futbolun ve kapitalizmin beşiği olan İngiltere'de başlayan endüstriyel futbolun, kulüpleri hızla birer küresel şirket haline dönüştürmesi süreci, kısa sürede Avrupa'nın tamamına yayılırken, Türkiye futbolu hızla endüstrileşti ve hatta globalleşme eğilimleri başladı, Türkiye de dışarıya yıldız futbolcu, teknik adam ihraç eder oldu.
""Futbol, Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan o çok eski günlerin futbolu değildir artık. Yirminci yüzyılın başlarındaki futbol masum bir oyundu... Bugün adına "endüstriyel futbol " dediğimiz çok karmaşık bir alana dönüştü. Büyüklüğünüzü korumak, iddianızı sürdürmek, başarmak ve hedefe ulaşmak istiyorsanız, endüstriyel futbolun gereklerini yapacaksınız. Kulüp içinde ona göre bir örgütlenme şeması oluşturacaksınız. Futbolun teknik taktik- personel yatırım finansman sorunlarıyla başedecek üretken kadroları, uzmanları işbaşına getireceksiniz... Menajerlik sistemine döneceksiniz."ATİLLA GÖKÇE...
Renk aşkını, kulüp taraftarlığını paraya tahvil etmeye dayanan endüstriyel futbol, taraftarın, seyircinin futboldan beklentileriyle, beklentinin kimyasıyla da oynadı. Böylesine "baştan çıkarılan" bir kitleyi futbol endüstrisi, yüksek bilet fiyatlarıyla, onlar sayesinde sağladığı reklam geliriyle istismar ederken, taraftarın beklentisi de haliyle tatmin bulmuyor... Hemen zafer, hemen sonuç istiyor. Başarısızlıklara, giderek "sıfır tolerans" gösteriyor ve takımın ayağı tökezlediğinde hemen teknik heyetin azlini istiyor, tatmin olmazsa, yönetim istifa!.. diye bağırıyor. Saldırganlaşıyor, tribünlerde terör estiriyor. Yönetim, tribün lideri dediği adamlarıyla kitleleri kontrol altında tutmaya, medyada yandaş kalemler bularak durumu idare etmeye, icraatı uzatmaya çabalıyor. Ama , bütün bunlar hiç mi hiç kolay olmuyor...
Yine de insan istiyor ki, geriye yapacak bir şeyler kalmış olsun..Oynanan oyunun, dönen fırıldakların farkında olmak, ne yapılması gerektiğinin de çözümünü üretir belki...
iş işten geçtikten sonra değil, tam da şimdi. Yüksek sesle diyorum ki "Bu Barikat Bizimdir! " , "İnönü Bizimdir!"
Gursel Metin
14-10-2007, 01:36
Peki bu profesyonel taraftar konusu ne yana düşer?
Vedat Hamzacelebioglu
14-10-2007, 17:22
Taraftar; Yandaş. Spor, Sporcunun veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı kimse.
Profesyonel; Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse) meraklı, hevesli, amatör karşıtı.
Bu nedenle "profesyonel taraftar" terimi, kavramı yoktur.
Olmayan bir terimin konusuda olmaz.Dolayısıyla hiç bir yere düşmez.
***
Konuya değinmeye devam edeceğim.
Vedat Hamzacelebioglu
15-10-2007, 19:28
Gürsel'in sorusuna yanıtım sert bir söylemmiş gibi algılanabilir (değil ama öyle de görünüyor). Bağışlasın.
Hakan Kirezci
15-10-2007, 21:22
Profesyonel; Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse) meraklı, hevesli, amatör karşıtı.
Taraftarlığı iş edinen biri için şu yukarıda ki tanıma uygun bir mutasyon sözkonusu olamaz mı acaba? Vedat'ın dediği gibi öyle bir terim ya da tanım literatürde yok belki ama maalesef hayata sızmış olarak mevcut.
Ne taraf düşüyor sorusuna ise şöyle bir cevap düşüyor aklıma;
Bir tarafa düşmüyor ama -yine maalesef- yükseliyor gibi görünüyor.
Özer Özçetin
15-10-2007, 21:44
Vedat Hocam endüstriyel futbol terimi diye bir şeymi varmı lügatlarda literatürde veya şu an varsa ,on onbeş sene önceki ansiklopedilerde sözlüklerde varmıydı.
Zamane muhabbeti dayatılmış bir şeklide ve böylece profesyonel taraftarlık ta doğmuştur peşinden.
Ben ısrarla endüstriyel futbolun bir safsata olduğuna şişirilen bir balon olduğuna,olmazsa olmaz koşullandırılmasının yalan olduğuna,birgün mutlaka mezara unutulurcasına gideceğine inanıyorum.Gerekli olmadığına kesinkes eminim,sadece futbolden paraya para katmak isteyen,insanların aidiyet,eğlenme,yarışma hevesini sömüren bir dayatma olduğuna inanıyorum.
Nasıl canı gönülden olan taraftarlığın,müşteri eğlendiren bir konuma girip,bir kısım kulüp ve kişilerce profesyonelleştirilmesinin de geçici olduğuna inanıyorum.
Ama senin dediğin gibi hocam,yok değil vardır,geçici de olsa vardır şu an için.
Ha biter mi bu yanılsama ,elbet bitecek birgün,evet BİRGÜN
Muhittin Saban
15-10-2007, 21:53
Özer abi,
Peki biz görebilecekmiyiz o " BİRGÜN"ü?
Hadi diyelim bizim yaşımız ortayaşı geçti. Ya bizden sonrakiler görebilecek mi? Onu da geçtim çocuklarımız torunlarımız görebilecekler mi?
Zor oldu biliyorum ama çok görmek isterdim o "BİRGÜN"ü. Aslında o " BİRGÜN"ün bir an evvel gelmesi için çabalayan ve söyledikleri ile "dillerinde tüy sorunu!..." yaşayan o kadar az kişiyiz ki?
Nasıl da teslimiyet içinde olan bir jenerasyon var. Peki söz dinlenmesi için illa "sakal" mı gerekiyor.(Eskiler der ya)
Abi geçen gördüğümde sen hafifte olsa sakallıydın, gir başka forumlara koy avatarına o sakallı resmini belki faydası olur!..
Baksana abi başka türlü olmuyor, olmayacak maalesef..
.
Vedat Hamzacelebioglu
15-10-2007, 21:56
(Bu günlere dönmeden küçük küçük hatırlatmalarda bulunmak yararlı olacaktır diye de düşünüyorum.)
Günümüzde bazı takımlarımızın taraftarlarının kendilerine "Halkın Takımı" yakıştırmasını yaptıklarını görüyoruz.Ankaragücü,Sakaryaspor gibi.Bir diğer takımımızda Fenerbahçe.
Demek ki, çoğalıyoruz.Şahsen bundan da büyük mutluluk duyuyorum.
***
Halkın Takımı Ünvanı Nereden Geliyor?
"Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Osmanlı Sarayı’na mensup ailelerin fertleri tarafından bir spor teşekkülüdür. Kurucuları, yöneticileri ve sporcuları arasında, "müşir"ler (mareşaller), "seryaver"ler (başyaverler), "elçi"ler kara, hava, deniz subayları, çok iyi eğitim görmüş meslek sahipleri daima çoğunluğu teşkil etmişlerdir.... Bununla beraber, bu "saray kulübü" zamanla kapılarını halk kesimlerine de açmakta sakınca görmemiş ve iyi ahlaklı olması şartıyla, işçi, esnaf gibi küçük işlerle uğraşan sporculara da bünyesinde "spor yapma imkanı" vermiştir. Üstelik her dönemde.... İş ve göreve bağlılık, cemiyetlerin bünyesinde önemle üzerinde durulan bir husustur. Eskiler buna "vazife mukaddesatı" (Kutsal sayılan inanç ve davranışları görev bilmek) derler...
Bu özelliklerden uzak kalan fertler, takdir ve tasvip göremez, tenkit konusu olurlar. Ferdin cemiyetle bu en yakın ilişkisi, meslek gruplarının doğmasına ve çeşitlenmesine sebebiyet vermiştir. Fertler de şahsi yeteneklerine, yetişme olanaklarına göre bu meslek gruplarına katılarak, gerek kitleye karşı sorumluluklarını ve gerekse yaşamlarını sürdürme yollarını sağlarlar... Uzun tahsilin, geniş kültürün getirdiği meslekler yanında, basit metodlarla elde edilen iş ve görevlere de rastlanır toplumumuzda...Böylece gruplarda kademe, kademe bir irtifa görülür. İleri cemiyetlerde insanlar, jüri durumundaki toplum, her çeşit meslek grubuna layık olduğu değeri verdiği gibi, dürüstlük çerçevesi içinde yapılan her işi, mukaddes ve muteber sayar...Zaten "zirvesiz bir piramit olamayacağı gibi, tabansız bir zirveye de rastlayabilmek mümkün değildir" dünyamızda.... Nedense bu gerçeğin maddi cephesindeki fizik kaidesi, mukaddesatta eşitliğe ulaştığa halde, aynı değerlendirme, manevi cephesinde müşahade edilemiyor.... Beşiktaş’a rekabetin en fazla görüldü spor sahalarında tahkir edercesine ve çalışma hayatımızı manalandıran iş, meslek piramidinin bir seviyesine tecavüze yeltenerek "ARABACILAR" diye bağıranlara şu suali sormak lazım: Acaba mühendisler, avukatlar, doktorlar, diplomatlar ya da bakkallar, ameleler köfteciler yakıştırmaları şeklinde bağırsalardı. Siyah-Beyaz renkler için ne farkederdi?
Ne gibi bir hissiyatın tesiri altında kalırlardı Siyah-Beyazlılar. Şüphesiz ki hiç... Ancak, yıllardır Beşiktaş’ın tarihi ile iç içe olmuş bir araştırmacı olarak bu camianın bilinmeyen yönlerini spor kamuoyuna anlatmak, öğretmek ve bazı kendini bilmezleri biraz olsun aydınlatmak, meslek ilkemizdir.... Açıklayalım: Beşiktaş Jimnastik Kulübü spor tarihini tetkik edenler bilirler. Osmanlı Sarayı bünyesinde oluşmuş olan bu gençlik teşekkülü "İstibdat Dönemi" (Uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk, despotizm) nin zor şartlarına rağmen, bir spor akademisi hüviyeti taşıdığı içindir ki, Padişah II.Abdülhamit’in özel izniyle faaliyetlerini sürdürebilmiştir. Başlangıçta onlar bile meşhur "Hasan Paşa Karakolu" na davet edilip sorguya çekilmiştir, Seryaver Mehmet Paşa’nın müdahalesiyle, zindana atılmaktan, Fizan’a sürülmekten son anda kurtulmuşlardı... Her birinin saraya mahsup aile fertleri oluşları, amaçlarının sadece spor yapmak ve yeni sporcular yetiştirmek üzere planladığı açıklık kazandığı içindir ki, bir ayrıcalığa sahip olabilirmiştir.
Beşiktaş’lı sporcular, İstabli Amire (Has Ahır) Müdürü’nün de Beşiktaş’a katılmasından faydalanarak, Serencebey’deki idman mahalli olan "Osman Paşa Konağı"na gidip, gelirlerken, Dolmabahçe Saray Arabaları’ndan istifade etmeye başlamışlardı. Her hareketin göze battığı ve dedikodu mevzuu olduğu o günlerde, saray arabalarıyla haftanın muayyen günlerinde yapılan bu seyahatler, halkın Beşiktaş’lı gençlere: "SARAY ARABALARIYLA GEZEN GENÇLER" ya da "SARAY ARABALILAR" şeklinde isimler takmalarına sebep olmuştur.... O zamanlar, samimi ve sıcak bir ifadenin mahsulü olan bu tabirler, herhalde zaman geçtikçe Beşiktaş’ın ihtişamı karşısında tedirgen olan rakip taraftarlarca istismar edilerek, "ARABACILAR" olarak değiştirilmiştir. Konumuzun başında da ifade ettiğimiz gibi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde saraydan doğup serpilen, yaşamını Cumhuriyet Türkiye’sine taşıyarak asırlık bir çınar ağacı gibi, sportif ve sosyal etkinlikleriyle "dev bir görüntü" arzeden Beşiktaş Jimnastik Kulübü, üst düzey her meslek grubuyla olduğu kadar, işçisi, esnafı ile de ifthar eden bir cemiyettir... "
http://www.sporx.com/detail.php?Type=1&kategori=29&takim=102&kulup=4
***
Özer Özçetin
15-10-2007, 21:57
Haksızlığın olduğu yerde,içerde dışarda satılmış kuşanmışlık dizboyu iken,isyan diye bir şey yoksa yüreğinin ateş çemberlerinde,daha çok yıllar geçer ömrümüzden,zemherilerin ardından daha çok baharlar bekleriz.
Ama ben sen biz siz o ,birileri çoğaldıkça,futbol futbol gibi oynanmaya başlanıncaya dek sürerse mücadelemiz,gün geliverir BİRGÜN.
Elbet Birgün gelecek o güzelim BİRGÜN.Önce satanlar utanacak,kızaracak Karakartalın adını bile anamayacaklar,karşısına çıkıp yüzüne dahi bakamayacaklar,ama muhteşem gün gelir mi dersen,umut ekmeğimiz değil,yarınların ışığı değil mi Muhuttin Hocam...
Vedat Hamzacelebioglu
15-10-2007, 22:07
Bu konuda Sayın Atilla Gökçe "Paşa konağından halkın gönlüne Beşiktaş'ın 100 Yılı" adlı yazısında bakın ne diyor;
"Onurlu bir gelenek
Türk Sporu’nda 1903, milattır... O yıl İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde, Valideçeşme, Serencebey ve Dolmabahçe Sarayı çevresinde oturan gençler, spor yapma istekleriyle biraraya geldiler. Beşiktaş kulübünü kurdular. Osmanlı İmparatorluğu’nda Abdülhamit döneminin baskılı ortamında sivil örgütlenme hakkının da kullanılmasıydı bu. Kavga etmeden, direndiler. Masum ve temiz amaçlarını saraya da kabul ettirdiler...
O günden bugüne Beşiktaşlılık yüz yılı geride bırakan onurlu bir gelenek halini aldı... Yaşamın en zıt renkleri siyahla beyaz, Beşiktaş formasında bir araya geldi. Galatasaraylılığın aristokrasiye, Fenerbahçeliliğin burjuvaziye dayandığı bir dönemde Beşiktaş, halkın temsilciliğini üstlendi. Saray ve çevresinden desteklenen, Paşa konağında hayat bulan Beşiktaş, asıl yerini halkın gönlünde buldu.
Beşiktaşlılık sadece başarıda ve kıvançta değil; başarısızlık, hayal kırıklıkları ve tasada da paylaşmayı ve dayanışmayı öngören bir kültüre dönüştü... Emeği ya da sınırlı sermayesi ile geçinen ortadirek insanlarının ortak aidiyetini oluşturdu... Yüz yıllık onur macerasının kuşaktan kuşağa devredilen en büyük mirası bu aidiyettir kanımca."
http://www.milliyet.com.tr/2003/03/02/spor/spo00.html
***
Muhittin Saban
15-10-2007, 22:09
Ne zamandır unuttuğum ve ertelediğim bir şey vardı;
Vedat abi,
Emeğin ve çalışmaların için çok teşekkür ederim. katkın çok büyük, umarım tüm sayfayı tıklayan arkadaşlar okumadan geçmezler.
Sağolasın abi.
.
Özer Özçetin
15-10-2007, 22:15
Bu konuyu açan Hakan Hocama,Vedat abiye,ilgi gösterip birşeyler anlatan yazan arkadaşlara ve de okuyanlara ben de teşekkür ederim.
Umarım Kirezci açtığı konunun geldiği noktadan az da olsa memnundur....
Muhittin Saban
15-10-2007, 22:19
Bu konuyu açan Hakan Hocama,Vedat abiye,ilgi gösterip birşeyler anlatan yazan arkadaşlara ve de okuyanlara ben de teşekkür ederim.
Umarım Kirezci açtığı konunun geldiği noktadan az da olsa memnundur....
Valla utandım şimdi;
Konu sahibi olarak Hakan abiye teşekkür etmemek tabiki olamaz. Hakan abi beni bilir sanırım anlamıştır ne demek istediğimi:-)
Bu arada Özer abi,
Seninde hakkını yemeyelim, sert, keskin ve dozu yüksek söylemlerin için sanada teşekkürler abi.
Hepiniz sağolun ama birazda sakallı:-))) (Gerçi Hakan abi hepimizin açığını kapatacak durumda) :-))
.
Özer Özçetin
15-10-2007, 22:26
Ya hocam diğer arkadaşlarımız da birşeyler söylese bu hayati konuda,mesela uzun zamandır foruma uğrmayan Umut,Ali,Serenat,Alaattin,Emirhan Hocam,Eşber Abi,Zeki hoca,Bahadır,Uğraş,Samet,ayrıca uğrayıp yazmayanlar...
Neredesiniz arkadaşlar,sesimi duyan var mı....
Vedat Hamzacelebioglu
15-10-2007, 22:28
Halkın takımı özelliğimize atfen ayrı bir diğer özelliğimizde "birleştirici konumunu" kulüp oluşumuzdur.
Bu konuda da bakın Nail Güreli ne diyor;
Halkı ve aydınları buluşturan kulüp: BEŞİKTAŞ
Öteden beri yanlış bir yorumlamayla "Arabacı Takımı " diye anılan Beşiktaş, belki bu unvanının da rüzgârıyla geniş halk kitlelerinin, orta direğin, garibanların takımı olmuştur. Ama bunun yanı sıra da takım, arabacıdan kastedilen kabalığın, kabadayılığın değil, efendiliğin, centilmenliğin örneklerini sergilemiştir. Siyah - Beyaz renklere gönül verenler, halkı küçümseyenlere, halkı kaba saba bulanlara karşı; efendiliğin, centilmenliğin üstünlüğünü Beşiktaş’ta buldular. Hem de bu üstünlüğü halk adına sağlayanlar, öteki takımlara göre daha çok Beşiktaş’ta toplanmış olan üniversiteli gençlerdi, yani "okumuş takımı"ydı. Kimbilir, belki de bir bakıma halk - aydın kopukluğu Beşiktaş’la, Beşiktaşlılıkla giderilmiş oluyordu."
Nail GÜRELİ / (Milliyet * 17.5.1991 )
http://www.milliyet.com.tr/2003/03/02/spor/spo00.html
***
(Tarihten günümüze gelen bu özellikleri ile var olan "Halkın Takımı" taraftarları olarak bu imgesini (imajını) taşıyabilmek için ona has söylem ve davranışlarda bulunmak görevlerimiz arasındadır.Bu unutulmamalıdır.)
Hakan Kirezci
15-10-2007, 22:37
Vedat kardeşimin detaylı tarihçesi kalıcı bir arşiv belgesi olacak niteliktedir. Kendisine şahsen teşekkür ederim. Ayrıca Özer hocam; Konunun geldiği yerden şimdilik kaydıyla elbette ki oldukça memnunum; Ancak henüz yeterli olmadığı kanaatindeyim. Burada konuşulan ve tartışılan konu Halkın Takımı forumunun varlık sebeplerinden biridir. Bu nedenle mümkün olan en geniş fikirsel katılımın sağlanması ve sonuçta ortak bir temel görüşün açığa çıkması gereği zorunludur. Bu nedenle konuya ilgi gösteren tüm arkadaşların konuya ilişkin fikirlerini, hiçbir kaygı, endişe taşımadan, acaba yanlış bir laf eder miyim sıkıntısına düşmeden açık seçik buraya yansıtmaları, kafalarında ki tüm soru ve çekinceleri çekinmeden yöneltmeleri çok önemlidir.
Artık Halkın Takımı platformunun çizgilerinin netleşme zamanı gelmiştir diye düşünmekteyim.
Vedat Hamzacelebioglu
15-10-2007, 22:38
Bazı yerlerde yazım hatalarımdan dolayı cümle düşüklüğü olmuş.Arkadaşlarım bağışlasınlar.
Vedat Hamzacelebioglu
15-10-2007, 23:00
Teşekküre gerek yoktu arkadaşlar.Ben sadece var olan gerçekleri tekrar hatırlamak için aktardım.
***
Devam edecek...
Namik Kartaloglu
15-10-2007, 23:46
Vedat Can bir soru; Bosman Mahkemesi futbol endustrisine ne etki yapti Dunya geneline degil de Turkiye özeline indirgersek, Besiktasa ucunu dokundurursak? Yukardaki yazilarina bagli olarak.
Not: Gunlerden beri bitsin de toplu okuyayim kopuklukolmasin dusunceme sabirsizligim yuzunden yenildim. Harika bir calisma, Yurekten kutlarim.
Hakan Kirezci
16-10-2007, 00:42
Vedat cevap vermeden önce şu Bosman kanunu nedir bir hatırlayalım;
Önce futbolda, daha sonra diğer spor dallarında transfer yönetmeliklerinin kısa sürede çöpe atılmasına ve buna bağlı olarak futbolda liberal devrimin başlamasına neden olan Bosman, 26 yaşında sıradan bir Belçikalı futbolcuydu.
Jean-Marc Bosman’ın 1990 yılının Temmuz ayında Royal FC Liege takımıyla kontratı sona ermişti. Yaşı ilerlemiş tüm futbolcular gibi onu da bir gelecek korkusu sarmıştı. Kulübüyle yeniden iyi bir kontrat yapmak istemesine karşın; kulübünden kendisine, 1 yıllık bir kontrat karşılığı taban fiyat öneriliyordu: aylık 750 Euro… bu durumu kabullenemeyen bosman kendisine başka bir kulüp arayışı içine girdi. Sonunda, Fransız kulübü Dunkerque ile anlaştı.
Ancak kendisine aylık 750 Euro taban fiyat üzerinden değer biçen Royal FC Liege, UEFA, FIFA ve Belçika Futbol Federasyonu’nun transfer yönetmeliklerine yaslanarak, sözleşmesi bitmiş bu futbolcuyu, 400 bin Euro’ya satış listesine koymuştu. Ve Royal FC Liege, Fransız kulübü Dunkerque’den bu tutarı talep etmekteydi.
Bu tutarı ödeme gücü olmayan Fransız kulübü, Bosman’ı kiralama yoluna gitti ve bir yıl için 30 bin Euro ödeme yapılacağı konusunda, Royal FC Liege ile “prensipte’ anlaşma sağladı. Böylece yıl sonunda belirlenen bedelin yarısına Bosman’ın bonservisini alma olanağına kavuşacağının hesabını yapan Dunkerque, Bosman’ı sezonun ilk bölümüne yetiştirebilmek için, Fransız Futbol Federasyonu’nca belirlenen son tarih olan 3 Ağustos’tan önce renklerine bağlaması gerekiyordu. Bosman, 30 Temmuz tarihinde Fransızlara, aylık 2 bin 250 Euro karşılığında imza attı. Aynı gün Dunkerque banka teminatını ve sözleşmeyi Belçika kulübüne yollamasına karşın; Fransız kulübünün mali bir bunalımda olduğu haberini öğrenen Royal FC Liege, sözleşmeyi işleme koymadı ve Bosman’ı kulübü tarafından yapılan teklifi reddettiği için idari olarak cezalandırarak kadro dışı bıraktı. Böylece aylık 750 Euro’luk ödemeden de kurtuldu. 3 Ağustos tarihi geldiğinde de, Fransız Futbol Federasyonu’na, Belçika kulübü Bosman’ın bonservisini göndermedi. Bosman’dan ilk maçlarda yararlanamayacak olan Dunkerque de bu transferden tamamen vazgeçti.
Bosman’ın yaklaşık 5 yıl süren hukuk mücadelesinin sonunda belki de umduğu kadar çok şey kazanamadı ama profesyonel sporculara diğer çalışanlarla eşit haklara sahip olduklarını, Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan 1960 tarihli Roma Anlaşması’nın bireylere getirdiği hakların, spor sahalarına da yansıyabileceğini bu şekilde kanıtlamış oldu.
Hiçbir geliri ve işsizlik sigortası olmayan, yönetmelikler gereği hiçbir kulüpte de oynayamayan Bosman, bunun üzerine, serbest dolaşım hakkı olan bir Avrupa Topluluğu vatandaşı olarak, adım adım haklarını kazanacağı ve gelecekte tüm futbol dünyasını altüst edecek davayı Liege 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtı.
Belçikalı Bosman, davayı eski kulübü, Belçika Futbol Federasyonu ve UEFA’ya karşı açtı. Dava konusu ise uluslararası transfer sisteminin hukukiliğini-yasallığını sorguluyordu. Yerel mahkemenin lehte kararı sonucu hâkim davayı Avrupa Adalet Divanı’na havale etti. Çünkü konu, Avrupa Topluluğu’nu ilgilendiren iki uluslararası yönetmeliğin çakışmasıydı. Uluslararası transfer yönetmeliği, oyuncuların sözleşmesi bitse dahi kulüp tarafından belirlenecek bonservis bedelinin yeni kulüp tarafından ödenmesini öngörüyordu. Ve bu yönetmelik de Avrupa Topluluğu’nun, çalışanların serbest dolaşım hakkını garanti altına alan yasalarıyla temelden çelişiyordu. Belçikalı hâkim ayrıca dava kapsamına liglerde uygulanan yabancı sınırlamasının avrupa topluluğu çalışma yasalarına aykırı olduğu yönündeki görüşünü de kattı. Beş yıllık zorlu davanın ardından, Avrupa Adalet Divanı 15 Aralık 1995’te ünlü kararını açıkladı:
Bosman Kararları
Açılan davayı sonuçlandıran Avrupa Adalet Divanı;
1) Öncelikle, futbolun bir ekonomik sektör olarak kabul edilmesi gerektiğini; futbol dahil tüm profesyonel spor dallarının, birer ekonomik alan ve aktivite olarak görülmesi gerektiğini;
2) Avrupa Topluluğu vatandaşı futbolcuların, kontratlarının bitiminin ardından bonservis gibi kısıtlamalarla transferlerinin engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını;
3) AB vatandaşı futbolcuların milliyetlerine dayalı herhangi bir kısıtlamanın (en fazla 5 yabancı oyuncu oynatma kuralı) milli takımlar dışında, yapılmasının yasadışı olduğunu;
4) Bu konuda kulüpler tarafından yapılacak rekabeti engelleyici centilmenlik anlaşmaların avrupa komisyonu tarafından en ağır şekilde cezalandırılacağını;
5) Bu kararların, bundan sonraki gelişmelere de kaynak olacağını, gerekçeli kararında hükme bağlamıştır.
Sonuç:
Jean-Marc Bosman, 1990 Haziran’ında ülkesindeki FC Liege kulübünden, Fransız takımı Dunkerque’e transfer olmak istediğinde; FC Liege’in yüksek bonservis bedeli istemesi üzerine, bu transfer çıkmaza girince, giriştiği hukuksal mücadele sonucunda, Lüksemburg Yüksek Mahkemesi’nin 1995’te aldığı “Bosman Kararları” ile “kulübüyle sözleşmesi biten” futbolcular, bu karar çerçevesince istedikleri kulüple yeni sözleşme yapabilme serbestisine sahip oldular. Bu kararla, özellikle yabancı futbolculara verilen “serbest dolaşım” hakkı, futbolda devrim niteliğinde gelişmelere yol açtı. Futbolcuların sözleşmeleri bitiminde serbest kalmaları ve AB futbolcularının ab ülkelerindeki liglerde yabancı sınırlamasının dışına alınması gibi bir çok yenilik bosman’ın girişiminin ürünü oldu.
Bosman Kararı, Avrupa’da liberal futbol devriminin de başlamasına neden oldu. Aslında, hızla endüstriyel süreç içine giren yeni futbol ekonomisinin, kapitalist üretim ilişkilerini bu sektörde de egemen kılmasından başka bir çıkar yolu da kalmamıştı. Çünkü, yeni pazar ekonomisinin serbest piyasa koşullarının dışında varlığını devam ettirebilmesi, küreselleşen futbol endüstrisinde, futbol işgücünün serbest dolaşımını zorunlu kılmaktaydı. Sermayenin uluslararası serbest dolaşımı ve kar transferi serbest iken, aynı şeyin futbol işgücünde sınırlandırılmış olması zaten düşünülemezdi. Nitekim de öyle oldu. İşte bu gelişme, futbol imparatorluğunun sınırlarının da genişlemesine etki eden en önemli faktör oldu.
(Ntvmsnbc.com'dan alınmıştır)
Hakan Kirezci
16-10-2007, 00:45
Bosman'ın ardından FIFA'yı bir kez daha endişeye sevk eden Leyla Malaja, Kazakistan doğumlu ve Polonya vatandaşı bir basketbolcu.
Malaja, uzun süre hukuk mücadelesi verdi ve Fransa'da çalışma iznini elde etti. FIFA Başkanı Sepp Blatter’e göre bu durum Bosman kanunundan en az 10 kat daha kötü. Çünkü yüzlerce fakir ülke vatandaşı, Avrupa Birliği ülkelerinde rahatlıkla top koşturma imkanı elde edecek. Bu karar emsal olacak.
Leyla Malaja, 1998 yılında Fransa’nın Strasburg takımına transfer oldu; ama Fransız makamları Malaja’ya oturma ve çalışma izni vermedi. Malaja’nın 4 yıl süren hukuk mücadelesi sonunda Fransız Yüksek Mahkemesi, Malaja’ya oturma ve çalışma müsaadesi verilmesi yönünde bir karar aldı. Malaja davasını emsal gösterecek olan birçok ülkenin menajeri, AB ülkelerine futbolcu satacak.
Safa Şenyıldız
16-10-2007, 01:27
AmAtör ruhla AmAtör branşlara... Bu branşlara futbolun da katılması dileğiyle...
Barbaros Özel
16-10-2007, 02:01
Bosman Kararı nı görünce bu konuyla ilgisinin oldugunu düşündügüm bir konu geldi aklıma."futbolcu sendikası" ..Bosman kararları serbes piyasa koşulları içersinde işleyen bir ekonomiye paralelik gösteriyor ve futbol endüstirisi alınan bu kararlarla bir bakıma serbest piyasa koşullarına revize edilerek entegre ediliyor,tam bu baglamda futbolcu sendikası devreye girmeli,serbest piyasa ekonomisinin işledigi sosyal bir hukuk devletinde(ki teoride Türkiye bu şekil bir devlet) sendikal faliyetler devletin güvencesi altında kurulmalı ve işveren kesimin karşisinda haklarını koruyabilmeli,ama Türkiye de suan için mevcut bir futbolcu sendikası yok..
futbolcu sendikası;suan için milyon dolarlar alan futbolcular için pek önemli gözükmüyor olabilir ancak futbol sadece süper ligden ibaret degil,kaldı ki bu kurulacak sendika ile futbol bir kıvılcım yakmiş olacak ve diger spor dallarıda hakları olan sendikalarına kavuşabilsin...
Bu sendika içinde kurulacak birimlerde dileyen futbolcu menajer desteği veya hukuki destek alabileceği gibi, futbolcuların yardıma muhtaç durumda olan aile bireylerinin de bu sendika şemsiyesinin altında güvende olmaları sağlanabilir.
İçinde kreş, okul, yurt ve diğer sosyal yaşam alanlarının olduğu bu tür bir tesis her bir futbolcunun transfer gelirinin binde birini buraya bağışlamalarıyla bile kurulabilir. Futbolcuların Darüşşafaka’sı olacak bu çatının içinde sporcu dahi yetiştirilemez mi? Aktif spor yaşamını bitiren sporculara belli bir dönem için gönüllü olarak bu tesislerde hocalık yaptırılamaz mı?
kısacası işveren örgütler bosman kararlarıyla,serbest piyasa ekonomisine meta olarak gördükleri futbolcuları birgüzel entegre etmiştir,eee nerde bunun karşiligi? sendika kurulmalıdır...
son zamanlarda sahada ölen futbolcular ortada ,ilaç ve saglık monopollerinin suçu olan bu ölümler elbetteki doping'ten. aklıma gelen bu oldu ve bunun karşisinda duracak araştirip uzerine gidecek bir sendika yok!!(Manisasporlu genç oyuncu Meduna örnegi)
tabi bu sendika işi endüstriyel futbol gerçegini degişirmeyecek,ancak futbolcuların başinda,menejer,komusyoncu,avukat vs.. gibi olan unsurlara darbe vuracaktır ve belkide sonlandıracaktır,belki ozaman bu futbolcular arkalarında düzenli çalişan sendikal bir faliyet bulunca daha düzenli bir faliyetin içinde işlerine daha fazla kanalize olabilir.buda spora daha fazla vakit ayırmalarını saglar(gerçek işleri olan spora).Hangi menejere,hangi komisyoncuya nekadar haraç vereceklerini degilde kendi kazançlarını hukuki ve örgütlü yoldan nasıl alacaklarını ögrenmeleri;hem bedensel olarak kendilerini işlerine vermelerine ,hemde kafa olarak sahaya daha rahat ve konsantere çıkmalrına yardımcı olur.buda beni düşünceme göre daha istekli ve güçlü futbolcular yaratır ve belkide ozaman bu milyon dolarlık transferler yerine gerçek yetenekli adamlar kafaları daha rahat futbol oynar ve buda daha az sermaye ile daha verimli olmayı saglar..sonuç olarak daha az gereksinmi olan bir kulup sansasyonel trasferler yapmak yerine butçesini adam akıllı kullanır ve bu endustırıyel futbol zırvası içersindeki(tv,sponsor,tarikat baglantısı,giyim sektoru markaları vsvsv..) ögelere avuç açmaz.buda bir nebze olsa spor ruhuna ve Beşiktaş felsefesine katkı yapar.gelenekler,futbol ahlakı,spor kulturu,takım ruhu,trübün kulturu korunmuş olur(tam olmasada)
Adam Smith in "görünmez eli " görülüyor ki pek iyi işlemiyor bu aralar çünkü ne piyasa kendilginden dengeye geliyor nede futbol camiasının içindeki unsurlar haklarını arıyor :D
Vedat Hamzacelebioglu
16-10-2007, 02:26
Namık Bey,
Yerinde bir soru.Teşekkür ederim.Kısaca değinmeye çalışayım.
Bu kuralları kısaca" sözleşmesi biten futbolcuların istediği takıma gidebilme hakkı" da diye ve dolayısıyla da futbolcuların transfer ücretlerinin fahiş fiyatlara tırmanmasına neden olmuştur" şeklinde yorumlamak yanlış olmaz herhalde.
Yararları;
"Daha yoksul kulüpler ise kaliteli oyuncuları transfer ücreti ödemeden kadrolarına alarak veya gelecek vaad eden oyuncular ile uzun dönemli kontratlar yaparak yeni durumdan yararlandılar. Genç ve yeteneklei sporcuları uzun dönemli olarak kadrolarına bağlayabilen kulüpler bunların transferi ile kar edebilme olanağı sağladılar."
Zararları;
"Avrupa kupalarına katılamayan ve alt kümelerde kalan kulüpler gelişmelerden en çok zarar görenler olacaktır. Oyuncuları ile uzun dönemli sözleşmeler yaparak, transfer geliri kazanmayı hedefleseler bile, serbest dolaşım yurt dışından ucuz ve kaliteli futbolcu temin etmeyi de çok kolaylaştırmıştır. Bu da altyapıdan yetenekli futbolcu eğitmek ve bunlardan yararlanmak olanaklarını kısıtlamaktadır. BOSMAN kuralının oyuncuların ücretlerini arrtırmak dışında önemli bir yeni gelişme olduğunu söyleyebilmek güçtür."
Beşiktaş açısından;
Aklıma ilk olarak Sayın Yıldırım Demirören döneminin ilk yılı geliyor! O dönemde Sayın Kıvanç Oktay'ın deyim yerindeyse önüne gelen futbolcuyu (sayısını 11 diye hatırlıyorum) Beşiktaş'a transferi oldu..(Örneğin bu sezonki bir Rüştü transferi.Görünen kısmında bu transferden yararlanamadık.Görünmeyen kısmı da kulüp ve takım içidir.)
Kısacası Beşiktaş'ta popülist bir transfer zihniyetinin olduğu dile getirilebilir kanaatimce.
Son dönemlerde bir Carew, bobo transferlerinde ne kadar doğru atılmışsada bir Muhammet Demirci konusunda da (şu anda ne durumda olduğunu bilmiyorum)
bir o kadar yanlış adım atıldığını düşünüyorum.Bunlara bir Del Bosque,Kleberson,Jean Tigana konularını da katabiliriz.
***
Ancak izin verirseniz bunu, konuyu dağıtmamak için günümüz Beşiktaş'ına değineceğimiz zaman ele almak ve tartışmak çok daha olumlu olacaktır diye düşünüyorum.Ne diyorsunuz?
Cem Ozel
16-10-2007, 04:15
alakasız bir giriş yapıyorum şimdi sanıyorum. endüstriyel futbola karşı çıkarken bir arkadasımla birlikte aklımıza gelen bir alternatifti. Özer abinin çözüm için bir proje başlığındada değinmiştim buna. yazılanları okuyunca aklıma takıldı. benim planım yaklaşık olarak.
stadın belli birr yüzdesini ama tamamını değil kombineleyebilmek ve watford örneği . çok büyük bir camia değil.Londra takımı ve Arsenal, Chelsea ve Fulham ile çekişiyor. yani rekabet yoğun bir ortamda ayakta kalıyor. stad tamammen futbola elverişli düzen ve gençlik akademisi. hep adam satabilen ve geliştirebilen bir yapıda, insan psikolojisi ile genç psikolojisini bilen adamlar var. ayrıca spor finansını bilen uzmanlarla çalışıyorlar.
benim planım bir yatırım fonuna ortak olsa şirketi ile buna da belli bir yüzde koysa; yatırım yönetimini de fonunu mesela kartal yatırım alsın klupte taraftara çağrı yapsa buna yatırın kulüp te kazansın biz de buna yatırım yaptık.
riski sevene hisse senedi, az riske de hazine bonusu repo vs. hem isim hakkından kulüp gelir alır fon sürdükçe, hem de parasını yatırır kazanır, üstüne de taraftar kazanır. fakat spor kulübü değil borsa şirketi kuracak fonu ya da ortak olacak. yasal prosedür gereği.
kapitalizmin ahlak yoksunluğundan uzak bir biçimde dürüstçe yönetilecek bir fondu. yazılanları okurken aklıma geldi. bunu tamamen endüstriyel futbolu savunanların para olmassa bu iş dönmez mantığına karşı çıkarak, para kazanmak lazımsa illa, taraftarı seyircileştirilmesinden ve sömürülmesinden uzaklaştırmak amacı ile düşünmüştüm. tabi bir fianans uzmanı değilim. aklıma takılan ise buda endüstriyel futbol çemberine dahilmidir?
Muhittin Saban
16-10-2007, 08:11
Bence dahildir sevgili Cem,
Eğer iyi yönetildiğine inandığın kulübüne ya da yönetilmediğine inandığın için "Taraftar Projesine" parasal olarak destek verecek olan taraftar için senin anlattıkların bence kulağını öbür taraftan dolaşarak tutmak ve bunu yaparken zevk almayı da hesaba katmak anlamına geliyor.
Yani kısaca parayı vererek destek olacağını bilen taraftar sadece para yardımı değil kulüp yönetiminde taraftar olarak da bir söz hakkı olduğunu ve en azından bir 'oy'unun olduğunu bilmesi lazım. Yani anlayış olarak hisse senedi ya da hazine bonosu ve yapılacak kar olmamalı taraftarın kafasında. Olması gereken tek düşünce "Yönetime nasıl etki edebilirim ve Beşiktaş adına atılacak her adımda 'oy'umu ne yönde kullanabilirim" olmalıdır bana göre.
Cem kusura bakma bana göre de budur abisi......
.
Özer Özçetin
16-10-2007, 08:36
Budur Hocam,teşekkürler aydınlattığın için,bu konuda Cemle bazı tartışmalarımız olmuştu forumun bir öncekş evresinde ve konuyu birebir görüşmüştük sanırım 1.yıl buluşmasıydı.
Ayrıca Cemin yazdıkları da bir nevi reformdur ama sonunda gideceği nokta bugünkü keşmekeşe düşmektir.Belli bir müddet çözer uyuşturur ardından daha derin yaralar açar.
Çare bellidir,katıl kalkındır......
Vedat Hamzacelebioglu
17-10-2007, 22:02
Bir hatırlatmada bulunmak istiyorum; Bosman Kararları'nın "yararları ve zararları" bölümleri Fesam (Futbol Ekonomisi Stratejik Araştırma Merkezi) internet sitesinden yararlanarak aktardığım bilgilerdir.Sitenin adresini yazmayı unutmuşum, bağışlayın.
İlgili ve aydınlatıcı bilgilere www.fesam.org. adresinden ulaşabilirsiniz.
***
Türkiyede kurulan kulüplerin hemen hemen hepsinin "futbol kulübü" olarak kurulduğunu görüyoruz.Bir önemli istisna "Beşiktaş Jimnastik Kulübü'dür".
İlk futbol kulübü Galatasay'dır (resmi değil).
http://www.turkfutbolu.net/tarihce.htm
***
(Küçük küçük hatırlamatmalarla devam edelim.)
Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün faaliyetleri ise barfisk,paralel,halter,güreş,boks,eskrim ve atletli jimnastik sporlarıdır.
O yıllarda Beşiktaş'ta;
Güreş'in başında Ahmet Fetgeri,
jimnastik dalının başında Mehmet Ali Fetgeri,
Gülle ve Halter'in başında Nazım Bey'in,
Eskrim'de ise Fuat Bey (Balkan) ile Refik Bey'ler,
Boks'un başında ise Kenan Bey olduğunu görüyoruz.
http://www.turkfutbolu.net/tarihce.htm
http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?xl=tarihce&l=h&h_no=3298
***
Beşiktaş'ın 26 Ocak 1910 tarihinde resmi olarak tescil edildiğini biliyoruz. Kulübün kuruluş amacı tüzüğünün birinci maddesinde: "Bir çöküş ve düşüş dönemine giren soylu neslimizin yok olmaması için, lüzumu açık ve besbelli olan beden egitiminin medeni ülkelerce kabul edilen akla ve fenne uygun usullerin uygulanmasıyla Avrupa'da atalar sözü hali ne getirilen Türk kuvvetini yeniden diriltmektir." ifade edilmiştir.
(Bunu unutmamak için bir kenara yazalım)
Beşiktaş'a Ağustos 1911 tarihinde (günümüzde gittikçe dahada popüler hale gelen) futbolu getiren ve dolayısıyla günümüz Beşiktaş'ının dahada popüler hale gelmesinde (canıyla)katkısı ve emeği olan ve Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan bir ismi unutmamız mümkün değil; AHMET ŞEFARETTİN BEY (ŞEREF BEY)
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
17-10-2007, 22:42
ŞEREF BEY;
Ahmet Şerafettin Bey (Şeref Bey) 1894 yılında Beşiktaş Valide Çeşmesi Dibek Sokağı'nda, 14 numaralı evde doğmuştur. Gümrük memurlarından Erzincanlı Hacı Yusuf zadelerden Mehmet Bey'in oğludur. 9 yaşında Bediai İrfan Mektebini, 12 yaşında Beşiktaş Mülkiye Rüştiyesi'ni(ortaokul), 15 yaşında da Mercan İdadisi'ni(Lisesi'ni) bitirerek, iyi derecelerle diploma almıştır.
O doğma büyüme Beşiktaş'ın çocuğu Ahmet Şerafettin'dir. Semtte büyük küçük herkes tarafından çok sevilmektedir. Genç yaşına rağmen birçok büyüğü cebinden çıkaracak kadar etkili bir konuşma üslubuna sahiptir. Bilgilidir, terbiyelidir, kibardır. Tuttuğunu koparan bir gençtir.
Şeref Bey, Beşiktaş Kulübü'ne futbolu getirdiğinde henüz 17 yaşındadır.
İdealleri uğruna bıkıp usanmadan mücadele eden bu genç adam, kısa ömrü boyunca Beşiktaş'ta futbolun gelişmesi için mücadele verecek, siyah-beyaz renk sevgisini sıradan insanlara, halka yayacaktır. Onun sayesinde 1911 senesine kadar sadece sporculara ve idarecilere sahip olan Beşiktaş Kulübü, kendisini belki de yüz yıllar boyu dimdik ayakta tutacak yepyeni bir güce, "taraftar gücüne" sahip olmayı başaracaktır.
Futbolun yanında eğitimini de ihmal etmez Şeref Bey. Fransız mektebinin ardından Darülfünun'un (Üniversite'nin) Edebiyat şubesine kaydı için başvuruda bulunur. Önce yaşının küçüklüğü dolayısıyla kabul edilmez. Ancak devrin Maarif Nazırı'nın(Eğitim Bakanı'nın) özel izniyle 17 yaşında yüksek öğrenimine başlar. 20 yaşında Darülfünun'u(Üniversite'yi) bitirir. Hocaları Hüseyin Cahit Yalçın ve Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından merasimle talebe arkadaşlarına takdim edilir. Ardından Eyüp'te Meşriki Füzüyat ve Reşadiye isimlerindeki mektebe hoca ve müdür muavini olarak tayin edilir. Beşiktaş futbol şubesinin idarecisi Şeref Bey, bundan böyle spor idarecisi olmanın yanı sıra genç bir muallim olarak da memleket gençlerinin bedeni ve zihni gelişimlerine hizmet edecektir.
Şeref Bey futbolcudur, idarecidir, yurt dışında maç yönetmiş (Viyana'da) ilk futbol hakemidir... Bunların yanında çok iyi derecede Fransızcası olan, çok okuyan, çok yazan bir entelektüel, hayatını gençliğin eğitimine ve spora adamış, Cumhuriyet gençliğine inanan, güvenen bir eğitim adamıdır. Futbolda ilerlemenin, ancak yurt dışı temasları sıklaştırmakla mümkün olacağını düşünmektedir.
http://www.serencebey.com/tr/detay.aspx?id=127
***
Devam edecek...
Cem Ozel
17-10-2007, 23:21
muhittin abi, Özer abi dediğiniz gibi dönüp bakınca küçük bir planda olsa endüstriyel futbol çemberinin içinde. demekki uzak kalmaya çalışılsa bile mali durumlar sebebiyle bir şekilde içine çekiliyormuşum.
Büyük Beşiktaş Taraftar Projesine gelince Özer abiyle görüşmüştük. Çok güzel bir proje fakat Türkiyede anayasa ve bürokrasi gelişen teknolojiye ayak uydurabilmiş durumda değil. bu sebeble uygulanmasını zor olarak öngörmüştüm. bu projenin günümüz Türkiyesine bir numara büyük olduğunu düşünüyorum.yoksa projeye karşı değilim.. hala o konuda yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. :)
bu konu içinde tartışmaya katılan herkese teşekkür ediyorum.endüstriyel futbola karşı cıkarken en azından bunun tam olarak ne olduğunu kavrayamadığımı gördüm. benim için eğitici oldu.
Vedat Hamzacelebioglu
18-10-2007, 21:09
Beşiktaş semtinin gençlerinin 1906-1907 yıllarında futbol topuyla tanıştıklarını, Ahmet Şerafettin Bey ve arkadaşlarının kendi aralarında futbol oynadıklarını, zamanla da futbolun (özellikle) kendisinde ve arkadaşlarında bir tutku haline dönüştüğünü görüyoruz.
Henüz okuldayken kendisinde oluşan bu tutku ile öyle belirli sayıda kişilerin biraraya gelmesiyle oynanan futbolla bir yere gelinemeyeceğini düşünür.Hocalarına sorar,arkadaşlarına danışır ve sonunda kararını verir.Cesaretini toplar ve arkadaşları ile birlikte Beşiktaş Kulübü'nün Akaretler'deki binasına gelir ve futbol sporunu, Beşiktaş Kulübü'nün sporcuları olarak yapmak istediklerini,semtin gençleri olarak buna hakları olduğunu,memlekette sağlıklı ve kuvvetli bir gençlik yetiştirmek amacıyla kurulan Beşiktaş Kulübü'nden korunmak,gözetilmek istediklerini etkileyici bir şekilde idarecilere ifade eder. Ve sonunda istekleri kabul görür.
Ve Ağustos 1911 de Şeref Bey ve arkadaşlarının kurmuş olduğu futbol takımının Beşiktaş Kulübüne katıldığını, Kulüp'te yürütülen spor branşlarının yanı sıra futbol takımı ile de ilk kez bir takım sporunun yapılmaya başladığını görüyoruz.
Futbol takımının ilk siyah-beyaz formalarını, ayakkabılarını ve futbol topunu, İpekçi İhsan adlı bir sporsever temin eder. Yeni kurulan takım ilk senesinde lig maçlarına iştirak etmez, ancak özel maçlar yapar.
Bu arada Şeref Bey'in, genç yaşına rağmen usta bir idarecilik örneği ile gösterdiği gayretler sonucu semtin diğer takımından (Basiret) bir çok oyuncunun Beşiktaş'a katılmasıyla takım güçlenir.
***
Güçlenir güçlenmesine ama futbolda belirli bir faaliyet gösteremeden, 1914 yılının sonlarına doğru diğer ülkelerin Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmesiyle Beşiktaşlı futbolcuların, çeşitli cephelerde vatan hizmeti için savaşa katıldıklarını (Şeref Bey'in de Yedek Subay olarak başka bir cephede görevlendirildiğini) görüyoruz...
Şehitler verir Beşiktaş...
İstanbul'a gelen işgaller sonucunda da işgal kuvvetlerince Kulüp'ün, zor kullanılarak yağmalandığını, bu yetmezmiş gibi dönemin hükümetince, Kulüp'ün tek idman sahası olan Akaretler'deki sahanın (bugünkü Plazaların yükseldiği yer) Beşiktaş'ın elinden alındığını ve kiraya verildiğini, görüyoruz.
Yok edilmiştir Beşiktaş.
http://www.serencebey.com/tr/detay.aspx?id=127
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
19-10-2007, 03:32
Bulunduğu cephedeki görevini tamamlayarak İstanbul'a dönen Şeref Bey, birkaç yıl önce üzerine titrediği kulübünün top koşturduğu sahanın yerinde yeller estiğini görünce yıkılır. Semtteki arkadaşlarını Taşlık'ta toplar. "Arkadaşlar, Beşiktaş'ı, kulübümüzü bizler yeniden canlandıracağız. Var mısınız? " diye sorar...Kararlıdır Şeref Bey.
Bu kararlı tutumdan etkilenen yaklaşık elli kişilik bir topluluğun, ellerinde ağaç makaslarıyla, çapalarla, kazma ve küreklerle hep birlikte bir kaç günlük bir uğraştan sonra Akaretler'deki eski sahaya yeniden kavuştuklarını ve Şeref Bey'in dükkânlardan birini de kiralayıp, soyunma odası haline getirdiğini, kapısına kilit vurulan Beşiktaş Kulübü'nü tekrar faaliyete geçirmeyi başardığını görüyoruz .
Bundan sonra tek bir amacı vardır: "Şehitler vermiş Beşiktaş Futbol Takımı'nı yeni baştan kurmak. Bu takımı en kısa sürede diğer takımlar düzeyine taşımak, hatta onları da yenip geçecek muzaffer bir armada yaratmak..."
Bir süre sonra Galatasaray ve Fenerbahçe'nin de aralarında bulunduğu Cuma liginin organizasyonuna katılmak isteyen Şeref Bey'in ısrarlı başvurularına rağmen, organizasyona katılan takımların Beşiktaş'ın bu ligde mücadelesine engel olduklarını görüyoruz.
Bu duruma içerleyen Şeref Bey, yine de pes etmeyerek, diğer kulüpleri de bir araya toplayıp, "İstanbul Türk İdman Birliği" adında 12 takımın mücadele edeceği yepyeni bir lig düzenler.
Şeref Bey'in yeni baştan yarattığı Beşiktaş'ın, 1919 ve 1920 senelerinde peş peşe "İstanbul Türk İdman Birliği" ligini şampiyon olarak tamamladığını, 1920-21 sezonunda katıldığı Pazar Ligi'ni ikinci olarak bitirirken, 1921-22 sezonunda da Pazar Ligi'nde şampiyon olduğunu görüyoruz.
Daha sonra futbola ilginin günden güne artması, futbol takımlarının sayısının çoğalmasıyla birlikte birkaç ligin birden düzenleniyor olması, bir futbol federasyonu teşkilatının kurulmasını gerekli kıldığını, Galatasaray Kulübü kurucularından Ali Sami Bey'in girişimleriyle, 27 Kasım 1921 günü "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı"nın kuruluş görüşmelerini başladığını, Ama, küçük hesaplar peşinde olan birkaç kişinin, Pazar Ligi'nin şampiyon iki ekibi Beşiktaş ve İttihatspor'u bu teşkilatın kuruluş çalışmaları dışında bırakmaya kalkıştığını, Şeref Bey'in, bu oldu bitti girişimi karşısında da yılmadan mücadele verdiğini, uğraşları sonucunda kendi liderliğinde kurulan "İstanbul Türk İdman Birliği"ne dahil Beşiktaş ve diğer 11 kulübün, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'na dahil olduklarını görüyoruz.
Futbol Teşkilatı'nın kurulmasıyla; 4 İstanbul Şampiyonunun çıktığı ligler bir araya getirilerek artık iki ayrı kümede, birinci lig ve ikinci lig olarak oynanacaktır. Ancak Beşiktaş'ın Türk sporundaki ihtişamlı yükselişinden rahatsız olan bazı kişiler yine, Beşiktaş'ı İstanbul Birinci Ligi'nden dışlamak ve Beşiktaş Futbol Takımı'nın ikinci kümede yer alması için yoğun kulis faaliyetine giriştiklerini, Şeref Bey'in Beşiktaşlılık adına bu haksız girişimlere karşı tavrını koyduğunu ve ani bir kararla da futbol takımını ligden çektiğini görüyoruz.
Beşiktaş aleyhine kulis faaliyetlerine girişenlerin de yaptıkları yanlarına kâr kalmaz. Beşiktaş'ın katılmadığı lig, türlü anlaşmazlıklar neticesinde tamamlanamaz. Verdiği tutarsız kararlarla bu karışıklığa neden olan Futbol Teşkilatı üyeleri görevlerini bırakmak zorunda kalırlar. Yeni Futbol Teşkilatı, 1924 yaz aylarına girilirken İstanbul şampiyonunun belirleneceği yeni bir lig düzenlemek zorunda kalır. Yeni lige bu kez Beşiktaş da davet edilmiştir.
Şeref Bey idaresindeki Beşiktaş'ın, aralarında Fenerbahçe ve Galatasaray'ında bulunduğu rakiplerini tek tek yenerek 22 Ağustos 1924 günü Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ilk İstanbul şampiyonu olarak spor tarihine adını yazdırdığını görüyoruz...
http://www.serencebey.com/tr/detay.aspx?id=127
***
Devam edecek...
Hakan Kirezci
19-10-2007, 19:40
Galatasaray Kulübü kurucularından Ali Sami Bey'in girişimleriyle, 27 Kasım 1921 günü "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı"nın kuruluş görüşmelerini başladığını, Ama, küçük hesaplar peşinde olan birkaç kişinin, Pazar Ligi'nin şampiyon iki ekibi Beşiktaş ve İttihatspor'u bu teşkilatın kuruluş çalışmaları dışında bırakmaya kalkıştığını, Şeref Bey'in, bu oldu bitti girişimi karşısında da yılmadan mücadele verdiğini, uğraşları sonucunda kendi liderliğinde kurulan "İstanbul Türk İdman Birliği"ne dahil Beşiktaş ve diğer 11 kulübün, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'na dahil olduklarını görüyoruz.
Futbol Teşkilatı'nın kurulmasıyla; 4 İstanbul Şampiyonunun çıktığı ligler bir araya getirilerek artık iki ayrı kümede, birinci lig ve ikinci lig olarak oynanacaktır. Ancak Beşiktaş'ın Türk sporundaki ihtişamlı yükselişinden rahatsız olan bazı kişiler yine, Beşiktaş'ı İstanbul Birinci Ligi'nden dışlamak ve Beşiktaş Futbol Takımı'nın ikinci kümede yer alması için yoğun kulis faaliyetine giriştiklerini, Şeref Bey'in Beşiktaşlılık adına bu haksız girişimlere karşı tavrını koyduğunu ve ani bir kararla da futbol takımını ligden çektiğini görüyoruz.
Burada işin başını çeken şahıs Ali Sami Yen'dir. Hani şu ezeli!! dostumuz olduğu iddia edilen takımın kurucusu.
Namik Kartaloglu
19-10-2007, 20:54
Saibelik, tarihten gelen bir aliskanlik. Alismis/kudurmus misali.
Muhittin Saban
19-10-2007, 21:22
Konu başlığı ve içeriği ile çok alakasız ama Sevgili Vedat abinin bizlere aktardığı bu "tarihi notları" okuyunca içinden altın dişleri(!) çıkartıp günümüz kömürcükleri ile karşılaştırdığımda değinmeden geçmek istemedim
( Hakan abi konu gidişatı adına özür )
Ancak Beşiktaş'ın Türk sporundaki ihtişamlı yükselişinden rahatsız olan bazı kişiler yine, Beşiktaş'ı İstanbul Birinci Ligi'nden dışlamak ve Beşiktaş Futbol Takımı'nın ikinci kümede yer alması için yoğun kulis faaliyetine giriştiklerini, Şeref Bey'in Beşiktaşlılık adına bu haksız girişimlere karşı tavrını koyduğunu ve ani bir kararla da futbol takımını ligden çektiğini görüyoruz.[/B]
Beşiktaş aleyhine kulis faaliyetlerine girişenlerin de yaptıkları yanlarına kâr kalmaz. Beşiktaş'ın katılmadığı lig, türlü anlaşmazlıklar neticesinde tamamlanamaz. Verdiği tutarsız kararlarla bu karışıklığa neden olan Futbol Teşkilatı üyeleri görevlerini bırakmak zorunda kalırlar.
Şimdi yukarıda yazılan tam "83 yıl önce"sindeki tarihi gerçeği çok dikkatli okuyun lütfen ve sonra da aşağıda aktaracağım tarihi gerçeği okuyun!..
Tarih; 15/09/2007
Yer : Ankaraspor-Beşiktaş çıkışı stad
Olay: Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı'nın açıklamaları
Demirören: Beşiktaş Başkanı;
"“Beşiktaş camiası çok büyüktür. Yumruğunu indirirse altından kimse kalkamaz. Hem hakem camiası hem de federasyon ayaklarını denk almayıp bunlara devam ederse farklı davranır, gereğini yaparız. Gerekirse takımı sahaya çıkarmayız. Biz komplo olduğunu düşünüyoruz”
Aslında çok yapılacak yorum var ama ben fazla yapmayacağım. Çünkü "Çevir kazı yanmasın" lardan sıkıldım artık. Ancak bu kadar tarihe mal olacak şekilde "ikizleşen" ama icraatte "üveyleşen" bir olaya rastalamak bende çok ilgi uyandırdı!
Bu benzeşmede ki ilk olayda;Tam 83 yıl önce imkansızlıklar dahilinde düşülen sıkıntıdan, krizden etkilenen bir Kulübü bu kaostan adam gibi çıkartmanın ve "Lider" konumdaki insanların nasıl "Liderliği" hakettiklerinin ders verici nitelikteki öyküsünü okuduk, öğrendik ve zaten de Şerefbey'in nasıl bir Lider olduğunu bildiğimiz halde bu "Şeref"imizi pekiştirdik.
Ya günümüzde?
Şu an tarih 19/10/2007 yani "Masaya yumruğumu indiririm,federasyon ayağını denk alacak, gerekirse takımı sahadan çekeriz" sözlerinin edildiği günden tam 34 gün sonrası.
Sözün kısası;
Ne yumruk masaya indi ne federasyon ayağını denk aldı ne de takım sahadan çekildi!..
Anlayacağınız eski Siyah-Beyaz televizyonların olduğu dönemlerde ki şu çok üzlü reklam sözü vuku buldu;
" Ses var, görüntü yok!....."
.
Özer Özçetin
20-10-2007, 11:24
Şerefler Hüsnüler ve Baba Hakkılar
Yıllar geçse unutulmaz
o muhteşem taraftarlar...
Şerefbey Baba Hakkı Hüsnü Bey Ahmet Fetgeri kolay olunmuyor......
Hele o Abidei Şahsiyetlerin koltuğunda oturmak en zoru,o koltuğa layık olmak zorların zoru...
Vedat Hamzacelebioglu
21-10-2007, 05:11
Güldürdün beni Muhittin:)
Vedat Hamzacelebioglu
21-10-2007, 05:19
Beşiktaş'ın, Cumhuriyet döneminde düzenlenen ilk futbol liginde şampiyonluğun kazanılmasının ardından, beş yıl boyunca lig üçüncülüğü ile yetinmek zorunda kaldığını, ancak gün geçtikçe futbolun, (diğer spor branşlarına göre) halkın gönlünde ön plana çıkmasının, Kulüp içinde sıkıntıların yaşanmasına neden olduğunu görüyoruz.
Semt halkının futbol branşına, diğer branşlara nazaran (atletizm, eskrim, güreş, halter gibi ferdi sporlardan) çok daha fazla ilgi gösterdiğini, dolayısıyla futbolun, ferdi sporların başaramadığını, adım adım sporseverin, seyircinin ötesinde, sıkı sıkıya, gönül bağıyla Beşiktaş Kulübü'ne bağlı bir taraftar kitlesi yarattığını,
Bu durumun, diğer şube kaptanlarının ve bazı idarecilerin hoşnutsuzluklarını yüksek sesle dile getirmeleri sonucunu doğurduğunu, Beşiktaş'ın kuruluşundan bu yana faaliyet gösteren ana spor branşlarının yavaş yavaş geri planda kalmasıyla birlikte, kulüp idaresini elinde tutan kurucuların, (her biri farklı spor dallarıyla uğraşan dönemin asker kökenli Beşiktaş kulüp başkanları ve idarecileri, Fuat Balkan ve Ahmet Fetgeri Bey'lerin) futbol şubesine ve Şeref Bey'e karşı daha soğuk durmalarına, hatta zaman zaman açıkça tavır koymalarına neden olduğunu,
Şeref Bey'in bir başına kalması, kulübünün yeteri kadar desteğini alamaması sonucunu doğurduğunu, içindeki futbol tutkusu ile yalnız bırakılsa da, yokluklarla savaşsa da pes etmediğini, yakın arkadaşları ile birlikte gecesini gündüzüne katarak, yepyeni gençlerden oluşturacağı şampiyon bir kadroyu yoktan var etme uğraşında olduğunu,
Arkadaşlarının yardımıyla da Beşiktaş Futbol Takımı'nın 1926 yılında Bulgaristan'a, 1927 yılında Romanya'ya olmak üzere yurt dışı maç organizasyonunlarını gerçekleştirdiğini,
Öyleki, düzenlediği bu organizyonların Romanya cephesinde, takıma kazandırdığı ve sonraki yıllarda Beşiktaş takımının unutulmaz kaptanı ve Milli Takım'ın değişmez beki, Beşiktaş'ın "baba" lakabıyla anılacak ilk futbolcusu Hüsnü Savman olduğunu,
Şeref Bey'in; uyguladığı gençlik aşısıyla, yavaş yavaş geleceğin bileği bükülemeyen Beşiktaş Futbol Takımı'nın temellerini atttığını,1930 yılında 16 yaşındayken takıma kazandırdığı(siyah-beyazlı formayı yirmi yılı aşkın bir süre şerefle taşıyan, rakip kalelere gönderdiği 320 golün 99'unu voleyle atarak, kırılması güç bir rekora imza atan), nam-ı değer voleci Şeref Görkey olduğunu,görüyoruz.
Aynı yıl, bir futbolcunun daha peşine düşer Şeref Bey. Beşiktaş'ta oturan, Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi bu gencin adı Hakkı Yeten'dir. Şeref Bey'e verilen bilgilere göre, babası 1. Dünya Savaşı'nda şehit düşünce küçük yaşta yetim kalmış, beş kardeşiyle birlikte yoksulluk içinde büyümüştür bu genç. İki ağabeyi gibi o da baba mesleği askerliği seçmiştir. İzleyenler methede methede bitirememektedir... Arkadaşlarına uzun süre kendisine fark ettirmeden izlettirir Hakkı'yı...Yanlız Hakkı, bir askeri okul öğrencisidir. Yayınlanan tamim gereği, sivil takımlarda oynaması yasaktır...Kafasına koymuştur Şeref Bey. Hakkı'ya Beşiktaş formasını giydirecektir...
Hakkı'nın yakın arkadaşı ile küçük bir oyun planlar Şeref Bey...
1931 yılı Kurban Bayramı tatilinin ikinci günü olan Salı günü, Beşiktaş'ın Yugoslav Beogradski takımı ile maçı vardır.Bayram günü maça ilgi büyüktür...
Bu maç için kendisini ikna eden arkadaşı ile birlikte Taksim Stadı'na gelir Hakkı...Hakkı'yı gören Şeref Bey, kendisine gülümseyerek elini uzatır ve " Merhaba, ben Şeref. Hoş geldin Hakkı" der.Ve devam eder "bugün bizim maçta Beşiktaş formasını giyer misin?" diye sorar.
Önceleri adını çok duyduğu bu uzun boylu, temiz giyimli adamla karşılaşmış olmaktan ve hiç beklemediği bir anda aldığı tekliften ne yapacağını bilemeyen Hakkı, bu teklife asker olduğu için itiraz etse de, Şeref Bey'in yaklaşımı karşısında ilk kez Beşiktaş formasıyla maça çıkar.
Sağ iç mevkiinde oynar 1-1 beraberlikle sonuçlanan ilk maçında, mücadeleci futbolu, bitmek tükenmez hırsı ile göze batar Hakkı.
Hakkı'ya Beşiktaş formasını giydirmeyi başaran, Hakkı'nın askeri okuldan bir şekilde ayrılışını sağladığı gibi, siyah-beyazlı formayı giymesinin önündeki engelleri bütünüyle ortadan kaldırarak, kendisine diktirttiği bir gömlek, bir takım elbise, bir de siyah-beyaz ipek kravat karşılığı Beşiktaş'a transferini gerçekleştirdiğini, görüyoruz Şeref Bey'in. (Bu, bir takım elbise, bir ipek kravat, Hakkı Yeten'in 17 senelik futbolculuk hayatında Beşiktaş'tan aldığı tek transfer ücreti olacaktır!)
Hakkı, Hüsnü, Şeref, Eşref, Hayati gibi yıldızların futbol takımına katılımıyla, futbol branşı iyiden iyiye kulübün en çok ilgi çeken branşı durumuna geldiğini,
Öyle ki, futbolun başındaki Şeref Bey'e semtte de, spor çevrelerinde de herkesin "başkan" diye hitap ettiğini ve Beşiktaş Kulübünün, gerek basında gerek halk arasında "Şeref'in Kulübü" olarak adlandırılmaya başlandığını da görüyoruz.
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
21-10-2007, 05:21
Beşiktaş'ın, Cumhuriyet döneminde düzenlenen ilk futbol liginde şampiyonluğun kazanılmasının ardından, beş yıl boyunca lig üçüncülüğü ile yetinmek zorunda kaldığını, ancak gün geçtikçe futbolun, (diğer spor branşlarına göre) halkın gönlünde ön plana çıkmasının, Kulüp içinde sıkıntıların yaşanmasına neden olduğunu görüyoruz.
Semt halkının futbol branşına, diğer branşlara nazaran (atletizm, eskrim, güreş, halter gibi ferdi sporlardan) çok daha fazla ilgi gösterdiğini, dolayısıyla futbolun, ferdi sporların başaramadığını, adım adım sporseverin, seyircinin ötesinde, sıkı sıkıya, gönül bağıyla Beşiktaş Kulübü'ne bağlı bir taraftar kitlesi yarattığını,
Bu durumun, diğer şube kaptanlarının ve bazı idarecilerin hoşnutsuzluklarını yüksek sesle dile getirmeleri sonucunu doğurduğunu, Beşiktaş'ın kuruluşundan bu yana faaliyet gösteren ana spor branşlarının yavaş yavaş geri planda kalmasıyla birlikte, kulüp idaresini elinde tutan kurucuların, (her biri farklı spor dallarıyla uğraşan dönemin asker kökenli Beşiktaş kulüp başkanları ve idarecileri, Fuat Balkan ve Ahmet Fetgeri Bey'lerin) futbol şubesine ve Şeref Bey'e karşı daha soğuk durmalarına, hatta zaman zaman açıkça tavır koymalarına neden olduğunu,
Şeref Bey'in bir başına kalması, kulübünün yeteri kadar desteğini alamaması sonucunu doğurduğunu, içindeki futbol tutkusu ile yalnız bırakılsa da, yokluklarla savaşsa da pes etmediğini, yakın arkadaşları ile birlikte gecesini gündüzüne katarak, yepyeni gençlerden oluşturacağı şampiyon bir kadroyu yoktan var etme uğraşında olduğunu,
Arkadaşlarının yardımıyla da Beşiktaş Futbol Takımı'nın 1926 yılında Bulgaristan'a, 1927 yılında Romanya'ya olmak üzere yurt dışı maç organizasyonunlarını gerçekleştirdiğini,
Öyleki, düzenlediği bu organizyonların Romanya cephesinde, takıma kazandırdığı ve sonraki yıllarda Beşiktaş takımının unutulmaz kaptanı ve Milli Takım'ın değişmez beki, Beşiktaş'ın "baba" lakabıyla anılacak ilk futbolcusu Hüsnü Savman olduğunu,
Şeref Bey'in; uyguladığı gençlik aşısıyla, yavaş yavaş geleceğin bileği bükülemeyen Beşiktaş Futbol Takımı'nın temellerini atttığını,1930 yılında 16 yaşındayken takıma kazandırdığı(siyah-beyazlı formayı yirmi yılı aşkın bir süre şerefle taşıyan, rakip kalelere gönderdiği 320 golün 99'unu voleyle atarak, kırılması güç bir rekora imza atan), nam-ı değer voleci Şeref Görkey olduğunu,görüyoruz.
Aynı yıl, bir futbolcunun daha peşine düşer Şeref Bey. Beşiktaş'ta oturan, Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi bu gencin adı Hakkı Yeten'dir. Şeref Bey'e verilen bilgilere göre, babası 1. Dünya Savaşı'nda şehit düşünce küçük yaşta yetim kalmış, beş kardeşiyle birlikte yoksulluk içinde büyümüştür bu genç. İki ağabeyi gibi o da baba mesleği askerliği seçmiştir. İzleyenler methede methede bitirememektedir... Arkadaşlarına uzun süre kendisine fark ettirmeden izlettirir Hakkı'yı...Yanlız Hakkı, bir askeri okul öğrencisidir. Yayınlanan tamim gereği, sivil takımlarda oynaması yasaktır...Kafasına koymuştur Şeref Bey. Hakkı'ya Beşiktaş formasını giydirecektir...
Hakkı'nın yakın arkadaşı ile küçük bir oyun planlar Şeref Bey...
1931 yılı Kurban Bayramı tatilinin ikinci günü olan Salı günü, Beşiktaş'ın Yugoslav Beogradski takımı ile maçı vardır.Bayram günü maça ilgi büyüktür...
Bu maç için kendisini ikna eden arkadaşı ile birlikte Taksim Stadı'na gelir Hakkı...Hakkı'yı gören Şeref Bey, kendisine gülümseyerek elini uzatır ve " Merhaba, ben Şeref. Hoş geldin Hakkı" der.Ve devam eder "bugün bizim maçta Beşiktaş formasını giyer misin?" diye sorar.
Önceleri adını çok duyduğu bu uzun boylu, temiz giyimli adamla karşılaşmış olmaktan ve hiç beklemediği bir anda aldığı tekliften ne yapacağını bilemeyen Hakkı, bu teklife asker olduğu için itiraz etse de, Şeref Bey'in yaklaşımı karşısında ilk kez Beşiktaş formasıyla maça çıkar.
Sağ iç mevkiinde oynar 1-1 beraberlikle sonuçlanan ilk maçında, mücadeleci futbolu, bitmek tükenmez hırsı ile göze batar Hakkı.
Hakkı'ya Beşiktaş formasını giydirmeyi başaran, Hakkı'nın askeri okuldan bir şekilde ayrılışını sağladığı gibi, siyah-beyazlı formayı giymesinin önündeki engelleri bütünüyle ortadan kaldırarak, kendisine diktirttiği bir gömlek, bir takım elbise, bir de siyah-beyaz ipek kravat karşılığı Beşiktaş'a transferini gerçekleştirdiğini, görüyoruz Şeref Bey'in. (Bu, bir takım elbise, bir ipek kravat, Hakkı Yeten'in 17 senelik futbolculuk hayatında Beşiktaş'tan aldığı tek transfer ücreti olacaktır!)
Hakkı, Hüsnü, Şeref, Eşref, Hayati gibi yıldızların futbol takımına katılımıyla, futbol branşı iyiden iyiye kulübün en çok ilgi çeken branşı durumuna geldiğini,
Öyle ki, futbolun başındaki Şeref Bey'e semtte de, spor çevrelerinde de herkesin "başkan" diye hitap ettiğini ve Beşiktaş Kulübünün, gerek basında gerek halk arasında "Şeref'in Kulübü" olarak adlandırılmaya başlandığını da görüyoruz.
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
21-10-2007, 08:17
Başarıyı elde etmek için dıştaki rakipler kadar Kulüp içindeki sıkıntılarla da uğraşan Şeref Bey'in, bir amacının daha olduğunu görüyoruz; "Beşiktaşlı futbolcuları idman yaptıkları Akaretler'deki gayri nizami sahadan kurtarmak, yangın sonucu harabe haline gelmiş Çırağan Sarayı'nın futbol sahası yapılmaya müsait bahçesini Milli Emlak'tan kiralayarak, bu alana siyah-beyazlı renklere yaraşır bir tesis kurmak."
1932 yılı Haziran'ında Ankara'da toplanan, Türkiye İdman Cemiyetleri Birliği'nin genel kongresine katılır Şeref Bey. Kongre devam ederken, bölgeler arası "Kongre Kupası" maçları da yapılmaktadır. İzmir Bölgesi ile Ankara Bölgesi'nin yapacağı maçın hakemliğini Şeref Bey'e teklif ederler. Seve seve kabul eder.
Alkışlar arasında sahaya çıkar Şeref Bey...
Maçın ilk yarısının son dakikalarında sahaya yığılıp kaldığında, yanına koşup gelen ve maçın ikinci yarısında başka birini hakem yapmak istediklerini, kendisinin dinlenmesi gerektiğini ısrar edenlere de "Bir şeyim yok..." cevabını veren ve başladığı işi yarım bırakmak istemeyen Şeref Bey'in, bu yönünü de görmüş oluyoruz.
Maçın bitiminde soyunma odasında da baygınlık geçirir Şeref Bey. Arkadaşları, teşhis ve tedavi için İstanbul'a gitmesini ve Cerrahpaşa Hastanesi'ne yatmasını ısrarla isterler... Hiçbirine aldırmaz Şeref Bey... Ankara'daki "Çırağan Sarayı bahçesinin Beşiktaş'ın kullanımına verilmesi ve bu alanda bir stadyum inşaatının başlatılması izniyle ilgili" Bakanlar Kurulu kararını beklemektedir.
Bu karar çıkana kadar kimselere kulak asmadığını ve Ankara'dan ayrılmadığını,
Çırağan'ın bahçesini Beşiktaş Kulübü'ne mal etme yolunda önemli mesafe alarak bazı gerekli imzaların tamamlanmasının ardından İstanbul'a döndüğünü görüyoruz Şeref Bey'in.
Bir hayalini daha gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşamaktadır...
Bu arada ihmal ettiği hastalığı yüzünden ızdırabı ,gün geçtikçe daha da dayanılmaz bir hal almış, artık ayakta bile duramayacak hale gelmiştir.
Hastalığı oldukça ilerlemiştir.Bursa'da kaplıcalara gider... Hiçbir şey değişmez. İstanbul'a döndüğünde operatör Burhanettin Bey tarafından son kontrolleri yapılır. Yapılan testlerin sonucunda Şeref Bey'in hastalığına kesin teşhis konur; "Kanser"...
20 Ekim 1932 günü Beşiktaş Kulübü idarecileri, sporcuları, yakınları, sevenleri Sirkeci Garı'ndan son bir umut olarak tedavi için Avusturya'ya, Viyana'ya uğurlarlar Şeref Bey'i... 27 gün boyunca tıbben uygulanabilecek tüm tedaviler uygulanır kendisine... Hastalığı karşısında tıbbın da çaresiz kaldığını anlamıştır Şeref Bey. Doktorlarla konuşur, hastaneden çıkışını alır. İstanbul'u ve Beşiktaş'ını çok özlemiştir. Geri dönecektir...
Hayatı hep mücadelelerle dolu olan Şeref Bey, on iki ay süren son mücadelesini yakalandığı amansız hastalığa karşı verir. 12 Haziran Pazartesi gününü 13 Haziran Salı gününe bağlayan gece yarısı 00:20'de hayatında ilk kez girişmiş olduğu bir mücadelede yenik düşer, hastalığı boyunca başından ayrılmayan babasının kollarında, 39 yaşında hayata gözlerini yumar.
***
14 Haziran 1933 Çarşamba günü, Şeref Bey'in cenazesinde, sporcuları, öğrencileri ve halkın oluşturduğu binlerce kişilik bir kalabalığın Beşiktaş Köyiçi meydanında toplanarak 39 yıllık yaşamını Beşiktaş'a hizmete adamış bu müstesna insanın Türk bayrağına sarılı tabutunun ardından gözyaşı döktüğünü, görüyoruz.
Vasiyeti üzerine Beşiktaş'a mal etmek için uğruna sağlığından olduğu Çırağan Sarayı'nın bahçesine yapılan statta tören düzenlenir Şeref Bey için.
Çırağan Sarayı'nın bahçesinde, Stat direğinde, Beşiktaş Kulübü'nün arması simsiyah hazırlanmış bir bayrağı, yarıya indirilmiş şekilde dalgalanmaktadır...
***
Kuruluşunda sınırlı sayıda kişinin ferdi sporlarla uğraştığı özel bir kulüp kimliğindeki, savaş sırasında adeta yok edilmiş ve kapısına kilit vurulmuş BEŞİKTAŞ KULÜBÜ'NÜ, (özellikle bulunduğu cepheden görevini tamamlayarak İstanbul'a döndüğü zaman) hayatı uğruna hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak arkadaşları ile birlikte yeniden faaliyete geçirdiğini,
Renklerini tarihten alan, gönüllerdeki HALKIN TAKIMI'NI, diğer spor branşlarının yanı sıra bu kez ön planda olan futbol şubesiyle halka indirerek sevdirdiğini, "SİYAH-BEYAZ RENK AŞKINI", halkla büyüttüğünü, binlerce, yüz binlerce kişinin kalbine kazıdığını görüyoruz Şeref Bey'in.
http://www.serencebey.com/tr/detay.aspx?id=127
Ruhun Şad olsun.
***
Devam edecek...
Ertan Eylem
21-10-2007, 17:47
Zaten genel anlamı ile Halkın Takımı endüstriyel futbolun futbolu top a indirgeyen, içini boşaltan, felsefeden uzaklaştırıp, kitlesel uyumuma seanslarına hapseden anlayışa karşı çıkmıyor mu ki?Bu noktada ayrılmıyor mu bir çok yapılardan ,futbolu kördövüşüne,kitlesel hezeyana sürükleyen geleneksel futbol imparatorluğuna karşı Halkın Takımı!
Vedat Hamzacelebioglu
22-10-2007, 03:45
Şeref Bey'in ölümünden sonra "Çırağan Sarayı bahçesinin Beşiktaş'ın kullanımına verilmesi ve bu alanda bir stadyum inşaatının başlatılması izniyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı" doğrultusunda;
Beşiktaşlı sporcuların, taraftarların, çarşı esnafının, Kabataş Lisesi öğrencilerinin el birliği ederek,moloz yığını ile kaplı Çırağan Sarayı bahçesini mükemmel bir futbol sahası haline getirdiklerini, Kulüp ikinci reisi mimar Nuri Çapa'nın gayretleriyle, vakit geçirmeden stat tribünlerinin inşaatına başlandığını, Abdülkadir Ziya başkanlığındaki idare heyetinin, kulübün Çırağan'daki stadına, Şeref Bey'in adını verdiklerini ve
stadın Çırağan yangınından ayakta kalmış, Osmanlı'dan miras giriş kapısına alkışlar arasında şu tabelanın asıldığını görüyoruz:
BEŞİKTAŞ JİMNASTİK KULÜBÜ / ŞEREF STADYUMU
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
22-10-2007, 05:47
Hayattayken tüm spor çevrelerinin, kulüp sporcularının kendisine "Başkan" diye hitap ettiğini, kulüp adına alınacak her önemli kararı onun alması beklendiğini,
Kulüp içinde yarattığı otoritenin sertlikle değil, bilgisiyle, büyük küçük herkes tarafından sayılmasıyla, sevilmesiyle, güven veren ikna edici etkili söz becerisiyle, siyah-beyaz renklere sonsuz aşkıyla oluşturduğunu görüyoruz Şeref Beyin...
***
Öyle ki, ölümünden üç gün sonra, Fenerbahçe karşısına çıkacak olan Beşiktaş için 16.06.1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nin maçla ilgili haber başlığı son derece anlamlıdır: "Şeref'in kulübü bugün Fenerbahçe'yle çarpışıyor."
Eşref Şefik'in o dönemde(74 yıl önce) bugün bizlere kadar uzanan ilgili haberinde Şeref Bey'in huylarını kısaca özetlediğini görüyoruz;
"Senelerce Beşiktaş kulübünün tek ağzı olarak konuşmuş olan Şeref'in bir manga taraftarla stadyuma girdiğini, çalımla balkona (o zamanki protokol tribünü) kurulduğunu asla görmedim.Maçlara seyredilmek için gelmezdi, seyretmeye giderdi.
Kendi kurduğu tabiye ile kazandırdığı maçları takımına, oyuncularına maletmek için bir köşeye siner, Beşiktaş taraftarlarının bile kendini herkesin önünde tebrik etmemeleri için kalabalığa karışırdı.
Şeref kadar kendini manen kulübüne veren adam azdır.
***
(Günümüzde de zaman zaman ağzımıza alarak adeta sakız gibi çiğnediğimiz, hatta çiğnediğimiz sakızdan da öteye gitmeyen Beşiktaşlı duruşunun ne olduğunu, ne anlama geldiğini, Sayın Tuğrul Yenidoğan'ın yukarıdaki tanıma uygun ders niteliğindeki aşağıdaki sözlerinde net olarak görüyoruz;)
İşte Beşiktaşlılık duruşu, işte Şeref Bey'lerden, Baba Hakkı'lara, Süleyman Seba'lara miras kalmış gerçek Beşiktaşlılık tanımı... Aslında günümüz yöneticisinin biraz örnek, biraz da başını öne eğerek ibret alması gereken değerler bunlar değil mi?
http://www.serencebey.com/tr/detay.aspx?id=128
***
Devam edecek...
Hakan Kirezci
22-10-2007, 14:02
Şerefin kulübü...
Halkın takımı'nın bağlı olduğu kulüp, ancak "Şerefin kulübü" olabilirdi zaten.
Vedat Hamzacelebioglu
26-10-2007, 01:57
(Dünyada hiç bir kulüp yoktur ki, taraftarı ile, halkı ile bu kadar bütünleşebilsin...Dün gecede emeği geçen, bizlere Beşiktaş'ı, mutluluğu yaşatan, onurlandıran, futbolu ile, verdiği mücadele ile futbolcularımızı,teknik heyetimizi,yöneticilerimizi, tribünlerimizi,tribünlerdeki arkadaşlarımızı yürekten bir kez daha kutluyor,alkışlıyor,kendilerine sonsuz teşekkür ediyoruz.Sağolsunlar, varolsunlar.Daha yapacak çok işimiz olduğunu da biliyoruz...)
***
Şeref Bey'in ölümünün üzerinden uzunca bir süre geçmesine rağmen, gazeteler ve spor dergilerinin hâlâ Beşiktaş'tan, "Şeref'in kulübü", futbol takımından "Şeref'in Çocukları" şeklinde söz ettiğini,
Ve ardından takımın tüm sorumluluğunu bu kez kaptan Hakkı Yeten'in üstlendiğini görüyoruz...
Evet Baba Hakkı...
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
26-10-2007, 05:26
1935 yılında, futbolu hiçbir zaman sevmeyen, kulübün kuruluşundan beri faaliyet gösterilen diğer branşların, Şeref Bey tarafından kurulan futbol branşının gerisinde kalmış olmasını kabullenemeyen, Çırağan'daki stadyuma Şeref'in adının verilmesini hiç de tasvip etmeyen,Fuat (Balkan) Bey'in tekrar Beşiktaş Kulübü başkanlığını üstlendiğini,
Şeref Bey'in senelerce peşinde koştuğu Çırağan Sarayı avlusunun geliriyle mevcut oluşumu idare etmelerine rağmen Fuat Bey'in, Çırağan'daki stattan "Şeref'in isminin kaldırılması" teklifini getirmesi (anlayabildiğim kadarıyla "Ben" cilik ihtirası ile) bu teklife tepki gösteren idarecilerin görevlerinden istifa ettiklerini, bu istifalardan sonra yönetim kurulunda görevde kalan üç(3) kişinin imzası ile stattan Şeref Bey'in adını taşıyan levhanın söküldüğünü ve yerine "BJK Stadyumu" levhasının asıldığını, görüyoruz.
Otuz beş yıllık kulüp bölünme tehlikesiyle karşı karşıya! Beşiktaş İdare Heyeti'nin bir oldu bittiyle stadyumdan "ŞEREF" levhasını indirmesi, spor kamuoyunda görülmemiş büyüklükte bir tepki ile karşılanır. Futbol takımı oyuncuları, başta kaptanları Hüsnü ve Hakkı olmak üzere göz yaşı dökmekte, bu karar değişmedikçe maça çıkmak istemediklerini söylemektedirler.
Başkanın futbola ve Şeref Bey'in hatırasına karşı, pek de gizleme gereği duymadığı bu olumsuz tavrına karşılık, futbolculardan başta kaptan Hakkı olmak üzere diğer futbolcuların tepki verdiklerini, Hakkı'nın (Yeten) ve Hüsnü'nün (Savman), Beşiktaş Kulübü'nden ayrıldıklarını resmen bildirdiklerini, Fenerbahçe'ye geçeceklerini açıklayan takımın iki ası Şeref (Görkey) ve Eşref (Bilgiç) ile birlikte kulübün eski sporcularının da ortak bir duyuru yayınlayarak, Beşiktaş Kulübü'nden istifa ettiklerini görüyoruz.
Hatta Şeref Bey'in yakın arkadaşı, yıllarca onunla birlikte futbol şubesinde idarecilik yapmış Nazmi Öktem'in "Ben şimdi Rize'de deniz ticareti işleriyle meşgulüm. Bir oğlum oldu, ismini Şeref koydum. Bir gemim var, ona da Şeref ismini verdim. Bunlar ne yapmak istiyor? Daha ne diyeyim?" şeklinde tepkisini ortaya koyduğunu (Nazmi Öktem büyük oğluna Şeref, küçük oğluna Şan ismini koyar. Yıllar sonra küçük oğlu Şan, yakın arkadaşı Şeref Bey'le aynı kaderi paylaşır. Beşiktaş uğruna görev şehidi olur.),
Beşiktaş Kulübü'nden kopmaların birbiri ardına yaşandığını, ayrılanların yeni bir kulüp kuracaklarını, adını da "Şeref Kulübü" koyacaklarını bunun spor kamuoyunda konuşulduğunu ve gelişmelerin gazetelere de yansıdığını, verilen tepkinin en büyüğünün, günün spor basınının önemli kalemlerinden geldiğini, alınan kararı da, Beşiktaş İdare Heyeti'ni de adeta yerden yere vurduklarını, aşağıdaki yazılanlarından anlıyoruz;
*"Merhum Şeref'in Beşiktaş kulübü için senelerce sarfettiği maddi manevi emeklere, çalışmalara karşı; kulübün ona verdiği yegane şey bu kuru isimden ibaretti. Fakat bir gün geldi ki, Şeref'e bu kuru ismi bile çok görenler çıktı. Hazindir...
Bu idare heyeti stattan Şeref'in ismini kaldırmakla o işlerin Şerefsiz yapıldığını ve Şeref'in bu işte payı olmadığını ifade etmek istiyormuş. Şeref'in eski arkadaşı Fuat Balkan bu işleri yalnız mı yapmış oluyor? Şerefsiz, öyle mi?''
***
Burhan FELEK'in, adeta maneviyata yazdığı "ŞEREF'İN RUHUNA AÇIK MEKTUP" adlı yazısında;
*"BEŞİKTAŞ"ın bir toprağına gömüldüğün gün, mezarının başında isimlerini maalesef hatırlayamadığım bembeyaz saçlı muhterem bir ihtiyarın, elinden tuttuğu dokuz on yaşlarındaki torunu ile hıçkıra hıçkıra ağlayıp: "iki oğlumu şehit verdim, elemimi bu kadar senedir içimde saklıyorum.. fakat "Şeref"in ölümüne bütün bir aile ağlıyoruz."
39 derece ateşle hasta hasta geldiğin hükümet merkezinde, yorulmak bilmeden, büyüklerimiz huzurunda "BEŞİKTAŞ"ının sahası için uğraşman ve asıl muvaffak olman unutulamaz.
Beşiktaş "Şeref"le doğmuş, Şeref'le büyümüş, Şeref'le yaşayacaktır."
***
Muvakkar Ekrem TALU'nun (Kırmızı Beyaz- Temmuz 1938/ Sayı:58) tarihli yazısında;
*HALİS SPORCULAR HAYATINI BU UĞURDA VERECEK KADAR UĞRAŞAN ARKADAŞLARINI KALPLERİNDE YAŞATACAKLARDIR.
"Hayatının en iyi senelerini kulübü için harcayan bir sporcunun yaptığı bir eserden isminin silinmesiyle varılmak istenen netice nedir? Bunda yazık olmuş bir şey varsa, o da icabında kulüp tarihinin eskiliğiyle haklı olarak övünmek isteyen eski Beşiktaşlıların arkadaşlık ve ciavanmertlik hislerinin kırılmış olmasıdır." şeklindeki ifadeleri, görüyoruz.
***
Aldıkları kararın, Fuat Balkan başkanlığındaki idare heyetinin sonu olur. Tepkilere daha fazla dayanamaz, istifalarını verirler... 1909 kurucularından olduğu kulübe küserek uzaklaşan Fuat Balkan, arkadaşlarıyla birlikte 1933'ten beri faaliyet gösteren İstanbul Tenis-Dağcılık Kulübü'ne giderek, burada eskrim faaliyetini başlatır... Bir süre sonra kulübün ismi Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü olarak değiştirilir. Eskrim branşında siyah-beyazlı forma altında birçok şampiyonluk kazanmış sporcular Beşiktaş'tan teker teker ayrılarak TED'e geçerler... Dağılan, sporcularını kaybeden Beşiktaş Eskrim Şubesi faaliyetlerini durdurur. Birçok İstanbul ve Türkiye şampiyonu çıkarmış bu şube, bir daha açılmamak üzere Beşiktaş tarihine gömülür...
***
Beşiktaşlılar'ı derinden üzen bu tatsız olayların ardından, kulübün senelik kongresinin toplandığını, İdare Heyeti adına söz alan 2. Başkan Abdülkadir Karamürsel'in, merhum Şeref Bey'in hizmet ve hatıralarını ve adını taşıyan levhanın stattan indirilmesinden bu yana yaşanan olayları özetleyerek, tüm Beşiktaşlılar'ı son derece üzen ve tepki vermeye iten bu çirkin olayın, İdare Heyeti'nin teklifi ile değil, ancak kongrenin oybirliğiyle vereceği bir kararla tamir edilebileceği beyanının ardından,
Önce Şeref Bey'in hatırasına bir dakikalık saygı duruşunda bulunulur.Ardından, "BJK Şeref Stadyumu" levhasının tekrar yerine asılmasına ve bu kararın İdare Heyeti'nce derhal yerine getirilmesine, kongreye katılan üyelerin oy birliğiyle ve alkışlar arasında karar verildiğini, görüyoruz.
Şeref Stadı, şerefli ismine yeniden kavuşmuştur. Yarım asırdan fazla bir süre, kendisini Çırağan'ın küllerinden var eden Şeref Bey'in ismini yaşatarak, Beşiktaş'a ve Türk sporuna hizmet edecektir.
***
Geçen sıkıntılı sürenin son bulmasının ardından, Beşiktaş futbol takımının, siyah-beyazlı futbolcuların, Hakkı'nın liderliğinde peş peşe şampiyonluklara imza attığını, ligi beş yıl üst üste zirvede tamamlayarak, hâlâ da kırılamamış bir rekoru taşıdığını görüyoruz.
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
26-10-2007, 05:36
İlgili bilgileri aşağıdaki linkte bulabilirsiniz;
http://www.serencebey.com/tr/detay.aspx?id=128
Safa Şenyıldız
26-10-2007, 05:48
39 derece ateşle BEŞİKTAŞ'ın sahası için uğraşmak ve başarmak...
Acaba biz mi çok karamsar bakıyoruz olaylara; düzeltilemez diyoruz? Belki de öyledir; ama denemeye değmez mi BEŞİKTAŞ için? Son Barikatı ayakta tutmak için çabalamaya, bu uğurda hayatımızın küçük bir kısmını vermeye değmez mi? Biliyorum; çok az kişiyiz. Biliyorum; yapılması gereken çok. Biliyorum; direncimiz kırılmak üzere. Ama son bir gayret gösteremez miyiz özlediğimiz Halkın Takımı Son Barikat BEŞİKTAŞ için? Hadi son bir gayret!!! Zaten kaybedecek neyimiz var ki; biraz zamandan ve emekten başka. Zaten emekçi olmakla övünmüyor muyuz? İşte BEŞİKTAŞ emekçisi olma fırsatı.
(Şeref Bey ne büyük adammışsın. Bana bile böyle şeyler yazdırdın. Helal olsun senin gibi BEŞİKTAŞ'lıya.)
Özer Özçetin
26-10-2007, 06:48
İngiliz taraftar sitelerinden,
Bizde futbol ölmüş,stadımız endüstriyel futbolun tema parkı gibi duruyor.....
İşte bu cümledir işin özü sonucu felaketin geldiği nokta.Futbolun beşiği İngilterenin en köklü kulüplerinden Liverpol taraftarının cümlesi.
Hani toptan satılmıştı hisseleri Liverpolun ya,işte öyle bir şey.....
Bizim hisseler de gidiyor ya yüzde 5,er 5 er....
Birkaç yıl sonra hoş seda olarak kalırsa son maçın atmosferi,tehlike budur işte.Bin sponsor verebilirmi o ruhu,çölde çam ağacı olurmu.....
Murat Aru
26-10-2007, 09:58
Dün akşam Türk Tv kanallarındaki bir alt yazı vardı.
"Liverpoolu deviren marş yaz bilmem kaça yolla cebine gelsin"
Düşünün binlercenin emegini birileri maddiyata çeviriyor!
Emeklerimizi çalıyor!
Bir tarafta Maça gitmek için elektirik parasını ödemeyip bilet alan adam diger tarafta o maçtaki emegi ranta çeviren adam adamlar şirketler.
Kapitalizm ve yeni dünya....
Yazık.......................
Ertan Eylem
26-10-2007, 11:50
Dün akşam Türk Tv kanallarındaki bir alt yazı vardı.
"Liverpoolu deviren marş yaz bilmem kaça yolla cebine gelsin"
Düşünün binlercenin emegini birileri maddiyata çeviriyor!
Emeklerimizi çalıyor!
Bir tarafta Maça gitmek için elektirik parasını ödemeyip bilet alan adam diger tarafta o maçtaki emegi ranta çeviren adam adamlar şirketler.
Kapitalizm ve yeni dünya....
Yazık.......................
Bu herzaman gördüğümüz ve yaşadığımız sıradan hale gelen bir durum.Şebelek medya bu ne demeli!? Tribünlerin coşkusunu dile getiren medya tribünlerin koyduğu tepkileri ,altın arama uğruna doğayı katledenlere karşı koydukları tepkileri niye dile getirmezler , niye kazdağında altın aransın mı? aranmasın mı? demezler!_sinir_! Bizim herzaman övündüğümüz yanımız olan sosyal olaylara karşı tepkiselliklerimizi neden gündeme taşımazlar? eminim bir gün maddi çıkar sağlayacaklarını anlarlarsa o zaman dile getirirler.
Daha düne kadar patronuna yalakalık yapanlar kovulunca kovulduk ey halkım diyor kimse çıkıp sormuyor adam gibi çıkıp zamanında konuşmadın otur oturğun yerde demiyor-diyemiyor...
Gencecik delikanlılarımız ın kanları üzerinden bile rant elde etmeye gündem yaratmaya çalışıyorlar kimse olayın uluslararası siyasal-politik yanlarını dile getirmiyor.Zenginimiz bedel vermeye bizler can vermeye devam ediyoruz!!!
Herşeyiyle iki yüzlü medya!
Barış Şahinler
26-10-2007, 11:59
http://www.sonbarikat.net/Kazdagi.jpg
Vedat Hamzacelebioglu
27-10-2007, 06:13
Beşiktaş Jimnastik Kulübü / Şeref Stadyumu
(Bunu bir kenara yazalım.)
***
Hakkı Yeten(Baba Hakkı) Diyorduk...
İmparatorluk döneminde, 1910 yılında babası Vodina'da askerlik şubesi başkanı olarak görev yaparken dünyaya gelmiş Hakkı Yeten. Babası Binbaşı Mahmut Nedim Bey 1914 yılında Çanakkale'de şehit düşünce annesi ve kardeşleriyle beraber İstanbul'a gelir ve baba mesleğini seçerek Halıcıoğlu Askeri Lisesine girer. Askeri okula giden her öğrenci gibi o da doğum yeri ile anılır; Hakkı Vodina! Halıcıoğlu'nda, Maltepe'de, Kuleli'de okurken hep Vodinalı Hakkı demişler ona. Kendine sorulduğunda ise asıl doğum yeri Vodina değil, Beşiktaş, Muradiye Mahallesi, Karakol Sokağı... olmuş hep.
Türk futbol tarihi dikkatlice incelendiğinde; futbol tarihimizde derin izler bırakan, halleri, tutum ve davranışları ile kendilerinden sonraki nesillere örnek olan, oynadıkları kulüplere ve tarihe malolmuş, aşık oldukları renkler için yüreğini ortaya koyan, başka yüreklere de kolayca ulaşıp bu sevgiyi aşılayan, gerektiğinde takımı için tek paltosunu satmaya kalkan, evini ipotek eden, taparcasına sevdiği renkleri her zaman paradan üstün gören, "nev'i şahıslarına münhasır dört baba " karşımıza çıkar.
Baba Hakkı, Baba Recep, Baba Hüsnü ve Baba Gündüz.
Bunların üçü Beşiktaş'lı, biri ise Galatasaray'lıdır...
Beşiktaş'ın Babaları;
Hakkı(Yeten), Hüsnü (Sağman) ve Recep (Adanır)...
Kişiliği temsil ettiği kurumla özdeşleşen, babayiğit, alçakgönüllü, hakşinas, özü-sözü bir olan kişidir baba. Baba'nın tutum ve davranışları yalnız kendi taraftarları, yalnız kendi takımı tarafından değil, rakip takım ve rakip taraftarlarca da aynen kabul edilir. Çünkü Baba haksızlık etmez, adildir.
"Babalık" yalnızca racon kesmek, sorun çözmek, disiplini sağlamak da değildir. Baba'nın özverili olması, sahip olduklarını başkalarıyla, hatta rakipleriyle paylaşması, bildiklerini herkese, hatta rakiplerine bile öğretmesi gereklidir.
Görülüyor ki Babalık, Baba olmak hiç de kolay değil, zordur; hem de çok zor. Baba, bilerek bilmeyerek, yanlış bir karar verdiğinde, bir kere yanlış bir davranışta bulunduğunda, hatta yanlış bir söz söylediğinde Babalığını ebediyen yitirebilir. Onun içindir ki Baba her dakika, her saniye kendini gözlemek, söz ve davranışlarına aşırı dikkat göstermek, Babalığına gölge düşürmemek, söz getirmemek zorundadır. Bu korkunç disiplini ve özveriyi kaç kişi gösterebilir?
Açıktır ki, Beşiktaş taraftarı ve yönetimi gibi Beşiktaş sporcusu, Beşiktaş futbolcusu da babayiğit, alçakgönüllü, kadirşinas, vefakar ve özverilidir.
Bu sıfatlar gerçekte hem Beşiktaş taraftarını hem de Beşiktaş yönetimleriyle futbolcularını tanımlar. Bütün bu sıfatlarsa tek bir kelimeye, tek bir sıfata indirgenebilir: Baba, Evet, Beşiktaş yönetimleri Baba yönetimlerdir; Beşiktaş oyuncuları Baba Oyunculardır; Beşiktaş taraftarı Baba taraftardır ve Beşiktaş Baba Takımdır. Beşiktaş'ın bu özelliği, onun kuruluşundan bu yana en önemli özelliği olmuştur ve hep olacaktır. Babalık, bir yerde, Beşiktaşlılıkla eşanlamlıdır, özdeştir.
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
27-10-2007, 06:41
Beşiktaş Kulübü'nün o zamanki başkanı Merhum Şeref Bey'in, kulübün bugün ikisi de rahmetli olan Fehmi Erok ve Abdullah Kozanoğlu isimli bilgili, becerikli iki idarecisini peşine taktığı Baba Hakkı...
Türk dilinin usta kalemlerinden Mehmed Kemal, Baba Hakkı'yı; tanımlarken "Kulübüyle kendini böylesine özdeşleştiren, böylesine içiçe kılan başka bir futbolcu var mıdır?" diye sorduktan sonra yanıtı yine kendisi veriyor: "Kendini hep Beşiktaşlı sayıyor. Hep askeri okulda okumuyor, işgal sırasında bir giriyor, bir çıkıyor; sivil okullarda da okuyor. 14-15 yaşlarında askeri okuldadır. Çok iyi futbol oynuyor. Futbol onun için eskilerin deyimiyle 'Dad-ı hak'tır. Yani doğarken futbolcu doğmuştur. Okulda dersleri çok iyidir. Ama futbolda, daha o yıllarda büyük bir ünü vardır. Sınıflararası yapılan maçlarda meraklılar gelip maçları izliyorlar. Vodinalı Hakkı'yı seyrediyorlar. 'Bu çocuk büyük bir futbolcu olacak!' Böyle düşünenler yanılmıyorlar."
Mehmed Kemal'in, Baba Hakkı henüz aramızdayken, onun kişiliği hakkında söyledikleri ise her futbolcunun bir efsane haline gelemeyeceğini ortaya koyuyor: "Baba Hakkı'nın en önemli yanı; duruş, oturuş, bakış, davranış, nesi varsa, onun kişiliğini ortaya koyması. Bu yaşa gelmiş (72), bu özelliğini koruyor, kim olursa olsun yanında, kişiliğiyle etkisi altına alıyor. Yere bakar gibi yapışları, başını ağır ağır döndürüşü, boynu ve gözleri ile konuşur gibi oluşları, hep ağır basan kişiliğinin belirtisi."
***
Yarım asırdan fazla Beşiktaş'ın, Beşiktaş'ımın, Beşiktaş'ımızın simgesi olan, övündüğümüz, gurur duyduğumuz, kendimize örnek aldığımız, Beşiktaş'ın futbol dünyamızda tanınmasında, gelişerek büyümesinde büyük pay sahiplerinden, tüm Beşiktaşlılar'la birlikte Türk spor dünyasına Babalığın ne olduğunu öğreten, yöneticisi, oyuncusu ve taraftarlarıyla bütün Beşiktaşlılar'ın kendilerine örnek aldıkları, efsane yaratan yıldız futbolcu, Hakkı Yeten'in karizmatik kişiliği, kaptanlığı ve o çelik otoritesinin örnekleri kuşaktan kuşağa anlatılır ve aktarılırken, istatistikler de Baba'nın hakkını verir. 17 yılda 439 maç, 382 gol! Bu sayıyı yakalamak mümkün mü! Çok zor tabii. İşte bu yüzden Beşiktaş'ın en büyük futbolcusu Baba Hakkı'dır ve Baba Hakkı'nın büyüklüğü tartışılmaz, tartışılamaz, tartışılmamalı.
Baba Hakkı, çatık kaşlı, pek az gülen, sporu ve futbolu çok ciddi bir iş olarak kabul eden ağırbaşlı bir kaptandı. Sadece kendi takımı üzerinde değil, rakip takımlar, hakemler ve kulüp yöneticileri üzerinde de sarsılmaz bir otoritesi vardı. Kuşkusuz ciddiyetine, dürüstlüğüne, herkese karşı ölçülü ve saygılı davranışlarına dayanan bir otoriteydi bu. Kabadayılıkla değil, sevgiyle elde edilmişti. Süratli, kıvrak ve skorer futbolcuydu. Sağ, sol iki ayağıyla da top sürer, çalım atar, gollerini peşpeşe sıralardı. Kafa vuruşları kusursuzdu.
Bütün futbol hayatında ve özel yaşamında Baba Hakkı hep "babalığa" uygun davrandı. Beşiktaş'a, Karakartallar'a kaptanlık yaptığı yıllarda, onun sözü yalnızca Beşiktaşlı futbolcular için değil, aynı ölçüde rakip takımların futbolcuları, rakip takımların taraftarları, hatta hakemler ve bütün bir spor dünyası için de "kanun" du. Çünkü Baba Hakkı, adı üstünde, asla haksızlık yapmazdı.
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
27-10-2007, 07:49
G.Saraylı Reha Eken: "Biz futbol terbiyesini Hakkı ağabeylerden aldık... Yıllarca önce Beşiktaş ile bir maçımız vardı... İngiliz hocamız bana Hakkı kaptanı sinirlendirme görevi vermişti... 9 ay Hakkı kaptanın peşinde koştum, beni affetmesi için... Sonra bir gün Olimpiakos maçı öncesi gittim özür diledim... Bülent ile beni kolları arasına alarak futbol dersi vermeye başladı... Oysa rakiptik..."
Yine G. Saraylı Suat Mamat: "1963 senesiydi... Galatasaray'da oynuyordum ve Beşiktaş'a transferim gerçekleşmişti... Final maçında Beşiktaş'a karşı oynamış ve yenerek şampiyon olmuştuk... Maç sonrası Beşiktaş soyunma odasına gittiğimde Baba Hakkı, 'Kötü oynasaydın buraya giremezdin' dedi... İşte böylesine bir ortamda top oynadık."
Beşiktaş'ın bir dönem başkanlığını da yapan (Onursal Başkanı) Süleyman Seba da: "Bizde bir Hakkı Kaptan ekolü var. Dünyada bir benzeri yok. Sahaya kendi kazağıyla çıkar, her şeyini Beşiktaş için verir. Son derece asildir. Oynayanın hakkını asla yemez ve yedirmez. Birinin eksiği varsa tamamlamaya çalışır. Oğlum, o topa öyle değil böyle vuracaksın diye öğretir."
ifadeleriyle, Baba Hakkı'yı tanımladıklarını görüyoruz.
İşte Beşiktaşlılar, yarım asırdan fazladır Baba Hakkı'yla övünerek, Baba Hakkı'nın yolunu izleyerek ve bütün davranışlarında Baba Hakkı'yı utandırmamaya, Baba Hakkı'nın gözüne girmeye, Baba Hakkı'ya layık olmaya çalışarak böylesine güç bir görevin, böylesine güç bir yükümlülüğün üstesinden gelebilmek için ellerinden geleni yaptılar.
Şimdi de onun yolunu izlemeye çalışıyorlar. Türk futbol tarihinde futbolculuğuyla, otoritesiyle, hareketleriyle apayrı bir yeri olan, gelmiş geçmiş en büyük takım kaptanlarından Hakkı Yeten'in yolunu...
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
28-10-2007, 03:41
Beşiktaş'ın efsane futbolcusu Hakkı Baba'nın asıl mesleği avukatlıktır. Ama avukatlık yerine, sadece futboluyla değil, bir "Baba"ya yakışır kişiliğiyle de yeşil sahaların "hakim"i olmayı seçmiştir.
Hakkı Baba'nın; Beşiktaş'ta siyah-beyaz formayla oynadığı ilk maçtan sonra, tam 17 yıl boyunca siyah-beyaz formayı sırtından çıkarmadığını, kaptan olduktan sonra da takım içinde büyük bir otorite kurup disiplin sağladığını,
Beşiktaş ile G.Saray arasındaki rekabette, Beşiktaş'ın 29 golle en golcü futbolcu unvanını elinde bulundurduğunu, Fenerbahçe'ye karşı da 58 kez Beşiktaş forması giyen ve bu takımına 32 gol attığını,görüyoruz Baba Hakkı'nın.
Baba Hakkı'lı döneminde ;
Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da katıldığı organizasyonlarda tek yenilgi almadan, şampiyon olduğunu,
İstanbul Ligi'ndeki 18 maçın 15'ini kazanıp üç de beraberlik alan ve tarihe "Altın Takım " olarak geçtiğini,
1938 - 39 kadrosu ile ilerleyen senelerde de çok büyük başarılara imza attığını,
1941'de 18 maçın tümünde rakiplerini yendiğini ve 84 gol attığını,
Aynı yıl, Milli Küme maçlarının 14'ünü kazanıp, 4 beraberlikle yine yenilmeden şampiyonluğa ulaştığını,
1943'de yine 18 galibiyetle tek puan kaybetmeden İstanbul Ligi'ni kazandığını,
Yenilgisiz şampiyonluklar serisini 1945'de yine 16 galibiyet, 2 beraberlikle sürdürdüğünü,
1946'daki yenilgisiz şampiyonluğu ile yenilgisiz şampiyon olmayı adeta alışılmış bir sonuç haline getirdiğini, eşine az rastlanır başarılar sergilediğini de görüyoruz Beşiktaş'ın.
Sekiz yılda İstanbul Ligi'nde oynadığı 140 maçın 124'ünü kazanmış, 12'sini berabere bitirmiş, sadece 4 yenilgi almış, attığı 602 gole karşı sadece 106 gol yemiştir, Beşiktaş.
***
Oynadığı 17 yıl içinde Beşiktaş'ın;
Beş yılı üst üste olmak üzere 8 İstanbul Ligi, 3 İstanbul Şilt Kupası,
1 İzmir Uluslararası Fuar Kupası,
3 Milli Lig Şampiyonluğu,
1 Türkiye Kupası,
2 Başbakanlık Kupası,
4 Özel Turnuva Şampiyonlukları kazandığını görüyoruz.
Oynadığı o yıllarda milli maçların az olması nedeniyle sadece 3 kez milli formayı giyebilmiştir Baba Hakkı.
Futbolu bıraktıktan sonra da Beşiktaş'tan kopamadığını,
1948-1949 ve 1950-1954 yılları arasında teknik direktörlük yaptığını,
1960-1963 ve 1964-1966 yıllarında da BJK başkanlığını üstlendiğini, otoritesini hiç eksiltmediğini ve yine Beşiktaş'ın şampiyonluklar kazanmasında büyük pay sahibi olduğunu,
Futbolu bıraktıktan sonra da futbol içinde olduğunu, Karagümrük'teki semt sahalarından Anadolu yakasındaki çayırlıklara kadar gidip futbolcu seçtiğini,
Öyle ki, kendisinden yıllar sonra kurduğu genç ekibin Fenerbahçe'yi silindir gibi ezdiği maçtan sonra, bu işin sırrını soranlara; "Hele benim istediğim gibi oynamasınlar!" diyerek, net yanıt verdiğini görüyoruz Baba Hakkı'nın.
http://www.serencebey.com/tr/articledetails.aspx?articleid=73
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
28-10-2007, 05:00
Atatürk'ün Beşiktaş'ın o dönemdeki yöneticilerine; "Efendiler; sizlerin ve sporcularınızın ciddi çalışmalarını, çeviklik ve maharetlerini uzun zamandan beri büyük bir zevkle, dikkatle izliyorum. Spordan yoksun bir gençlik nasıl ki vatan müdafası sırasında etkili olamıyorsa, insan denen varlığın kafa yapısı da ne derece tekamül ederse etsin, bedeni ikişafı noksan ve yetersiz olursa o vücut o kafayı ileriye götüremez, taşıyamaz. Bugün bünyenizde toplayıp, ilmi metodlarla yetiştirmeye çalıştığınız bu gençler, tam anlamda bedenen ve fikren geliştikleri zaman vatan müdafaasında ilmi sahalarda olduğu gibi spor alanlarında da Avrupalı hasımlarına Türk'ün ölmez gücünü ispat edeceklerdir. Sizi candan kutlar, başarılarınızı her zaman duymak isterim." sözlerini hatırlayalım.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün kuruluş amacının, tüzüğünün birinci maddesinde: "Bir çöküş ve düşüş dönemine giren soylu neslimizin yok olmaması için, lüzumu açık ve besbelli olan beden egitiminin medeni ülkelerce kabul edilen akla ve fenne uygun usullerin uygulanmasıyla Avrupa'da atalar sözü hali ne getirilen Türk kuvvetini yeniden diriltmektir." ifade edildiğini hatırlayalım.
Şeref Bey'in, kulübe kadar giderek futbolu, Beşiktaş Kulübü'nün sporcuları olarak yapma isteğini yani; "Memlekette sağlıklı ve kuvvetli bir gençlik yetiştirmek amacıyla kurulan Beşiktaş Kulübü'nden korunmak,gözetilmek istediklerini" sözleri ile o dönemdeki yöneticilere söylediğini de hatırlayalım.
Baba Hakkı da kendisine yöneltilen, "Kulübünüzden sonra hangi kulübü daha çok seversiniz?" sorusuna, "Kulübümden sonra iyi spor yapan, sağlam gençlik yetiştiren her kulübü severim." diyerek, sporla ilgili herkese, yöneticilere, sporculara, taraftarlara sportif erdem düşüncesini yansıtmakla, Beşiktaş'ın Halkın Takımı imajından, tarihten gelen, Şeref Bey tarafından ifade edilen ve Baba Hakkı'yla (daha sonra da Süleyman Seba ile) devam eden Beşiktaş'ın özündeki gerçekler için, futbolumuzun içinde bulunduğu sisteme rağmen, bugünler ve yarınlarda da HALKIN TAKIMI'na layık olmaya çalışan (özellikle de) Beşiktaş taraftarlarının, çırpındığı gerçekler, olduğunu söyleyebiliriz; ÇARŞI...
***
Aynı Baba Hakkı'nın 60'lı yıllardaki gazete demeçlerinde o zamanki futbolcuların yüksek ücretlerle transfer edilip şımartıldığı yönünde açıklamalarının olduğunu da görüyoruz ; "Erdem, yoksulluk varken de savunulabilir, para varken de!"
Başka bir deyişle, para devreye girmiş, forma aşkı bacadan uçup gitmiştir.
http://www.serencebey.com/tr/articledetails.aspx?articleid=73
***
"Kulübümden sonra iyi spor yapan, sağlam gençlik yetiştiren her kulübü severim"
(Bu sözü de bir kenara yazalım.)
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
28-10-2007, 05:07
İki kez göndermişim yine!
Bilgisayarımdamı yoksa sistemdemi hata var, bilemiyorum!..Bağışlanmam dileğiyle...
Vedat Hamzacelebioglu
31-10-2007, 03:45
Evet,
Alçakgönüllü, kadirşinast, fedakâr, babayiğit... Beşiktaş'ın futbol dünyasında tanınmasında, gelişerek büyümesinde çok ama çok önemli bir rol oynayan, Beşiktaşlılar ile birlikte Türk spor dünyasına da "babalığın" ne olduğunu öğreten, yöneticisi, oyuncusu ve taraftarlarıyla bütün Beşiktaşlılar'ın örnek aldığı, yaşarken efsane olan biridir Baba Hakkı.
http://www.serencebey.com/tr/ArticleDetails.aspx?articleid=336
***
Beşiktaş’ın tarihinde iki defa 11.liğinin olduğu dönemlerin birinde, Beşiktaş’ı sevmeyen bazı yazarlar tarafından ‘Beşiktaş küme düşmeye gidiyor” şeklinde yazılar yazıldığı zaman “Bakışı bile faul” dedikleri bu büyük insanın Vala Somalı'ya “Bir röportajda bana niye bu kadar sertsiniz diye sordular. Ben de ‘evet benim bakışım sert ama vücudumun çeşitli yerlerindeki izler, Türk futbolunun masum bakışlı futbolcularının ayak izleridir’ " diyen,
http://www.serencebey.com/tr/articledetails.aspx?articleid=458
***
Bugün bile bizlere tribünlerde "Mafya Babalarının değil, Baba Hakkı'nın Beşiktaş'ı" pankartını açtıran, Beşiktaş'ın ve Türk futbolunun "Baba"sı Hakkı Yeten, 17 Nisan 1989 günü aramızdan ayrılmıştır.
***
Serenat'ın arşivlerimize aktardığı Baba Hakkı ile ilgili bölümleri, aşağıdaki linkten bulabilirsiniz. Anılar güzeldir...
http://www.halkintakimi.com/forum/showthread.php?t=206
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
31-10-2007, 05:55
1926 yılında Sakarya'nın Hendek ilçesinin Soğuksulu Köyü'nde, doğan, 1943 yılından itibaren de Beşiktaş'a hizmet vermeye başladığını görüyoruz, Süleyman Seba'nın.
Süleyman Seba'nın futbol hayatı boyunca Siyah-Beyaz'dan başka forma giymediğini, Beşiktaş'tan başka takımda oynamadığını ve 1954 yılında da futbolu Beşiktaş'ta bıraktığını görüyoruz.
Futbolu bırakır ama tıpkı Baba Hakkı gibi Beşiktaş'ı bırakamadığını, Hakkı Kaptan'la, Asi Şen Bey ile, Selahattin Aker Bey'le ve daha niceleriyle birlikte çalıştığını, projeler ürettiğini, 1957 yılından itibaren ise, kurucuları arasında bulunduğu ''İdealist Grup''la birlikte sürdürdüğü çalışmalar sonucunda, bütün Beşiktaş kongrelerinde en etkili isimler arasında yer aldığını, 1959 yılında Nuri Togay başkanlığında seçilen idare heyetinde, yedek listede seçilerek, ilk kez Beşiktaş yönetiminde görev aldığını, görüyoruz Süleyman Seba'nın.
1963'te Selahatten Akel, 1964'te Hakkı Yeten, 1968'de Talat Asal, 1970'te Ağası Şen, 1977'de Gazi Akınal başkanlığında oluşturulan yönetim kurullarında asil listeden seçimleri kazandığını ve yöneticilik görevini, Beşiktaş'a olan sevgisini ortaya koyarak, en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştığını, 11 Şubat 1981 tarihinde, BJK Divan Başkanlığı'na ilk kez ''başkan adayı olarak'' listesini sunduğunda, diğer aday Mehmet Üstünkaya, kulübün borçlarını kapatmayı taahhüt edince, asıl amacının "başkanlık koltuğuna oturmak değil, sadece ve sadece Beşiktaş'a hizmet etmek olduğunu" kanıtlarcasına listesini geri çektiğini,
1984 yılındaki kongrede, dönemin Beşiktaş Kulübü Başkanı Mehmet Üstünkaya ile birlikte başkan adayı olan Süleyman Seba'nın, seçimi kazandığını, görüyoruz.
1984 yılı Beşiktaş için farklı ama yepyeni ve aydınlık bir dönemin de başlangıcı olmuştur.
Beşiktaş profesyonel futbol takımı, tarihinde kazandığı toplam lig şampiyonluğunun 5'ini, toplam 5 Türkiye Kupası'nın 4'ünü, toplam 7 Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın 5'ini, toplam 6 Başbakanlık Kupası'nın 2'sini ve toplam 11 TSYD Kupası'nın 6'sını, olmak üzere 16 yıl süren Seba döneminde müzesine götürmüş ve toplam olarak da 22 kupa kazanmıştır.
Seba dönemindeki ilk şampiyonluk sevinci, 1986 yılında yaşanır. 1987'de teknik direktörlüğe Gordon Milne getirilir. 1987'den 1994'e kadar takımın başında kalan Milne ile bir devamlılık rekoruna da imza atılır. O güne kadar başka hiçbir takımda bir teknik direktör (Şeref Bey hariç) tam altı buçuk sezon teknik direktör olarak görev yapmamıştır. (Şeref Bey, futbol şubesinin kuruluşundan yani 1911 yılından 1925 yılına kadar Beşiktaş'ta teknik direktörlük görevini üstlenmiştir. http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?xl=tarihce&l=h&h_no=3348) 1990, 91 ve 92'de, yani ardı ardına üç yıl şampiyonluğa kanat açar Kara Kartal... Şampiyonluğun sadece iyi oynamakla değil, oyun disipliniyle, futbolcular arasındaki yardımlaşmayla, sevgiyle ve saygıyla elde edilebileceğini gösterir herkese Siyah-Beyazlılar... Bu arada namağlup lig şampiyonluğu ile de Türk futbol tarihinde ayrı bir yer edinir Beşiktaşımız...
***
(Beşiktaş'ın tarihinden günümüze kadar sürekli gençlere,alt yapıya (Şeref Bey,Baba Hakkı, Mehmet Üstünkaya ,Süleyman Seba vs. dönemlerinde)) önem verdiğini görüyoruz.
***
Süleyman Seba döneminde Beşiktaş, sadece şampiyonluklara imza atmakla kalmaz, aynı zamanda kurumsallaşma yolunda da çok önemli adımlar atar.
Alt yapının yanı sıra iç ve dış transferlere de büyük kaynaklar ayıran Süleyman Seba'nın, bir yandan da Beşiktaş'ı tesis bakımından geliştirmeye önem verdiğini, Akaretler Kulüp Binası, Fulya Stadı ve Kamp Tesisleri, BJK Plaza, Florya, Pendik ve Çilekli Tesisleri, Beşiktaş Koleji ve Beşiktaş İnönü Stadı'nın 49 yıllığına Beşiktaş'a devrinin, onun zamanında gerçekleştiğini,
Başkanlığı dönemlerinde (1986 yılında) sponsorlukların devreye girmesi ile de Beşiktaş'ın ilgili sponsor şirketler ile (Profilo,Beko gibi) anlaşmalar yaptığını,
http://www.gsgm.gov.tr/sayfalar/yonetmelikler/yonetmelik_htm/spkuruluslari_sponsorluk.htm
http://www.serencebey.com/tr/ArticleDetails.aspx?articleid=37
Ve atılan adımlarla da 1995 yılında Beşiktaş'ın şirketleştiğini görüyoruz.
***
Devam edecek...
Vedat Hamzacelebioglu
31-10-2007, 09:08
Dahası, bunları yaparken Serencebey'in kendisiyle yaptığı röportajında Beşiktaş için evini dahi ipotek ettirdiğini şu sözlerinden anlıyoruz Süleyman Seba'nın[/B];
"O günkü şartlar ile bugünküler arasında çok büyük farklar olduğunu, birçok sıkıntıya da katlandıklarını, bir görev üstlendiklerini ve bu görevi en iyi şekilde yerine getirebilmek için çalıştıklarını, bütün imkânsızlıklara rağmen, arkadaşları ile birlikte kulübümüze birtakım değerler katabilmenin mutluluğunu yaşadıklarını, ne kendisinin, ne de arkadaşlarının kulüpten hiçbir beklentisinin olmadığını, sadece Beşiktaş'a olan büyük sevgileri yüzünden birçok sıkıntıya katlandıklarını ve bu sıkıntıları aşmaya çalıştıklarını", devamla da
"hatta bir dönem sorunları aşabilmek için, evimi dahi ipotek ettirdim."
http://www.serencebey.com/tr/ArticleDetails.aspx?articleid=37
***
Beşiktaş'ı yüreğinde hissedip, Beşiktaş ile yatıp kalkan, Beşiktaş'ı ailesi, evi gibi gören bu nedenle de evlenmeye dahi vakit ayıramayan, kısacası "herşeyimiz" dedikleri BEŞİKTAŞ ile evli, BABA HAKKI ile birlikte İKİ BÜYÜK BEŞİKTAŞLI'dan birisidir SÜLEYMAN SEBA. demek,
Bunları gördükçe,duydukça ve okudukça içinde bulunduğumuz sistem dahilinde sporun (özellikle de çok sevdiğimiz futbolun), artık sponsorluk anlaşmaları ile birlikte ticari bir sektör haline geldiğini ve kar amacı güden bir anlayışla yönetildiğini, Futbol Federasyonu'nun dahi bunu açıkça dile getirdiğini de biliyoruz.
http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=297
Bir başka deyişle sporun artık, kendi özünde "spor" olmaktan çıktığını söylemek, yanlış olmaz herhalde.
Kanaatimce; hepimizin bilmesi ve ders çıkarması gereken Sayın Süleyman Seba'nın ilgili röportajını ve Genel Kurul'da yaptığı veda konuşmasını (yukarıda da verilen) aşağıdaki linkten görebilirsiniz.
http://www.serencebey.com/tr/ArticleDetails.aspx?articleid=37
***
Bu sistemin getirebileceği sakıncalara; bugün 81 yaşında olan, 13 Şubat 2000 tarihinde gerçekleştirilen BJK Olağan Mali ve İdari Genel Kurulunda yaptığı konuşmasıyla, 16 yıl boyunca yürüttüğü başkanlık görevine veda eden Sayın Süleyman Seba'nın sözü ile dikkat çekmek ve cevap vermek daha doğru olacaktır;
"Herkesi bir zaman için aldatabilirsiniz, bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz, ama herkesi her zaman aldatamazsınız!"
***
Konuyu daha fazla uzatmamak ve özünde değerlendirebilmek için olabildiğince kısa tutup ilgili linklerle unuttuklarımızı hatırlamaya ve bilgilenmeye çalıştık.Bunu yaparken umarım canınızı sıkmadık.
Bizlere Beşiktaş ile ilgili çalışmalarını bizlerle paylaşan, aydınlatıcı bilgiler veren Sayın Tuğrul Yenidoğan'a ve Beşiktaş ile ilgili her türlü bilgiyi biz Beşiktaşlılar ile bizlere ulaştırarak paylaşan Serencebey'e buradan ayrıca teşekkür ediyoruz.
Daha da söyleyeceklerimiz var!..
***
Devam edecek...
Hakan Kirezci
06-11-2007, 16:46
1) Beşiktaş AŞ olarak borsada hisseleri işlem gören şirket İMKB den derhal çıkmalı ve şirket feshedilmeli.
2) BJK adı altında yapılmış olan tüm sponsorluk anlaşmaları mümkün olan en kısa sürede iptal edilmeli ve kulüp tüzüğü bu tür anlaşmaların yapılabilmesini engelleyecek biçimde tadil edilmeli.
3) BJK’ne ait tüm sportif faaliyetlerinin televizyon yayın haklarına ilişkin sözleşmeler feshedilip gerekirse bu faaliyetlerin açık kanallardan ve sadece BJK ile yapılabilecek ikili sözleşmelerle yapılabilmesi sağlanmalı ve süreleri 1 yılı geçmemeli. (İspanya örneği)
4) BJK’ne ait tüm sportif faaliyetlerin bilet satışları sadece faaliyetin yapılacağı stadyum ya da salon gişelerinden satılmalı.
5) Kulüp yönetimi başkan ve profesyonel yöneticilerden oluşmalı. Bir kulüp başkanının, başkan veya yönetici olarak başka bir kulüpte aktif görevler alması engellenmeli.
6) Oyuncu alışverişi, lig devam ederken değil sadece sezon öncesi olmalı.
7) Tüm maçlar aynı gün, aynı saatte ve gündüz oynanmalı.
8) Yabancı sınırlaması getirilmeli,(Tercihan 2 ya da 3) altyapıdan gelen gençlerin önü kesilmemeli.
9) Forma numaraları 1’den 11’e kadar olmalı ve arkasında isim yazılmamalı.
10) Kulüpler her sene aynı formalarla mücadele etmeli.
11) Kulüplerin deplasman taraftarları için ayrılan biletleri turizm acentelerine vermeleri yasaklanmalı.
12) Gol sevinci yaşam özgürlüğüdür: Gol sevincine müdahale edilmemeli.
İlk beş madde diğerlerinden bağımsız olarak sadece Beşiktaş’tan Beşiktaş taraftarının talebi olabilir. Diğer maddeler ise tüm kulüpleri de ilgilendiren hususlara işaret etmekte. Bunun mücadelesi de gerçek futbol taraftarının işbirliğini gerektirmekte zorunlu olarak.
İlk beş maddenin hayata geçirilmesi sağlandığında belki şampiyonluk, Avrupa kupalarında başarı, kupalar mupalar bizden oldukça uzak hedefler haline gelecektir ama Beşiktaş’ı alınır-satılır endüstriyel bir meta olmaktan çıkarıp gerçek bir spor kulübü haline getirecektir.
Böylelikle Beşiktaş kulübü mücadelesiyle, taraftarıyla kendi geleneklerinin, duruşunun evrenselleşmesi yolunda bir sembol olarak yeryüzünde ki tek örnek olacaktır.
“Şerefinle oyna Hakkınla kazan” şiarının bütün dillerde söylenebilmesi için...
vBulletin v3.6.5, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.