PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hangi büyüklük?.. Seçim bizim.


Hakan Kirezci
21-11-2007, 17:56
Ticarileşmiş profesyonel spor modelinde tüccarın sermayesini optimize ederek kullanması kadar doğal bir tavır olamaz; Hele de bu tüccar azgelişmişlik çukurunda elinde ki kısıtlı sermayesiyle debelenmekte iken...

Bu modelin ağababası Amerikan modelidir. Amatörlüğün ahlaki kırıntılarının ayaklarına dolanmasından rahatsızlığını daha sesli dillendirmeye başlayan Avrupa ve globalleşmenin tekerleğine sıkışmaya çalışan bizimki gibi azgelişmiş sermayenin bu konuda sert önlemlere başvurması kaçınılmaz görünüyor. Elbette ki tercihler belirlenirken birincil ölçüt en geniş kitlesel tabanlardır ancak şişede ki cin sadece iki dilekte bulunmanıza izin veriyorsa eldeki malzemeyi bu sabit koşula göre kullanmak zorunluluk haline geliyor.

UEFA kupası, sarp arazilerde ki kıymetli madenlerin keşfi ve sarayın süslü bahçesinde teşhiri amaçlı bir organizasyon konumundadır. Zamanında bizim bakımsız tarlamızdan zorla çıkartılan bir UEFA şampiyonluğu istenilen yararı getirmemiştir. Tıpkı bir aralık pompalanan Steau Bükreş balonu gibi o da çabucak sönüp gitmiştir. Avrupa’da oyunların sonuçları, özellikle önde gelen spor olan futbolda, kulüplerin zenginliğinden giderek daha fazla etkilenmektedir. Oyuncu tahsisi sistemi olmadığından zengin kulüpler yetenekli sporcuların kaymak tabakasını kendilerine çekerek rekabet güçlerini arttırabiliyorlar. Bunun sonucu olarak zenginliklerini de daha fazla arttırmak şansına sahip oluyorlar. Zengin kulüpler büyük izleyici kütlesine ve Avrupa kupalarına katılmak ve bunları kazanmak şansına daha fazla sahipler. Ayrıca bu kupaları daha fazla kendilerine özgü kılabilmek için G-14 gibi projeleri de destekliyorlar. Bunun sonucu olarak Avrupa futbolu zenginlerin birinci kümesi ve yoksulların ikinci kümesi gibi bir ayırıma gitmek durumunda kalacak.

İkinci önemli sorun, TV yayıncılığının, kapsamı genişletebilmek için oyunlara daha fazla müdahale eder hale gelmesi. Spor oyunlarının mı yayımlandığı yoksa yayımlanmak için mi spor oyunları yapıldığını ayırmak olanaksızlaşıyor. İlginç bir öneri Avrupa futbolunu tek aralı iki yarım süre yerine üç aralı dört çeyrek süre ile oynamak önerisi. Bu öneri henüz kabul edilmemekle birlikte, gündemde nelerin olabileceğinin açık göstergesi. Dünya kupalarında büyük pazarları etkileyen saat farkları ile başa çıkabilmek için maçların öğle vakti cehennem sıcağında oynanması da gidişatın bir başka göstergesi.

Artık tarım daha bilimsel yöntemlerle yapılıyor Avrupa’da. Global sermaye koparıp almak yerine yerinde beslemenin daha verimli bir yatırım olacağını anladı. Elleriyle besleyip büyüttükleri gürbüz oğlanları Fenerbahçe takdirnameleri getirmeye başladı bile. Bir diğeri de serum bağlanmış güçlenmeye çalışıyor hızla.

Kim dediniz? Beşiktaş mı?

Hani şu milyonlarca taraftarının müşteri olmak yerine sivil toplum örgütü gibi davranmaya çalıştığı, geleneklerden, şereften hakdan sözettiği, yetmiyormuş gibi asıl gücün işbirlikçi sermayeden değil de kendi cep harçlıklarından geldiğini farkeden, globalizmin karşısında kendi özbeöz finansman projeleriyle son barikat olarak dikilen milyonların pençesinde ki şu ayrık otu mu?

Hadi canım siz de...


Avrupalılar da Amerikalılar gibi ticari sporun karanlık yüzü ile tanışıyorlar.

Büyük paraların döndüğü sektörlerde zenginler daha zengin olurken, sporun idealleri ve oyunların dürüstlüğü konusunda giderek kuşkular doğuyor. Bu olumsuz gelişmeler ise daha fazla ve daha heyecanlı oyunlar, görkemli stadyumlar, daha kapsamlı medya yayınları ve imaj yaratan ticari ürünler ile dengeleniyor.

Buna karşılık dürüstlüğün, sporculuğun, tevazunun egemen olduğu geleneksel yapının sürmesini isteyen ve sporun küreselleşmesine karşı olan kesimler de mevcut. Yine de cin şişeden kaçmış görünüyor ve tekrar şişeye sokulması olanakları şimdilik ufuklarda gözükmüyor.

Şimdi karar vermek bize yani taraftara düşüyor.

Hangi büyüklükten sözediyoruz burada?

Büyük markaların ticari soytarı kostümüne sığabilecek bir büyüklükten mi yoksa kendi kucağımızın büyüklüğünden mi?

Özer Özçetin
21-11-2007, 20:00
Bence şefkattir büyüklük,sevgidir gösterilen karşılığını bulamazsa acısı tatlı olan,karşılığını byyulunca balından yenmeyen sevda.Şefkatli kucakta yoğrulan sarılıp sarmalana sevda.
Elbette kara bohçalardaki kirli paralardan katbekat güçlüdür kucağımızın büyüklüğü....

Mehmet Yucegonul
27-11-2007, 15:58
Büyükler, omuzlarımızda taşıdığımız için büyüktürler, fırlatıp atınca yerde sürünmeye başlarlar. Montandre
Ben eski siyah beyaz çubuklu formanın Şeref Bey'imize yağan yağmur sonrası oluşan çamurlardan o BEKO tescilli markamızın kirlenmesinden yanayım...O kutsal formayı ozaman ki oyuncularımız abilerimiz taşıdığı için benimn gözümde hep büyüklerdi ve hala da öle kaldı kusura bakmayın şuan hiçbir futbolcuyu büyük göremiyorum..Markalaşmış futbol endüstriyelleşmiş oyuncularo kutsal formayı atıyorlar omuzlarından..Sonrası malum..

Deniz Candaş
19-06-2008, 07:23
Bir yozlaşmaydı gidiyordu. Optik başkan cezaevinden çıktı , asi ruh geri döndü dedik vefat etti.Sinan Engine karşı pankart açıldı bişiler oldu hala anlayamadım bir arkadaşımız daha öldü.Çarşı kapandı. Sanki bunu beklermiş gibi sessiz sedasız pat diye yeni bir oluşum kendini tanıttı vay be tamda stadın değişeceği ve kombine fiyatlarıyla birçok insanın orada olamayacağı bir anda.

Sanki acaip bir operasyon yapılıyor gibi gelmiyormu size?

M.Ilke Bortacina
19-06-2008, 08:31
oynanan oyunlar diz boyu.. bedenimizi saran sıkıntılar gün geçtikçe asi ruhumuzun derinliklerinde bir virüs şeklinde çoğalmakta.. ya içimdeki asi ruh' a endüstriyelleşmenin kirli elleri deydiyse.. bu şüphe bile beni öldürmeye yeter!!!karlı bir tepenin bir mabzerden çıkan kurşunun gürültüsü ile çığ düşmesini beklemek gibi bir şey bu.. içim yanıyor, kalbim acıyor dostlar.. sanki bir rakı sofrasında bir anda inecek ve ben simsiyah bir karanlığın içine gömüleceğim.. ta ki bembeyaz bir hayat görene kadar.. lanet olsun sana endüstriyellik.. ne mutlu amatör ruhu taşıyanlara..

Sinan Kara
19-06-2008, 13:54
büyüklük mü dediniz.ben büyük olmayı reddeden biriyim.hertarafımız büyük dolu büyükten geçilmiyor.ezeli rakiplerimiz büyük karşılaştığımız yabancı rakipler büyük.büyük olmanın getirdiği sorumluluklar büyük olmayı belirliyorsa gözle görülen göreceli başarılar büyük olmayı belirliyorsa benim büyüklükten bir beklentim yoktur olamaz da..bizim ligimizde nasıl büyük olunduğunu malum hepimiz biliriz.çalarak çırparak.başkalarının canını yakarak.büyük olundu.taraftar sayılarıyla kupa sayılarıyla yıllardan beridir büyük olundu..
büyük olmanın kriteri bence saygı duyulmaktır(seba zamanında olduğu gibi) takdir edilmektir.kendini övmek değil övülmektir(liverpool maçında).şampiyonlukların ve başarılarının altında sadece emek alınteri ve onur varsa bunuda herkesime kabul ettirmişssen büyüksündür.
çok şükür kendi fikrimce;beni beşiktaşlı yapan değerlerdir bunlar.o yyüzden türkiyede 3 büyük yoktur,2 büyük vardır lafına sonuna kadar katılırım.ezeli rakip taraftarları arkadaşlarım tarafından herseferinde dile getirilmiştir.beşiktaşlı olmanın büyüklüğü ve farklılığı.çünkü onlarda biliyorlar ki;başarı onlara dolaylı yollarla gidiyor.para siyaset ve başka bağlantılarla büyük olmalarının devamını!!! getiriyorlar.çünkü bizim sahip olduğumuz değer ve tutkuların kendilerinde olmadığınıda biliyorlar...
lafın sonu gelmiyor;türkiye de 3 büyük yoktur.2 büyük ve BEŞİKTAŞ vardır.
direnmeyi bilen sadece biz kaldık,büyüklük!! adına...