PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ibrahim altınsaydan savaş cığırtkanlığına tokat gibi cevep


Ata Önder Atabay
17-10-2007, 21:39
Milli Takım'ın yasını kim tutsun?

İbrahim Altınsay

17/10/2007 (1416 kişi okudu)

Tamam, futbol sadece futbol değil ama her şeyden önce futbol olmalı. Şampiyonlar Ligi finali için de, mahalle maçı için de değişmez gerek koşul bu. Saha denen yere çıkmış eşit sayıda oyuncudan oluşan takımlar belli kurallara uyarak topu kale çizgisinden geçirmek için mücadele etmeli. Sonuca da herkes katlanmalı... Futbola heyecan katan, oynanış biçimlerini sonsuz kılan, kendiliğindenciliğin önünü açan da bu. Kurallar ve süre içinde her şey olabilir.
Daha önce birkaç kez değindiğim gibi takımlar bir kez sahaya çıktığında beyaz çizgiler içinde her şey eşit koşullarda kendi kurallarına göre işliyor. Hatalar olmuyor mu oluyor, ne ki bunlar oyunun ayrılmaz bir parçası... Biz futbol romantiklerini, futbolla doğrudan ilgisi olmayan öteki 'şeyler'e rağmen bu oyuna bağlı kılan işte bu...
Futbol maçı bir bakıma hayatın kendisi, bir bakıma da değil. Hayat hiç kimseye eşit koşullarda yarışma olanağı tanımıyor genellikle. 'Mutlak özgürlük ve demokrasi', futbol sahası dışında hâlâ bir ütopya.

Saha hariç her yerde
Büyük beyaz dikdörtgen içinde oyun kendi kurallar dizisine, yani etiğine göre işliyor derken 'olağan' bir durumdan söz ediyorum, 'ideal' bir durumdan değil... Sahadaki sonucu saha dışında belirleyen şikeler ya da tetikçi olarak sahaya çıkmış hakemler var tabii. Sistem saydam ve uyanık olur, bu girişimleri belirler ve tekrarlanmayacak biçimde cezalandırır. Bu ayrı konu...
Futbol deyince, sahada oynanan maçtan başka şeyleri algılar, saha dışında oynanan maçları izler olduk memlekette. Esas yabancılaşma bu. Sahada oynanmış, bitmiş maçları ilgisiz bahaneler bularak farklı koşullarda tekrar ettirmekle başladı bu süreç. Sahada kazanılmamış puanları hükmen galibiyetlerle vermekle sürdü...
Futbolcular, eğer garanti para alıyorlarsa, bir bahane bulup hassas maçlarda oynamıyorlar. Oynayanlar da skor lehlerineyse yattıkları yerden kalkmak bilmiyor. Ötekilerse 'yıldız futbolcu' statüsüne sığınanlar her ikili mücadelede kendini yere atıyor... Maç sonu demeçleri için mazeret toplar gibi hakemlere bitmek bilmez itirazlar cabası... Maçlar hiç oynanmadan, tehlikeli atak yapılmadan bitse herkes mutlu olacak. Çünkü o zaman eleştirilecek, hesap sorulacak bir şey olmayacak. Süper Lig'ten PAF maçlarına yayılan bir anlayış bu.
Maç sonlarında başlayan yönetici ve futbolcu açıklamalarına, ekranları kaplayan programlara bakın. Sanki demeç maçları, yorumcu derbileri yapılıyor. Durum buyken hakemler günah keçisi olmamak için maçları kaçak yönetiyor. Zararsız bölgelerde her şeye düdük çalıyor, oyunun duraklamasına pek aldırmıyor.
Tribün liderliğine soyunan gruplar da sahadaki maçı izlemiyor. Daha çok kendilerini gösterip, tribün hegemonyalarını, dolayısıyla kulüp içi politik mücadelelerdeki etki güçlerini yükseltme derdindeler... Dahası sahaya şişe yağdırıp oyunu oynanmaz hale getirmek ya da sahaya dalıp oyunu yarıda bıraktırmak taraftarlığın şanından sayılıyor. (Sahi, Galatasaray'ın ve Trabzonspor'un beş maç seyircisiz oynamasına neden olanlar hakkında ne yapıldı acaba? Adlarına türküler düzülüp kahraman mı ilan edildiler!)
Sahadaki ilk puan kaybında yöneticilerin gündemi hazır: Transfer döneminde takımı değiştirme vaadinde bulunmak... Yapılan hesapsız transferler yüzünden kimliğini yitirme noktasına gelmiş Beşiktaş'ta menajer Engin'in ocakta takımın köklü biçimde değişeceğini buyurması gibi... Zaten gazetelere bakın. Ligin daha sekizinci haftası oynanırken spor gazetelerinin birinci sayfalarında "Şu geliyor, bu bitiyor" haberlerinden geçilmiyor.
Medya sanki futbol üzerinden transfer haberi maçı yapıyor.
Sonuçta, bu ülkede futbol her şey ama bir tek futbol değil. Futbol diye biz bambaşka maçlar izliyoruz. 'Saha ötesi' her yerde oynanınca sahada oynanan da futboldan başka her şeye benziyor.

Biz ahlaksal engelliler
II. Fatih Terim döneminin ulusal takımı da böyle... Grupta ikinci durumda olan, yani Dünya Kupası'na katılma şansı süren takımın düzeni bozulmuş, Bıçakcı Federasyonu'nun kararsızlığı, Hakan Şükür kaprisi ve Terim kulisi üzerine bu takım kurulmuştu... Böyle kurulan takım, futbol oynamak için değil, gereksiz ve haksız kadro değişikliğine mazeret bulmak, eleştirenlere ders vermek için sahaya sürüldü, sürülüyor. Bu yüzden İsviçre maçında olduğu gibi sahada kaybetmeye tahammül edilmiyor. Futbolumuzda yeni ufuklar açabilecek özeleştiri fırsatı tepilip yanlışta ısrar ediliyor. Burada artık futbolculuk, sportmenlik önemli değil. Geçerli değerler sadece sadakat ve itaat... Takımında forma giyemeyen 'atıl kurt' Emre takımın kaptanı! Bu yüzden başka kültürde yetişmiş futbolcular 'milli takım'dan uzak duruyor.
Sonuçta, mevcut takım futbol takımı özelliğini çoktan yitirdi. Bu topraklarda yaşayan farklı ırktan, inanıştan, mezhepten, cinsiyetten insanları temsil etme özelliğini de... Durum buyken, bir haftadır 13 şehidin anısı üzerinden milli takıma itibar kazandırma kampanyaları sahneye konuyor. Moldova'yla oynanacak maç bir intikam ajitasyonuna, savaş çığırtkanlığına dönüştürüldü. İçten duygularla bile olsa futbolcular Moldova maçı öncesinde asker selamı vererek militarist çağrışımlar yaptılar.
Savaş ve spor... Spor savaşın taklidi olarak ortaya çıktı ama onun inkârı temelinde ayrı bir varlık kazandı. Tamam, terminolojisi savaşı andırıyor ama spor mücadelesinde birbirine ve kurallara saygı var. Barışık olma koşulu var.
Şiddet yerine eşit koşullarda yarışma var. Yenilgiyi kabullenip rakibi kutlamak var. Kısacası, spor farklı olanlarla birlikte yaşama ve yarışma eğitimi demek. Bir tür sosyal ahlak yani. En azından beyaz dikdörtgen içinde böyle olmak zorunda.
İç gerilimlerin sürekli körüklendiği bu günlerde sportmenlik duygusuna çok ihtiyacımız var aslında. Anlamsız bir savaşa kurban giden gençlerin anısına en büyük saygı ve yakınlarının acısına en büyük merhem de bu olmalı. Daha fazla eve şehit cenazesi getirecek girişimler yerine artık bir ülke gencinin bile canını yitirmeyeceği barışçı çözümler için mücadele etmek gerek. Sporun barışçı özünü her alanda üretmek gerek.
Biz spor ahlakı sakatlanmışlar, sahneden çekilip yerimizi Özel Olimpiyatlar'da gözlerimizi yaşartan zihinsel özürlü çocuklarımıza mı bıraksak acaba? Çünkü oyunu oyun olarak oynamaktan, başkalarıyla birlikte barış içinde yarışmaktan başka kaygıları yok onların. Zihinsel özürlü olabilirler ama ahlaken kusursuzlar. Onlar hepimizin ve yaşamını yitirmiş gençlerimizin melekleri...

Namik Kartaloglu
17-10-2007, 23:47
Yani simdi Ibrahim Altinsay´in bu yazisindan Turkiye savasi kaybetmismi yunanistana karsi? yani 70 Milyon bilmem 10 kac milyonluk ulkeye savasta boyunmu egmis oldu? Evet evet öyle oluyor. Maci TV de izledigimde hem tuylerim kaktus oldu( muhtesem taraftarin 90 dk Besiktas marslariyla destegi) hemde cok korktum sahsen.
Sayin Ibrahim Altinsay biraz daha sert cikis yapabilirdin sanirim. Artik normale dönme zamanimiz geldi ve geciyor.

Safa Şenyıldız
17-10-2007, 23:52
İnsanların milli maçları nasıl Kurtuluş Savaşı gibi görebildiklerini çok merak ediyorum.

Derya Banu Akgul
18-10-2007, 00:50
Ben farklı yönden bakıyorum olaya.Bu maçları bilmem kaç ülke izliyor ve terörün ülkemizde nasıl can yaktığını göstermenin bir yolu diye düşünüyorum.Bugünkü maçtada tribündeki en güzel olay ölen şehitlrimizin isimlerinin okunması ve hala aramızda olduklarının haykırılmasıydı.

Birde şöyle bir durum var saha içinde hani hep şikayet ediyoruz ya ruhumuzu geri verin diye milli takımdada ruh falan yok terim dahil hepsi silinmiş bitmiş hep bir sonraki maçlarda umutlar ne umut var ne ufuk kimse farkında değil.Türkiyede futbol bitmiş herşeyin silinip silbaştan sıfırdan yaratılması gerekiyor bunuda yapamıyacaklarına göre gemisini yürüten KAPTAN.

Öyle KAPTAN olacağımıza oynamayın ruhsuz kalın yada gidin ....

Özer Özçetin
18-10-2007, 07:00
Savaşın yeri ayrı maçın yeri ayrı.Her ülkenin silahlı kuvvetleri var,ordusu var.Futbolun arenası ve mantalitesi başkadır,çıkarsın oyununu oynarsın,alpayın isviçre maçı öncesi Ulusal marştaki yüzünü hatırlayın ardından 10 saniye sonra yaptığı penaltıyı,öfkeyla kalkan zararla otururmuş demekki.
2 maç 5 puan kayıp....

Onur Özgen
18-10-2007, 07:53
milli takım oyuncusunda milli ruh olur, bunlar da kırıntısı yok, fatih terim ruhunu çoktan kaybetmiş zaten. biz bu gruptan çıkamayız, bir mucize gerekli.

Ertan Eylem
18-10-2007, 09:57
Her Ulus Ulusal Takımı nı coşku içinde destekler bu gayet doğaldaa...doğal olmayan seyircinin acite edilmiş,sanki savaşa gelmiş psikolojisi içine itilmesi.

Uzun zamandır kimliksiz bir futbol oynayan Milli Takımda bunun özeleştirisini vermesi gereken Terim gündemi saptırmak ve suçunu örtmek adına kampanya lar başlatıyor.

Bu atmosfer içinde özgüven bunalımı üzerine birde gerilim yaşayan futbolcular daha bir telaşa kapılıyor.

Beceriksizliğini, taktik ve teknik yetersizliğini sorun yapmayan Terim Şifo Mehmet i harcarken gösterdiği delikanlılık duruşunu göstecektir şüpheniz olmasın.

Sormadan da edemeyeceğim bu emre tuncey hakan hangi akla hizmetle bu takımda oynarlar.

Terim ne Fethullah Efendi yi karşısına almak istiyor ne de beslendiği geleneğini ve olanda Milli Takıma ve dolayısı ile Ülke insanına oluyor.

Futbol alanları ego tatmini ve insanları ajite etme alanları değil dostluk, kardeşlik , birlik ve beraberlik alanlarıdır.

Kendileri askere gitmemek adına hertürlü şebelekliği yapan milyondolarlık şebelekler yoksul insanların masumiyeti,Milli hassasiyeti üzerinden prim yapacaklarına işini adam gibi yapsınlar.

Derya Banu Akgul
18-10-2007, 10:25
Özer Bey siz sahada savaşan futbolcularmı gördünüz ?Eğer onlrda biraz yüz olsa bu maçı alırlardı.Benim ifade etmek istediğim vurgulanmaya çalışılan bu lkede terörün olduğudur dünya televizyonlarında maç yayınlanırken bir şekilde mesaj verme adına yapılmıştır.Sanırım hatırlarsınız geçtiğimiz senlerde terör örgütü dış ülkelede oynadığımız maçlarda sahaya atlayıp bayrak sallamıştır .Sizce bunu neden yapmıştır ? bu hareket tamamen ölen 15 yiğidimize yöneliktir.Sizin söyleminize göre ozaman buda bir sığınma yolu "şehitlere taktım oynayamadım" Budurmda şehitlere takılıp oynayamıyacak çok az insan olmalı bu ülkede hele beni bir çıkarın ronaldinho bile durduramaz.Yani bu kısaca RUH meselesi....

Dilek Güler
18-10-2007, 11:15
Terim hayatında ilk defa istifaya çağrılmış ama istifa kararı tirbündeki azınlıklar değil o karar verecekmiş.
Terim uzun zamandır seyircisiz oynamanın gafleti ile sarfetti sanırım bu sözleri çünkü bir grup insanın bağırdığı istifa sözlerini ekrandan herkes duydu ki bu grubun yanında artı birde koca bir ülke neredeyse aynı fikre sahip.Tabi sonuçta karar verecek kişi Terim.Takımın geleceği sözkonusu yarı yolda bırakamaz.
Şunuda kendime soramadan edemiyorum ama;neden insanlar sıcak koltuklarını , makamlarını , statülerini , saygınlık görme arzularını , söz sahibi olma haklarını...vs (açmayalım ağzımızı fazla) sevgimizden , görev aşkımızdan , bağlılığımızdan bırakmıyoruz demek yerine Para sıcak geliyor demiyorlar?
Terim sanırsam emekli maaşı bağlanmadan ve bir kaç futbolcuya da bu maaşı bağlatmadan gitmeyecek.İyi bir maaş bağlanması gerecek ki düşsünler bu yakamızdan.!_sinir_!

Dilek Güler
18-10-2007, 11:32
Özer Abi bende takıldım kaldım senin savaşın yeri ayrı maçın yeri ayrı cümlene.Ben bu cümleyi yanlış anladığımı varsayarak şunu belirtmek istiyorum.
Dünkü maçta ki adı üstünde Milli Maçımızda Şehitlerimizi anmak en doğal davranıştır.Bu anmada o orduda sadece Türk kökenli değil diğer kökenlerden gelme insanlarda askerlik yapıyor.Bu da aynı topraklar üzerinde bu ülkeyi savunan insanlara olan saygıdır.
Ama bunun üzerinden rant sağlanmasına asla göz izin vermem verdirmemde.
Gelelim maçla ilgisine.Tribünleri normal şartlar altında ezeli rakip olarak dolduran binlerce insan dün aynı tribünü paylaştı.Seslerini , üzüntülerini topluca dile getirebilecekleri bir yerdi.Getirdilerde.
İpin ucunun kaçtığı tek nokta bence tabi ki, Yunanistan ulusal marşı söylenirken ıslık çalınmasıydı.Bu bence en basit cümle ile söyleyeyim.Belden aşağıya vurmaktı.Hani sokak ağzıyla derler ya Delikanlıca değildi.Rakipsen karşındakinin değerlerine zarar vermeden , aşağılamadan rakip olacaksın.
Neyse lafı fazla uzatmayalım yine , dediğin doğru Özer Abi savaşın yeri ayrı , maçın yeri ayrı ama söz konusu Milli Maçsa eğer bu tarz yaklaşımlar en doğal davranıştır.İpin ucu kaçmadan tabi ki.


Bugün herkese güzel bir gün diliyorum.İçimden geldi.Gününüz aydın olsun.

Yeşim Cingöz
18-10-2007, 11:36
Milli maçlarda yapılacak en büyük tepki,saygı duruşu olmalı kendi kanaatimce.
Onlarca futbol karşılaşması izliyoruz.Böylesi abartılı tepki görmüyoruz.
Birilerinin verdiği gazla toplum sürüklenip gidiyor.Sürü psikolojisi...
İnsanların tepki vereceği yer meydanlardır.Çıkın orada ne yapacaksanız
yapın,ama futbola siyaseti bulaştırmayın...Yeter artık...

Dilek Güler
18-10-2007, 12:02
Aklıma geldi de kısaca eklim dedim.Geçen sene bizler sahamızdaki ilk maçta Antep maçında doksan dakika neden bütün illerimizin isimlerini Türk bayraklarına yazıp taşıdık?Sadece hatırladım işte paylaşım dedim.
Yeşim Abla seninle çözümledik galiba bu konuyu bu_! aynı yerden bakıp farklı cümleler kurmuşuz.:)

Derya Banu Akgul
18-10-2007, 12:58
Ben hep çelişkide kalıp duruyorum bir kendi tribünümü düşünüyorum karşı olmadığımız pankart açmadığımız konu yok gibi ama mesele milli maç ve içinde şehitler var konu bukadar kesin.Bu benim için herşeyden önemli komuşuyu yenmişim yenmemişim,puan almışım almamışım nedir yani .Kimse eline silah alıpta tribünden yunanlı futbolculara saldırmadı.Dileğin dediği gibi bu ülkede azınlıklarıyla birlikte yaşayan 70 milyon insan var aynı anda aynı heyecanla maç izliyor.Maçı ilzerkende hadi aslanlarım yenin şunlarıda şehitler rahat uysun demiyordur herhalde bu sadece dünyaya gösterilen hatta gözlerine sokulması gereken bir durum ve en güzel platform Saygıyla ister selam çaksınlar ister isimleri okunsun yada saygı duruşunda bulunulsun bu siyaset değil bu Milli bir mesele.Beşiktaş tribünü siyaset dahil her alanda nelere karşı olduğunu vurgulayan ve bu anlamda saygı kazanan tek tribündür e bizlerde Milli maçta bunu vurgulamışız bir şekile protesto etmişiz sanırım çok görülmemeli.

Onur Özgen
18-10-2007, 14:35
asker selamı vereceklerine sahada top oynasınlar. milyonluk eşşekler !..

Fırat Gürgan
18-10-2007, 14:53
insanların duygularını sömürmekten başka hiçbirşey yapmıyorlar. dün o stada çoğu kişi şu son olaylardan dolayı daha bir duygu yüklü gitti ama ne yazık ki çoluğuyla çocuğuyla gidenlerin yarısından fazlası dışarı kaldı. neden biliyor musunuz?? çünkü böyle bir maçın bütün biletlerini sponsorlara dağıttılar. tribünde bazı yerleri sırf onlara ayırdılar. dün basket maçından dönerken gördüm, insanlar ellerinde biletler hala maça girmeye çalışıyor. bu her önemli milli maçta böyle.

Sahadakilerde farksızdı. İnsan biraz kalbiyle oynar, biraz ruhuyla oynar. İş asker selamı vermekle bitmiyor, biraz özveri gerek. Yanlız şunuda görmek lazım bizim futbolcularımız böylesine stresli maçları ne yazık ki psikolojik olarak kaldıramıyor.

Onur Sarısoy
18-10-2007, 15:07
son dönemde yaşanan olayara kaarşı aldıkları sorumluluklarını yerine getiremediler.keşke butun maçları seyırcısız oynasaydık!!!seyirci yaramadı.her neyse "takım"a gelince tabı ortada bı takım varsa!!bu adamların seçilme standartları nedir ki?son derece formsuz emrenın tuncayın gokhanın hala oynamasını mantığı nedır?bu takıma bence yabacı bı hoca gerek ama bunu telafuz edınce mıllıyetcı dusuncelerle koparılacak kıyametı dusunemıyorum!!!yabancı hoca en azından futbolcuyu secerken ustundekı formaya bakmaz(tabi mudahale etmezlerse!!)malum bizim bazı büyüklerimiz bazı şeyleri teknik direktörlerden daha iyi bilirler!!! neyse bu takım katılabılcek mı katılsada neler yapabılcek hep birlikte görecez

Özer Özçetin
18-10-2007, 21:01
Dilek ve Derya,benim yazımı bir kez daha okuyun,tribünler için tek satır varmı,ben sadece futbolcuların haleti ruhiyesinden söz ettim,futbolcuyu o psikolojiye sokarsan olacağı budur.Öfke kin vücut dengesini bozar,sağlıklı düşünmeyi engeller,hareket kabiliyetini bitirir,İsviçre maçnın kasetine bir daha bakın alpay Ulusal marşta azgın boğa gibi ve 10.saniye penaltı,olay budur basitçe.Futbolcuyu serbest bırakacaksın,duyarlılıklarını erteleteceksin,maçı Türk Yunan savaşına çevirmeyeceksin ve çıkıp sakince oynayıp yeneceksin.Tribünlerin şekli şemali için bir satır yazmadım ben.

Muhittin Saban
18-10-2007, 22:21
Ooo bakıyorum da harika bir tartışma oluyor. Ehh ben de naçizane birkaç düşüncemi aktarmak isterim; Öncelikle her zaman temkinli (!) yaklaştığım bir şahsiyet olan İbrahim Altınsay’ın yazısını çok beğendiğimi söylemekle birlikte şu sözleri hakkında birkaç karşı şey söylemek isterim;

“ Tribün liderliğine soyunan gruplar da sahadaki maçı izlemiyor. Daha çok kendilerini gösterip, tribün hegemonyalarını, dolayısıyla kulüp içi politik mücadelelerdeki etki güçlerini yükseltme derdindeler ” diyor sayın Altınsay.

Bence burada sayın Altınsay ortaya konuşmuş gibi yaparak aslında Beşiktaş kapalısını işaret ediyor(bana göre) Şimdi tribün liderliğine soyunan grup kalmadı sanırım meydanda. Her tribünün bir lider grubu var. Örnek; Beşiktaş(Çarşı), Galatasaray(Ultraaslan), Fenerbahçe(Genç Fenerliler), Bursa(Teksas) gibi ve vb. Zaten kullandığı tabir yanlış. Çünkü tribün hegamonyası sorununu lider durumunda olanlar ya da liderliğe soyunanlar halletmeye çalışır. Yani bu hegemonyanın elde edilmesi işinde topluluk olarak güç oluşturma işi çok eskilerde yani 1980 lerde kaldı!.

Altınsay’ın işaret ettiği “maç izlemeyen” tribün modeli de sadece Beşiktaş kapalısında mevcut!. Çünkü maç içinde aşağılı yukarılı yapılan baskın tezahurat sırasında doğal olarak maçla fazla ilgilenilmiyor, arkada gözü olanlar varsa onlar hariç tabi ki!.. Ama bu topluluk yani “maç izlemeyenler” topluluğunun dertlerinin Altınsay’ın söylediğine göre “ Kulüp içi politik mücadelelerdeki etki güçlerini yükseltme derdinde” de değiller. Bilakis dikkat ederseniz Beşiktaş kapalısın son maçkarda artık maça ağırlığını tam olarak koymaya başladı. Golden önce aşırı bir yüklenme ile gol gelmeden önceki pozisyonlarında itici güç oluyor. Kısaca Altınsay bu sözleri ile aslında var olan bir sıkıntıyı üstü “kapalı” olarak geçmiş.Tribün gruplarının liderliği yoktur, tribün liderlerinin; kulüp içi politik, “maddi” etki güçlerini tribünün yapısı içinde yükseltme derdi vardır!...

Gelelim Futbol sahalarında “savaşçılık” mı “savaşcı” mücadele mi? olması gerekliliğine. Bu konuda her türlü düşüncesini özgür iradesi ile bu sayfada ortaya koyan arkadaşlara sonsuz saygım var. Kimileri duygusal ve milli duyguları ile yorum yapmışlar kimileri de bu duygusallıktan sıyrılıp Elma ile Armut’u ayırmışlar. Ben kendi fikrime paralel olarak sevgili Ertan Eylem’in bir cümlesinden yola çıkarak bir şey söylemek isterim.

Ne demişti Ertan Eylem;

“ Terim ne Fethullah Efendi yi karşısına almak istiyor ne de beslendiği geleneğini ve olanda Milli Takıma ve dolayısı ile Ülke insanına oluyor. ”

Evet Terim istemeden de olsa futbol adına sahaya yansıttığı yanlışların üstünü örtmek için biraz da mecbur olarak son şehit olaylarını ve dolaylı olarak da yardım, bağış kampanyalarının öncülüğünde görünerek bir bakıma kendine kalkan hazırlamıştır!.. Bunu yaparken de bir taşla iki kuş vuruyordu (Yine istemeden de olsa) “beslendiği geleneği” ile!... Hem ülke genelinde Milli Takımı bir bumerangın yörüngesine sokuyordu, hem de sahaya süreceği futbolcuları stres altında bırakan bir travmaya sürüklüyordu.

Bir kere bir şeyi çok iyi anlamamız gerekiyor;

Bu noktada sevgili İbrahim Altınsay’ın yukarıdaki yazısında belirttiği bir tespiti hatırlayalım;

Ne demişti Altınsay;

“ 13 şehidin anısı üzerinden milli takıma itibar kazandırma kampanyaları sahneye konuyor. Moldova'yla oynanacak maç bir intikam ajitasyonuna, savaş çığırtkanlığına dönüştürüldü. İçten duygularla bile olsa futbolcular Moldova maçı öncesinde asker selamı vererek militarist çağrışımlar yaptılar. ”

Bu konu ile ilgili olarak bu tespit, Özer abinin söyledikleri ve Serdar Turgut’un aşağıda aktaracağım yazısının da altına imzamı basarak bu “Savaş-Futbol-Milli Duygular” konusunu burada noktalıyorum.

MİLLİYETÇİLİK BU MU?

Kimse insanın kendi işini yapmasının aslında en iyi milliyetçilik olduğunu, vatanseverliğin de işini en iyi yapmak olduğunu anlamadığından kendi beceriksizliğini, iş bilmezliğini arabesk gösterilerle kapatmaya çalışır

Milli maç öncesinde futbol takımımız, Milli Marşımızı asker selamı vererek dinledi. Bu tür gösteriler birçok insana çok duygusal, çok güzel geliyor olabilir. İçgüdüleri ile düşünmeye alışmış insanlar açısından bu normaldir de, ancak bu tür gösterilerin temelde anlamsız ve komik olduğunu da görmemiz gerekiyor.

Maçtan bir süre önce şehitlerimize atıfta bulunularak bir kahramanlık edebiyatı başlatıldı ve maçın kazanılmasının şehitlerimizin ruhu ile bağlantıları filan kuruldu. Ben bu söyleme, ‘acaba Fatih Terim yine oyuncuları dolduruşa getirmek için bir taktik mi uyguluyor’ diyerek sesimi çıkarmaya gerek duymadım. Ama baktım her sıradan vatandaş gibi futbolcular kendilerine söyleneni, kahramanlık edebiyatını ciddiye almışlar ve maç öncesinde asker selamı filan veriyorlar. Müsamereye çıkmış çocuklar gibiydiler o an. Lüzumsuz, içi boş sadece cahili tatmin edecek bir gösteriden başka bir şey de değil. Maçı naklen veren kanal da çok etkilendi bu görünümden; duygu dolu sözler etti.

Bu tür övünmeler, gösteriler pek sevilir bizim toplumumuzda. Yapılan gösterinin anlamı, değeri hiç sorgulanmaz. Milli tepki söz konusu olduğunda beynimizin önemli bir bölümü duruyor gibi bir durum var ortada.

Ne oldu sonra. O kadar gösteriden sonra dökülen bir takım vardı sahada, bir işi beceremediler. Kimse insanın kendi işini yapmasının aslında en iyi milliyetçilik olduğunu, vatanseverliğin de işini en iyi yapmak olduğunu anlamadığından, kendi beceriksizliğini, iş bilmezliğini arabesk gösterilerle kapatmaya çalışır. Oysa önceki gece Türk milletine verilecek en büyük hediye, asker selamı çakmak değil, maçı almak olacaktı. Bunu futbolcular da Fatih Terim de umarım düşünüyordur.

İyi vatansever olmak istiyorsan kendi işini en iyi yap yeter. Bu ilkeyi artık tüm toplum anlasa iyi olur. Selam çakma işini de işi bu olanlara bırak. Askerler yeri geldiğinde çakarlar o selamı gerekirse.

İşin başka bir boyutu da var. Bu tür gösteriler iç tüketime yönelik yapıldığından bunun dışarıda nasıl algılanacağı hiç düşünülmüyor. Sivillerin askeri selamı ancak diktatörlük rejimlerinde alacağını da hatırlamak gerekiyor. Avrupalı olma iddiasını teorik olarak taşıyan Türkiye’nin futbol takımının kendisine anlık tatmin verecek diye öyle selamlar filan vermesi, yanlışın ötesinde zarar veren bir olaydır da.

Toplum şehitlerini saygıyla anmasını gayet iyi bilir de futbolcusundan da antrenöründen de işini iyi yapmasını bekler. O kadar basit. Çocukluk hastalıklarından çıkıp, olgun geçmişimize layık bir toplum olmayı bilelim artık. AKŞAM/ 15 Ekim 2007

Serdar TURGUT

Madem konusu buradan devam ediyor o zaman şimdi de konu ile birebir alakalı olduğuna inandığım bir analiz yapmak istiyorum(Sıkılan valla “uzun oluyor” diye ne yapayım canım bu akşam düşüncelerimi son damlasına kadar burada paylaşmak istiyor)

Hiç aranızdan maçı tv den seyredenler arasında olupta bir şeye dikkat eden oldu mu acaba çok merak ediyorum? Futbolcular maç öncesitoplu olarak ısınma hareketleri yaparken kamera seçicisinin seçtiği kareyi yayın yönetmeni ekranlara taşıdı. O an canlı yayında ekranda şu görüntü vardı; İnanın tüm futbolcuların yüzünden, stres, sıkıntı, yılgınlık, ümitsizlik ve en önemlisi de güçsüzlük okumuyordu, hem de resmen böyle okunuyordu!...Zaten o umutsuz yüzleri görenler benim gibi az sonra sahada “bir şey yapmak istemeyenler” kalabalığına hazır olmaya başladılar ve nitekim de öyle oldu.

Peki bunu nedeni ve bu yüzlerin hazırlayıcısı kimdi? Çok basit Fatih Terim!.. Ama öncelikle ne olursa olsun şunu söylemeden edemeyeceğim;

Her ne kadar kendisi itici, megaloman, artist, havalı ve çok bilmiş bir birey olarak görülse de ve hatta tıpkı bizim Nouma tarzı bir hareketle Beşiktaş tribünlerine o talihsiz el hareketini yapmış da olsa bana göre Fatih Hoca bu ülkenin futbol anlayışında bir devrim yaratmıştır. Öyle lafı eveleyip gevelemeyeceğim; Toplu hücum, toplu defans, hücumda pres (Bir zamanlar Ali Gültekin’in futbolculuğu önderliğinde başlayan ama sonra tarih olan anlayış) ve en çok topa sahip olarak ayakta kullanma mantelitesini futbol gündemine oturtturan adamdır. Bana göre ise en önemli reformu ise Futbolcunun kafasında yaptığı devrimdir; Rakipten korkmayan değil Avrupalı’dan korkmayan futbol takımı oluşturmak. Hiç kimse hafife almasın, o zamanki süreçte ve o İngiliz taraftarlarının öldüğü sürecin sonunda Leeds’le deplasmanda yapılan maça futbolcuları da ülkeyi de Fatih hoca’dan başkası kolay kolay hazırlayamazdı. Amaaaa o zamanki Fatih Hoca tabi ki!..

Bugün gelinen noktada hem basınla girdiği münakaşalar hem de bu durumun futbolcular üzerinde yaratacağı etkileri ortadan kaldırma gücünü gösterememiştir Fatih Terim. Saymaya gerek yok, belli yaşam mantelitesi olan eski tanıdık ve güç birliği yaptığı oyunculardan medet umması, formsuz oyuncuları oynatması, vs.vs. Taktiksel hatalar yapmak değil ders almamak. “Ders veririm” gibi köşeye sıkışmış psikolojinin söylettiği sözler. Tüm bunların üstüne de tuz biber olarak Emre ve kızı davası ya da iddiası. İşte burada film tam koptu ama yapışkan tutmadı!..

Sadece Fatih hoca mı suçlu? Görünüşte “hayır” Çünkü futbolcular, ruhsuz olarak tabir ediliyor ve üstlerine kendi inisiyatifleri dışında Kırmızı-Beyaz forma yerine giydirilen manevi Mehmetçik Üniformaları içinde bırakın kahraman olmayı o sahaya bile çıkmak istemeyen bir topluluk haline gelmişti. Kimsenin yürüyecek hali yok hele hele formsuz ve takımlarında yer bulamayan oyuncuların durumu. Tabi burada sorarlar adama; Ya Hocam tamam da neden bu futbolcuları oynatıyorsun yok mu başka adam?” diye. İşte dediğim gibi “ders verme” inadına ve medyaya kızgınlık adına “sizin dediğiniz değil benim dediğim olacak” tarzı doymuşluk tavrı ağır bastı ve karanlık da böylece bastırdı!..

Bir de dünkü maçta hangi akla hizmet adına basın tribününde “ Ben futbolcunun zeki ve aynı zamanda AHLAKLISINI(!) severim” pankartı açılır. Bu o maçta mı yapılır be kardeşim? Dünkü maç gelecek adına değildi aslında “günü kurtarmak” adınaydı. O pankartı her ne kadar da hak etmiş olsa da hele hele takım kaptanı olarak sahaya çıkmış bir futbolcunun ruhuna sokulmaz. O pankarttan Arkadaşlarının da etkilenebilecek olması nasıl da hesaba katılmaz?

Varsa söyleyeceğin basın olarak beklersin maçı olur ya da olmaz. Ertesi gün de maçın sonucu ne olursa olsun ağız birliği etmişçesine spoe manşetlerinizde o oyuncuyu ima ederek atarsın güzel başlıklarını verirsin mesajını. İnsanın aklına gelmiyor da değil hani daha maç başlamadan bozulacak moreller ile Teknik adam ve futbolcu olarak 2 ya da 3 kafa mı kopartılmak istendi? Nasıl olsa bu maçın mağlup olunması halinde umutlar tamamen suya düşmeyecekti ve Norveç maçına kadar da gelecek “istifa”nın ardından baya zaman kalacaktı. Neyse şeytanın avukatlığını yapmış olmayayım ama önce kendi önünü temizleyecekler sonra başkalarına laf sokacaklar. Yok sa yarın öbür gün Norveç maçına futbolcular şu pankartla çıksalar kim ne diyebilecek,

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 1998 tarihli Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nden;

Gazeteci; barış, demokrasi ve insan haklarını savunur. Uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz. Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda, gazetecinin olaya yaklaşımı insani olmalıdır. Gazeteci hiçbir maddi avantajın peşinde olamaz.'


Sürç-ü Lisan ettiysem affola..

.

Dilek Güler
19-10-2007, 10:30
Dilek ve Derya,benim yazımı bir kez daha okuyun,tribünler için tek satır varmı,ben sadece futbolcuların haleti ruhiyesinden söz ettim,futbolcuyu o psikolojiye sokarsan olacağı budur.Öfke kin vücut dengesini bozar,sağlıklı düşünmeyi engeller,hareket kabiliyetini bitirir,İsviçre maçnın kasetine bir daha bakın alpay Ulusal marşta azgın boğa gibi ve 10.saniye penaltı,olay budur basitçe.Futbolcuyu serbest bırakacaksın,duyarlılıklarını erteleteceksin,maçı Türk Yunan savaşına çevirmeyeceksin ve çıkıp sakince oynayıp yeneceksin.Tribünlerin şekli şemali için bir satır yazmadım ben.

Özer Abi yazında agrasif bir tutum sezdim.Ben yazımın başında yanlış anladığımı varsayarak diye başladım.Demek ki sende eksik okumuşsun.Futbolcuların davranışları ile ilgili de yazmadım.Eleştirim Fatih Terim e oldu.İkinci yolladığım yazımda da tribündeki seyirciler için yazdım.Futbolcuların yaptıklarını ya da yapacakları hakkında yazmadım.
Şmdi buna istinaden de şunu söylemek istiyorum.Bu adamlar (futbolcu diyemiyorum) profesyonel olarak liglerde boy gösteriyorlar.Bir çoğu yıllardır Milli maça çıkıyorlar.İlk kez Yunanistan ile karşı karşıya gelmediler.İlk kez kendi sahamızda oynamadılar ve bu tirbünlere yabancı değiller.
Hala para uğruna Milli Takımda oynayan adamların ne savunuculuğunu yaparım nede hak veririm onlara.Paranın sıcaklığı ile iş yapan hiçbir adama hakvermem.
Ruhsuz diyoruz hep.İşte bu ruhsuzluktur.Doksan dakika adam etki altında kalır mı?
Ayrıca eğer ki bu psikoloji yüzünden suçlayacak birilerini illaki arıyorsak , maçtan önce yazılanlara çizilenlere bakmak gerekir.
Bu adamları bu ruh haline sokan kişi ve kişiler bellidir.Hayatım boyunca kabullenemediğim bir teknik direktör maç hakkında yorum yapmak yerine kendi özel hayatı hakkında demeç verirse , bu adamlar her ruh haline bürünürler.
Olaylar yazımda da dediğm gibi en Doğal davranıştı.Bu sürü güdüsü ile yapılmış bir davranış değildir.İnsanlar Milli maç heyecanı ile tribüne geliyor bir kaç gün öncesinde Şehit veriyor gösterebileceği sesini bir çok yerde duyurabileceği yer olarakta tribünde tepkisini koyuyor.

Tekrar söylüyorum ben yazımın başında YANLIŞ ANLADIĞIMI VARSAYARAK diye başladım.Yanlış anlamalarda özür dilemesinide biliriz.

Muhittin Saban
19-10-2007, 15:51
Evet artık bu sayfanın içeriğine dönelim birazda. Yani futbol denince ne anlıyoruz ya da ne anlamalıyız kısmına.

Şehit olayları, tepkiler, ve milli maça kadar işlenecek duygu mağma akışını fazla tartışmayalım isterseniz. Etkiye tepki!.. Öyle ya da böyle, yanlış ya da doğru her ne olursa olsun bir şeyler yaşandı ve bana göre asıl dikkat edilecek nokta da tüm bunlar "yaşatıldı". Çünkü zemin çok müsait ve tek bir kanaldan patlama noktası oluşturulmuştu. Bence bu konu papansın ve futbola dönelim.

Şimdi gelelim futbola;

Öncelikle İbrahim Altınsay'ın altını çizdiği ayrıntılar bence kafa yorulması gereken ve fikir üretilmesi gereken konulardır.

Ya ben basit bir vatandaşım. İşci sınıfındanım yani bir mevkim ya da bir ayrıcalığım yok. Ay başını beklerim, maaşımı alırım ve yettiği kadar da faturalara, okul servisine, dershane kursuna, giyime, mutfak masrafına,2. kızımın ihtiyaçlarına, eşimin ihtiyaçlarına ve külüstür bir arabam var kötü günler için işte bir de onun teminatı olan Kaskosu için para ayırırım. "Bana mı?" merak etmeyin bana bir şey kalmıyor!..Ekstradan maça gidiş masrafım kombine taksitim....

Bu durumda olan bir İstanbul yaşayanı için illaki Futbol ile ilgileniyor olmam çok doğal. Belki de ailemden bana arta kalan o futbol saatleri içinde tüm bu saydığım maddi sıkıntılarımdan kurtuluyorum ve unutuyorum. Sevdalıyım, Beşiktaş'a. Sahaya gittiğim zaman takımımın güzel futbol oynamasını, gol atmasını ve başarılı olmasını bekliyorum. Tıpkı canımdan çok sevdiğim kızlarımın eğitimleri sırasında ve ileride hayatlarında başarılı başarılı olmalarını beklediğim gibi.

Bazen işler kötü gidiyor, takım ne gol atabiliyor, ne puan alabiliyor, ne tur atlayabiliyor, ne de rakiplerine üstünlük sağlayabiliyor!. Hatta mücadeleden yoksun bir kimlik ile sahada 90 dakikayı tamamlıyorlar. İşte o zaman beynime kan gitmiyor, huzursuz oluyorum, ruhum sıkılıyor, konuşmak istemiyorum, içimden gelmiyor kısaca “mutsuz” oluyorum. Ama ben Muhittin Saban olarak bunları yaşarken eğer tüm bu olumsuzluklar sadece saha içinde cereyan eden dinamiklerden olmuşsa bu mutsuzluğum ne bir şiddete ne de etik dışı bir tepkiye dönüşmüyor. Eğer saha dışından bir “el atma” hissediyorsam ki bu son yıllarda bolca oluyor işte o zaman tepki verme halim farklılaşıyor. Başkalarının seni saf dışı bırakmak için türlü türlü oynadığı oyunlar, entirikalar ve ahlaksızlıklar ruhumu zorluyor isyan ettiriyor. Amat üm bu olumsuzlukları yaşatmayan jenerasyonlarda görüyoruz hayatımızın kilometresi yettiğince. Yani mücadeleci bir takım, yenilmeyi kabullenmemek için varını yoğunu ortaya koyan bir ekip... İşte o zaman sabah işe daha mutlu gidiyorum, evime daha mutlu giriş yapıyorum, toplumsal ilişkilerim daha sakin ve hoşgörülü oluyor. Ama ne olursa olsun hiç bir şekilde rakip kim olursa olsun oynanan oyunun sadece bir spor müsabakası olduğu gerçeğini ve mantığını terketmemeye çalışıyorum. Rakibi eğer hakediyorsa alkışlamaktan gocunmam. Kendi takımıma gereğini yapmıyor diye tepki veririm amaelinden o kadar gelip “yapamıyor”u görürsem tepki vermem onu da alkışlarım.

Kısaca eğer ben birey olarak yeşil saha içinde “doğru olanı” görüyorsam rahatım, doğru ve etik olmayanı görüyorsam rahatsızım.

Bizler futbolseverler olarak bazı şeyleri iyi ayrıt etmemiz gerekiyor. Mesela geçen akşam Yunanistan maçından sonra Yunan takımı sahada alkışlandı. Medyamız da poh pohlayarak olayıolması gereken yere taşımayarak başka noktaya çekti. Tıpkı bizim Feneri Kadıköy’de 4-3 yendiğimiz maçtan sonra Fenerli seyircilerin maç bitiminde bizi alkışlamaları gibi!..

Aslında hepmizi biliyoruz ve yapıyoruz ki bu iki maçta da yenilen tarafın seyricisi rakip takımı iyi oynadığı ve hakettiği için alkışlamadı sadece kendi takımına olan tepkisinden dolayı o tavrı ortaya koydu. Burada bir gerçeğe parmak basmak istiyorum;

İşte futbolseverler ve taraftarlar olarak yenilgi ve kayıp halinde ortaya konulacak genel anlayışın bu olması lazım. Yani futbolu sadece bir spor olarak görüp, kazanan olacağı gibi bir kaybedenin de olacağını özümsemek ve kabullenmek. Tıpkı yukarıda belirttiğim maçlarda yapılanın aksine hakikaten iyi oynayan rakibi sırf takımımıza olan tepkimizden değil hakettiği için alkışlamamız gerekiyor. O bilince varmamız içinde önce çevremizdekilere bu ışığı yansıtmamız gerekiyor.

Medyanın bizi istediği gibi doldurmasına, yönlendirmesine ve rantiyesi uğruna çaktırmadan manşet ve köşe kapmacı kalemleri ile asimile etmesine izin vermemek gerekiyor. Yani asimilasyon stratejisine uymadan asimilitarist(Asi militan ruhlu-şiddete yöneltilmiş, benimsetilmiş olan) olmadan davranabilmek ve ters manial yaparak onları kendi doğrularımıza yönlendirebilmeliyiz. Nasıl aynen yukarıda bahsettiğim örnek gibi. Kazananı ve hakedeni olması gereken gibi alkışlamak ve hakkını vermek!...

Daha önce de söyledim bir yazımda; eğer maç esnasında ya da sonrasında rakibime küfür ediyorsam bu küfür evimizde başka takımları tutan, kardeşlerimize, annemize, babamıza, eşimize, evlatlarımıza da edilmiş sayılmalı. Yani ben tutup sırf kızdığım ya da yenildiğim için Fenerlilere ya da Galatsaraylılara “O.........çocukları” dersem bu “O......” kapsamına ailemi de sokuyorum demektir. Ne acı bir benzetme değil mi? “Acı ama gerçek!.......”

Tepkiyi hak etmiş olsalar bile aşağılayıcı ve ahlak sınırlarını zorlayan bir tepki olmamalı bu. Her ne kadar zamansız açmış olsalarda milli maç öncesi basın tribününde Emre için açılan pankart gibi olmalı yani hakedene dokunmalı, acıtmalı ve ders vermeli. Düşünsenize basın tribünüde açılan olmaması gereken dediğimiz türden bir pankartı;

“ Emre, herkesin elindeki kendine” diye bir pankart!....

Olur mu şimdi bu, yakışır mı ya da verilmesi gereken cevaba uygun mu? Tabi ki hayır.

Ne yapacaksak etiksel çizgimizi bozmadan ve ahlaklı bir insana yakışanı yapar gibi yapmalıyız ki etrafımızdakilerde bizi örnek alsın ve uygulasın. İlla Uefa yaptırımı olan ve korkutan eylem gibi “şise atmama” zorunluluğunu yaşamaya gerek yok. Çok basit yapmayacağız, küfür etmeyeceğiz, aşağılamayacağız, sindireceğiz, hazmedeceğiz ve evimize hakkı ile yenenleri alkışlayarak gideceğiz.

Çok zor değil mi?

Bana göre değil, “size göre”sini bilemem!......

Aslında konunun özü, eşittir(=); Beşiktaş etiği, ilkeleri, ahlakı ve duruşudur.

( Yine mi çok uzun yazmışım? Sanırım "evet" :-)) )

.

Safa Şenyıldız
22-10-2007, 17:52
Geçen gün Hürriyet'te bir haber okudum. Sanırım Samsun'da bir kişi öldürülüyor. Sebepse milli takıma laf atmak. Bu herhalde çok iyi anlatıyor milli takımın bu ülkede nasıl algılandığını.