PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : MAYIS 2008 Sayı : 1


MUHTAR
04-07-2008, 20:22
Son barikat olarak direndik... Direnmeye de devam ediyoruz.
Ancak sesimizi internet sayfalarında, tribünlerden öteye taşıma zamanı da geldi diye düşünüyoruz.

Şimdilik amatör bir ruhla, salt sevdamızdan beslenen güçle her türlü sıkıntının içerisinden bu fanzini çıkardık. Bu sadece bir çekirdek. Belki gösterişsiz, belki gözalıcı değil ama emin olun özgül ağırlığı düştüğü yerde iz bırakacak kadar ağır olma iddiasını taşıyor.

Şimdi direnmenin yiğit kardeşi taarruzun ilk cephesini açmaktır niyetimiz.
Endüstriyel futbola karşı ilk cephenin adı olacak Beşiktaş.

***

1. SAYIYI İNTERNETTEN OKUMAK İSTERSENİZ TIKLAYIN (http://www.halkintakimi.com/pilav.htm)



İlk Sayımızın İçeriği aşağıdaki gibidir.

1.SAYI/MAYIS 2008

Sabır gülleri.../Özer ÖZÇETİN
Çarşı solcu mu?.. /Yumurtakafa YILMAZ
Mezar teslimi taraftarlık.../Akif KURTULUŞ
Sevinmek için sevmedik.../Murat YILDIRIM
Eğlenmek hakkımız mı?../Şafak BATMAN
Benim küçücük dünyam.../Namık KARTALOĞLU
Umut deplasmanına otobüs: Beleş.../Ömür HINCAL
ATÖLYE/Cem ÖZEL
Anadolu kartalı: MOYMUL/Turgut EREN

http://img368.imageshack.us/img368/5453/onkapakxt1.gif

Hakan Kirezci'den Dergimizin doğum öyküsüdür...
İlk prova baskı şu anda elimde. Oturup ilk kez görüyormuşçasına okuyup bitirdiğimde neden başka yazı yok diye çıkaranlara kızayım dedim ve kızdım. Şu anda cezalıyım. Oturup size uzun uzun derginin çıkış öyküsünü anlatma cezamı çekmekteyim halihazırda.

Buradan buyurun…

Başında saatlerimizi geçirdiğimiz Halkın Takımının yaşadığı teknik sorunları nasıl aşarızı kendimce düşünmeye başlayıp, sorup soruşturduğum zaman kafamı çarptığım yer hepimizin malumu “para sorunu” oldu. Bu sorunu aşmanın muhtelif yolları vardı elbet ve arandığında dahası da bulunabilirdi mutlaka ancak işin ticari karakteri beni ürküttü açıkçası. Öyle bir şey olmalıydı ki verdiği aldığından fazla olsun. Öyle bir şey olmalıydı ki bize yakışır olsun. Ve yine öyle bir şey olmalıydı ki Halkın Takımı adıyla bütünleşsin ve giderek klasiğimiz olsun.
Sonuçta nurtopu gibi bir dergimiz oldu işte.

En büyük mülki amirlerimizle (Muhtar Heyeti) yaptığımız ön görüşmeler ve alınan resmi izinler sonucu hemen üç kişilik takımımızı oluşturup, kollarımızı da sıvayıp işe koyulduk.

Murat Aru ve Mehmet Yücegönül’ün katkılarıyla elde ettiğimiz fotoğraflarla ilk kapağımızı tasarlayıp duyurumuzu astık siteye bildiğiniz gibi. Kendilerine teşekkürü borç bilirim.
İş artık yazıları beklemeye kaldı. İlk desteği konu üzerine engin tecrübesi olan Özer Özçetin hocamızdan aldık. Tüm Beşiktaşlıların yakından bildiği duyarlı, sevda dolu üslubu ve usta kalemiyle Özer Özçetin hocam “sabır gülleri” ni dikiverdi ön bahçemize. Artık bahçemizin tanzimi Özçetin ustanın sorumluluğunda kalmıştır, şahsına ve cümle Beşiktaşlılara duyurulur.
(Bu emrivakiden kaçmak zor olacak hocam…)

Potansiyel yazar takımının kadro zenginliği karşısında 3 kişilik takımımız yetersiz kaldığı için hücum ve birden fazla rakibin markaj sorumluluğunu paylaşmak zorunda kaldık. Bu konuda Namık Kartaloğlu tarihe geçecek bir performans sergilemiştir ancak ne yazık ki şahitleri sadece takım arkadaşları olan iki kişiyle sınırlı kaldı. Yeri geldiğince detayları vereceğim ki sizin de gözleriniz yaşarsın.

Asi ruhun yılmaz bayraktarı Yumurtakafa Yılmaz bizi biraz uğraştırdı açıkçası. Gerek taşıdığı sorumluluklar ve gerekse de Beşiktaşlılığın onulmaz tevazuu ile mücadelemiz pek çetin geçti Yılmaz’la. Mübalağa cenk olundu. Burada ondan daha yaşlı olmanın avantajını kullanmam gerekti ki bu acar solaçıkın en zayıf yerlerinden biriydi yaşlıya hürmet ne yapalım. Önceleri “Tabi abi yazarım” makamında bir iki mırıldanıp geçiştirdi. Üzerine Cem’i (Özel) saldık; daha gençtir, nefesi yeter dedik ama kolay çalım yedi Cem. Hemen ardına takıldım yoksa direk taca gitmekteydi Yılmaz Yılgın. (Ne yılgın’ı kardeşim ne yılgın’ı). Tam çizgi kenarında yakalayıp ters kademesine girdiğim gibi kapıverdim elinden yazıyı. O bize hürmeten tekmeyi atamadı da şimdi elinizde ki dergide onun nefis çarşı tahlilini okuyabiliyorsunuz. Bu seni tedirgin eden popülerlik kaygısını at içinden Yılmaz kardeşim. Seni Seda Sayan’ın sabah programına çıkarmadık ya? Beşiktaşlı kardeşlerine neyin ne olduğunu anlatmak boynunun borcudur. Bu sorumluluk seni sonuna kadar takip edecektir haberin olsun. (İkinci sayının yazısını da garanti edelim bu arada…)

Akif Kurtuluş… Gazeteci, şair, edebiyatçı, hukukçu ve de Fenerbahçeli.
Kendisini az çok tanırım. Birkaç sohbetimiz ve birlikte maç seyretmişliğimiz, kadeh tokuşturmuşluğumuz vakiidir. Ama onun markajı beni aşacağından etkili bir silah kullanmak zorunda kaldım. Forumumuzdan tanıyacağınız, benim 30 yıllık dostum/kardeşim Murat Yıldırım’ın 35 yıllık dostu Akif Kurtuluş. Alacaksın bir yazı Akif’ten, kaçarın yok dediğim Murat Yıldırım ona reddedemeyeceği bir teklifte bulunmuş olmalı ki en sıkışık olduğunu öğrendiğim bir dönemde bu usta kalemden bence müthiş bir yazı koparabildik. Okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki aslında bir Beşiktaşlı olan (Hayati kardeşimiz şahittir) Akif Kurtuluş bu özelliğini usta kalemiyle dahi gizlemekte zorlanmaktadır. Hayati kardeşimizin eylemini destekliyor ve Taksim’de ona Beşiktaş formasını giydirdiğimiz gün üçlü çeken bin kartaldan biri de ben olacağım; Sözüm söz.

Murat Yıldırım’dan sözetmişken; Kendisinden yazı almanın benim için en kolay olduğu şahsiyettir kendisi. Daha doğrusu ben öyle sanmaktaymışım. “Tamam arabım Salı günü elinde yazı” dediğinin üzerinden geçen salılarla tezgah açarım Salı pazarında ben. Ulen Akif Kurtuluş’u havale ederken kendisini hiç hesap etmemişiz adamın. Denize karşı rakıları yuvarlamaktan fırsatını bulsa yazacak ama ortam kötü. O ortamda kim kafasını gömer de Hakan efendiye yazı yazar ki? Kısacası beceremedim yazdırmayı. Benim o kanatta zorlandığımı gören Namık sağolsun “Abi avukat ağabeyi biraz ben tutayım sen beke geç dinlen” dediğinde ben zaten çökmüştüm çimlere. Valla nasıl etti ne dedi bilemiyorum kaptı yazıyı Namık. O da mı reddedemeyeceği bir teklif yaptı nedir? Beklerim ben Namık’tan. Sonuç olarak neden sevinmek için sevmediğimizin ağır bir çözümlemesini Halkın Takımı dökümanlarına katmayı bir şekilde becerdik. Ellerine sağlık; yazanın da, yazdıranın da…

Namığın markajındaki bir başka yazarımız Şafak Batman’ımız. Fakat harbi Batmanmış kendisi helal olsun. Kendisini ortalıkta görmek pek bir zor olsa da en sıkıştığımız anda yakıverdik ışıldağı gökyüzüne doğru pat diye geldi yazı. Beşiktaş tribünlerine akıl vermeye kalkışanlara güzel akıllar vermiş Şafak. Beşiktaşlılar zaten bilir de umarım Beşiktaşlı ol(a)mayanlar da okurlar bu Beşiktaş tribünü adabını. Sağol Şafak.

Ve bizim takımdan bir gol geldi nihayet yav. Çoğu kimse Beşiktaş kartalını beyaz başlı Amerikan kartalıyla karıştırır. Oysa asıl karakartalımız bizim Anadolumuzun haso kartalıdır. Bir Anadolu kartalı nasıl doğar ve büyür, nasıl kartal olur ve ne yapar. Tüm bu soruların cevabını Kartalınoğlu Namık anlatmış bizlere tek tek. Ben yazamam abi, ben yazamam abi sızıldanmalarının arasından öyle bir yazı çıktı ki benim şahsen en çok güldüğüm ve en çok gözlerimi yaşartan öykü oldu Namığın küçücük dünyası. Bir de Türkçe klavye kullanabilseydi de beni yarmasaydı ne olurdu sanki?

Namığın markajında ki diğer bir yazarımız da Ömür Hıncal’dı. Yazılarını, üslubunu severek ve imrenerek okuduğum Ömür kardeşimizden ilk hareketi ben bekledim aslında. Makul süre bittiğinde ve de kendisinden bir hareket göremeyince Namık gerekli işlemi gerçekleştirip umut deplasmanının otobüsünü bizim durağa çekmeyi başardı. Ellerine sağlık Ömür Hıncal dostum.

Ve Cem Özel. Yurt sınırları içerisinde bir türlü yakalayamadığımız bu kardeşimizle bağlantılarımızı hep başbakandan daha fazla gezdiği Ortadoğu coğrafyasından kurabildik. Aslında takımda düşündüğümüz direk isimlerden biri kendisi ama bakalım ne zaman bacaklarını kırıp oturacak Bodrum ellerinde de biz de ona iş yükleyeceğiz. Ama ihtiyacımız olan bir Kültür/Sanat sayfasının altından kalkabilecek ilk isimdi Cem ve top onun kucağında kalıverdi. Şimdi onunla gezinip duruyor. Kitap, Film ve Tiyato üzerine minik şekerler kıvamında sunduğu detaylardan fayda sağlanacağı kesindir. Mesela ben o kitabı buldum ve filmi de arattırıyorum harıl harıl. Tiyatro ile ise şahsen işim olmaz ama siz bana bakmayın, Cem’in atölyesine bakın…

Birgün tesadüfen denk geldiğim ve tanıdığım Moymul’u hepiniz tanıdınız. İşte o Moymulun tanıtıcısı Turgut Eren’dir. Anlat bize Moymul’u Turgut dedik o bize neler anlattı. Son derece samimi ve naif anlatımıyla Beşiktaş ve Moymul paralelliğini Turgut’tan dinledik ve dinlemeye de devam edeceğiz. Kimbilir? Belki birgün Şeref Bey’de Beşiktaş’ımızla maç yaparken bağıracağız Moymul diye. Tabii o zamana Şeref Bey kalırsa…

Takımın son elemanını en sona sakladım. Yazısını bulamazsınız aramayın ama sanaldan fırlayıp elinizde vücut bulmuş dergimizi tutuyorsanız baş müsebbibi atom karıncamız Sezen Gündüzalp’tir. Biz milleti tutacağız derken o takımı hem sahada hem de saha kenarından teknik anlamda derledi toparladı ve de alnımızın akıyla, utanmadan bu işin altından kalkmamızı sağladı. Halkın Takımı sınıfı başkanlığını da büyük bir liyakatle yürüten Atom karınca’ya borcumuz büyüktür. Sağolsun Var olsun…(Yandın kızım sen)

İlk sayımızın öyküsü budur. Bu sadece bir tohum. Çirkin bir tohum belki ama içinde kocaman bir ağaç saklı. Özen gösterir, sulamayı bakmayı ihmal etmezsek sevdalarımızı asacağımız kocaman bir ağacımız yükselecektir bu alemde. Biz çalışmaya devam edeceğiz. Katılmak isteyen herkese yer var. El verin büyütelim.

Saygılar, sevgiler hepinize…

Turgut Eren
05-07-2008, 03:06
mahcubum, özür diliyorum. : ((

Hakan Kirezci
05-07-2008, 12:48
mahcubum, özür diliyorum. : ((
Senin de başın sıkışıktı biliyorum. 3. sayı çıkmadan hatta sezon başlamadan harekete geçebilirseniz sorun yok Turgut'um.