PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Başkalaştırılmak


yumurtakafa yılmaz
25-09-2008, 11:08
başkalıştırılmak yada edilgen olmak.

büyüklerimizden öğrendik onlar hep " sabrın sonu selamettir " der dururlar.
onlar için zaman değerli değilmiş gibi görünse de esas eksiklik çağı elinden kaçıran bir anlayışla kabul edilmiş edilgenlikleridir.

geçmişte yaşanan ve hala yaşadığımız sorunları değerlendirdiğimizde ise bu edilgen tutumun kısmi olarak bizede sirayet ettiği gözlerden kaçmıyor.

ve bu edilgenlik sınır tanımadan bizi " ben " e sürükleyerek başkalaştırıyor.

doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde, içerde ve dışarda hala korsan ürünler alınıp satılıyorsa suç bu takıma gönül veren insanların değil; bunun suçu satılan ürünleri yüksek fiyata satmaya çalışan yöneticilerindir.
(sponsorlukları katmıyorum bile)
diğer tribünleri son süreçte takip ettiniz mi ??? bilemiyorum, onlarda bizden duyduklarını hayata geçirmeye çalışıyor.

MÜŞTERİ DEĞİL TARAFTARIZ.

tamda toplumsal duyarlılıkların paylaşıldığı süreçte " tesadüf " olarak değerlendirilemeyecek engellemeler ile karşılaşıyoruz.

yöneten ve yönetilen psikolojisinde; yönetilenlerin sürekli bir talebi olur ve yönetilende buna kısmi olarakta olsa cevap verme zorunluluğu taşır.
ne acıdır ki endüstriyel anlayış taleplerimize cevap vermek yerine elimizdeki değerlerede saldırmaya başladı.

kim ne derse desin, biz hala başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz ve bu inançla başkalaştırılamayacağımızı haykırıyoruz.

zaman akıp gitmekte, biz ya zamanı yakalayıp geçeceğiz yada zaman içinde kaybolup gideceğiz.

durmak, akıp giden zaman içinde geride kalmak demektir.

geride durmayın ve " gericilere " ayak uydurmayın.

güneşli güzel günlerin umuduyla.

Safak Batman
25-09-2008, 11:35
Birden bire endüstriyel futbol karşıtı kesilen fenerbahçe tribünlerinden gelen sesler ,aslında bu gidişatın (müdahil olmazsak eğer) bizleri hangi noktaya sürükleyeceği konusunda ipucu veriyor.
‘elimizdeki değerlere’ sahip çıkarak bu gidişat karşısında bişeyler yapmaya başlıyabiliriz.

Tabi ‘elimizdeki değerlere’ sahip çıkmayı, ‘akıp giden zaman içinde’ statükoyu koruma olarak algılamadan eleştiri-özeleştiri mekanizmasını çalıştırarak yapmalı güneşli güzel günler için içimizdeki umudu harekete geçirmeliyiz.

Cem Bilici
25-09-2008, 11:42
ZAMANI DURDUR

...

Eğer bir alıcı çıksaydı, bir şeytan mesela, ne karşılığında satardınız ruhunuzu, ne karşılığında cehennemlerde yanmaya razı olurdunuz?
...
Ne karşılığında satarsınız ruhunuzu?
Kim olmak ve ne olmak için?
Sezar'ın Kleopatra'yla yattığı ilk gece karşılığında mı, Lenin'in Moskova'ya girdiği an karşılığında mı, Arşimed'in 'Evraka' diye bağırdığı an karşılığında mı, Joyce'un 'Ulysses' romanının son satırını da düzeltip kalemini bıraktığı an karşılığında mı, Mark Spitz'in olimpiyatlarda yedinci altınını da boynuna taktığı an karşılığında mı?
Yoksa Karındeşen Jack olmak karşılığında mı? Tarihe geçen o ünlü katil gibi hiç yakalanmadan yedi cinayet işleyip yedi insan öldürebilmek karşılığında satar mısınız ruhunuzu?
Peki Einstain olmak karşılığında?
Ruhunuza biçtiğiniz bedel ne?
Mutluluk mu, şöhret mi, başarı mı, yaratabilme yeteneği mi, insanlara ayrdımcı olabilme gücü mü, yakalanmadan cinayet işleme şansı mı?
Yoksa para mı istersiniz?
Ruhunu milyarlar karşılığında satan, geçmişi günahla dolu o büyük zenginlerden biri olmak karşılığında vazgeçer misiniz ruhunuzdan?
Güney Afrika'da Zencileri kırbaçlayarak öldürten bir elmas madeni sahibi, işçilerin üzerine benzin sıktırıp yaktıran bir dolar milyarderi olmak fiyatınızı karşılar mı?
Paralarınızla çeşit çeşit hayatlar alırsınız. İnsan hayatları.
Küçük oyuncaklar gibi oynarsınız onlarla, isterseniz kırıp atabilirsiniz, isterseniz bir biblo gibi odanızın bir köşesine koyabilirsiniz.
.....
Ahmet ALTAN

Bahadir Ozdemir
25-09-2008, 16:06
İtiş, kakış bir dışlanma sözkonusu
Süpermarketlerin raflarına koydukları sevdamızı
ihtiyacımız kadar almaya zorluyorlar.
Oysa hiç düşünemediler
ürün üzerinde bulunan
"Siyah-Beyaz" çubuklu barkodun değerini.
Başkalaşım,
başkaldırıya yenilecektir.

Hakan Kirezci
25-09-2008, 17:40
Korsan denilen kavrama karşı yaklaşımımı belirtmiştim daha önce. Asıl korsanlık, zaten bana ait olanı lisans adı altında kanun kitaba uydurup gaspederek tekrar bana yüzde 500 ihtikarla satmaya kalkmaktır. Bu ülkede herkes siyah ve beyaz renkleri kullanarak ve kartal resmini, Beşiktaş ismini kullanarak istediği ürünü yapar ve satar. Bu iş uzun yıllar boyunca böyle gitti ta ki Galatasaray yönetiminin kendi taraftarını müşteri kendilerini de malsahibi statüsünde değerlendirerek bunu legalleştirmesine kadar. İstanbul'un bizler için deplasman olmasının da ilk Galatasaray'la A.S.Yen'de oynadığımız maçla başladığını da hatırlarsınız. Maalesef bu anlayış çarpık ve aleyhimize gelişti geldi bugünlere kadar. Şimdi kafalar karşı propogandayla iyice karıştırılıyor. Eğer samimiyete inansaydık böyle mi olurdu. Kulübüm çıkarırdı ürünlerini ve lisans misans zorlaması olmadan ben direk gider oradan giyinirdim. Kendi dükkanım varken başkasından niye alayım ki? Şimdi benden, yani sıradan bir Beşiktaş sevdalısından, endüstriyel ahlakın yasal zorlamalarına prim tanımamı bu da yetmiyor endüstriyel soygunlarının fahri müfettişliğini yapmamı talep ediyorlar. Ben de reddediyorum.

Diğer tribünlerdeki gelişmeler aslında olumlu gelişmeler. Fenerbahçe tribünlerinin nihayet "cumhuriyet" süslemeleriyle tepelerine çöreklenen padişahlık sisteminin havuzunda, Deli İbrahim'în yem diye serptiği incileri dişleyen zavallı balıklar olduklarını anlamaları ve "Taraftarız biz müşteri değil" sloganına sarılmaları desteklenesi tavırlardır diye düşünüyorum. Endüstriyel futbolun ahlaksızlıklarına ve soygunculuklarına karşı tavır koyabilecek güçler doğal müttefiklerdir. Nicel ağırlıklarını niteliklerine de yansıtmaya karar vermiş Fenerbahçe taraftarının barikatın ardında yeralmasını olumlu karşılıyor ve destekliyorum. El uzatmak gerekir.