Onur Utku Demir
05-04-2008, 17:12
http://www.kitapdenizi.com/resim/urun/3281B%C4%B0R%20B%C4%B0L%C4%B0M%20ADAMININ%20ROMANI %20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M.jpg
Bir Bilim Adamının Romanı
Oğuz Atay
. Ülkemizde hiç denenmemiş, belki de denemeye değer kişilerin bulunamamış veyahut da yazacak bir zekanın bulunamamış olması sonucu alışmadığımız türde bir kitap.Bilim Adamından kasıt Mustafa İnan’dır.Oysa ki –kitabı okuduktan sonra siz de hak vereceksiniz- Mustafa İnan sadece bir bilim adamı değil bir dahidir, edebiyat bilginidir, esprili bir kişiliktir. Sınıf arkadaşlarına dersleri öğretmenlerden çok daha iyi anlatabilen, öğretmenlerle arkadaş olan kısacası öğretmek, düşündürmek için uğraşan bir insan.Mustafa İnan çevresine baktıkça, sonraları kendisini çok düşündüren ‘düşünme tembelliği’ meselesinin farkına varıyordu.Düşünmek zordu, düşünmek büyük bir enerji istiyordu.Hele yaratıcı, araştırıcı düşünce için çok yorulmak gerekiyordu; belki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyordu, ama galiba sağlam vücutlar Mustafa Bey’in nahif bedeni kadar yorulmak istemiyordu, ya da bu sözde bir eksiklik vardı; belki de bu söz, daha uzun bir cümlenin parçasıydı.Yüzyıllardır gördüklerini, dinlediklerini,öğrendiklerini yorumlamaya alışmamıştı insanlar, bu nereden geliyor diye merak etmemişlerdi.Onları tedirgin etmeden, onlara yeni olan karşısındaki ilkel korkuyu hissettirmeden düşünmeye alıştırmak gerekiyordu.Doğu’yu, tedirgin etmeden, Batı’ya yaklaştırmak gerekiyordu.Riyaziyeci Mustafa’nın işi zordu.
. Pek çok markette satılan kişisel gelişim kitapları bence bu kitabın yanında bir şeyler yemiş gibi duruyor.Adana’nın ücra bir köyünde doğmuş, dört yaşında damdan düşmüş Mustafa İnan’ın neler başarabildiğini görmek, ferrarisini satan bilgeleri tanımaktan çok daha heyecan verici, çok daha hırslandırıcı.Kitabı okurken kendinize kızabiliyor,şu kadar imkana rağmen yapmadıklarınızı hatırlayabiliyor ve –en önemlisi- yapmak için kendinize söz verebiliyorsunuz.Dersleri kaynatmak, işlerden kaytarmak yerine onları daha zevkli hale getirmeye, herkesin anlamasını kolaylaştırma yoluna gidebiliyorsunuz.En azından Mustafa İnan’dan bunu öğreniyor insan.
. Kitapta Oğuz Atay’ın enfes üslubunu da yakalayabiliyorsunuz.Romanı yeri geliyor sizin için özetliyor, daha rahat anlamanızı sağlıyor ve sizi bağlıyor.Kitap ayrıca Oğuz Atay’ın vefat etmeden önce yazmış olduğu son kitap ve bir öğrencinin (Oğuz Atay), hocasını ne kadar iyi tanıdığını, ne kadar iyi anlattığını da gösteriyor.Karşımızda iki deha var ne de olsa.
. Çevresinin Mustafa İnan’a olan saygısı ve sevgisi kitapta bahsedilen anılarla çok güzel işlenmiş.Sınıf arkadaşları, Yahya Kemal ve çevresi ile olan arkadaşlığı, Süleyman Demirel, Erdal İnönü, İsmet İnönü ve Celal Bayar’a kadar uzanan geniş çevresi ve samimi dostlukları insanı hayran bırakacak cinsten.Sınıfında bir tartışma oldu mu hakem olarak ona inanırlarmış. Tabi bu efendi kişiliğinin yanında muziplikleri de yok değilmiş.Yaşamı boyunca çektiği maddi sıkıntıyı okul yıllarında ek ders vererek (kendi yaşıtlarına, kimi zaman üst sınıflara) azaltmaya çalışırmış; fakat bu sıkıntıya rağmen şu olayı okuduktan sonra saygım kat kat arttı.
Öğrencilerin bir kısmı geçinmek için çukulata falan satarken, bir kısmı da –Mustafa İnan gibi- lise öğrencilerine ders vererek hayatlarını kazanmaya çalışıyorlardı.Futbolcu Suavi de Mustafa gibi, liseli öğrencilere ders veriyordu; fakat bir yandan da Galatasaray’da voleybol, futbol oynuyordu; üstelik keman çalmayı da öğreniyordu.Bu yüzden öğrencileri ile fazla uğraşamadı ve onlar da derslere gelmemeye başladılar.Akşam saat beşten sonra bir de onlara ders vermek zor oluyordu.Suavi de (Atasagun) öğrencilerini unuttu.”Sene sonunda bir akşam üstü,” diye anlatıyor Suavi Bey, “199 Mustafa İnan beni çağırdı, yanına çıktım.Baktım ki Mustafa, benim iki talebemle birlikte oturuyor.Ellerini sıktım, bir müddet konuştuktan sonra talebeler Mustafa’ya ve bana veda ettiler ve sınıflarını geçtikleri için teşekkür ederek ayrıldılar.Onlar ayrılınca Mustafa bana bir zarf uzattı; aldım, açtım ve baktım ki içinde bir miktar para vardı.Ben ders vermediğim halde bu parayı neden verdiler acaba? Diye sordum.Mustafa, ‘Sen spor ve kemanla meşgul olduğun sırada seni bulamadılar.Ben de, boş kalmasınlar diye derslerini muntazam verdim.Sınıflarını geçmişler, teşekkür ettiler ve bu zarfı da sana bıraktılar’ dedi.”
. Mustafa İnan gerçek bir bilim adamı olduğu gibi mükemmel bir insanmış.Kendi yurdunun insanına ne kadar bağlı olduğunu, bizlerin kendi özümüze döndüğümüzde ne kadar yücelebileceğimizin en güzel örneğidir.Kitabı herkese tavsiye ediyorum.
"çocuklarmıza durmadan tekrarlıyoruz: muhakkak yabancı dil öğren! "düşünmeyi öğren!" derseniz bir hakaret oluyor. düşünmeyi öğrenmek de, herhalde yalnız düşünmenin kanunlarını bilmek değildir. belirli problemleri çözebilmek için elbette belirli bilgileri öğrenmek gereklidir; fakat bence önemli olan, asıl güçlük, problemleri kurmaktır. çoğumuz problemleri yanlış kurduğumuz için, daha baştan çözümsüzlükle karşılaşırız."
Mustafa İnan
Bir Bilim Adamının Romanı
Oğuz Atay
. Ülkemizde hiç denenmemiş, belki de denemeye değer kişilerin bulunamamış veyahut da yazacak bir zekanın bulunamamış olması sonucu alışmadığımız türde bir kitap.Bilim Adamından kasıt Mustafa İnan’dır.Oysa ki –kitabı okuduktan sonra siz de hak vereceksiniz- Mustafa İnan sadece bir bilim adamı değil bir dahidir, edebiyat bilginidir, esprili bir kişiliktir. Sınıf arkadaşlarına dersleri öğretmenlerden çok daha iyi anlatabilen, öğretmenlerle arkadaş olan kısacası öğretmek, düşündürmek için uğraşan bir insan.Mustafa İnan çevresine baktıkça, sonraları kendisini çok düşündüren ‘düşünme tembelliği’ meselesinin farkına varıyordu.Düşünmek zordu, düşünmek büyük bir enerji istiyordu.Hele yaratıcı, araştırıcı düşünce için çok yorulmak gerekiyordu; belki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyordu, ama galiba sağlam vücutlar Mustafa Bey’in nahif bedeni kadar yorulmak istemiyordu, ya da bu sözde bir eksiklik vardı; belki de bu söz, daha uzun bir cümlenin parçasıydı.Yüzyıllardır gördüklerini, dinlediklerini,öğrendiklerini yorumlamaya alışmamıştı insanlar, bu nereden geliyor diye merak etmemişlerdi.Onları tedirgin etmeden, onlara yeni olan karşısındaki ilkel korkuyu hissettirmeden düşünmeye alıştırmak gerekiyordu.Doğu’yu, tedirgin etmeden, Batı’ya yaklaştırmak gerekiyordu.Riyaziyeci Mustafa’nın işi zordu.
. Pek çok markette satılan kişisel gelişim kitapları bence bu kitabın yanında bir şeyler yemiş gibi duruyor.Adana’nın ücra bir köyünde doğmuş, dört yaşında damdan düşmüş Mustafa İnan’ın neler başarabildiğini görmek, ferrarisini satan bilgeleri tanımaktan çok daha heyecan verici, çok daha hırslandırıcı.Kitabı okurken kendinize kızabiliyor,şu kadar imkana rağmen yapmadıklarınızı hatırlayabiliyor ve –en önemlisi- yapmak için kendinize söz verebiliyorsunuz.Dersleri kaynatmak, işlerden kaytarmak yerine onları daha zevkli hale getirmeye, herkesin anlamasını kolaylaştırma yoluna gidebiliyorsunuz.En azından Mustafa İnan’dan bunu öğreniyor insan.
. Kitapta Oğuz Atay’ın enfes üslubunu da yakalayabiliyorsunuz.Romanı yeri geliyor sizin için özetliyor, daha rahat anlamanızı sağlıyor ve sizi bağlıyor.Kitap ayrıca Oğuz Atay’ın vefat etmeden önce yazmış olduğu son kitap ve bir öğrencinin (Oğuz Atay), hocasını ne kadar iyi tanıdığını, ne kadar iyi anlattığını da gösteriyor.Karşımızda iki deha var ne de olsa.
. Çevresinin Mustafa İnan’a olan saygısı ve sevgisi kitapta bahsedilen anılarla çok güzel işlenmiş.Sınıf arkadaşları, Yahya Kemal ve çevresi ile olan arkadaşlığı, Süleyman Demirel, Erdal İnönü, İsmet İnönü ve Celal Bayar’a kadar uzanan geniş çevresi ve samimi dostlukları insanı hayran bırakacak cinsten.Sınıfında bir tartışma oldu mu hakem olarak ona inanırlarmış. Tabi bu efendi kişiliğinin yanında muziplikleri de yok değilmiş.Yaşamı boyunca çektiği maddi sıkıntıyı okul yıllarında ek ders vererek (kendi yaşıtlarına, kimi zaman üst sınıflara) azaltmaya çalışırmış; fakat bu sıkıntıya rağmen şu olayı okuduktan sonra saygım kat kat arttı.
Öğrencilerin bir kısmı geçinmek için çukulata falan satarken, bir kısmı da –Mustafa İnan gibi- lise öğrencilerine ders vererek hayatlarını kazanmaya çalışıyorlardı.Futbolcu Suavi de Mustafa gibi, liseli öğrencilere ders veriyordu; fakat bir yandan da Galatasaray’da voleybol, futbol oynuyordu; üstelik keman çalmayı da öğreniyordu.Bu yüzden öğrencileri ile fazla uğraşamadı ve onlar da derslere gelmemeye başladılar.Akşam saat beşten sonra bir de onlara ders vermek zor oluyordu.Suavi de (Atasagun) öğrencilerini unuttu.”Sene sonunda bir akşam üstü,” diye anlatıyor Suavi Bey, “199 Mustafa İnan beni çağırdı, yanına çıktım.Baktım ki Mustafa, benim iki talebemle birlikte oturuyor.Ellerini sıktım, bir müddet konuştuktan sonra talebeler Mustafa’ya ve bana veda ettiler ve sınıflarını geçtikleri için teşekkür ederek ayrıldılar.Onlar ayrılınca Mustafa bana bir zarf uzattı; aldım, açtım ve baktım ki içinde bir miktar para vardı.Ben ders vermediğim halde bu parayı neden verdiler acaba? Diye sordum.Mustafa, ‘Sen spor ve kemanla meşgul olduğun sırada seni bulamadılar.Ben de, boş kalmasınlar diye derslerini muntazam verdim.Sınıflarını geçmişler, teşekkür ettiler ve bu zarfı da sana bıraktılar’ dedi.”
. Mustafa İnan gerçek bir bilim adamı olduğu gibi mükemmel bir insanmış.Kendi yurdunun insanına ne kadar bağlı olduğunu, bizlerin kendi özümüze döndüğümüzde ne kadar yücelebileceğimizin en güzel örneğidir.Kitabı herkese tavsiye ediyorum.
"çocuklarmıza durmadan tekrarlıyoruz: muhakkak yabancı dil öğren! "düşünmeyi öğren!" derseniz bir hakaret oluyor. düşünmeyi öğrenmek de, herhalde yalnız düşünmenin kanunlarını bilmek değildir. belirli problemleri çözebilmek için elbette belirli bilgileri öğrenmek gereklidir; fakat bence önemli olan, asıl güçlük, problemleri kurmaktır. çoğumuz problemleri yanlış kurduğumuz için, daha baştan çözümsüzlükle karşılaşırız."
Mustafa İnan