PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yönetim mucizesi


Cem Ozel
23-10-2007, 14:21
137.500 euro nasıl 456.000 ytlye cıkarılır. yönetimizin muhtesem başarısına kısa bir bakış:

2006/1382E sayılı dosyada (İst 8 nci icraa md) eski futbolcumuz tayfun korkut 137.5000 euluk tazminat davası açmış, dosya masrafı, avukatlık ücreti, harçlar faiz gibi çeşitli kalemler eklenerek dosya hesabı icra dairesi tarafından yapılmaktadır. Yetenekli yöneticilerimiz yaptıkları iptal istemi red edilerek alacağın takip tarihinden itibaren EURO mevduatına uygulanacak döviz faizi işlenerek takibin devamını ve %40 icra inkar tazminatı ödememizi sağlamışlardır.

sonuçta itiraz etmeyip sözleşmesinde belirtilen tutarı tayfun korkuta verse idik ne yasal faizden ne av. ücretinden nede icra tutarlarından etkilenmeyecektik. başarılarından dolayı sevgili yönetimimize ve avukatlarımızın üstün hukuk mücadelelerinden ötürü teşekkürlerimizi(!) sunarım.

Kaynak: Beşiktaş futbol yatırımları sanayi ve ticaret A.Ş. 01.06.2006-31.05.2007 konsolide mali tablolara ait dip notlar sf:28

web kaynağı: http://imkb.gov.tr/bilanco/2006/12/tuk200612bjkas.zip ilgilenen arkadaşlar: bu linkteki zip dosyasından bjk aş. kons.doc. dosyasında 28. sf. sayfa 6 dan başlamaktadır. wordun değil documanın altında yazan numaraya göre hareket edin.

Hakan Kirezci
27-10-2007, 21:38
İngiltere’nin seçkin takımlarından Chelsea, Rus petrol milyarderi ve para babası Roman Abromoviç’e; AC Milan kısa süre öncesine kadar İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’ye; siyah beyazlı çubuk formasıyla özdeşleşen ve 80’li yılların en popüler takımı Juventus ise Fiat’ın patronu Agnelli ailesine ait. Bunlar futbol dünyasında en bilinen takımlar ve patronları. Bu örneklerde işler genelde iyi gidiyor. Ancak patronların idaresindeki takımlar her zaman başarılı olamıyor. Başarı sadece sportif olmamalı, ticari ve finansal olarak da tamamlanmalı. Patronlar krize girince takımlar da onlarla birlikte krize giriyor. Bu konuda en iyi örnekler İtalya’dan. Bir Roma kulübü olan Lazio, 2002 yılında büyük ortaklarından Cirio Finanziaria’nın 1.4 milyar dolarlık borcu nedeniyle batınca, ciddi bir krize girmişti. Parma ise sahibi olan Parmalat Grubu’nun borçlarını ödeyemez hale gelmesinin ardından finansal olarak batmıştı.

Chelsea’yi Abromoviç’in kucağına iten şey de 265 milyon dolara varan borçlarıydı. Abromoviç, kulübü zor durumdan kurtarıp, başarıya taşıyabilmek için 300 milyon dolar harcamak zorundaydı. Abromoviç’in Chelsea’ye olan ilgisi sadece bir tesadüf veya finansal operasyon olarak nitelemek konuyu hafife almak olur. Avrupa’da futboldan para kazanılan tek ülke, İngiltere. Diğer ülkelerin hiç birinde futbol kazanç getirmiyor.
Onun gibi bir kurtarıcıya sahip olmayan Leeds United ise borçları nedeniyle Premier ligden düşmek durumunda kalıyordu. Ligden düşen bir başka takım ise yakından tanıdığımız İtalya’nın mor menekşeleri Fiorentina idi. Takım, patronuyla birlikte iflas edenler kervanına katılanlardan sadece biriydi. Ekonomik zorluk yaşayanlar sadece bunlarla sınırlı değil. Real Madrid de dahil olmak üzere neredeyse Avrupa’da akla gelen tüm takımlar, borç batağında yüzüyor. Patronların bazıları kulüpleri, bazı kulüpler ise patronları batırıyor.

Hertha Berlin’in Başkanı Bernd Schiphorst, takımın stadını yenileyerek eklediği loca ve özel koltuk gibi uygulamalar sayesinde kulübün kasasına yılda 11 milyar dolarlık ek gelir sağladı. Fransa’da 1996 yılında Olimpik Marsilya takımını satın alan Adidas’ın eski CEO’su Robert Louis-Dreyfus, kendisi gibi bir profesyonel olan Adidas Fransa’nın Pazarlama Müdürü Cedric Dufoix’yı yanına alarak, UEFA kupasına katılan kulübün forma satışlarını 20 binden 250 bine çıkarırken, 45 milyon dolarlık maaş ödemelerini 40 milyon dolar seviyesine çekmeyi başardı.
Futbol endüstrisinin satır aralarını okuyabilenler ve kurallarına uyanlar, gelirlerini artırırken, borçlarını da azaltmayı başarıyor. Endüstriyel futbolda başarı tesadüfe değil iyi pazar analizine dayanıyor. Pazarı iyi okuyan gelirlerini artıran, sportif başarıyı da peşinden sürüklüyor.

Bütün bu örneklerden de anlaşılabileceği üzere hesaplar küçük ya da büyük farketmiyor. Artık futbolun geldiği bu konumdan sonra işlerin nasıl yürüdüğünü kavramak biz sıradan taraftar için (yoksa müşteri mi demeliydim?) gitgide daha çok zorlaşıyor.

Ne demeli bilmiyorum. artık sportif başarı=pazarlama başarısı. Ancak tersi olduğunda ise kayıp sadece sportif başarısızlıkla sınırlı kalmıyor maalesef. Kulübü külliyen kaybediyorsunuz.

Hakan Kirezci
27-10-2007, 21:55
Kulüplerin şirketleri gerçekten ilginç yapılara sahip. Beşiktaş hariç diğer üç kulübün şirketi, gelirleri yönetmek üzere kurulmuş. Bu şirketler, kulüplerin gelirler tarafını idare ediyor ve hisselerinin çoğunluğunu elinde bulunduran kulübe yüksek temettü aktarıyor. Bu şirketlerin bilançoları, kulüplerin borçlarını içermiyor. Dünyadaki uygulamalarda bu tür ikili yapılara pek fazla rastlanmıyor. Sadece Beşiktaş’ın borsadaki şirketinin bilançosunda, kulübün tüm gelir ve giderlerini görmek mümkün.

Borsadaki diğer sportif şirketlerin bilançolarına bakarak kulüpler hakkında bilgi sahibi olmak imkansız. Söz konusu şirketlerde sadece gelirlerin olduğu, giderlerin olmadığı bir sistem var. Takımlar maçlarını kaybetse, kulüpler devasa borçlarla yüzleşmek zorunda kalsa da, borsadaki şirketler temettü dağıtmaya devam ediyor. İnternette www.fesam.org ve www.verkac.org gibi futbol ekonomisine yönelik sitelerde yazıları yayınlanan ve “Futbol Endüstrisi” adlı bir kitabı olan futbol ekonomisi uzmanı Tuğrul AKŞAR, bu şirketleri “Dikensiz gül bahçesi olarak” tanımlıyor. Borsada hiçbir şirketin üç-dört yıl gibi bir süre içinde halka arz miktarı kadar temettü dağıtmasının söz konusu olmadığını belirten AKŞAR, uyarıyor: “Kulüpler aslında faaliyetleri sonucu elde ettikleri gelirlerin bir kısmını borsa yoluyla üçüncü kişilere dağıtıyorlar. Bu uzun vadede aktiflerin erimesi anlamına geliyor.”