PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Küresel Isınma


Deniz Can
03-02-2007, 14:35
Dun (2 Subat’07) Paris’te BM nezdinde yapilan Iklim Degisikligi Paneli’nin bildirgesi kuresel isinma icin son uyaridir.

Kyoto antlasmasina taraf olmayan Amerika Birlesik Devletleri baskani George Bush’un haftalar oncesinde suclu ineklerdir demesi ile savusturacagini zannettigi sorunun Paris’te kendisini iyice koseye sikistiracagini anlayinca iki gun oncesinden yine sahne almak icin ulusa seslenis programinda soylemis oldugu ‘kuresel isinma vardir, iklim degisiklikleri gercektir’ mealindeki mesaji artik bu meselede ABD-yi de baglar.

Kyoto ile baslayip, Paris’te sonuc bildirgesi okunan girisimlerin en buyuk kazanimi ABD’ye de bunu dedirtmek ve soruna taraf kilinmasini saglamaktir diye dusunuyorum. Her ne kadar ABD halihazirda getirilen hicbir oneriye kendini muhatap kilmasa da eninde sonunda oyle ya da boyle hukumetler arasi yapilan gorusmelerde alinan kararlarin kendisine bir sekilde dayatilacagini hissedecektir.

Sonuc bildirgesinin temasi medyaya her ne kadar ‘suclu insandir’ olarak yansisa da bu noktadan hareketle suc, suclu, azmettirici, tahrik edici gibi isimlendirmeler ile sorunun asil resmi muhatabi olan hukumetlere dayandigi asikardir.

Atlantigin ote yakasinda ‘inekler’ olarak ilan edilen suclu atlantigin bu yakasinda ‘insanlar’ olarak ilan edildi.

Bush, eline aldigi topun kartopu degil ates topu oldugunu anlayana kadar gecirdigi sure icerisinde onundeki BM raporunda yer alan canli hayvan endustrisinin sera gazi etkisine katkisi bolumunde yine masumu oynamak icin ‘inekler’i suclu olarak secmistir. Sanki o endustrinin sahibi Marsli’lar imis gibi… Evet dogrudur, bir hayvanin yetistirildigi ciftlik ortamindan evdeki buzdolabina kadar gecen sure icerisinde yaratmis oldugu sera gazi etkisi toplamda yuzde 18 gibi buyuk bir rakamdir. Buna hayvansal yiyecek uretimi dahil oldugu kadar inegin bokundaki metan gazi da dahil edilmistir. Yani bir uctan oteki uca kadar… Konusulan sudur; acaba genetic muhendisliginde yardimi ile ineklerden aciga cikan metan gazina mudahale edebilir miyiz? Simdi bu dedigimi saka gibi gorebilirsiniz ama bir sure oncede annemin telefonda kis ortasinda havalar nasil sorusuna –yaz gibi- diye cevap vermesindeki anlami kavrayamiyorduk halk olarak.

Paris’teki Iklim Degisikligi panelinden cikan baska onemli sonuclarda var kuskusuz. Cok onemli olanlar, ivedi olanlar, isin cilkinin ciktigini gosterir, suc ve suclularin corap sokugu gibi gelecek olmasini saglayan tespitlerde var. Is bu sebeple ABD baskan yardimcisi Dick Cheney’in adinin oldugu ExxonMobil adli petrol sirketinin Paris’te aciklanan son uyari raporunda yapilan calismalarda acik olup olmadigini bulmalari icin bilimadamlarina ihale cikarttiklari, para verdikleri biliniyor. Inekleri tek suclu olarak yansitmak icin olsa gerek.

Panelin son uyari niteligindeki aciklamasinin yapildigi gun ExxonMobil adli Amerikan petrol sirketinin yillik kari yer aliyor gazette sayfalarinda: yuvarlak rakamla yaklasik 40 milyar dolar !!!

Bir baska petrol devi olan Ingiliz Shell sirketinin yillik kari 26 milyar dolar !!! Shell’in saniyede 820 dolar kazanan bir sirket oldugunu dusunurseniz varin ExxonMobil’in nasil para kazandigini siz hesaplayin.

Shell sirketinin yil icerisinde elde ettigi 26 milyar dolarlik gelire karsilik olarak yapmis oldugu petrol faalitlerinden oturu cevreye verdigi zarar 20 milyar dolar olarak aciklanmakta.

Her iki sirketin yillik karinin toplami 66 milyar dolar.

Her iki sirketin yillik kar artislarindaki rekor duzeyin Sierra Leone’deki, Nijerya’daki, Irak’taki, cok daha genel olarak butun ortadogudaki isgaller, ic savaslar, catismalar ve rejim degisiklikleri ile olan iliskisini gormezden gelemeyiz.

Kuresel isinmaya karsi alinacak tedbirler olarak kendi uzerimize dusenler yok degil, var; ister evde copunu ayristir ister sac spreyini kullanmayi birak; secenekler yaygin fakat kuresel isinma gerceginde bireysel tedbirlerden daha onemlisi ve etkin olani hukumetler arasi girisimler ve konunun surekli gundemde olmasini saglayip halki bilgilendirmek, bu konuda egitici olmaktir.


http://img224.imageshack.us/img224/3528/kresel03hk7.jpg

Berkant Tutaklı
03-02-2007, 18:01
İşte küresel ısınmanın soğuk yüzü

İngiliz Cambridge Üniversitesi'ne bağlı Antarktika Araştırma Grubu'nun son tespitleri artık dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ortaya koydu.

İklim değişikliğini konu alan en büyük uluslararası toplantılardan birine ev sahipliği yapan İngiltere'de açıklanan bir rapora göre Antarktika'nın batısındaki buz tabakası da erimeye başladı. Son 50 yılda 13 bin kilometrekarenin üzerinde buz tabakasının küresel ısınmaya yenik düştüğünü hatırlatan bilim adamları Antarktika'daki buzların erimesinin ilk sonucunun, deniz suyu seviyesinde 5 metrelik bir yükselişle kendini göstereceğini belirtiyorlar.

"İYİMSER OLAMAYIZ"
Peki bu olay dünyayı nasıl etkileyecek? Araştırmacılar henüz belki de "felaket tellallığı" ile suçlanmamak için bu konuda net görüşler ortaya koymuyorlar. Profesör Chris Ripley de araştırmayla ilgili açıklamasında yalnızca yaklaşan ve oldukça "büyük" olacağı düşünülen felaketle ilgili uyarılarda bulunmakla yetindi. Ripley şöyle dedi; "Dört yıl önce Birleşmiş Milletler'in hazırladığı raporda bu endişeler dile getirilmişti ve ne yazık ki endişelerimizde haklı olduğumuzu gördük. Ancak daha önce buz tabakasının 2100 yılından önce parçalanmayacağı öngörülüyordu. Fakat incelemelere bakılırsa bu kadar iyimser olamayız. Bir felaket gerçekleşmeden önce mutlaka duruma el koymak zorundayız."

DEV ARTIK YÜRÜMEYE BAŞLADI
20-30 yıl içinde küresel ısınmanın dünyada çok önemli etkilere yol açacağını söyleyen Chris Ripley "Bu buz tabakası, buzulların kaymasını engelleyici bir destekti ve artık olması gereken yerde değil. Bu nedenle buzullar, eskiye oranla, altı kat hızla okyanusa kayıyor. Antarktika'nın batısında ise deniz suyundaki ısınma, buz tabakasının alttan incelmesine, "buz erozyonuna" neden oluyor. Eğer buzlar tahmin edilenden daha hızlı eriyorsa sonucu kestirilemez. Ancak artık Antarktika'yı uyuklayan dev bir buz kalıbı olarak düşünmek mümkün değil. Dev artık yürüyor" dedi.

Araştırmalar gösteriyor ki bütün profösörler olayı en iyimser şekilde tarihlendiriyorlar.Hepside sonunda bu rakamların bu şekilde giderse dahada hızlanacağını ve beklenmiyen olayların(Aslında bilinen ve beklenen ama umursanmıyan ) çok çabuk oluşacağını belirtiyorlar.Bizler evlerimizde çevremizde ne yapabilirsek ufacıkda olsa bir adım atmış olacağız.Bir başımıza çok işler başarabiliriz bir çok büyüktür güçlüdür bir olmadan iki olmaz.Bizler başlıyalım gerisi mutlaka gelecektir.Denizcan abinin dediği gibi öncelikle halkı bilinçlendirmek en önemlisi.

Ferhat Talan
03-02-2007, 18:19
katil abd kyoto protokolune ımza atmaz ...ondan cesateret alan bazı ülkelerde atmaz...dunya ıyıce dengesını dogasını kaybeder....kımıne gore kıyamet yaklasıyor olur...bakalım nereye kadar :confused:

Gökhan Gürses
03-02-2007, 18:25
Cassandra Sendromu : İleri sürüldüğünde başkaları tarafından inanılmayan, sonrasında gerçekleşerek insanları şaşırtan kötü ve üzücü olaylar için kullanılan bir terimdir.

Deniz Can
04-02-2007, 05:30
Bilgisayari acinca sinif baskanimiz Eda Neriman Yilmaz’dan gelen 10 Subat’ta yapilacak olan KOVA-lar (Kamusal Organizasyonlar ve Aktiviteler:) ) toplantisi ile ilgili mesaja hem sevindim hem uzuldum; cagriya sevinmekle beraber uzulerekte olsa gelemeyecegimi bildirmek zorundaydim.

Simdi buradan kuresel isinma ilgili birsey cikar mi sizce?

‘Cagriniza sevindim aranizda olmak isterdim ama o tarihte gelemem, islerim var, mumkun degil’ diye kendimi kasarak mazeret bildirirdim ya da karizmaya karizma katmak icin ‘ kusura bakmayin boyle bir toplanti icin cevreye verecegim zarari dusundum; gelmiyorum’ da diyebilirdim.

Ingiltere basbakani Tony Blair, Irak ile ilgili yapacagi ortak basin toplantisi icin Londra’dan Washington’a gidince, gidisi olay oldu gectigimiz gunlerde. Bush’un kuklasi oldugu zaten biliniyordu ama Bush’un yaninda ortak basin toplantisi yapip bunu tekrar gundeme getirecegi icin degil, yapacak oldugu bu ucusun cevreye verecegi zarar gozonune alindigi icin elestirilmisti bu kez.

Prens Charles uc gun once kendisine verilecek olan odulu almak icin Amerika’ya gidecegini soyleyince yine ayni sey oldu; -cevreye zarar veriyorsunuz prensim!’

Emirhan Oguz abimin deyisi ile dis kapinin mandali olarak bile sayilamayacagim bu alemde Eda’nin cagrisina kulak verip Istanbul’a gelmeye kalksam medyada yer almam elbette ama verilmeye calisilan mesaj bellidir; ucmayiniz!

Bir yere uctugumuz yok zaten, sadece bu garip parcalari biraraya getirip resmi tamamlamaya calisiyoruz.

Ne olur KOVA toplantisina katilmak icin Istanbul’a ucsam?

http://www.climatecare.org/calculators/flights_calc.cfm

Yukardaki linkte ucus noktalarini yerlestirince benim cevreye verecegim CO2 gazina katkim 0.55 ton olur. Bu da finansal olarak bakildiginda 8.26 dolarlik daha bir masraf yarattim demektir. Yani benim bu ucusum yuzunden birileri cevreyi CO2 gazi etkisinden kurtarmak icin 8.26 dolar harcamak zorunda. Oyle ki, evde kullandiginiz elektirigi, gazi, surdugunuz araba icin aldiginiz yakit turunu, yilda ne kadar km yol yaptiginizi veri olarak veriyorsunuz o da size cevreye vereceginiz zarari ve yarattiginiz maliyeti soyluyor!!! Cihan ve Ali Mandaci’ya helal-i hos olsun ama resim oyle bir cizilmis ki; ben ne halt edecem simdi sanki dedirttirecek.

Bugunden itibaren hareket noktasi Ingiltere olan ucagin yolculari cevre kirliligine katki payini ayrica vergi olarak odeyecek, isterse biletini gecen sene almis olsun. Havaalanlarinda CO2 masalarindaki kuyrukta elinde bileti olan yolcu,-0.55 ton lutfen- deyip parasini odeyecek. Yok oyle beles karbon gazi artik! Ayni uygulama belki bugunku sekliyle belki daha farkli bir sekilde surec icinde Carsamba havaalanina bile gelecektir. Cunku maliyet artik bireye indirgeniyor.

Tamam, eyvallah, sokaga cop atmama gereginden tutun da evde copleri ayristirma islemi ile geri donusumu hizlandirmaya varincaya kadar bircok seyi kendimiz yaparak cevre duyarliligi konusunda birseyler vermis oluruz. Iyi de yukardaki linkte oldugu gibi citayi yukseltiyorlar artik. Ha, faydasi yok mu? Elbetteki var, vardir ama beni benimle basbasa birakip Shell’i saniyede 820 dolar kazanan bir sirket olarak tanimami engellemesin. Yillik kari 26 milyar dolar olup cevreye verdigi global zarari yilda 20 milyar dolari bulan Shell’in faaliyetlilikleri ve iliskileri mi goz onune alinip incelenmeli yoksa bu alemde dis kapinin mandali bile sayilamayacak sahsimin KOVA’ya katilirsa ne olacagi mi?

Suclu ‘insan’ ilan edilmis olsa bile ilan edenlerinde insan oldugunu, hukumetler oldugunu, devletler oldugunu unutmayalim. Kucuk olandan, az olandan yola cikmayacagimiz yer budur belkide. En yukardan baslanmali bu meselede. Kalici ve caydirici yaptirimlari uygulayabilecek, uyguluyor olmasi gereken hukumetlerden baslamali. Cokuluslu sirketlerin faaliyetliliklerinden baslamali. Askeri harcamalarin ve askeri faaliyetliliklerinde ne gibi cevresel kirlilik yarattigindan bahsedilmeli birazda. Savaslardan mesela! Istanbul il sinirlari dahilinde gomulen yuzlerce kimyasal atik dolu varilin sahibi olan zat karsisinda neye ihtiyacimiz oldugu tekrar gozden gecirilmeli. Akarsularimizi kanalizasyon, denizlerimizi copluk olarak goren idarecilerin, yoneticilerin, politikacilarin teshir edilmesi gerektiginden, yaptirimlarin agir olmasi gerektiginden de soz edilmeli. Anam zaten soydugu portakalin kabugunu yal diye ineklere veriyor.

Murat Aru
04-02-2007, 11:45
Dün Akşam Okan Bayülgen Televizyon Makinesinde Küresel ısınma ile ilgili
Duyarlı Yaklaşımından Dolayı kutluyorum.

28 NİSANDA KADIKÖYDE OLALIM DİYORUM.

Özer Özçetin
04-02-2007, 13:08
İlk kez son saniyesine kadar ailce izledik,sloganlar bile tüylerimi diken diken etti.28 nisanda Kadıköyde olmalıyız.

Murat Aru
08-02-2007, 17:58
Küresel .... .... Isınmayın!

Az Sonra..!

Gürhan Oğuz
08-02-2007, 18:19
sonramı sonra ısınacaz ısınacaz
sonra bir daha ısınacaz.....
......

ve 500 yüz yıllık ömrü kalmış dünyanın bir ucunda bunu yapanlara lanet okuyacağız tabi..
denizcanın yazdıklarını okuyunca insan gerçekleri daha yakınen görüyor

500 yüz yıl ömür, insanlığa yatermi bilmem, ama kasalarını dolduranlara yeterde artar bile

yuh olsun hepsine
binlerce kez:rolleyes:

Cem Ozel
08-02-2007, 19:07
Dünya'nın atmosferine karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) eklenmesi dünya yüzeyinin sıcaklığını yükseltmektedir. Atmosferdeki CO2 artışı dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe, yerini kara veya açık sular almaktadır.

Artan sıcaklıklar ve olası etkileri

* +2.4 derece: Su sıkıntısı başlayacak

Kuzey Amerika'da kum fırtınaları tarımcılığı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30'uı yok olma tehlikesiyle karışılacak.

* + 5.4 derece: Denizler 5 m. yükselecek

Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.

* + 6.4 derece: Göçler başlayacak

Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarında düşecek.

28 NİSAN'da kadıkoy'de

Deniz Coşkun
08-02-2007, 23:53
http://img178.imageshack.us/img178/8164/kreselcl6.gif



Buda bizden olsun..

Özgür Ergün
09-02-2007, 00:24
KÜRESEL ISINMA ULAN!!!

Gurkan Kadik
09-02-2007, 01:17
türkiyenin en çok rüzgar alan bölgesine nükleer santral yapmaya çalışanlara gereken tepki verilmelidir.

Ersan Üngüder
09-02-2007, 09:39
Sera etkisi

Dünyayı dev bir sera gibi düşünün... Seranın "cam çatısını" da karbon gazları olarak. Nasıl ki, cam güneşin ışığını seranın içine geçirip ısının dışarı çıkmasını önlüyorsa, yeryüzünün çevresini saran atmosferde giderek yoğun bir katman oluşturan karbon gazları da, güneş ışığını dünyaya geçiriyor, ama ısıyı dışarı bırakmayarak dünyamızın giderek ısınmasına neden oluyor.

İşte bu nedenle, endüstri devriminden bu yana fabrikalar, motorlu araçlar ve enerji santrallerini çalıştırmak için ya da ısıtma ve aydınlatma gibi benzer amaçlarla kullanılan kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan atmosfere yayılan karbon gazları, "sera etkili" gazlar olarak tanımlanıyor.

Bazı bilim kadınları ve bilim adamlarına göre, dünyanın giderek "global" bir şekilde ısınmasına, başta karbondioksitle metan gazlarını yayan fosil yakıtlar yol açıyor. Acil önlem alınmazsa, atmosferdeki karbondioksit bileşimlerinin 2010 yılına kadar son 50 milyon yıldaki en yüksek düzeyine yükseleceği uyarısında bulunan bilim çevreleri, bunun yer yüzündeki sıcaklığın 2100’de 1-3.5 derece artması anlamına geleceğini belirtiyorlar.

Doğanın dengesi bozulacak

"Bu kadar az farktan ne çıkar“ demeyin. Burada söz konusu olan, günden güne ya da mevsimden mevsime değişen "sıcaklık farkı" ya da "hava değişimi" değil, iklim kalıplarında görülen anormallik ve düzensizlikler.

Dünya çapında ısının 1-3.5 derece artması, buzulların hızla erimesine, global düzeyde deniz seviyesinin 15-95 santimetre yükselmesine yol açacak. Enlemlere göre, dünyanın değişik bölgeleri bundan değişik şekillerde etkilenecekler. Bazı bölgeler, bu iklim düzensizliğinden başlangıçta yarar görür gibi görünürken, bazıları zarara uğrayacak. Her iki durumda da yaşanan değişiklikler, eko-sistemlerin kendilerini değişikliğe ayak uyduramayacağı kadar hızlı gelişecek.

Buna göre, küresel ısınma nedeniyle kuzey bölgelerinde yağışlar artarak deniz seviyesi yükselirken, ada ülkeleri yok olma tehdidiyle, giderek daha az yağış alan kuraklık ve kıtlığın yaşandığı bölgeler de daha da kurak olma tehlikesiyle karşı karşıya gelecek. Pek çok bölgede ormanlar yok olurken, toprak ve suların ısısında meydana gelen değişiklik, bazı canlıların, diğerleri aleyhine azalmasına ya da çoğalmasına yol açacak, bu da doğanın dengesini bozacak.

Özgür Kartal
09-02-2007, 11:45
küresel ısınma ulan!
çok güzelmiş bu slogan

Ümit Kurt
09-02-2007, 12:24
bu konu gerçekten çok hassas...

çevremizde olan bitenin farkında olamamak imkansız hele geldi... öyleki insanlar bu kışı kazak giymeden bere takmadan geçirdi bu hale kaç yılda gelindi o ayrı konu ama bundan sonraki süreç galiba daha hızlı gelişecek gibi gözüküyor..

para kazanma çabası dünyayı git gide eritiyor, yok ediyor ve 5 milyar yaşındaki dünyanın 500 yıllık ömrü kalması gerçekten çok vahim...

bireyler olarak bu konuda yapabileceğimiz yetersiz gibi gözüksede damlaya damlaya göl olur mantığını unutmamak lazım diye düşünüyorum aslında aslolan devletlerin kalıcı çözümler bulmasıdır ama işin içine ticari kazanç girince maalesef bush'un dediği gibi suçlu inekler oluyo...

bu konuyu açan Deniz Can arkadaşıma da teşekkürü borç bilirim...

Arda Can
09-02-2007, 15:05
28 nisan da kadıköy de olmalıyız..

küresel ısınma ulan..süpper bu..!!

Rasim Bektaş
09-02-2007, 16:29
ısınmak istiyorum
kuraklık istiyorum
kavrulmak istiyorum


‘Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’

Gokhan Elci
09-02-2007, 18:54
ısallah o gun çalısmıorumdur!!

Gürhan Oğuz
09-02-2007, 19:02
gidemesekte bulunduğumuz yerden bunu internet aracılığıyla yayabildiğimiz en geniş kesime yayalım
denizcanın, küresel ısınma yazısını gönderebildiğimiz her yere atalım buda bir görevdir
yüklenin bakalım kartal kanatlarınızla

Soner Aytar
09-02-2007, 21:00
Kapitalizmin aşırı kar hırsının Dünyayı getirdiği bu durum aslında, sorunun yalnızca bir doğa olayı olmaktan çok, bir sistem sorunu olduğunun göstergesidir.Bugün, Kapitalizm tüm insanlık açısından büyük bir tehlikedir.İnsanlık bu kokuşmuş düzene karşı insanın insanca diğer canlılarında kendine özgü yaşaması için bu gidişe dur demek zorundadır.
KAPİTALİZM ÖLDÜRÜR.

Serenat Tutaklı
09-02-2007, 23:03
Sorun bu kadar ciddiyken bizler neler yapabiliriz?Evlerimizde nasıl önlemler alabiliriz?

Çoğumuzun evinde standard ampullerden var sanırım.Onları floresana çevirmekle başlayabiliriz.Çünkü floresanlar normal ampullerin kullandığı enerjinin % 60'ından daha az enerji kullanır.Tasarruflu ampul diye satılır çoğu yerde-beyaz ışık-

Klima filtrelerini muhakkak düzenli süreçte temizlemek gerekir.Temizlenen filtre karbondioksit tasarrufu sağlayacaktır bu sayede.

Sıcak suyu elde etmek demek çok enerji harcamak demek.Çamaşırları soğuk ya da ılık suda yıkamak bu enerjiden tasarrufu sağlar.

Kullanmadığınız ne kadar elektronik alet varsa kapalı tutmak en faydalısı.Çünkü bu sayede ciddi anlamda karbondioksit tasarrufu sağlanır.Düşünsenize sadece yaşadığınız şehirde bunu dikkat edilse akabinde ülkeyi düşünün.Üstelik istatistiki bir veri var.Kullanılmadığı halde fişi takılı olan bazı elektronik aletler enerji harcamaya devam ediyor.Şarj aletleri,televizyon...Elektronik aletlerdeki saatleri çalıştırmak ve hafıza çiplerini hazır tutmak için harcanan enerji, evde harcanan toplam enerjinin %5'ini oluşturuyor ve atmosfere yılda 18 milyon ton karbon bırakıyormuş:eek:

Geri dönüşümü olan kağıt ürünlerini kullanmak gereksiz yere ağaçların kesilmesini engelleyecektir.

Dondurulmuş gıdaları tercih etmeyin çünkü onların yapımında normaldan 10 kat fazla enerji harcanıyor.

Gereksiz yere araba kullanımı da bizi zora sokan nedenlerden.Kısa mesafeleri bile araba ile gitme gereksizliğini ortadan kaldırmak lazım.

Lazım da lazım..liste yapmaya kalksak,günlük hayatta bizlerin de sorumluluğunda olan tonla şey olduğunu görürürüz.Bunları uygulamak zor olmadığı gibi ne kadar gerekli olduğu da ortada.

Çek o şarj aletini fişten çeeeek!

Burak Sığırcı
09-02-2007, 23:14
serenat bahsettiklerinde haklı ama bunlar devede kulak aslında.klasik solcu genellemesi olacak fakat söylemeden edemeyeceğim:kapitalizmin fişini çekmek lazım asıl.

bütün bu tüketim alışkanlıklarını yaratan,petrol tekellerine istediğini yapma özgürlüğü sağlayan,"sermaye"lerini üçüncü dünya ve doğu avrupanın "maliyet"i düşük(acaba niye?!) ülkelerine kaydıran çok uluslu şirketlerin kapitalizmini konuşmak gerek.

Derya Banu Akgul
09-02-2007, 23:15
İstanbulda nerdeyse kişi başına 2 araba düşüyo rahat yaşamayı severiz biz en yakın mesafyeye bile arabayla gidiyoruz.e-5 kara yoluna metro yaplıyo nekadara rahata olacak diye düşünürken şimdi isanlar e-5 kara yoluna nasıl çıkcaz bunun derdine düştü.çevremde insananlara bakıyorum korumak yerine hep daha nekadar kirletirizi yaşıyo bir çok şey var üstüne düşülmesi gereken ama bizim en kolay yaptığımz şey oturduğumuz yerden konuşmak.ne vatanlar kurtulur ne devletler çökertilir o konuşmalarda ama sadece orda kalır.bilinçli insanlar görmek ve yetiştirmek artık dahada zorlaştı bu konuda en iyi uyguluma okullarda başlar diye düşünüyorum ama buna inanmak ve anlatmak gerekli yarınlar giderek zorlaşıyo.

Arda Can
10-02-2007, 00:20
LONDRA - ABD’nin Bill Clinton döneminde eski başkan yardımcısı Al Gore ve İngiliz milyarder iş adamı Richard Branson, bugün İngiltere’nin başkenti Londra’da bilim adamlarını bu yönde çalışmaya teşvik edecek uluslararası yarışmayı ilan ettiler. Buna göre, atmosfere karışan karbondioksitin temizlenmesinde en başarılı yöntemi geliştiren tam 25 milyon ABD dolarının sahibi olacak.

Deniz Can
10-02-2007, 02:39
Kuresel isinma ya da iklim degisikligi diye adlandirilan soruna karsi bireysel sorumluluklarimiz uc baslikta toplanabilir aslinda;

-kullandigini azalt.
-kullandigini yeniden kullan.
-kullandiginin geri donusumunu sagla.

Bu ucu yapabilecegimiz seyleri ihtiva eder. Ornek mi?

-Hicbir elektronik esyani stand-by da tutma. Hani televizyonu uzaktan kumandadan kapatirsinda hala o kucuk kirmizi isik yanik durur ya ustunde, onu da kapat.
-Kagidin on yuzu kullanilmis arka yuzu bos; e kullan iste.
-Gazozu ictin, sisesini geri donusume at. (bunun icin altyapiyi saglayacak olan yerel yonetimlerdir; onlara yaz, e-posta gonder, tesvik et, anlat, oner, baski yap)

Bunlar bir cirpida herkesin aklina gelebilecek seyler. Bunlar olur, bunlar yapilabilir seyler. Ahlak ile etik arasindaki farki kavradigimizda ve ahlak ile etik olani yerine getirdigimizde olacak seyler. Insanlarin birbirleri ile olan iliskilerinde kendilerinden yapmalari istenen davranislar ahlaktir. Toplumsal bir olgudur yani. Her topluma hatta her toplumun yoresine gore de degiskendir. Etik ise degisik ahlak anlayislarinin kesistigi ortak noktadan cikar ve evrenseldir.

Ne zaman ki okunmus gazetenin geri donusume atilmamasi ahlaksizlik olarak kabul gorur ve bu etik bir davranis olarak yer edinirse o zaman toplum olarak gerekeni yapmis oluruz. Benim kisisel olarak bildigim, gordugum, tecrube edindigim hem ahlaki olarak hem de etik olarak uygulanabilirligine sahit oldugum yer guney Almanya, Bavyera eyaletidir. Bunu neyi gozardi etmeden soyluyorum; oradaki insanlar sirtinda Yusuf yazili cubuklu Besiktas formasi ile Samsun sokaklarinda el arabasi cekip kagit, gazete toplayan saci sakalina karismis, topladiklarinin bir kismini kesekagidi yapip satmak zorunda olan bir gariban degil. O da bir nevi geridonusume katki yapmis oluyor haliyle ama adini bilmedigim o saci sakalina karismis sirtinda Yusuf yazan cubuklu Besiktas formali adam koca bir kente nasil yetsin?!

Neyse, buraya kadar iste; birey olarak yapabileceklerimiz uc kalemdir dostlar.

Meseleyi biraz daha acalim, sinirlarin disina cikalim ve Kyoto’dan baslayip devletler nezdinde olay nasil seyrediyor ona bakalim.

Kyoto denilen sey aslinda daha onceden BM tarafindan duzenlenmis (Turkiye’nin de taraf oldugu) cok onceden beri var olan bir protokolun daha organize edilmis, daha ciddilestirilmis halidir.

11 Aralik 1997’de Japonya’da Kyoto sehrinde tartismaya acildi.
16 Mart 1998’de imzaya tabi tutuldu.
16 Subat 2005’de de yururluge girdi.

Sus olsun diye imzalayanlarda var; istatistik teskil etmek icin imzalayanlarda var. Mesela ABD 12 Kasim 1998 de imzalamis Kyoto’yu. Burada bir saskinlik var, imzalamis ama yukumluluklerimi yerine getirecem, ben 1990 yili karbondioksit salimi baz alindiginda onun su kadarindan sorumluyun diyen kisimlarini imzalamamis, kabul etmemis. Hani bir nevi hayirli olsun imzasi atmis, oyle diyelim.

Mesela Maldive Adalari 16 Mart 1998 de imzalamis, 30 Aralik 1998 tarihinde de 16 Subat 2005 de yerine getirilmesi gereken yukumluluklerimi yerine getirecem diye kendini baglayan kisima da imza atmis. Iyi de 1990 yili karbondioksit salimina gore toplamda Maldive Adalarinin dunya karbondioksit gazi salimina katkisi yuzde-sifir!!!

Niue diye bir yer duydunuz mu? Niue hukumeti de ‘ben elimdeki butun bilimsel verileri verecem, elimden geleni yapacam’ diye imza atmis. Eee, onu ben de imzalarim.

1990 yilinin karbondioksit degerleri baz alinarak dendi ki; arkadas imzaya acildiktan sonra en az 90 gun gececek, 90 gunun sonunda en az 55 ulke imzalamis olmus olacak ve bu 55 ulkenin toplami en azindan dunya toplam karbondioksit saliminin yuzde 55 inden sorumlu olacak.. Olmadi mi, imza acik devam edecek falan filan. 23 Mayis 2002’de ilk kosul olan 55 ulke Izlanda’nin imzasi ile olustu. Ikinci kosul olan toplamin yuzde 55-ini saglamak Rusya’nin Kasim 2004 deki imzasi ile gerceklesti.

Tarihsel akisa bakar misiniz, maarif takvimi sanki.

Amerika farkli ama, o firsatlar ulkesi oldugu kadar firsatci da bir ulke. Karbondioksite endeksli sera gazi etkisi en fazla olan ulkedir Amerika. Gunahlar hanesine katkisi yuzde 25’den fazla.

Kyoto ne diyor?

Diyor ki; arkadas 2008 ile 2012 yillari arasinda karbondioksit gazini 1990 yilindaki seviyenin yuzde 5.2 altina indir.

Ve yine ayni Kyoto Amerika’ya da diyorki, en fazla kirleten sensin, sen yuzde 7 indir!

2001 yilinda karbondioksit yayimini indirecem diye soz vererek baskan secilen Busht, daha sonra Kyoto’dan imzasini geri cekti ve soyle bir oneride bulundu;

Ben dedi, karbon oranini 2010 yilina kadar (kendi dogum yilimi karistiririmda bunu unutmam) yuzde 4.5 Amerikali isyerlerinin “gonullulugu” ile indirecem. (Nah iner gonullulukle.)
Ayni Amerikanin enerji bakanligi da dedi ki bu plana gore karbon orani 1990 seviyesinin yuzde 30 ustune cikar. Busht dedi ki benim planin anlami trafikten 70 milyon arabanin men edilmis olmasi demektir. Yersen. Kimse yemedi. O yuzden Busht effendi ‘tamam bu bir sorun ama dediginiz gibi ben degil, inekler daha cok sorumlu’ dedi. Yine yersen! Yedik mi? Hayir.

Mesele aslinda tasarruftan ibaret degil, cok daha karisik. Buraya kadar yazilan soylenen herseyi unutalim. Yeni bir paragrafa basliyalim simdi. Gozardi edilen, animsanmayan, konusulmayan, yazilmayan en onemli konuya gelelim. Yandim allah demekten daha onemli olup yandim allah dedirten konuya!

Kuresel Isinmaya bagli ilticacilik!

Simdi dusunun, deniz seviyesi yukseldi, bir yerlerde kuraklik oldu, bir yerlerde seller oldu, ormanlar yandi, toprak kaydi ve benzeri seyler vuku buldu. Ne yapacak oradaki insanlar? Simdi ne yapiyorsa onu yapacak; goc edecek. Boyutu buyuyecek Ic gocler dis goclere donecek. 2010 yili icin ongorulen goc nufusu 50 milyon! Abartmislar biraz, bana oyle geldi en azindan ama kisa bir sure sonra bu rakami gormek sasirtici olmaz. Ne olur o zaman? Uretim iliskileri degisir. Buyrun nereye dayandi konu; uretim iliskileri!

* * *

Turkiye Kyoto’yu niye imzalamadi?

Piraye Oğuz
10-02-2007, 10:39
‘Ozon’u onarırken, Küre’yı ısıttık’BM raporuna göre, Ozon dostu olarak teşvik edilen gazların yarattığı küresel ısınma etkisi, Kyoto Protokolü’nün azaltmayı hedeflediği karbondiksidin 2 ila 3 katı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:57 TSİ 24 Ağustos 2006 Perşembe
WASHINGTON - Montreal Protokolü’yle birlikte Ozon tabakasının delinmesine yol açan kloroflorokarbon gazları çıkaran tüm ürünler kaldırıldı, yerine Ozon dostu ürünler kullanıldı. Buzdolapları, saç spreyleri, klimalar, deodorantlar, yarıiletkenler, yangın söndürücüler ve yalıtım maddeleri gibi günlük yaşamın vazgeçilmezleri baştan aşağı yenilendi. Ancak, bir noktada yanlış yapıldı. Ozon dostu ürünlerin içerdiği klor ve flor, gizli gizli küresel ısınmaya katkı yaptı.
Birleşmiş Milletler raporuna göre, Montreal Protokolü’nün sonucunda açığa çıkan sera etkisi yaratan gazların, Kyoto Protokolü’nün azaltmayı hedeflediği karbondiksit oranının yaklaşık 2 ila 3 katı. İşte Birleşmiş Milletler şemsiyesinde yapılan iki önemli çevre anlaşmasının birbirleriyle bu derece zıt sonuçlar çıkarması bilim insanlarını zor duruma soktu.

KAŞ YAPAYIM DERKEN, GÖZ ÇIKTI
Kyoto Protokolü, enerji santralleri, motorlu araçlar ve diğer endüstriyel alanlarda açığa çıkan karbon dioksidi indirmeye çalışırken, hidrokloroflorokarbonlar da küresel ısınmaya neden olan sera etkisi yaratıyor. Birleşmiş Milletler raporu, hidrokloroflorokarbonların 2015 yılına kadar atmosfere 2 ila 3 milyar ton karbon dioksit yaratacağını vurguluyor. Kyoto’nun 2012 yılına dek azaltmayı amaçladığı karbon dioksit miktarı ise 1 milyar ton. Kısaca, Kyotonun kazancını, hidrokloroflorokarbonlar götürüyor. Çevreye olumlu etki sıfırlanıyor. Gelecek yıllarda gelişmekte olan ülkelerde de endüstriyel ürün kullanımının artmasıyla, çevre felaketinin hızlanacağı vurgulanıyor.

Serenat Tutaklı
14-02-2007, 04:34
Kuresel isinma ya da iklim degisikligi diye adlandirilan soruna karsi bireysel sorumluluklarimiz uc baslikta toplanabilir aslinda;

-kullandigini azalt.
-kullandigini yeniden kullan.
-kullandiginin geri donusumunu sagla.

Bu ucu yapabilecegimiz seyleri ihtiva eder. Ornek mi?

-Hicbir elektronik esyani stand-by da tutma. Hani televizyonu uzaktan kumandadan kapatirsinda hala o kucuk kirmizi isik yanik durur ya ustunde, onu da kapat.
-Kagidin on yuzu kullanilmis arka yuzu bos; e kullan iste.
-Gazozu ictin, sisesini geri donusume at. (bunun icin altyapiyi saglayacak olan yerel yonetimlerdir; onlara yaz, e-posta gonder, tesvik et, anlat, oner, baski yap)

Bunlar bir cirpida herkesin aklina gelebilecek seyler. Bunlar olur, bunlar yapilabilir seyler. Ahlak ile etik arasindaki farki kavradigimizda ve ahlak ile etik olani yerine getirdigimizde olacak seyler. Insanlarin birbirleri ile olan iliskilerinde kendilerinden yapmalari istenen davranislar ahlaktir. Toplumsal bir olgudur yani. Her topluma hatta her toplumun yoresine gore de degiskendir. Etik ise degisik ahlak anlayislarinin kesistigi ortak noktadan cikar ve evrenseldir.

Ne zaman ki okunmus gazetenin geri donusume atilmamasi ahlaksizlik olarak kabul gorur ve bu etik bir davranis olarak yer edinirse o zaman toplum olarak gerekeni yapmis oluruz. Benim kisisel olarak bildigim, gordugum, tecrube edindigim hem ahlaki olarak hem de etik olarak uygulanabilirligine sahit oldugum yer guney Almanya, Bavyera eyaletidir. Bunu neyi gozardi etmeden soyluyorum; oradaki insanlar sirtinda Yusuf yazili cubuklu Besiktas formasi ile Samsun sokaklarinda el arabasi cekip kagit, gazete toplayan saci sakalina karismis, topladiklarinin bir kismini kesekagidi yapip satmak zorunda olan bir gariban degil. O da bir nevi geridonusume katki yapmis oluyor haliyle ama adini bilmedigim o saci sakalina karismis sirtinda Yusuf yazan cubuklu Besiktas formali adam koca bir kente nasil yetsin?!

Neyse, buraya kadar iste; birey olarak yapabileceklerimiz uc kalemdir dostlar.

Meseleyi biraz daha acalim, sinirlarin disina cikalim ve Kyoto’dan baslayip devletler nezdinde olay nasil seyrediyor ona bakalim.

Kyoto denilen sey aslinda daha onceden BM tarafindan duzenlenmis (Turkiye’nin de taraf oldugu) cok onceden beri var olan bir protokolun daha organize edilmis, daha ciddilestirilmis halidir.

11 Aralik 1997’de Japonya’da Kyoto sehrinde tartismaya acildi.
16 Mart 1998’de imzaya tabi tutuldu.
16 Subat 2005’de de yururluge girdi.

Sus olsun diye imzalayanlarda var; istatistik teskil etmek icin imzalayanlarda var. Mesela ABD 12 Kasim 1998 de imzalamis Kyoto’yu. Burada bir saskinlik var, imzalamis ama yukumluluklerimi yerine getirecem, ben 1990 yili karbondioksit salimi baz alindiginda onun su kadarindan sorumluyun diyen kisimlarini imzalamamis, kabul etmemis. Hani bir nevi hayirli olsun imzasi atmis, oyle diyelim.

Mesela Maldive Adalari 16 Mart 1998 de imzalamis, 30 Aralik 1998 tarihinde de 16 Subat 2005 de yerine getirilmesi gereken yukumluluklerimi yerine getirecem diye kendini baglayan kisima da imza atmis. Iyi de 1990 yili karbondioksit salimina gore toplamda Maldive Adalarinin dunya karbondioksit gazi salimina katkisi yuzde-sifir!!!

Niue diye bir yer duydunuz mu? Niue hukumeti de ‘ben elimdeki butun bilimsel verileri verecem, elimden geleni yapacam’ diye imza atmis. Eee, onu ben de imzalarim.

1990 yilinin karbondioksit degerleri baz alinarak dendi ki; arkadas imzaya acildiktan sonra en az 90 gun gececek, 90 gunun sonunda en az 55 ulke imzalamis olmus olacak ve bu 55 ulkenin toplami en azindan dunya toplam karbondioksit saliminin yuzde 55 inden sorumlu olacak.. Olmadi mi, imza acik devam edecek falan filan. 23 Mayis 2002’de ilk kosul olan 55 ulke Izlanda’nin imzasi ile olustu. Ikinci kosul olan toplamin yuzde 55-ini saglamak Rusya’nin Kasim 2004 deki imzasi ile gerceklesti.

Tarihsel akisa bakar misiniz, maarif takvimi sanki.

Amerika farkli ama, o firsatlar ulkesi oldugu kadar firsatci da bir ulke. Karbondioksite endeksli sera gazi etkisi en fazla olan ulkedir Amerika. Gunahlar hanesine katkisi yuzde 25’den fazla.

Kyoto ne diyor?

Diyor ki; arkadas 2008 ile 2012 yillari arasinda karbondioksit gazini 1990 yilindaki seviyenin yuzde 5.2 altina indir.

Ve yine ayni Kyoto Amerika’ya da diyorki, en fazla kirleten sensin, sen yuzde 7 indir!

2001 yilinda karbondioksit yayimini indirecem diye soz vererek baskan secilen Busht, daha sonra Kyoto’dan imzasini geri cekti ve soyle bir oneride bulundu;

Ben dedi, karbon oranini 2010 yilina kadar (kendi dogum yilimi karistiririmda bunu unutmam) yuzde 4.5 Amerikali isyerlerinin “gonullulugu” ile indirecem. (Nah iner gonullulukle.)
Ayni Amerikanin enerji bakanligi da dedi ki bu plana gore karbon orani 1990 seviyesinin yuzde 30 ustune cikar. Busht dedi ki benim planin anlami trafikten 70 milyon arabanin men edilmis olmasi demektir. Yersen. Kimse yemedi. O yuzden Busht effendi ‘tamam bu bir sorun ama dediginiz gibi ben degil, inekler daha cok sorumlu’ dedi. Yine yersen! Yedik mi? Hayir.

Mesele aslinda tasarruftan ibaret degil, cok daha karisik. Buraya kadar yazilan soylenen herseyi unutalim. Yeni bir paragrafa basliyalim simdi. Gozardi edilen, animsanmayan, konusulmayan, yazilmayan en onemli konuya gelelim. Yandim allah demekten daha onemli olup yandim allah dedirten konuya!

Kuresel Isinmaya bagli ilticacilik!

Simdi dusunun, deniz seviyesi yukseldi, bir yerlerde kuraklik oldu, bir yerlerde seller oldu, ormanlar yandi, toprak kaydi ve benzeri seyler vuku buldu. Ne yapacak oradaki insanlar? Simdi ne yapiyorsa onu yapacak; goc edecek. Boyutu buyuyecek Ic gocler dis goclere donecek. 2010 yili icin ongorulen goc nufusu 50 milyon! Abartmislar biraz, bana oyle geldi en azindan ama kisa bir sure sonra bu rakami gormek sasirtici olmaz. Ne olur o zaman? Uretim iliskileri degisir. Buyrun nereye dayandi konu; uretim iliskileri!

* * *

Turkiye Kyoto’yu niye imzalamadi?

Küresel ısınmaya dair neler yapabiliriz,dünya ne yapıyor,bizlerin bakış açısı ne bunları tartışıyorduk başlıkta.Konu ile alakalı pankartta bu başlığa taşınınca teşekkürlerimizi de burda belirttik:) Konu aşağılara düşmesin.Devam edelim lütfen burdan...

Gürhan Oğuz
14-02-2007, 09:32
İSTANBUL - Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen İklim Değişikliği konulu panelde, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Uzmanlar Grubu tarafından 21 sayfalık bir rapor yayımlandı. Grubun başkanı Rajendra Pachauri, yaptığı açıklamada, raporu, “daha önceki araştırmaların birkaç adım ötesine giden çok etkileyici bir belge” olarak nitelendirdi. Raporda 2100’e kadar sıcaklığın 1,8 ila 4 derece artacağı ve okyanuslardaki su seviyesinin 18 ila 59 santimetre yükseleceği kaydedildi. Raporda ayrıca daha şiddetli fırtınaların görüleceği ve sıcaklık dalgalarının daha sık yaşanacağı ifade edildi.

-------------------
Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.)

Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi cam seralara benzer bir özellik gösterir.

Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan aktiviteleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır.

CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir.

İnsanların çeşitli faaliyetlerinin küresel ısınmaya katkısı şöyledir:

Enerji kullanımı %49,
Endüstrileşme %24,
Ormansızlaşma %14,
Tarım %13'tür.

Fikret Arul
15-02-2007, 03:06
http://www.duncans.tv/images/an-inconvenient-truth.jpg
Uygunsuzgerçek

İzleyelim, İzlettirelim..

Kartal Han
16-02-2007, 18:41
500 yıl
yazıklar olsun
kim dur diyecek bu insanlara

Hakan Kirezci
22-02-2007, 23:32
http://www.kyotoyuimzala.com/

Muhittin Saban
24-02-2007, 23:45
Konu başlığı itibarı ile ısınan bu sayfaları aşağıda yazacağım yazı ile sanırım biraz soğutacağım. Mesajları başından sonuna kadar okudum. Demek oluyor ki benim yazacağım yazıda aktaracağım ayrıntılar tüm mesajların aksine karşıt bir görüş içerecek. Kısacası 180 derece karşıt! Hani şöyle düşünün , Basketbolda pivot ayağı vardır ve sabittir.Yani onun yerden kaldırmadan her yöne 360 derece dönebilirsiniz. Ama iki ayak da yerde sabit kalırsa sadece görüş alanınızı görebilirsiniz arkanızdakileri değil. Benim tarzım işte bu. Bu konuyu açan ve bilgilerini bizlerle paylaşan Deniz arkadaşımıza teşekkürlerimi sunarak ortaya koyduğu bilgilerin karşı yöndeki düşüncelerimi destekleyecek bazı bilgiler ışığında yazımı yazacağım. Hemen şunu söyleyeyim bir konunun(Hala tesbit edilememiş bir gezegen ve Dünya üzerinde yarattığı katastrofik felaketler) araştırması içinde olduğum için bu Küresel ısınma ve İklim değişiklikleri konusuna da aşinayım.

Şimdi “Hoppala bu nereden çıktı” dedikten sonra yazımı bir okuyun derim. Okuduktan sonra ister “Saçmalamışsın” diyin ister “ Hımm ilginç” diyin ya da “Hadi canım ordan olur mu öyle şey o kadar bilim adamı var o kadar yetkili bas bas bağırıyor, ne yani insanları yanlış mı yönlendiriyorlar?” da diyebilirsiniz. Ancak ünlü Fransız Matematikçi Jules Henrı Poıncare’nin de dediği gibi “ Tıpkı bir ev taşlarla örüldüğü gibi, bilim de gerçeklerle örülür. Fakat bir taş yığını ne denli ev değilse, bir gerçek yığını da o denli bilim değildir.” Yani anlayacağımız gibi önümüze sunulan her bilgiyi gerçekmiş gibi algılamamamız gerekiyor. Eğer algılarsak bu gerçeklerin içinde yer alan gerçek olmayan bilgileri de “Bilim’e göre ya da Bilim adamlarına göre! böyleymiş” diye kabul etmiş olacağız. Şunu da diyebilirsiniz “Bize bu sunuluyor” Evet çok haklısınız. Çok gariptir ki son zamanlarda tüm dünyada sanki söz birliği edilmişçesine Bir “Küresel Isınma felaketi”dir aldı başını gidiyor. Sanki küre 10 yıl önce ısınmaya başlamış gibi!

Sıradışı iklim değişiklikleri gerçekleşmeye başlayınca “küresel ısınma” haberleri de gazetelerde boy göstermeye başladı. “Suçlu asla insan dışı bir faktör değil tabi!” (Buraya döneceğim) “Kapitalist güçlerin üretimlerini denetlemeyip sorumsuz davranmaları sonucu atmosferin dengesini bozdukları için oluyor tüm bunlar!” iddiaları hala devam ediyor. Yani onlara göre; “Doğa güzel, evren güzel ama suçlu olan insan”.Hele hele bu seneki Davos zirvesinden sonra daha da önem kazandı bu olay. Politika yazarları küresel ısınmadan bahsetmeye başladı; “ İklim değişikliğinin sebebi bizleriz yani insanlar, ozonu deliyoruz atmosferi bozuyoruz ve küresel ısınmaya neden oluyoruz” diye.

Bir hristiyan dogması; “İnsan günahkar olarak doğar” yani küresel ısınma tercümesi;” Eğer iklim faciası olacaksa insanlar yüzünden olacaktır, biz günahkarız suçluyu başka yerde aramayın”

Bakalım gerçekten öylemi ya da öylemi olacak? Şimdi lafımı fazla uzatmadan ne demek istediğimi çok anlaşılır bir dille anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum; “Küresel ısınma kitlelere sunulduğu gibi doğruluğu kanıtlanmış bir tez değil.” Bilim dünyası bile küresel ısınma konusunda tek görüşü savunmuyor. 2’ye hatta 3’e ayrılmış durumda. Farklı görüşleri savunan bilim çevrelerinin her biri de kendi bilimsel araştırmalarını ortaya koymuş durumdalar.

Dünyada iklimbilim üzerine en modern ve en etkin araştırmacıların çalıştığı en donanımlı bilimsel kurumlardan biri olan Woods Hole Oşinografi Enstitüsü başkanı Robert Bogasian’ın dedikleri hayli ilginç bilgileri içeriyor; “İklim değişimi potansiyeli üzerine araştırma ve tartışmaların çoğu, konunun ekolojik ve ekonomik etkileriyle birlikte, atmosfere yığılıp sera gazı etkisi yaratan gazların küresel ısıyı yavaş yavaş arttırdığı düşüncesi üzerine kuruludur. Ne var ki, bu düşünce biçimi, bir başka iklim senaryosunu gözlerden kaçırır.Dünya iklimini geçmişte defalarca ani ve dramatik bir biçimde değiştiğine ve bunun gelecekte de olabileceğine ilişkin, son yıllarda artan kanıt birikimini göz ardı eder.”

Yani kısaca Bogasian, aslında sıra dışı iklim değişikliklerinin yerkürede bin yıllardır süre gelen bir döngü ile sürekli yaşandığını ancak son yıllarda ileri sürülen iddiaların da bu gerçeğin üstünü örttüğünü söylemekte. Kaldı ki Bogasian’ın başkanlığını yaptığı bilimsel kurum 6 yıldır iklim değişimi tehlikesinin yaklaştığı yolunda dünyayı uyarmaya çalışan bir kuruluş. Bogasian, iklim değişiklikleri nedenlerin saptanamadığını ama bunun “insan faktörü”yle, yani atmosfere salınan endüstriyel gazlarla fazlaca ilgisi olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Binlerce yıldır ani iklim değişiklikleri sürekli oluyorsa “tetikleyiciyi” başka yerlerde aramak lazım öyle düşünenlere ve bana göre! Öyle ya, “Taş devri” sırasında çakmaktaşından el baltası yapan atalarımız atmosfere karbondioksit salıp iklimi değiştirmediler herhalde. Kısaca onlar zamanında da olmuş bu değişiklikler.

Bir çarpıcı bilgi de Cambridge Conference bilim adamları gurubundan; “ Finlandiya ve Almanya’da araştırmalarını sürdüren jeofizikçiler, Güneş’in, manyetik aktivitesinde son 1000 yıldır görülmeyen ciddi bir artış olduğunu saptamışlar. Güneş lekelerinin sayısı, içinde bulunduğumuz yıllarda dramatik biçimde artmış ve bu artış yükselerek süsüyormuş. Bilim adamlarına göre bu Güneş aktivitelerinin etkileri sonucu iklim değişimine yol açabilecek bir artışın işaretleri ile karşı karşıya olabiliriz” diyorlar. Yani Güneş’i de es geçmeyelim bu arada.

12 Mayıs tarihli CO2 Science Magazine'de yer alan bir yazıya göre, "insan faktörü" destekçisi bilim adamlarına karşı alaylı imalar içeriyordu:” "İklim alarmı verenler, yirminci yüzyılın ikinci yarısında saptanan küresel ısınma miktarının, son iki bin yılın en yüksek oranı olduğunu haykırıp duruyorlar. Niçin? Çünkü böylece, son yirmi yılın 'benzeri görülmemiş' sıcaklıklarının karbon dioksitle ilgili olduğu iddialarını daha kolay satacaklar da onun için! Dolayısıyla, bin yıl önceki Ortaçağ Sıcak Dönemi'nin en az son dönem kadar, belki daha da sıcak geçmiş olabileceğini mideleri asla kaldırmıyor; hele bin yıl önce şimdikinden çok daha az karbondioksitin atmosfere salındığı biliniyorken."

Bu konularda çok iddialı araştırmalar imza atan” alternatif bilim” uzmanı Rus asıllı Sorca Faal’ın konu ile ilgili anlattıklarına da bir bakalım. “Önceden ozon tabakasının zarar görmesi !!!et yerinde olarak kozmik ışınlara bağlanırken, Batılı bilim adamları yenilenmiş matematikleriyle bu incelemeyle ilgili CFC’leri (Kloroflorokarbon gazı) sorumlu tutan yepyeni bir yöntem geliştirdiler ki Rusya’da bir birinci sınıf öğrencisi bile, bu eğer çok ciddi bir konu olmasa, ancak buna güler” diyor ve adını vermediği "batılı"bir bilim insanının ağzından da şunu aktarıyor;” Eğer CFC’ler bu sözü edilen delikleri oluşturmuşlarsa, bunlar neden sadece kutup bölgeleri üzerindeler? Kutup araştırmacıları ve bilim adamları çok fazla sprey, deodorant ve böcek ilacı mı kullanıyorlar acaba?”

Sorhca Faal; “ Eğer CFC’lerin bu sözde deliklerle alakaları olsaydı, o zaman bu delikler,(Buraya dikkat) Newyork, Tokyo ya da Londra gibi hava akımlarının CFC gazlarını bir araya topladığı yerlerin üzerinde olurdu. Ama öyle değil. “Delikler” sadece iki yerde görülüyor: Kuzey ve Güney kutup bölgelerinde!”

Son olarak, Woods Hole bilim adamlarının da altını çizdiği gibi, birkaç bin yıl arayla yinelenen bu iklim değişimlerinin ardında "insan faktörü", yani sanayinin atmosfere saldığı CO2 gazını aramak hiç de sanıldığı kadar anlamlı değil. Bronz Çağı'ndaki atalarımız deodorant üretip atmosfere karbon dioksit yollamadığına göre, bir başka şey olmalıydı bunu tetikleyen.” Belki de, yeryüzü üzerinden değil, daha uzaklardan" gelen bir etki...”

Fazla ileri gitmeyeceğim ama şu kadarını söyleyebilirim;

“Gözüm seğiriyor, MARDUK’mu gelecek ne!”

Muhittin Saban

Volkan Karabacak
25-02-2007, 01:25
kendi sonumuzu hazırladık maalesef insan kadar kötü bir varlık yoktur bu yer yüzü üzerinde üretmiyoruz sadece tüketiyoruz ama doğada bizi tüketicek

Cihan Güngör
25-02-2007, 18:55
http://img107.imagevenue.com/loc70/th_22988_P1030401_123_70lo.JPG (http://img107.imagevenue.com/img.php?image=22988_P1030401_123_70lo.JPG)

Deniz Can
27-02-2007, 23:08
Kyoto’ya serh koyarak imza verdim ve bunun niyesine de deginecegim ama once Muhittin arkadasimin karsit gorusune deginmek isterim.

Bu boyle olmali zaten, yani biz kuresel isinma var diyenlere birileri hayir yok bu normal bir iklim degisikligi cevrimidir demeli. Demeli ki bir kuramin, bir hipotezin yanlislanmasi uzerine bir baska kuram, bir baska hipotez gelistirilsin. Bu bilimin onunde bir engel degil, asil bilim bu sekilde calistigi icin bir ilerleme kaydedebiliyoruz.

70’li yillarin ilgili bilimadamlari bugunlerimizi buzul caginin baslangici diye kabul etmislerdi, biz ise simdi yanmaktan cekiyoruz! Yanildilar, datayi yanlis okudular!

Bakin simdi Ozon Tabakasi meselesi de unutuldu gitti. Yine 70li yillar yine birtakim arastirmalar var. Ozon tabakasinin kalinliginin azaldigini ortaya koyduklari icin Nobel ile odullendirilen bilimadamlari dediler ki CFC gazinin yaygin kullanimina sinirlar getirilsin. Daha bu rapor edilmisken Ingiliz bilimadamlari Ozon tabakasinda Antartika uzerinde bir delik kesfettiler. Dogru mu? Dogru! Bugunlerde bu delik bir iyilestirme gostermis ise bunu, bu dogrunun asil sahibi Paul Crutzen ve arkadaslarinin calismalarina borcluyuz; CFC gazinin spreylerde, parfumde, oto klimalarinda, buzdolaplarinda kullanimini yasakladiklari raporu sunduklari icin. Paul Crutzen (74 yasinda) bugunlerde de kuresel isinmaya karsi CO2 gazinda iyilestirilmeye gidilmesi gerektigini soyluyor. Bu Nobel’li ihtiyarin birde bu konunun cozumu icin cilginca da bir projesi var; yuzlerce roket ile tonlarca sulfuru stratosfere salmak!!! Gunes ile dunya arasina ice bir tul perde gecmek istiyor. Daha dune kadar unlu yayinci/cevreci David Attenborough bugunku sorunun normal iklim degisikligi mi yoksa hakikaten insan unsurlu yaratilmis ya da hizlandirilmis bir surec mi olduguna emin degildi. Gectigimiz yilbasindan once BBC’nin bu unlu ve renkli kisisi birinci haber olarak gecildi; evet kuresel isinma vardi. Yani var diyen bilim adamlari bir kisi var dedigi icin vardir demiyor, ikna surecinden geciyor, deneylere tanik oluyor ve karar veriyor. Sonucta ben bir bilimadami (ne demek bilimadami yahu bilim insani demektir bunun dogrusu) degilim; yapilan deneylere tanik da olmadim ama annemin telefonda ‘agaclar cicek acti, bu sene meyve yiyemeyecegiz’ demesi ile Paul Crutzen ve arkadaslarinin arastirmalarini ve soylediklerini alt alta koyunca kendimce ikna oluyorum ve e, kuresel isinma iste diyorum!

Ben de kuresel isinmanin var olmadigina, bunun normal bir iklim degisikligi olduguna inanmak isteyenlerdenim. Inanmak istiyorum cunku bu veriler ile gerceklesecek bir kuresel isinma icin hicbir sey yapilmamasinin bir felaket olabilecegini de dusunuyorum.

Serh koyarak imza attigim Kyoto nedir ne degildir ona bakalim.

Kyoto Protokolu’nun ulkelere gore gorev tanimi ve baglayiciligi uc gruba ayriliyor.

Birinci grupta 1992 itibari ile OECD (Ekonomik Isbirligi ve Kalkinma Orgutu) uyesi olan sanayilesmis ulkeler ve ekonomik degisim gosteren ulkeler (Rusya, Baltik ulkeleri, orta ve dogu avrupa ulkeleri) yer aliyor.

Ikinci grupta ise birinci grubun yanlizca ekonomik degisim gosteren ulkeler haricindeki OECD uyesi ulkeler var. Bunlarin yapacagi sey gelismekte olan ulkelere ve ekonomik degisim gosteren (Rusya, Baltik ulkeleri, orta ve dogu avrupa ulkeleri gibi) ulkelere kuresel isinma ile ilgili olarak alinacak onlemler ve uygulamalarda teknolojik ve finansal destek saglamak.

Ucuncu grupta ise gelismekte olan ulkeler ile az gelismis ulkeler var.

Clinton tarafindan 1997 de imzalanan Kyoto Antlasmasi’nin ic hukuk olarak gecerli olabilmesi icin senatonun onayi gerekiyordu ama bu onay gecmedi. Bush 2001 yilinda imzayi geri cekti. Gerekcesi; Kyoto’nun kendilerine 400milyar dolarlik bir ekonomik kayiba, 5 milyona yakin is kayibina sebep olacagi idi.

Buna suphe yok, bu kuskusuz boyle olacak. En fazla kirleten siz iseniz en cok temizleyecek olanda siz olacaginiza gore fatura agir olacaktir elbette. Ornegin butun bir otomobil sektoru koklu degisim gosterebilir. AB ulkeleri dusuk motor hacimli araclara ayricaliklar tanirken Amerika’nin yuksek motor hacimli dev araclari ile trafige cikmasi abes kacacaktir.

Kyoto’ya tek karsi cikan Amerika degildi.

Rusya Bilimler Akademisi , Rus hukumetinin Kyoto’ya imza atmasini politik bulmakla kalmiyor ayni zamanda Kyoto icin bilimsel olmayan bir calisma diyordu.

Bana da rastlanti gibi gelmiyor tabii ki Rusya’nin 12 yildir sure gelen cabalari sonucu Dunya Ticaret Orgutu’ne uye olabilmesi icin Amerika ile on antlasma imzalamis olmasi ve bu konuda AB’nin de destegini arkasinda hissetmesi. At imzayi gir Dunya Ticaret Orgutune. Orgut, ki birinci elden kuresel somuruden sorumludur. Yani Rusya elindeki Kyoto kartini baska bir amac icin kullanmistir.

Yetersiz oldugu ve gercektende Amerika olmadan bu isin altindan asla cikilamayacagi bilindiginden oturu zaten 2012 yilina kadar gecerli olup 2012 den sonra hic bir anlam ifade etmeyecek olan Kyoto protokolunun devami niteliginde yeni bir antlasmanin 2009 yilinda imzaya acilmasi icin buyuk abiler bu ayin basinda Washington’da karar aldilar. Kyoto’nun yerini alacak bu yeni protokol 2009’da imzaya acilip 2012 den sonra yururluge girecek. Artik adi Istanbul Protokolu mu olur Londra Protokolu mu iki sene sonra gorecegiz.

Dunyadaki kuresel isinmadan daha cok gelismis ulkeler sorumlu iken, sorunun insan boyutundaki en agir faturasini az gelismis ulkeler daha fazla odemektedir. Banglades sular altinda kalir, dunyanin hep en az gelismis ulkeleri yasanan sellerden veya kurakliklardan herkesten fazla nasibini alir. Ingiltere parlementosunda yapilan dekorasyon degisikliginde kullanilan agac malzemelerin Endonezya’daki ormanlardan kacak kesim ile elde edilmis agaclardan uretilen malzeme oldugunu ogrendigimizde Londra halkinin ici ciz etmedi ama Aralik 2006’da Endonezya’nin Sumatra adasinda 400bin kisi evlerinden oldu sel felaketi yuzunden!

Kyoto’nun bir baslangic adimi olarak mutlaka olmasi gerektigini ama yeterli olmadigini ve hatta bu haliyle basarisiz olacagini dusunenlerdenim.

Kyoto ozetle diyor ki; dunyayi bu hale sokan basta karbondioksit (C02) olmak uzere 6 cesit gaz var (ki bu gazlar endustrilesme surecinin olmaz ise olmazi olan gazlar). Siz BM Iklim Degisikligi Antlasmasi’na taraf olan ulkeler olarak bu gazlarin saliminda hangi olcude indirime gidilecegine ve uygulamalara sadik kalabileceginize var iseniz buyrun Kyoto Protokolu’nu imzalayin!

Simdi biraz ornekleme yapip CO2 gazi saliminda kim nerede uc asagi bes yukari olmak kaydi ile verileri bir gorelim.

Banglades 35,000 metrik ton CO2 ile dunya geneline vuruldugunda bu isten kendisine dusen pay 0.1%.

Amerika ise 5,850,000 metrik ton ile ilk sirada Sorumlulugu 24.3%. Yani denilebilinir ki icinde bulundugumuz durumun dortte birinden sorumlular! Cunku neredeyse 25%!!!

Turkiye 208,000 metrik ton ile yuzde 0.9 luk CO2 oranina sahip.

Avrupa Birligi 3,700,000 metrik ton ile 15.3%
Hollanda 163,000 metrik ton ile 0.6%
Cin 3,300,000 metrik ton ile 14.5%
Hindistan 1,221,000 metrik ile ton 5.1%
Rusya 1,433,000 metrik ton 5.9%

Amerika olmadan Kyoto basariya ulasabilir mi? Bence bu imkansiz. Avrupa Birliginin 15.3 luk oranina ilk 15 uye ulkenin dahil oldugunu, Cin ile Rusya’yi toplasan bir Amerika etmedigini gorunce nerede durdugumuzu daha iyi anliyoruz.

Daha oncede soylemistim, bu bizim belkide kucuk olan ile yetinemeyecegimiz en onemli konulardan biridir. Tamam geri donusume inanalim, uygulayalim, enerji tasarruflarini kendi evimizde saglayalim, isi yalitimina onem verelim; bunlar bireysel adimlarimiz olarak kalacak ama senin tasarruf olarak, daha az enerji tuketimi saglayacak diye alacagin akilli ampulleri ureten fabrika bu konuda atim atmamis ise durum kotu. Bu olcegi biraz buyuttugumuzde gorunen odur ki, Amerika imzayi basmayip devreye girmiyor ise durum felaket.

Atlantigin ote yakasinda Busht ‘iyi ama ineklerden cikan metan gazinin sorumlulugunu unutmayalim’ diye gevezelik yaparken bizde de Cevre ve Orman Bakani yaninada iki bakan arkadasini da alarak uluslararasi sorununun cozumunu Ayse Teyze’nin duduklu tenceresine indirgeyen bir basin aciklamasi yapti! (Saka degil, inanin aynen boyle. Bakanin basin aciklamasi metni onumuze geldiginde okuyup aklimizda kalan kismi bir duduklu tencere idi….diger dedikleri usuldendi zaten)


Kyoto ile ilk hedef Amerika’ya sorunun varligini kabul ettirmekti.. Ayni tarihlere denk dusen bir surec icersinde Turkiye de sorunun varligini kabul eden ulkeler kervanina Ocak ayinda yayinladigi Iklim Degisikligi 1.Ulusal Bildirimi ile katildi. Ama sanmam ki ekonomik verilerini degistirecek olan Kyoto’ya bugunku hukumet yeni bir secim kazanmadan girecek olsun. 28 Nisan’da yuklenecegiz.

Asil hedefin Kyoto’dan daha buyuk olmasi gerektigini unutmamak gerekiyor. Kyoto bir baslangic ama asla yeterli bir surec degil.

Özenç Kurt
01-03-2007, 00:27
Tüm dünyada küresel isinmaya karsi ortak bir eylem!...

Eylem plani su: yerel saatlerin farkliligi gözetilmeksizin bütün dünyada 1Mart , 19.55-20.00 arasi tüm enerji kaynaklari kesilecek. Evde ya da

iştey seniz salterler inecek!

Arabadaysaniz yol kenarina çekeceksiniz vs.

Yapabilen yapacak!

Amaç bütün dünyada yer alacak bu 5 dakikalik kesintiyle meydana gelecek enerji tasarrufuyla karar mercilerinin dikkatini çekmek.

Giderek Yaklaşan büyük felakete karşı Boş durmayalım. 5 dk keselim elektiriğimizi kapatalım kontağımızı, güzel günler umuduna...

Gürhan Oğuz
01-03-2007, 08:41
bu eylem günüdür unutulmasın
inadına eylem, inadına birlik

Arda Can
01-03-2007, 15:09
bu eyleme herkesi destek olmaya çağırıyorum..hatta bu 5 dk lık süreçte forumda kapatılırsa daha anlamlı bir destek olur diye düşünüyorum..

Özenç Kurt
01-03-2007, 21:22
Biz öyle karanlığa kaptırdık ki kendimizi eymelde sanırım 15-20 dk falan şarteller inik kaldı. Ve böylece eyleme katılamayan 3-4 kişininde yerine yapmış olduk;)
KÜRESEL ısınma ULAN

Ferhat Talan
01-03-2007, 23:37
SONSÖZ

Nükleer Desantralizasyon!

Nükleer santrallara Son!

Diye höykürürken her iklimden

Yarının Çernobil şehitleri

Three Miles Island gazileri,

Siz bre nalçın ağızlılar

Kurtlanmış patates suratlılar

Nefesi kükürt kokanlar

Şapkası boktan kaptanlar

Hallaç osuruğu hatunlar

Akkuyu'ya radyasyon işemeğe kalkanlar

Kalın kafalarınıza dangetsin ki

Hormonlu domates gibi bebeler istemiyor bu millet

Can Yücel

Piraye Oğuz
07-03-2007, 17:11
http://img154.imageshack.us/img154/2940/kreselhn3hy7.jpg

Piraye Oğuz
07-03-2007, 17:35
Nazan ÜSTÜNDAĞ (Nokta dergisi)

Onur Sarısoy
08-03-2007, 21:36
malesef kyoto protokolünü imzalamyan ülkeler arasında türkiye de var

Muhittin Saban
08-03-2007, 22:52
Piraye Oğuz'un paylaşımı ile Nokta Dergisinden Nazan Üstündağ'ın yazısından son paragraf;

"Düşünüyorum da acaba büyük adamlar aslında uzayda yaşayacak bir yer keşfettiler de bize söylemiyorlar mı? Onların bildiği bizim bilmediğimiz bir şey mi var? Biz burada sesimizi duyun diye çırpınırken onlar acaba uzay mekiklerinde hazırlık mı yapıyorlar? mars'ta çoktan şehirler kuruldu da yavaş yavaş oraya doğru yola mı çıktılar?"

Şimdi izninizle size ilginç bir bilgi aktarmak istiyorum;

Dünya’ da uzay çağının yaşanmaya başladığı yıllarda ABD’de uzay çalışmalarının öncü isimlerinden birisi olan Werner Von Braun isimli Alman asıllı bilim adamının çok yakın çalışma arkadaşı olan Carol Rosin ile yapılmış çok ilginç ve yankı uyandıran bir röportaj var.

Rosin, ayni zamanda ICIS adlı "uzay endüstrisi vakfı"nın da kurucu ve yöneticilerinden. Von Braun'un misyonunu bütünüyle üstlenmiş ve "daha henüz vakit varken" uzayın silahlarla doldurulmasının engellenmesi için çalışmalara başlamış. Rosin'in anlattıklarına göre Von Braun, ABD hükümetinin "Ruslar, teröristler, asteroidler ve uzaylılar" olarak belirlediği "düşman listesi"ni temel alarak uzayı tehlikeli silahlarla doldurma projesinden büyük rahatsızlık duymuş ve NASA'dan bu nedenle ayrılmış. "Çok şey biliniyor ama kimse bir şey söyleyemiyor," diyor Rosin, "çünkü insanlar ciddi biçimde tehdit ediliyorlar."

Rosin, ilk Körfez Savaşı'nın daha 1977 yılında kararlaştırılıp planlandığını, bu karar alınırken o toplantıda kendisinin de bulunduğunu da içeren, "şok" açıklamalarda bulunuyor. Werner Von Braun'un 2012(Olası Marduk geçişi) gibi kesin bir tarihten söz etmediğini, ama mümkün olduğunca hızlı davranılması gerektiğinin altını çizdiğini, dünyanın ciddi bir tehditle yüz yüze geleceğinden endişe duyduğunu da ekliyor sözlerine. Ve şunu vurguluyor: "Uzaylı tehdidi gerekçesiyle uzayı silahla doldurmak isteyenler, çok önemli bilgileri bütün insanlıktan saklıyorlar." ....!

Evet yukarıda anlatılanlar "Şehir efsanesi" değildir. Belki bazılarınıza çok ütopik gelecek ama ben bu konuda ki ilk karşıt görüş bildirdiğim mesajımda bir olaydan bahsetmiştim; "Güneş sistemine ait olduğu ileri sürülen bir gök cismi"nden bahsetmiştim ve bu iddia da çok fazla bilimsel tarihsel ve mitsel bilgi ile altı dolu doludur! Ne bir hurefe ne de bir kehanettir bu bilgiler toplamı. Şimdi bana "Kafaları bulandırma da çıkar ağzındaki baklayı" diyebilirsiniz. Ancak bu konu ne bu sayfalarda anlatılır ne de tartışılır.Çünkü çok fazlaca dinamiği olan ve geniş bir perspektiften bakılarak incelenecek ve tartışılacak bir konudur.

Ama şu kadarını da söyleyebilirim; "Arkadaşlar hakikaten Güneş sistemine ortalama her 3600 yılda bir giren ve Dünya'ya yakın geçişleri ile de yeryüzünde çok sayıda katastrofik felaketlere neden olan bir gök cisminin varlığı, doğanın tarihinin izi sürülerek mitler, kutsal metinler ile ve ayrıca hiç de yadsınmayacak bilimsel veriler ile "var olması ihtimali" çok yüksek bir gerçek gibidir.

Hakikaten konunun burada uzamasına gerek yok. Ben sadece size şunu aklınızın bir köşesinde tutun diyebilirim sadece. Evet Dünya atmosferinde Küresel bir ısınma vardır. Ama buna sebep olan nedir? İşte benim 6 yıldır peşinde olduğum bu bilgiler bana gösteriyor ki; Var olması çok yüksek muhtemel olarak gördüğüm ve Sümer'lilerin Nibiru (Geçiş Gezegeni) Babil'lilerin ise en büyük tanrılarına atfen söyledikleri Marduk isimli gök cisminin periyodik olarak ortalama her 3600 yılda bir yaptığı düşünülen geçişlerinin etkilerinden sadece bir tanesi "Sıradışı iklim değişiklikleri" olarak biliniyor. Bu iklim değişiklikleri de oluşan katastrofik olaylardan sadece bir tanesi!

2000 yılından beri farkındamısınız Yeryüzü üzerinde ne kadar fazlaca ve artan şiddetleri ile "Depremler, yanardağ patlamaları, seller, dereceleri çok yüksek tayfun ve kasırgalar" meydana geliyor! sadece geriye dönün ve bir düşünün derim.

hakikaten kafalarınızın karışıp bana "Git kardeşim manyakmısın" demenizi de istemem açıkçası. İçtenlikle söylüyorum olay çok ciddi. Belki bizleri olmasa da evlatlarımızı, torunlarımızı ve dolaylı olarak insan uygarlığını etkileyecek çapta "Olası gelişmeler"e gebedir Dünyamız!


Size kısa ama çarpıcı bir "spekülasyon bilgi" daha;" ABD'nin uzunca bir süredir Orta Asya'da yüksek platolar dolayında belirlediği bölgelerde, büyük ve kapsamlı yeraltı sığınakları inşa ettirdiği yönünde iyice artan söylentiler var. Bir başka iddiaya göre Kuzey Dakota dağlarında da bu tür "yasak bölge"ler oluşturulup "Elit kesim" için sığınaklar hazırlanıyor(muş). Bana bu tür hazırlıkların varlığı son derece inandırıcı geliyor.


“Dünya’ da ortalıkta dolaşan bir sürü berbat yalan var, en kötüsü de yarısının doğru olması!”
“Winston CHURCHİLL”

Çiğdem Çiçek
25-03-2007, 02:42
KYOTO PROTOKOLÜ

Küresel ısınmanın önlenmesi için hazırlanan ilk uluslararası belge olan Birleşmiş Millletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (The United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC) 1992’de Rio’da yapılan Yeryüzü Zirvesi sırasında imzaya açıldı ve 21 Mart 1994’de yürürlüğe girdi. Küresel ısınmanın önlenmesi için sera gazlarının sınırlandırılmasını öngören bu çerçeve anlaşma herhangi bir bağlayıcı indirim hedefi belirlemiyordu.

UNFCCC’nin yürürlüğe girmesinin ardından her yıl toplanmaya başlayan taraflar konferanslarının (COP) Japonya’nın Kyoto kentinde yapılan üçüncüsünde, bu çerçeve sözleşmenin eki olma niteliği taşıyan Kyoto Protokolü kabul edildi.

Kyoto Protokolü, taraf olan sanayileşmiş ülkelere, 2008-2012 yılları arasında 1990 seviyesine göre belirli bir sera gazı indirim hedefine ulaşmayı şart koşar. Ortalama %5,2 olan bu indirim hedefi ülkelere göre değişir. En yüksek hedefe sahip Avrupa Birliği, %8’lik sera gazı indirim hedefini kabul etmiştir.

Kyoto Protokolü’nde, çerçeve sözleşmede (UNFCCC) Ek-1, protokolde ise Ek-B ülkesi olarak yer alan OECD ve geçiş ekonomisi ülkelerinin (eski Doğu Bloku ülkeleri) yümlülük altında olması gerekir. Ancak bu ülkelerden tüm dünya sera gazı emisyonlarının %25’inden tek başına sorumlu olan ABD’nin ve %1,5’luk paya sahip Avustralya’nın imzalamaması nedeniyle daha yürürlüğe girmeden büyük yara almıştır.

Kyoto Protokolü, bilim insanlarının küresel ısınmayı önlemek için gerekli olduğunu açıkladıkları düzeyin (2030’a kadar %60, 2050’ye kadar %80-95) çok çok altında indirim hedefleri koymaktadır. Üstelik sorumlu ülkeler bu hedeflere ulaşmak için gereken önlemleri bile almamaktadırlar. Dolayısıyla sadece bu anlaşmanın küresel ısınmayı durdurmak veya yavaşlatmak için işe yaraması beklenmemelidir.

Yine de dünya hükümetlerinin acil önlemler almakta bu kadar geciktikleri bir ortamda tek uluslararası müzakere zemini Kyoto Protokolü’dür. Protokolü ABD ve Avustralya’nın yaptığı gibi reddetmek, ağır bir inkar politikasının göstergesidir. Kyoto’yu imzalayan bir ülke olmak, en azından küresel ısınmadaki payını kabul etmenin ve önlem almaya başlamanın ilk adımı olabilir.

TÜRKİYE VE KYOTO

Türkiye çerçeve sözleşmenin imzaya açıldığı Rio zirvesinde Başbakan Süleyman Demirel tarafından üst düzeyde temsil edildiği halde sözleşmeye imza atmamıştır. Bir OECD ülkesi olduğu için çerçeve sözleşmenin Ek-1 listesinde yer alan Türkiye, sözleşmeyi imzalamak yerine listeden çıkmak için lobi yapmayı tercih etmiş, ne var ki Ek-1 listesinden çıkarılmamış, ancak 2001 yılında Ek-2 listesinden çıkarılmıştır (ne var ki yükümlülük altına girmek için ek-1’de olmak yeterlidir). Sözleşmeye imza atmadığı için Kyoto görüşmelerinde aktif olarak müzakerelere katılmayan, bu yüzden de otomatik olarak Ek-B’ye girmediği için Protokol dışı kalan Türkiye, bu şekilde Kyoto Protokolü’ne taraf olmamış ve herhangi bir yükümlülük altına girmemiştir.

Türkiye küresel ısınma konusunda her zaman çok yavaş davranan, uluslararası mekanizmaların çevresinden dolaşmaya ve zaman kazanmaya bir ülke olmuştur. İmzaya açık olduğu süre içinde çerçeve sözleşmeyi imzalamamış, ancak 2004’de doğrudan doğruya Meclis’ten geçirerek onaylamıştır. Sözleşmenin getirdiği en önemli yükümlülük olan sera gazı envanterini ancak 2006 yılında, yani sözleşmenin imzalanmasından 14 yıl sonra Birleşmiş Milletler’e sunabilen Türkiye’nin, bu envanterle 1990-2004 yılları arasında sera gazlarını 170 milyon tondan 357 milyon tona çıkardığı, yani %110 artışla rekor kırdığı ortaya çıkmıştır.

Bu rakamlarla %1,3’lük paya sahip olduğu ve dünyanın en fazla sera gazı üreten 13. ülkesi olduğu ortaya çıkan Türkiye, hala çerçeve sözleşmede Ek-1 ülkesi olduğu halde ABD ve Avustralya’ya birlikte Kyoto Protokolü’nü imzalamaktan kaçan 3 ülkeden biri olmayı sürdürmektedir.
http://www.kyotoyuimzala.com

Ancak bir de şöyle bir bakış açısı geliştirilebilir kesinlikle:

Hicbir devlet onune sunulan anlasmayi cikarlarini gozetmeksizin imzalama yoluna basvurmaz.Ozellikle gelismis ulkeler ile yapilmis/yapilan anlasmalarin maddeleri , AGU-GOU(az gelismis ulkeler-gelismekte olan ulkeler)'lerin disa borclanmasini yada daha acik bir anlatimla gelismis ulkelere ekonomik olarak baglanmasini amaclamaktadir. (http://www.kyotoyuimzala.com)

Ancak protokolün bazı ilgili maddeleri (ve bugüne kadar çevre ve sürdürelebilir kalkınma konusunda yapılan tolantı ve forumların deklarasyonlarının bazı maddeleri de dahil olmaz üzere) AGÜ'ler için olumsuz bazı içerikler barındırmakla beraber protokol tüm dünyada sürdürülebilir kalkınma açısından can simidi gibi görülmekte yorumu foruma bırakıyorum...


KYOTO PROTOKOLU

MADDE 3.14
Ek I'de yer alan her bir Taraf, yukaridaki Fikra 1'de aciklanan taahhutleri, ozelikle Kongre'ye ait Madde 4, Fikra 8 veya 9'da belirlenmis olanlar olmak uzere,
gelismekte olan ulke Taraflar uzerindeki sosyal,cevresel ve ekonomik ters etkileri asgariye indirecek sekilde uygulamak icin elinden ne geliyorsa yapmaya calisacaktir. Bu Fikralarin uygulanmasi konusunda, Taraflar Toplantisinin ilgili kararlarina uygun olarak, bu Protokol Taraflari'nin bir araya geldigi Taraflar Toplantisi, ilk toplantisinda, bu Fikralarda atifta bulunulan Taraflar uzerinde tepki onlemleri ve/veya iklim degisiklerinin ters etkilerini asgariye indirmek icin gerekli girisimleri ele alacaktir. Ele alinacak konular arasinda
fon kurulmasi, sigorta ve teknoloji transferi olacaktir.

MADDE 10
(c) Cevresel bakimdan saglam teknolojilere yonelik gelistirme, uygulama ve yayginlastirma icin etkili degisikliklerin tesviki, yine bu teknolojilerin tesvik edilmesi, kolaylastirilmasi ve finanse edilmesi, uygun oldugu yerlerde iklim degisikligi ile ilgili cevresel bakimdan saglam teknolojiler,know how, uygulamalar ve islemlere iliskin transfer, erisim, ozellikle gelismekte olan ulkeler icin olmak uzere, kamu oyuna mal olmus cevresel bakimdan saglam teknolojilerin etkin transferi icin programlar ve politikalarin formulasyonu dahil ozel sektor icin yetenekli bir cevrenin yaratilmasi, cevresel bakimdan saglam teknolojilerin tesvik edilmesi ve gelistirilmesi ve erisilmesinde isbirligi yapmak;

NEDEN HAYIR?
**Ozellestirmeye tesvik** …Devletin kar getiren kuruluslarini Kyoto ile sıkıştırıp satin almak. Buradaki en kritik nokta emisyon kararini verecek olanlarin baskanligini gelismis ulkeler, yaptigi sekreterya tarafindan secilen uzmanlar olmasi

. Dolayisiyla ozellestirilmek ya da yabanci sirketlere satilmak istenen kamu kuruluslari yuksek karbondioksit salinimi yaptigi ve bu salinimi azaltacak teknolojisi olmadigi gerekcesi ile ozellestirilecektir.)

MADDE 10
(d) Bilimsel ve teknik arastirmalarda is birligi yapilmasi ve Tarafi olanlar, bu Protokol Taraflari'nin bir araya geldigi Taraflar Toplantisinin herhangi bir toplantisina gozlemci olarak katilabilirler,
ancak bu Protokol kapsaminda kararlar sadece bu Protokolun Taraflari tarafindan alinacaktir. Bu Protokol Tarandojen kapasiteler ile uluslararasi ve devletler arasi cabalara katilmaya yonelik kapasiteler, arastirma ve sistematik gozlem konusundaki programlar ve sebekeler iliskin programlarin gelistirilmesi ve guclendirilmesi olup burada Kongrenin 5. Maddesi dikkate alinir;

NEDEN HAYIR?
Yuksek kisitlamalar nedeniyle protokole taraf olamamis AGU'lerin karar verme yetkileri gelismis ulkelerin eline veriliyor.


MADDE 11

(b) Ayni zamanda Madde 10 Tarafindan ele alinan Kongre'ye iliskin Madde 4 Fikra 1 kapsaminda mevcut taahhutlerin uygulanmasinin gelistirilmesine iliskin uzerinde anlasilmis

tam maliyetlerin karsilanmasi icin gelismekte olan ulke Taraflarca ihtiyac duyulan (ve teknoloji transferi de buna dahildir) mali kaynaklari saglayacak olup o Maddeye uygun olarak Kongre'ye iliskin Madde 11 de atifta bulunulan uluslar arasi kurum veya kuruluslar ile gelismekte olan ulke Taraf arasinda mutabakata varilacaktir
. Bu mevcut taahhutlerin uygulanmasi fonlarin akisindaki dogruluk ve uygunluk ihtiyaci ve gelismis ulke Taraflar arasinda uygun yuk paylasiminin oneminin dikkate alacaktir. Bu Protokol duzenlenmesinden once uzerinde anlasilan dahil olmak uzere Taraflar Toplantisinin ilgili kararlari kapsaminda Kongrenin mali mekanizmasinin isleyisi gorevi verilen kurum veya kuruluslara yonelik kilavuz bu Fikra'nin hukumlerini gerekli degisiklikler yapilmis olarak uygulanacaktir.

NEDEN HAYIR?
Bu teknolojilere sahip olmayan gelismekte olan ulkelerin teknoloji ithali mecburiyeti durumu ile karsi karsiya kalmalari ve bunun sonucu olarak gelismekte olan ulkelerin maddede belirttigi gibi "….

mali kaynaklari saglayacak olup o Maddeye uygun olarak Kongre'ye iliskin Madde 11 de atifta bulunulan uluslar arasi kurum veya kuruluslar ile gelismekte olan ulke Taraf arasinda…" ibaresiyle yogun bir dis borclanmaya yonlendirilerek Pazar ekonomisine gecisleri ve soz sahibi olmalari engellenecektir.

AYRICA..
Anlasma uyarinca, protokolun imzalandigi donem surecinde "pazar ekonomisine" yeni gecmis olan ulkeler [Rusya ve Ukrayna gibi] karbondioksit emisyonlarini
1990 disindaki bir yila dayanarak indirme hakkina sahipler. Bu ulkeler sozu gecen donemde eski teknolojilerden dolayi yogun karbon salimi yapan ulkelerdi. Cozulus surecinin tamamlanmasinin ardindan bu ulkelerin hemen hepsinde ekonomik cokuntu yasandi. Ve bunun sonucu olarak da aslinda bugun, 1990'lardaki karbondioksit emisyon oranlarindan cok daha dusuk oranlara sahipler.
Gelisim surecleri icindeki bu ulkelerden Rusya'ya 1990 seviyesinin %50'si, Ukrayna'ya ise 1990 seviyesinin %150'si kadar bir artis yapma hakki verildi. Bu ise dunya capinda karbondioksit emisyon miktarinin azalmasina degil, tersine artmasina hizmet edecek bir durumdur?

"ilgili uluslararasi cevre antlasmalari kapsamindaki taahhutler ile surdurulebilir orman duzenleme uygulamalari, agac dikimi ve agac takviyesine/destegine iliskin tesvikler dikkate alinarak Montreal Protokolu ile duzenlenen sera gazlarina iliskin rezervlerin korunmasi ve iyilestirilmesi…"

Doganin dengesinin rayina oturmasi icin fosil yakit kullaniminin ortadan kaldirilmasi degil, daha fazla "agac dikerek" karbondioksit emisyon miktarini normal seviyeye cekmeye cabalama maddesi.
! Yani bir taraftan dogaya fosil yakitlardan karbon kokenli maddeleri salmaya devam edelim, ama diger taraftan da bu karbonu ortadan kaldirabilmek icin cevreyi ormanlik hale getirelim!
Anlasmanin baska bir maddesi ise emisyon hakki transferine olanak taniyor. Yani Kyoto Protokolunun ongordugu emisyon miktarindan daha fazla emisyon yapan bir ulke, daha az emisyon yapan bir baska ulkeden emisyon hakkini alarak o ulkenin kullanmadigi miktari kullanabilme hakkina sahip olacak.

Yani tam bir ikiyuzluluk! Kismak degil, aksine kotalarin son damlasina kadar kullanilmasi icin acgozlu bir saldirganlik!

KAYNAK :
MONTREAL ANTLASMASI
BM iKLiM CERCEVESi SOZLESMESi
KYOTO PROTOKOLU

Cihan Güngör
10-04-2007, 12:49
Sheryl Crow dikkati küresel ısınmaya çekecek
Grammy ödüllü ABD’li şarkıcı Sheryl Crow, dikkatleri küresel ısınmaya çekmek için otobüsle ülke turuna çıktı.
http://www.ntvmsnbc.com/news/264378.jpg
Tur çerçevesinde eylemci Laurie David ile birlikte 22 Nisana kadar, biyodizel yakıtla çalışan bir otobüsle seyahat edecek Crow, ABD’deki üniversitelerde konuyla ilgili konuşmalar yapacak ve sahne alacak. Turun son durağı Washington olacak.

ABD’deki tüm eyaletler içinde ağır sanayisiyle birlikte fosil yakıt emisyonunda başı çeken Teksas’ın, bu özelliği nedeniyle turun başlangıç noktası seçildiği belirtildi.

(NTVMSNBC-AA)

Onur Sarısoy
11-04-2007, 15:49
yeter ulan ısınmayın!

Cihan Güngör
12-05-2007, 10:01
Ülkenin Suyu Boşa Akıyor

Yeraltı su kaynaklarının kullanımına yönelik çalışmalar yapan Earth Water Global adlı kuruluşun başkanı Robert Bisson, Türkiye'nin su kaynaklarının farkında olmadığını savundu.

Bisson, Forum İstanbul'un 'Küresel Isınma, Su, ve Çevre' başlıklı oturumunda Türkiye'nin su denetimlerini daha dikkatli yapması gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Türkiye'ye yağışlarla yılda 500 milyon metreküp su girdisi oluyor ancak 185 milyon metreküp su çıkışı ölçülüyor. Fark sanıldığının aksine buharlaşmıyor, yolsuzluk da yapılmıyor. Türkiye'nin temelleri kırılmış, bodrumlarından su boşuna akıyor."

Bisson, su kayıplarının temel nedenini Türkiye'nin jeolojik özelliklerine bağlayarak, yüksek noktalardaki çatlaklardan suyun kaybedildiğini ve tatlı su kaynaklarının da yeterince kullanılamadığını belirtti.

Petrol oluşumunun yeni yeni anlaşıldığını vurgulayan Bisson, yeni yüzyılda su için aynısının geçerli olduğunu savunarak 2009 yılında Türkiye'de yapılacak Dünya Su Forumu'nda, su konusunda ülkelerarası uçurumların kapatılacağını söyledi.

Doğa Savaşçıları Derneği Başkanı Zafer Murat Çetintaş da Türkiye'nin su yönetiminden şikâyetçi: "Adana'nın bir tarafından Seyhan, diğer tarafından Ceyhan akıyor ancak Adanalı susuzluktan yakınıyor. Fırat akıyor ancak Urfa ve Antep susuzluktan kırılıyor. Çerkezköy'de artezyenle yeraltından su çekiliyor, pis sular tekrar yeraltına veriliyor."

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'se İstanbul'da bahsedildiği gibi bir su sıkıntısı olmadığını savundu. Güler, "İstanbul'da mevsimsel olarak bu sorundan söz edilir. Bu konuda tedbir alındı. Melen Çayı projesi başta olmak üzere çalışmaları Devlet Su İşleri, İSKİ ile birlikte sürdürüyor. Yağış sezonu geçmedi, yatırımlar da sürüyor" dedi. Güler, Türkiye'de rüzgâr enerjisi kullanımının da beş yılda 400 kat artacağını belirterek "Rüzgâr santrallarını açmaya yetişemeyeceğiz" dedi.

(Radikal Gazetesi)

Ümit Kurt
17-05-2007, 18:07
tehlikenin farkındamısınız...

Gürhan Oğuz
28-05-2007, 14:38
28/05/2007

YAŞADIKÇA
Enver Şat-enversat@mynet.com


Beşikten mezara maliyet
Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’in, Nükleer Santral Yasası’nın veto ettiği maddeleri, nükleercilerin maskesini indirmiştir.
Bu maddelere baktığımızda, davulun halkımızın boynunda, tokmağınsa yerli yabancı işbirlikçilerin elinde olacağı açıktır. Nükleer santralların söküm masraflarının, kuruluş masraflarının iki-üç katını bulduğunu artık herkes bilmektedir. Ama nedense bu yasayı hazırlayanlar, bu tür gerçekleri yok saymaktadırlar. Söküm masraflarını da kamunun sırtına yüklemeye çalışmışlardır. Aslında nükleer yasasına baktığımızda, tamamıyla kamunun zararına olduğunu görmekteyiz. Ve bunun hiçbir haklı gerekçesini ortaya koyamadıkları da bir gerçek olarak ortada durmaktadır. Yasanın genel gerekçe kısmına bile baktığınızda, az çok enerji teknolojilerinden anlayan sıradan insanların bile bu gerekçelerin geçersiz olduğunu göreceği açıktır. Yani bu palavraları anlamak için uzman olmaya gerek yoktur.
Bir enerji üretim veya tüketim teknolojisini değerlendirirken, enerji birim maliyetinin hesaplanmasında, beşikten mezara kadarki maliyeti hesaplamak gerekmektedir. Bu maliyetlerin içerisine çevresel etkileri mutlaka katmak gerekir. Çünkü çevresel etkiler göz önüne alınmazsa orta ve uzun dönemde ortaya çıkacak zararlar çok daha büyük olmaktadır. Çevreye verdiğiniz zararın karşılığı elde edeceğiniz katma değerin yüzlerce katını harcasanız, çevreye verdiğiniz zararı düzeltemezsiniz. Oysa en ucuz yöntem, oluşacak zararı baştan önlemektir. Tıpkı hastalığı önlemek için yapacağınız koruyucu önlemlerin maliyetinin, hastalığı tedavi etmek için yapacağınız masrafların yanında devede kulak kalması gibi…
Aslında bu yasanın bütünüyle gündemden kalkması gerekmektedir.
Çünkü nükleer santrallar:
- Enerjide ve teknolojide dışa bağımlılığı artıracaktır.
- Beşikten mezara kadarki maliyetine baktığımızda, çok pahalıya mal olacaktır, ekonomik değildir.
- Temiz bir enerji kaynağı değildir, tehlikelidir.
- Nükleerci emperyalistlerin amacı, ülkemizi Hindistan gibi nükleer çöplük olarak kullanmaktır.
Diğer yandan ülkemizin kendi öz kaynakları, elektrik enerjisi gereksinimimizi 2030-2040 yılına kadar karşılayabilir. Yeter ki enerjinin etkin kullanımı çalışmalarına hız verilsin. Enerjinin etkin kullanımı; enerji üretim sistemlerinden son kullanım teknolojilerine kadar, bütün alanı kapsamaktadır. İzlenecek sanayi politikaları da bunun içerisinde yer almaktadır. Ama bu konuda da karar vericilerin ülkemizi, diğer emperyalist ülkelerin ağır işlerini yapan; yükte ağır, pahada hafif sektörlere yönelttiğini görmekteyiz. Oysa her dönemi kendi ortamında değerlendirmek gerekiyor. Dünün ileri teknolojisi bugünün geri teknolojisi olabilmektedir. Günümüzde kalkınmışlığın ölçütü değişmiştir. Günümüzde kişi başına ne kadar enerji tükettiğiniz değil, kişi başına düşen GSMH’deki artış ve enerjiyi ne kadar etkin kullandığınız, ekonomik gelişmişliğin ölçütüdür.
Cumhurbaşkanı, yasanın üç maddesini veto etmiştir. Ama nükleerci lobiler boş durmayıp bu projelerini bu hükümete veya sonraki hükümetlere uygulatmak isteyeceklerdir. Yasa, sanırım bugün saat 11.00 sularında tekrar Meclis’te görüşülecek ve büyük bir olasılıkla Cumhurbaşkanı’na gönderilecektir. Bunu durdurmanın tek yolu; toplumun bu konuda uyanık olması ve işin başındayken bunu engellemesidir. Tersi durumda, bu sorundan kurtulmanın bedeli halkımıza çok pahalıya mal olacaktır. Üç-beş çıkarcının zengin olması için ulusal ve toplumsal çıkarlarımızı kurban etmememiz gerekir. O nedenledir ki kısa dönemli değil, beşikten mezara kadarki süreç göz önüne alınarak tercihler yapılmalıdır.
***
Ankara’da Ulus’taki Anafartalar Çarşısı’da yapılan katliamın sorumlusu kim olursa olsun, her zaman lanetle anılacaklarını söylemek istiyorum. Hiçbir gerekçe, masum insanların böyle haince ve kalleşçe katledilmesini haklı gösteremez. Saldırıda yaşamını yitiren yurttaşlarımızın ailelerinin ve halkımızın başı sağ olsun. Bir gün bu ülkede; emperyalizmi ve maşalarını bu halk mutlaka cezalandıracaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın!

Serenat Tutaklı
03-06-2007, 22:07
BÜYÜK ERİME

Dünya Grönland'dan Antarktika'ya, buzullarını daha önce öngörülemeyen bir hızda yitiriyor. Ve uzmanlar bir yandan bu kayıpların hızını saptamaya çalışırken bir yandan da bu gidişin nasıl durdurulabileceği konusunda alınması gereken önlemler üzerinde çalışıyor.

Chacaltaya kayak bölgesi daha iyi günlerinde de Aspen'e rakip değildi. Bolivya'da, And Dağları'nın yükseklerindeki Chacaltaya, konuklarına 800 metrelik bir pist sunuyor; teleski ile yapılan tehlikeli bir yolculukla ulaştıkları bu noktada kayakçılar, yüksek irtifa nedeniyle ağrıyan başlarının acısını koka yapraklarıyla yapılan çayla dindiriyordu. Ne de olsa Chacaltaya 5260 metreyle dünyanın en yüksek kayak bölgesiydi. Dağcılık kulübü başkanı Walter Laguna, "Chacaltaya birçok zafere imza atmamızı sağladı," diyor. Ama artık zafer dolu o günler geride kaldı. Bu tür bir sporun yapılabilirliği olasılığının çok düşük olduğu bu noktada kayak, ancak, yağışlı mevsimde karla örtüldüğünde geçit veren bir pist oluşturan küçük bir buzula bağlıydı. Kayak bölgesinin hizmete açıldığı 1939'da bu buzul küçülmeye başlamıştı bile. Ancak özellikle son on yılda çok büyük bir hızla küçülmeye başladı ve geri dönüşü olmayan bir yok oluş sürecine girdi. Öyle ki, geçtiğimiz yıla gelindiğinde geriye sadece en büyüğü en çok birkaç yüz metre genişliğinde olan üç parça kumlu buz kütlesi kalmıştı. Ve teleski artık çıplak kaya parçalarının açığa çıktığı arazilerin üzerinden geçiyordu. Yüksek dağ zirvelerinden çok geniş kıta buzul alanlarına; dünya, buzullarını kimsenin öngöremeyeceği bir hızda yitiriyor. 1991?den bu yana Chacaltaya'yı izleyen araştırmacılar dahi bu kayak bölgesinin birkaç yıl daha varlığını sürdüreceği inancındaydı. Gerek trafikteki araçlar gerekse endüstri tesislerinin açığa çıkardığı emisyonların iklimde yol açtığı ısınma sonucu buzulların erimesi şaşırtıcı değil. Ancak yakın dönemlerde kaybedilen buzul miktarı, küresel sıcaklıkların artış eğrisinin çok üzerine çıktı. Araştırmacılar, buzul ve buzul örtüsünün sıcaklık, nem ve yağış miktarındaki değişikliklere son derece duyarlı olduğunu bulguluyor. Buzullar "yaz sıcağında belirli bir hızla eriyen bir buz parçasından farklı olarak" erimenin daha fazla erimeye neden olduğu geribildirimlerle besleniyor ve büyük bir hızla küçülüyor. Örneğin Chacaltaya'da eriyen buzul, koyu renkli kayaçları ortaya çıkardı ve bu kayaçlar güneşten ısı emerek erime sürecini daha da hızlandırdı. Daha büyük dağ buzullarının öngörülenden çok daha önce erimeye başlaması ve kıta buzullarının denize kayması da diğer geribildirimler. Alpler'deki çoğu buzul, içinde bulunduğumuz yüzyıl sona ermeden yok olabilir. And Dağları ve Himalayalar boyunca sağa sola serpilmiş olan küçük buzulların en iyimser tahminlere göre yirmi otuz yılları daha var. Peki Grönland ve Antarktika'yı kaplayan devasa kıta buzulları için yapılan tahminler? Kimse bilmiyor. Bunun nedeni bir bakıma en kötünün çok çabuk yaşanıyor olması. NASA Jet İtki Laboratuvarı'nda (JPL) araştırmacı olan ve son on yılda Grönland'da eriyen buz miktarının iki katına çıktığını saptayan Eric Rignot, "Günümüzde, beş yıl öncesinde tümüyle olanaksız ve abartılı görülen şeylere tanıklık ediyoruz diyor. Dağ buzullarının kaderi zaten belli. Bolivya'da kayak sporunu yaşatmak için Walter Laguna'nın daha yükseklerde, daha büyük bir buzul alanı bulması gerekecek. Ve Bolivya, Peru, Hindistan gibi, günümüzde gerek kullanım ve sulama amaçlı olarak, gerekse hidroelektrik elde etmek için dağ buzullarının erimesiyle açığa çıkan suya bağımlı olan ülkelerdeki milyonlarca kişi de susuzlukla karşı karşıya kalacak. Bu arada, küresel ısınmanın hız kesmeksizin sürmesi halinde kıyı bölgeleri sular altında kalabilecek. Grönland ve Antarktika'yı örten buzun kırılgan bölümlerinin erimesi halinde yükselen deniz seviyesi yüz binlerce kilometre karelik bir alanı Bangladeş, Hollanda ve Florida1nın büyük bir bölümünü sular altında bırakırken; on milyonlarca kişiyi evlerinden edebilecek. Deniz seviyesinde yaşanabilecek büyük yükselme için gerekli olan sıcaklık eşiğine neredeyse ulaşıldı, ancak araştırmacılar küresel ısınmaya neden olan kömür, petrol ve gaz kullanımında ciddi düşüşler sağlanması halinde hâlâ bunu önleyecek kadar zamanımız olduğunu düşünüyor. Ancak bazı araştırmacılar da mevcut uygulamaların sürdürülmesi durumunda 50 yıl sonunda geri dönülemez bir noktaya gelineceği görüşünü savunuyor.

Tim Appenzeller

National Geographic

Serenat Tutaklı
03-06-2007, 22:42
http://img391.imageshack.us/img391/948/yazmavisink7.jpg

Yaz Mavisi

Grönland kıta buzulunun aşağı kesimlerinde her yaz erimeyle açığa çıkan sular birikerek göller oluşturuyor. Kıta buzulunun yüksek ve soğuk merkezi yıl boyunca donmuş halde olsa da, yazın eriyen bölgeler her geçen yıl iç kesime doğru genişliyor. Her yaz eriyen toplam alan 1979'den beri yüzde 15'in üzerinde arttı.

http://img522.imageshack.us/img522/8167/hzladenizeft1.jpg

Hızla Denize

Buzulların erimesiyle açığa çıkan su, Grönland'ın buzul oluklarından çağıldarken kıta buzulu da hızla denize doğru akıyor. Bu, dünya genelinde buz kaybını hızlandıran pek çok geribildirim sürecinden sadece biri.

http://img522.imageshack.us/img522/3461/buzuldakiyar[B][COLOR="Red"]![/COLOR][/B][B][COLOR="Red"]![/COLOR][/B]o2.jpg

Buzuldaki yara

Erimeyle açığa çıkan suyun oluşturduğu yüzlerce metrelik göl, Grönland kıta buzulunda bir yarayı andırıyor. Araştırmacı Konrad Steffen, "Erime mevsimi uzuyor, erken başlayıp daha geç bitiyor," diyor. 15 yılda bahar aylarında buz sıcaklığında 3 dereceyi aşan bir artış oldu.


http://img338.imageshack.us/img338/1317/kayalkarazixy8.jpg

Kayalık Arazi
Fotoğraf : Bernard Francou
Son on yılda buzul küçüldü ve yamacın büyük bölümü iri kaya parçalarıyla kaplı bir araziye dönüştü.

http://img338.imageshack.us/img338/7017/buzulalacakaranlxh9.jpg


Buzul Alacakaranlığı
Fotoğraf : James Balog
Bolivya'nın El Alto kentinin arkasında uzanan Huayna Potosí'nin zirvesi yaklaşık 6000 metreye ulaşır. Dağı örten buzullar Bolivya'nın kurak mevsiminde nehirlerin akmasına katkıda bulunarak, kentin hızla artan nüfusuna içme suyu ve hidroelektrik enerji sağlıyor. Ama daha küçük buzulların hızla çekilmesi, gelecekte su kaynaklarını tehdit ediyor.

http://img338.imageshack.us/img338/8867/beyazlargeridekaldzl8.jpg

Beyazlar Geride Kaldı
Fotoğraf : James Balog
Fransa'daki Mont Blanc'ın kuzeybatı yüzünde, çekilen bir buzul parçalanarak ayrı buzul dillerine dönüşmüş durumda. Alp buzulları yüz yılı aşkın bir süredir küçülüyor, ama yakın dönemdeki ısı dalgaları bu kaybı hızla artırıyor. Zürich Üniversitesi'nden bir ekibin hesaplamasına göre, Avrupa'da şimdiye kadar saptanmış en sıcak mevsim olan 2003 yazında Alp Dağları'ndaki buzların uğradığı kayıp yüzde 5-10 arasında

Diren Eren Bolat
03-06-2007, 22:45
Bizim Evde Doğalgaz var Biz Küresel Değil
Bireysel Isınıyoruz.

Cagdas Sezgin
06-06-2007, 17:48
Artık birşey olmaz...iş işten geçmiş...insanoğlu yaşamadan birşeyi anlamaz bu arada denizlerin yukselmesiyle bazı yerler su altında kalıcak.Dolmabahcede dahil

Özenç Aktaş
30-06-2007, 23:05
http://img528.imageshack.us/img528/6310/kreselcl6ad7.gif
Küresel Isınma Yaktın Bizi Küresel Isınma
__________________
Kartal PenCHEsi..!

Gürhan Oğuz
02-07-2007, 07:52
artık.
KÜRESEL ISINMIYORUZ
KÜRESEL YANIYORUZ...

Ulas Bozkurt
18-08-2007, 08:41
Maclar gündüz oynanabilir en güzel adimda bu olur

Mert Iyigun
25-08-2007, 01:16
küresel ısınmanın kapitalizm ile geldiği ne kadar aşikarsa, olacakları izlemenin yerine olayın derinine inip kapitalizmin nasıl yıkılacağını tartışmanın da o derece gerekli olduğunu düşünüyorum.

bir de dipnot: birleşmiş milletlerin aldığı karara göre küresel ısınmayla mücadele için her ülke belirli miktarda ağaç dikecekti, küba dikmesi gerekenden 4 kat daha fazla ağaç dikmişti

Petek Kursunlu
23-09-2007, 23:37
Küresel ısınmanın nedenleri


Isınmanın nedeni %90 insan.Birleşmiş Milletler iklim konferansı bugün, iklim değişikliği konusundaki dördüncü değerlendirme raporunu açıkladı.Raporda, dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceği kaydedildi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın başkanı Achim Steiner'in, uzun zamandır beklenen raporunda, küresel ısınmanın, yüzde doksandan da yüksek bir olasılıkla, insan faaliyetleri yüzünden meydana geldiği sonucuna varıldı.Steiner, bu bulguların, artık, son 50 yılda artan sıcaklıklara neyin yol açtığı konusundaki tartışmalara bir nokta koyması gerektiğini söyledi.
2001 yılında hazırlanan son BM raporunda insan sorumluluğu yüzde 70'ler civarında saptanmıştı.

Beş dakika karanlık' eylemi

Raporun açıklanması öncesinde küresel ısınmayla mücadele kampanyası yürüten Fransız grupların öncülüğünde dünya çapında beş dakikalık bir elektrikleri kapama eylemi yapıldı.


Eyfel Kulesi beş dakika karanlıktaydı

TSİ ile 20.55-21.00 arasındaki eylemde, 20 bin ampülle aydınlatılan Eyfel Kulesi karanlığa gömüldü.

Fransa'da ülke çapında yapılan eylem ardından elektrik şirketi, bu süre içinde 800 megawatt'lık bir düşüş kaydettiğini bunun da normal tüketimin yüzde 1'i olduğunu belirtti.

Eyleme bazı Avrupa başkentleri de sembolik destek verdi.

Roma'da en önemli iki tarihi anıt olan Kolezyum ve Capitol'ü, Madrid'de Puerta de Alcala kemerini aydınlatan ışıkları kapatıldı.

Atina'da, pek çok devlet binasının ışıkları söndürüldü.

Fakat, eyleme karşı çıkan bazı uzmanlar, beş dakika içinde açılıp kapanacak elektriklerin, sürekli yananlardan daha fazla enerji tüketeceğini ve santrallere aşırı yük getirerek sorunlar yaratabileceğini söylüyorlar.

Raporda ne var?

Çağımızın en büyük tehditlerinden biri olarak görülen iklim değişiminde "bilimin" vardığı noktayı özetleyen BM raporu, hükümetlerin politikalarını belirlerken temel alabileceği bir belge oluşturmayı amaçlıyor.

Paris'te yapılan toplantılarda en çok tartışılan konulardan biri, denizlerin düzeyinde ne kadar yükselme beklendiğiydi.

BM İklim Değişikliği Paneli'nin 2001'deki son raporunda denizlerin düzeyinin bu yüzyılın sonuna dek 140 santim yükseleceği tahmin edilmişti. Son derece kaygı verici bir rakamdı bu.

Yeni rapordaysa "Denizler 18 ile 59 santim arasında yükselecek" deniyor. Antarktika ve Grönland'daki buzulların erimesiyle oluşacak yükselmenin de gözardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.

Grönland, her 40 saatte bir, 40 kilometreküp buz kaybediyor. Bu, gelişmiş bir ülkedeki 3-4 milyon nüfuslu bir kentin, örneğin Los Angeles'ın bir yıllık su kullanımına eşit.

Petek Kursunlu
23-09-2007, 23:38
Küresel ısınmanın etkileri


Küresel ısınma en büyük etkisini 21. yüzyılda gösterecek.Dünyanın her yerinde küresel ısınmanın etkileri üzerine görüşmeler yapılıyor.Yıkıcı etkilerinin nasıl yavaşlatılabileceği konusunda araştırmalar yapılıyor. Küresel ısınmayla birlikte deniz seviyeleri yükselecek.10 yıl kadar sonra geri dönüş mümkün olmayabilir.

Sera etkisiyle de gezegenimiz günden güne yok oluyor.Gezegenimizin çevresini saran bir kalkan var.Bu kalkan Nitrojen ve Oksijenden oluşuyor.Bu kalkan CO2 ( Karbondioksit) ve CH4 ( metan gazı) sebebiyle zarar görüyor.
Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Thomas tarafından Nature dergisinde yayınlanan bir yazıda “küresel ısınma 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan fazlasını yok edecek” denmektedir. Otomobiller ve fabrikaların gaz yayılımında en büyük etkenler olduğunu vurgulayan Thomas, yayılan gazların, 21. yüzyılın son yıllarına doğru ortalama sıcaklıkları tarihte görülmemiş düzeylere yükselteceğini belirtmekte. Ve eğer bir çözüm üretilmezse, türlerin kitlesel tükenişlerinin tarihte görülmemiş boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekmekte.

Yerkürede 1992 verilerine göre 12,5 milyon tür yaşamaktadır. Bu türlerin insan marifetiyle yok olma hızları doğal yok olma hızlarının 100 ila 1000 katı olarak tahmin edilmektedir, bu eğilim devam ederse 50 ilâ 100 yıl içerisinde mevcut türlerin %10-50’sinin yok olacağı hesaplanmaktadır. Bugün doğadaki kuş türlerinin yaklaşık %15’i –ki bu 1000 türe karşılık geliyor– tükenme tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Doğadaki besin zincirinin bir kez kırılması inanılmaz sonuçlara yol açacağından canlı türlerinin bazılarının ortadan kalkması, diğer canlı türlerini de doğrudan etkileyecektir.

Dünya besin üretimi giderek sınırlı sayıda bitki türü ve çeşidine bağımlı hale gelmektedir. Balık stoklarının %47’si tamamen tüketilmiştir; %18’i aşırı tüketildiği için yok olmaktadır, %10’u ise aşırı tüketildiği için verimliliğini yitirmiştir. Okyanuslarda birikmiş olan karbon miktarları yüzünden okyanusların asitliği artmıştır. Bu, balıkların yaşamını doğrudan etkileyecek bir durumdur. Hepsi birer karbon emme makinesi olan mercanların yavaş yavaş ortadan kalktığı görülüyor. Böyle bir durum doğadaki karbon zincirinin kırılmasına ve buna bağlı olarak karbondioksit emisyon miktarlarının inanılmaz boyutlarda artmasına sebep olabilir.

Yapılan araştırmalara göre, dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyıl boyunca 0,6 ºC kadar artmış, son kırk yıldır atmosferin 8 kilometrelik alt kısmında sıcaklıklar yükselmiş, kar örtüsü ve buzlanma ise %10 civarında azalmıştır.

Bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, 11 bin 700 yıl önce Afrika’yı etkisi altına alan hava dalgasıyla oluşan Kilimanjaro buzulu erimeye başladı. Science dergisinde yayımlanan araştırmada, “uydu verilerine bakılırsa, 2020 yılında Kilimanjaro’nun beyaz şapkası yok olacak” deniliyor. Yok olacağından söz edilen Kilimanjaro’nun tepesinde bulunan buz tabakası, şu anda bile susuzluk çeken Tanzanya’nın nehirlerini besleyen ana kaynak. 2025 yılı itibariyle dünya nüfusunun neredeyse yarısının su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir.

Petek Kursunlu
23-09-2007, 23:40
http://img505.imageshack.us/img505/1597/76518662hr4.th.jpg (http://img505.imageshack.us/my.php?image=76518662hr4.jpg) http://img233.imageshack.us/img233/5619/12uu9.th.jpg (http://img233.imageshack.us/my.php?image=12uu9.jpg)

Petek Kursunlu
23-09-2007, 23:41
Tehdit Boyutları


WWF tarafından yapılan araştırmaya göre, küresel ısınma bu yüzyılın sonunda bitki ve hayvan habitatının üçte birini tehdit ediyor. Nadir görünen türler ve bölünmüş ekosistemler şimdiden kirlilik ve ormanların yok edilmesinden dolayı tehdit altında ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.1990'lar geçen yüzyılın en sıcak yıllarıydı. Küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanusun derinliklerine, Ekvator'dan kutuplara
kadar hissediliyor.Küresel ısınmanın etkileri gezegenin her yanında görülüyor, milyonlarca insanı sel, kuraklık ve susuzlukla karşı karşıya bırakıyor.

Avustralya'da 2002 yılında yaşanan şiddetli kuraklığın ana nedeni küresel ısınmaydı. Kuzey Pasifik'te somon popülasyonunda, bölgedeki sıcaklığın normalden 6 derece artması yüzünden büyük düşüş görüldü.

Kalifornia kıyılarında yüzlerce deniz kuşunun, denizlerin ısınması yüzünden besin kıtlığı yaşamalarının sonucunda, öldüğü görüldü. Okyanuslardaki ısının artmasıyla mercan kayalıklarının büyük zararlar gördüğü belirlendi.

Avustralya'daki Great Barrier Reef, sürdürülebilir olmayan balıkçılık yöntemleri, yapılaşma ve iklim değişikliği yüzünden çok yakında kaybedilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Şikago, Atina ve Yeni Delhi gibi şehirlerde ölüm çanları artarak çaldı, sıcak hava dalgalarından bunaldılar. Yükselen deniz seviyesi Pasifik adaları ve Hint Okyanusu'ndaki adaların çoğunu tehdit ediyor.

Büyük kasırgalar, seller, kuraklık ve sıtma gibi hastalık salgınları bizi bekliyor. Küresel ısınma, çevre felaketlerin etkilenen mültecilerin zorunlu göçleri yüzünden bölgesel çatışmalar yaşanabilir. Küresel ısınma yüzünden dünya ormanların ve hayvan türlerinin üçte biri tehdit altında.

Türkiye'de hava 3-3.6 derece ısınacak
Bilimadamları sadece 11 Avrupa ülkesinde 2001 yılında 80 kişinin seller yüzünden hayatını kaybettiğini belirtirken, sıcak dalgasından geçtiğimiz yıl 20 bin kişinin öldüğüne dikkat çekiyor. Son 5 bin yıldır Avrupa'daki buzulların şu an en alçak durumunda olduğuna da dikkat çeken Avrupalı bilimadamları, bu yaşanan ani iklim değişikliklerinin 600 bin kişiyi etkilediğini ve sadece geçen yıl 18.5 milyar dolarlık zarara yol açtığını kaydetti. Bilimdamlarının çıkardığı haritaya göre; Türkiye'de 3 ila 3.6 derece oranında ısınacak. Özellikle güneyde artış daha fazla görünüyor.

Grönland'da orman varmış
ABD'nin saygın üniversitelerden Colorado Üniversitesi Prof Dr. James White başkanlığında yürütülen Greenland Ice Core Project çerçevesinde yapılan araştırmalar, Grönland'ın da eskiden "ormanlık bir alan" olduğunu ortaya çıkardı. White ve ekibinin adayı kaplayan buzullar üstünde yaptığı araştırma, tam "3 kilometre" derinlikte sonuç verdi. Ekip elde edilen sonuçlar içinde çam tipi iğneli ağaçlarınkine benzeyen dikensi yaprakların, buğdaya benzeyen bitkilerin ve otların olduğunu tespit etti. 2003 yılı yazında 3085 metre derinlikte bir kayaya ulaştı ve araştırmalarını o derinlikte devam ettirmeye karar verdi. Yapılan özel işlemler sayesinde de son 123 bin yıldır adada meydana gelen değişiklikleri tespit edebildiler.

www.sabah.com.tr

Petek Kursunlu
23-09-2007, 23:42
BM Küresel ısınma durdurulabilir



Uzmanların, dünyanın ısınmasının korkunç sonuçlarını önlemek amacıyla ne gibi önlemler alınacağını tartışacakları Hükümetler Arası İklim Değişikliği Konferansı Tayland’ın başkenti Bangkok’ta başladı.
Bangkok’ta 1 hafta sürecek konferansa katılacak bilim adamları ve diplomatlar, dünyanın karbondioksit, metan ve diğer ısı tutan gazların artan seviyelerinin nasıl azaltılacağına dair hazırlanan rapor taslağına son şeklini verecek.

Konferans boyunca üzerinde değişiklikler yapılması beklenen taslakta, ülkelerin, 2030’a kadar dünya genelinde emisyonları azaltacak siyasetler benimsedikleri takdirde iklimi koruyabilecekleri belirtiliyor.

Taslakta, yenilebilir enerji kaynakları, nükleer santraller, biyo-yakıtların kullamının artırılması çözüm önerileri arasında gösteriliyor. Alınacak önlemlerin gelecek 20 yılda dünya ekonomisine milyarlarca dolara mal olabileceği ama sağlık sorunlarının ve hava kirliliğinin azalmasıyla bu maliyetin de telafi edilebileceği belirtiliyor.



Rapor taslağında kömür gibi karbon ağırlıklı yakıtlardan vazgeçildiği, enerji verimliliği artırıldığı ve tarım sektöründe reformlar yapıldığı takdirde emisyonların şimdiki seviyenin altına düşürülebileceği de ifade ediliyor.

Taslak raporda, insanların mevcut teknolojileri kullanarak 2030’a kadar karbon salımını karbon salımını 26 milyar ton azaltabileceği belirtiliyor.

Nazim Gultekin
23-09-2007, 23:53
sogugu sevmem ısınıyoruz iste :)

kuresel isinmaya karsi yapilan konserleri hatirliyorum da orada konser veren dengesizlerin bircogu konsere ozel jetleri ile gidip kuresel isinmaya biraz daha katki saglamistir. organizasyonlardaki kullanilan isiklandirmalar (gunduz de yapilabilridi) falan filan...

o yuzden isiniyoruz dert etmeyin.. tek sorunumuz havalar iyice isindiktan sonra atkilarimizi nasil takacagimiz olsun :)

Murat Aru
24-09-2007, 11:53
Nazım atkı alana yanında kilima bedava olacak.

Mert Atasayar
24-09-2007, 13:54
:d :d:d:d:d:d

Mert Atasayar
17-10-2007, 20:52
Sera gazlarının etkisi dünyayı global ısınma konusunda çaresiz bırakmıştır. Dünya çeşitli felaketlerin tehdidi altındadır. Hortumlar, fırtınalar, depremler, med cezir dalgaları ve seller dünyayı yeni bir buz devrinin başlangıç noktasına getirmiştir...
çarşı küresel ısınmayada karşı!