Muhittin Saban
12-02-2007, 10:18
Aşağıya aktardığım Haluk Bilginer röportajı içinde ilginç ve altı çizilecek yorumlar gözüme çarptı. İsterseniz sizde bir okuyun ve analiz edin. Sanırım bu sözlerden ve röportajı tam okumadan sadece gazete manşetlerinde ki (Gaz veren) başlıkları gördükten sonra bu hafta bu sözler “haftanın olayı” aday adayıdır!
Buyrun yorum sizin..
Her insanın içinde bir katil var
16 Şubat’ta vizyona girecek olan “Polis” filminin başrol oyuncusu Haluk Bilginer, Kelebek’e konuştu. “Polis”in şiddetle beslenen kahramanı Musa Rami’den açılan söz, döndü dolaştı Türkiye’de yaşanan şiddet olaylarına ve Hrant Dink cinayetine dayandı. Bilginer, tıpkı Fedon gibi sarsıcı açıklamalarda bulundu: “Türk toplumu, ırkçı bir toplum. Örneğin 'Anladıysam Arap olayım' derken Araplara hakaret ettiğimizi düşünüyor muyuz?"
"Polis", klasik hikaye anlatım kalıplarından farklı bir dile sahip. Altı kişilik ailenin katledildiği bir sahnede bile gülüyor insan.
- Evet, "Polis"in normal izleyicinin pek alışık olmadığı bir anlatımı var. Ama bu o kadar çarpıcı ve güzel bir anlatım ki, ben filmi izleyen herkesin bu farklılıktan etkileneceğini düşünüyorum. Bence "Polis", seyircinin ezberini bozacak bir film. İzleyicinin alışkın olduğu senaryo akışından çok farklı bir anlatıma sahip. Ancak bu sıra dışı anlatım asla itici değil, aksine seyirciyi yavaş yavaş içine çekiyor.
Klasik dramada izleyici, finalde kahramanın yaşadıklarıyla bir catharsis (arınma, boşalma) duygusu yaşar. "Polis"te bu duyguyu bulamıyoruz, değil mi?
- Evet, filmin öyle çarpıcı bir finali var ki, izlerken boşalmıyor tam tersine doluyorsunuz.
Musa Rami ne bir kahraman ne de bir anti-kahraman... Musa Rami kim?
- Musa Rami, tüm çelişkilerini içinde barındıran gerçek bir insan. Filmde anlatılmak istenen şu: Siz ne kadar mücadele etseniz de hiçbir şey istediğiniz gibi olmayabilir. Kahraman görmeye alışkın olan izleyiciler sürekli çöküş yaşayan Musa Rami’yi izlediklerinde acaba ne hissedecekler, çok merak ediyorum. Bir hikayenin iktidarı sadece kahramana bırakıldığında o hikayenin özünü anlamamız mümkün değildir. Mesela Onur (yönetmen Onur Ünlü) filmin başına bir Alman düşünürün sözünü koymuş. Şöyle diyor adam: "Gerçeklerle yetinen insanları aklım almıyor." Ne kadar güzel söylemiş. Gerçek nedir ki? Gerçek artık çok göreceli bir kavram. Doğrusu ben herkese dersini veren, tekdüze bir kahramanı oynamadığım için çok mutluyum.
Galiba Onur Bey’in "Çok iyi bildiğimiz şeylerin hiç bilmediğimiz şekilde ilerlemesini istedik" sözü filmi özetliyor.
-Evet, "Polis" filminde hiç ummadığımız şeyler gelişiyor. İzleyici sürekli ters köşeye yatırılıyor.
Filmde, öykü hüzünlü giderken, araya tüm ailenin pikniğe çıkıp "I Will Survive" şarkısıyla 19 Mayıs hareketlerini yapması gibi absürd sahneler giriyor. Filmin bu mizah anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Arada izleyiciyi şaşırtmak iyidir. Onur da bunu çok iyi becermiş. Dediğim gibi "Polis" çok farklı bir film. İzleyici bayağı eğlenecek.
"Polis" sanatsal kaygılarına rağmen popülerliği de yakalıyor mu?
- Popülist olmadan popüler olmak ayıp değil. Keşke bu film popüler olsa, aslında olacağına çok inanıyorum. Sanatsallığı ayrı tutmak gibi bir şey olamaz. Çünkü sinema zaten bir sanat. Bugün keşke tiyatro da popüler olsaydı da Hrant Dink öldürülmeseydi.
Gelelim "Şiddete meyyalim vallahi dertten" sözüne... Musa Rami neden şiddete ihtiyaç duyuyor?
-Musa Rami’yi yaşamı ve mesleği şiddete yöneltiyor. Öldürdüğü bir adamın üzerinden 18 kurşun çıkıyor. İlk sahnede mafyanın oğlunu öldürüp eve gömleği kanlı geliyor ve kızı "Ay baba yine üstün başın kan olmuş" diyor. Bir fırıncının nasıl üstünde un varsa Musa Rami’nin üzerinde de kan var.
Freud’a göre şiddet ruhumuzun önemli bir alanını kapsıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
- Şiddetin binlerce çeşidi var ama... Sadece fiziksel değil duygusal şiddet de olabilir. Duygusal şiddete başvuran birçok insan var.
Sizin de şiddete ihtiyacınız var...
- Benim mi? Benim yok ama ihtiyacı olanlar vardır. Şiddet zayıflık belirtisidir. Güçlü insan gücünü göstermez. Güç, gizli, sakin ve sessizdir.
Ben ısrar ediyorum, sizin de şiddete ihtiyacınız var. Nuriye Akman’a verdiğiniz röportajda "Şiddetle ilgili ciddi sorunum var. Okul yıllarında bile kimseyle kavga edemedim" diyorsunuz.
-Ben orada okul yıllarımdan bahsettim. Şiddet bence çocuklukta insanların birbirini tanıma yoludur.
İlginç! İnsan şiddetle karşısındakiyle nasıl tanışır?
- Şiddet dediğimiz itişme kakışma. Bak böyle itersin arkadaşını. (Haluk Bey eliyle itiyor beni ve tanışıyoruz onunla. Gerçekten ilginç bir duygu)
NEFRETLE YETİŞTİRİLDİK
Yani dokunma duygusu mu?
- Evet, ittirmek kaktırmak. Hani arkadaşına "Ne oluyo" falan dersin ya.
Şiddet içimizde yani?
- Şiddet her insanda var. Her insanın içinde bir katil var.
Galiba artan şiddet vakalarını konuşurken de insanın içindeki şiddet duygusunu unutmamak gerekiyor...
-Yok, onu sadece ruhumuzdaki şiddet duygusuyla açıklayamayız. Bugün yaşananlar çok daha derin mevzular. Toplumumuzda şu anki şiddet ve linç duygusu, Türkiye’nin yakın tarihiyle alakalı. Toplumumuza geçmişte neler öğretildiğiyle alakalı.-
Belki de batının modern yaşamına geçişimizle alakalı. TRT’nin tek kanallı olduğu, "Perihan Abla" dizisi tadında yaşadığımız günlere mi dönsek...
Şu anda yaşananları "Televizyonda şiddet gösteriliyor, çocuklar şiddete yöneliyor" sözleriyle de açıklayamayız. Şu anda ülkemizde yaşanan şiddet geçmişte toplumumuza bilinçli ve sistematik olarak enjekte edilen öğretilerin sonucudur.
Peki, bize ne enjekte edildi sistematik olarak?
- Nefret... Sevgiyle değil, nefretle yetiştirildik. Tüm bu yaşanan şiddet, yakın tarihimizde toplumda oluşturulan nefretin eseridir.
Biraz daha açalım mı bu konuyu?
- Hepimiz ırkçıyız. Türk toplumu, ırkçı bir toplum. Irkçılık bilinçaltımızda var. Bilinçaltımıza çocukluğumuzdan beri ırkçılık işleniyor. Örneğin biz "Anladıysam Arap olayım" derken düşünüyor muyuz ne söylediğimizi ya da ne yaptığımızı? Araplara hakaret ediyoruz. Ya da "Çingene hesabı yapma" diyoruz. Birisini aşağılamak için Çingene diyoruz. Yani Çingenelere hakaret ediyoruz. Ya da "Korkak Yahudi" diyoruz. "Ermeni tohumu" diyoruz. "Kürt çalar Çingene oynar" diyoruz. İşte bunlar bizim toplumsal bilinçaltımız. Bu sözler bilinçaltımıza işlenen ırkçılıktır. Eğer kulağımız duyuyorsa ağzımızdan çıkanı, o zaman bu toplumda şiddetin neden hüküm sürdüğünü daha iyi anlarız. Bizim bunlarla mücadele etmemiz lazım. "Anladıysam Arap olayım" ne demek? Böyle aptal bir cümle olur mu? "Anladıysam Türk olayım" dersem ne diyeceksin? Hiç düşünmeyiz bunları. İşte bahsettiğim toplumsal bilinçaltı bu. Var olmak için öldürmeyi seçiyorsanız ya da seçtiriyorlarsa size, yapacak bir şey yok. Adamın yapacak bir şeyi yok, gidip adam öldürüp öyle var oluyor. Var olmak için öldürmeyi seçen bir toplum olduk.
Hrant Dink cinayetinden sonra "Hoşgörü toplumuyuz" sözünün havada kaldığını anladık belki de. Ya da hálá farkında değiliz...
Farkında olmak bir insanlık durumu. Toplum olarak bilinçaltına ne işlenmiş, bunun farkında olacaksın. İnsan olmaya çalışıyorsak farkında olacağız.
Hürriyet - Kelebek
Röportajın tamamı için TIKLAYIN (http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5933129.asp?m=1&gid=112&srid=3431&oid=7)
Muhittin Saban
Buyrun yorum sizin..
Her insanın içinde bir katil var
16 Şubat’ta vizyona girecek olan “Polis” filminin başrol oyuncusu Haluk Bilginer, Kelebek’e konuştu. “Polis”in şiddetle beslenen kahramanı Musa Rami’den açılan söz, döndü dolaştı Türkiye’de yaşanan şiddet olaylarına ve Hrant Dink cinayetine dayandı. Bilginer, tıpkı Fedon gibi sarsıcı açıklamalarda bulundu: “Türk toplumu, ırkçı bir toplum. Örneğin 'Anladıysam Arap olayım' derken Araplara hakaret ettiğimizi düşünüyor muyuz?"
"Polis", klasik hikaye anlatım kalıplarından farklı bir dile sahip. Altı kişilik ailenin katledildiği bir sahnede bile gülüyor insan.
- Evet, "Polis"in normal izleyicinin pek alışık olmadığı bir anlatımı var. Ama bu o kadar çarpıcı ve güzel bir anlatım ki, ben filmi izleyen herkesin bu farklılıktan etkileneceğini düşünüyorum. Bence "Polis", seyircinin ezberini bozacak bir film. İzleyicinin alışkın olduğu senaryo akışından çok farklı bir anlatıma sahip. Ancak bu sıra dışı anlatım asla itici değil, aksine seyirciyi yavaş yavaş içine çekiyor.
Klasik dramada izleyici, finalde kahramanın yaşadıklarıyla bir catharsis (arınma, boşalma) duygusu yaşar. "Polis"te bu duyguyu bulamıyoruz, değil mi?
- Evet, filmin öyle çarpıcı bir finali var ki, izlerken boşalmıyor tam tersine doluyorsunuz.
Musa Rami ne bir kahraman ne de bir anti-kahraman... Musa Rami kim?
- Musa Rami, tüm çelişkilerini içinde barındıran gerçek bir insan. Filmde anlatılmak istenen şu: Siz ne kadar mücadele etseniz de hiçbir şey istediğiniz gibi olmayabilir. Kahraman görmeye alışkın olan izleyiciler sürekli çöküş yaşayan Musa Rami’yi izlediklerinde acaba ne hissedecekler, çok merak ediyorum. Bir hikayenin iktidarı sadece kahramana bırakıldığında o hikayenin özünü anlamamız mümkün değildir. Mesela Onur (yönetmen Onur Ünlü) filmin başına bir Alman düşünürün sözünü koymuş. Şöyle diyor adam: "Gerçeklerle yetinen insanları aklım almıyor." Ne kadar güzel söylemiş. Gerçek nedir ki? Gerçek artık çok göreceli bir kavram. Doğrusu ben herkese dersini veren, tekdüze bir kahramanı oynamadığım için çok mutluyum.
Galiba Onur Bey’in "Çok iyi bildiğimiz şeylerin hiç bilmediğimiz şekilde ilerlemesini istedik" sözü filmi özetliyor.
-Evet, "Polis" filminde hiç ummadığımız şeyler gelişiyor. İzleyici sürekli ters köşeye yatırılıyor.
Filmde, öykü hüzünlü giderken, araya tüm ailenin pikniğe çıkıp "I Will Survive" şarkısıyla 19 Mayıs hareketlerini yapması gibi absürd sahneler giriyor. Filmin bu mizah anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Arada izleyiciyi şaşırtmak iyidir. Onur da bunu çok iyi becermiş. Dediğim gibi "Polis" çok farklı bir film. İzleyici bayağı eğlenecek.
"Polis" sanatsal kaygılarına rağmen popülerliği de yakalıyor mu?
- Popülist olmadan popüler olmak ayıp değil. Keşke bu film popüler olsa, aslında olacağına çok inanıyorum. Sanatsallığı ayrı tutmak gibi bir şey olamaz. Çünkü sinema zaten bir sanat. Bugün keşke tiyatro da popüler olsaydı da Hrant Dink öldürülmeseydi.
Gelelim "Şiddete meyyalim vallahi dertten" sözüne... Musa Rami neden şiddete ihtiyaç duyuyor?
-Musa Rami’yi yaşamı ve mesleği şiddete yöneltiyor. Öldürdüğü bir adamın üzerinden 18 kurşun çıkıyor. İlk sahnede mafyanın oğlunu öldürüp eve gömleği kanlı geliyor ve kızı "Ay baba yine üstün başın kan olmuş" diyor. Bir fırıncının nasıl üstünde un varsa Musa Rami’nin üzerinde de kan var.
Freud’a göre şiddet ruhumuzun önemli bir alanını kapsıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
- Şiddetin binlerce çeşidi var ama... Sadece fiziksel değil duygusal şiddet de olabilir. Duygusal şiddete başvuran birçok insan var.
Sizin de şiddete ihtiyacınız var...
- Benim mi? Benim yok ama ihtiyacı olanlar vardır. Şiddet zayıflık belirtisidir. Güçlü insan gücünü göstermez. Güç, gizli, sakin ve sessizdir.
Ben ısrar ediyorum, sizin de şiddete ihtiyacınız var. Nuriye Akman’a verdiğiniz röportajda "Şiddetle ilgili ciddi sorunum var. Okul yıllarında bile kimseyle kavga edemedim" diyorsunuz.
-Ben orada okul yıllarımdan bahsettim. Şiddet bence çocuklukta insanların birbirini tanıma yoludur.
İlginç! İnsan şiddetle karşısındakiyle nasıl tanışır?
- Şiddet dediğimiz itişme kakışma. Bak böyle itersin arkadaşını. (Haluk Bey eliyle itiyor beni ve tanışıyoruz onunla. Gerçekten ilginç bir duygu)
NEFRETLE YETİŞTİRİLDİK
Yani dokunma duygusu mu?
- Evet, ittirmek kaktırmak. Hani arkadaşına "Ne oluyo" falan dersin ya.
Şiddet içimizde yani?
- Şiddet her insanda var. Her insanın içinde bir katil var.
Galiba artan şiddet vakalarını konuşurken de insanın içindeki şiddet duygusunu unutmamak gerekiyor...
-Yok, onu sadece ruhumuzdaki şiddet duygusuyla açıklayamayız. Bugün yaşananlar çok daha derin mevzular. Toplumumuzda şu anki şiddet ve linç duygusu, Türkiye’nin yakın tarihiyle alakalı. Toplumumuza geçmişte neler öğretildiğiyle alakalı.-
Belki de batının modern yaşamına geçişimizle alakalı. TRT’nin tek kanallı olduğu, "Perihan Abla" dizisi tadında yaşadığımız günlere mi dönsek...
Şu anda yaşananları "Televizyonda şiddet gösteriliyor, çocuklar şiddete yöneliyor" sözleriyle de açıklayamayız. Şu anda ülkemizde yaşanan şiddet geçmişte toplumumuza bilinçli ve sistematik olarak enjekte edilen öğretilerin sonucudur.
Peki, bize ne enjekte edildi sistematik olarak?
- Nefret... Sevgiyle değil, nefretle yetiştirildik. Tüm bu yaşanan şiddet, yakın tarihimizde toplumda oluşturulan nefretin eseridir.
Biraz daha açalım mı bu konuyu?
- Hepimiz ırkçıyız. Türk toplumu, ırkçı bir toplum. Irkçılık bilinçaltımızda var. Bilinçaltımıza çocukluğumuzdan beri ırkçılık işleniyor. Örneğin biz "Anladıysam Arap olayım" derken düşünüyor muyuz ne söylediğimizi ya da ne yaptığımızı? Araplara hakaret ediyoruz. Ya da "Çingene hesabı yapma" diyoruz. Birisini aşağılamak için Çingene diyoruz. Yani Çingenelere hakaret ediyoruz. Ya da "Korkak Yahudi" diyoruz. "Ermeni tohumu" diyoruz. "Kürt çalar Çingene oynar" diyoruz. İşte bunlar bizim toplumsal bilinçaltımız. Bu sözler bilinçaltımıza işlenen ırkçılıktır. Eğer kulağımız duyuyorsa ağzımızdan çıkanı, o zaman bu toplumda şiddetin neden hüküm sürdüğünü daha iyi anlarız. Bizim bunlarla mücadele etmemiz lazım. "Anladıysam Arap olayım" ne demek? Böyle aptal bir cümle olur mu? "Anladıysam Türk olayım" dersem ne diyeceksin? Hiç düşünmeyiz bunları. İşte bahsettiğim toplumsal bilinçaltı bu. Var olmak için öldürmeyi seçiyorsanız ya da seçtiriyorlarsa size, yapacak bir şey yok. Adamın yapacak bir şeyi yok, gidip adam öldürüp öyle var oluyor. Var olmak için öldürmeyi seçen bir toplum olduk.
Hrant Dink cinayetinden sonra "Hoşgörü toplumuyuz" sözünün havada kaldığını anladık belki de. Ya da hálá farkında değiliz...
Farkında olmak bir insanlık durumu. Toplum olarak bilinçaltına ne işlenmiş, bunun farkında olacaksın. İnsan olmaya çalışıyorsak farkında olacağız.
Hürriyet - Kelebek
Röportajın tamamı için TIKLAYIN (http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5933129.asp?m=1&gid=112&srid=3431&oid=7)
Muhittin Saban