Özer Özçetin
03-04-2008, 08:36
Her nisan ayı içimize umut aşılardı,son yıllara kadar bu ayın başlangıçı şampiyonluk arifesiydi bizim için,son haftalara son virajlara büyük umutlarla girerdik.Taraftar tek vücuttu,kongrecilik falan bilmezdi,aman şöyle dersem şu bozulur,böyle dersem o bozulur mantığı yoktu.
Tribünlerde insanlar içinden geldiğince çoşku veya tepki verirdi,birbirinin gözünün içine bakarak veya biryerden işaret bekleyerek değil.Çünkü temiz bir inanç vardı,kuşatılmayan bir sevda vardı,taraftar üzerinde baskı perdesi yoktu.Ama tek ses tek yürek olmanın pusulası gönüllerin bir olmasında yatıyordu.
Tepki mi konacak[,o zaman cep telefonları mı vardı,sanal alemler mi vardı biraraya gelinebiliyordu]anında adreste buluşuluyordu.Takıma,yönetime,federasyona,basına,k ime tepki monacaksa herkes bir anda toplanabiliyordu.Takım şampiyonluk havasına girince,deplasmanın en uzağı en yakını farketmiyor binlerce Kartal sevdalısı yollara düşüyordu.Burnumuzun dibindeki Olimpiyat stadına en önemli virajda ne yazıkki sadece 15 bin kişiydik.Ve o maç sonunda haksız karta verilmeyen penaltıya bile isyan edemedik.Sahada gezen futbolcumuza,hakkımızı aramayan yönetime bile tepki koyamadık.Fderasyon önüne gidip protesto bile etmedik.Ardından fener maçı geldi,Beşiktaş sokakları sarhoşlarla doldu,gencecik çocuklar ellerinde bira şişeleri yerlerde yatarak güya takımı desteklemeye geldiğini sandı.Zaten maç içinde yenilen golden sonra tribünlerin çoğu sustu.Ve o maçta da verilmeyen penaltılarımıza yine kitlesel olarak taraftarca ve resmi olarak kulüpçe ses çıkaramadık.TV lerde tetikçilik yapanların,köşlerinde yazmayanların ağzına lafları iade edemedik.fener Avrupada yürüsün diye,bizi kurban ettiler sustuk.Oysa Liverpol maçı öncesi bize bırakın kıyak geçmeyi,engelleyenleri kamuoyunda mahkum edemedik.Biz bu sene giren golü dahi verilmeyen bir camia olduk,ses çıkarmadıkça,inadına aleyhimize çalıştılar,nasıl olsa tepki vermiyoruz diye.
Bir kez daha yaz güllerine merhaba diyemedik.Ne oldu bize böyle,neden bu kadar tepkisiz bir topluluk olduk....Meydanı hep böyle boş mu bırakacağız.
Tribünlerde insanlar içinden geldiğince çoşku veya tepki verirdi,birbirinin gözünün içine bakarak veya biryerden işaret bekleyerek değil.Çünkü temiz bir inanç vardı,kuşatılmayan bir sevda vardı,taraftar üzerinde baskı perdesi yoktu.Ama tek ses tek yürek olmanın pusulası gönüllerin bir olmasında yatıyordu.
Tepki mi konacak[,o zaman cep telefonları mı vardı,sanal alemler mi vardı biraraya gelinebiliyordu]anında adreste buluşuluyordu.Takıma,yönetime,federasyona,basına,k ime tepki monacaksa herkes bir anda toplanabiliyordu.Takım şampiyonluk havasına girince,deplasmanın en uzağı en yakını farketmiyor binlerce Kartal sevdalısı yollara düşüyordu.Burnumuzun dibindeki Olimpiyat stadına en önemli virajda ne yazıkki sadece 15 bin kişiydik.Ve o maç sonunda haksız karta verilmeyen penaltıya bile isyan edemedik.Sahada gezen futbolcumuza,hakkımızı aramayan yönetime bile tepki koyamadık.Fderasyon önüne gidip protesto bile etmedik.Ardından fener maçı geldi,Beşiktaş sokakları sarhoşlarla doldu,gencecik çocuklar ellerinde bira şişeleri yerlerde yatarak güya takımı desteklemeye geldiğini sandı.Zaten maç içinde yenilen golden sonra tribünlerin çoğu sustu.Ve o maçta da verilmeyen penaltılarımıza yine kitlesel olarak taraftarca ve resmi olarak kulüpçe ses çıkaramadık.TV lerde tetikçilik yapanların,köşlerinde yazmayanların ağzına lafları iade edemedik.fener Avrupada yürüsün diye,bizi kurban ettiler sustuk.Oysa Liverpol maçı öncesi bize bırakın kıyak geçmeyi,engelleyenleri kamuoyunda mahkum edemedik.Biz bu sene giren golü dahi verilmeyen bir camia olduk,ses çıkarmadıkça,inadına aleyhimize çalıştılar,nasıl olsa tepki vermiyoruz diye.
Bir kez daha yaz güllerine merhaba diyemedik.Ne oldu bize böyle,neden bu kadar tepkisiz bir topluluk olduk....Meydanı hep böyle boş mu bırakacağız.