PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şiirlerimiz


Safak Batman
16-01-2007, 00:15
Nice güller solacak denilmişti.
Nice güller
Kökleri her yerinde dünyanın
Yaprakları bağrımızda nice güller
Ve doğacak olan gün
Daha doğmadan kararacak denilmişti.
Hepsi gerçekleşti bir yıldırımla
Bir şey kaldı unutulan
Solan güllerin kökleri yine toprakta
Yine dimdik ve tomurcuğa durmakta
Belki yorgun
Belki yenik
Belki yaralı
Ama bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek...

Safak Batman
20-01-2007, 15:51
ay buluta girdi karardı sazlık
kirpiklerinden mavi bir kelebek geçti, soyundu gözlerin
ay buluta girdi şarkılar eskir
ay buluta girdi kesildi yaprak hışırtısı dallarda
dudakların uyanır, suya değdi kanatları kelebeğin
ay buluta girdi çalkalandı sazlıkta sular
savrulur boynunda saçların, kanatlarından suyu sağdı kelebek
ay buluta girdi şarkılar eskir
ay buluta girdi emdi yıldız ışığını rüzgâr
ışıldar iki yaprak bulutu ucunda iki vişne tanesi dipdiri ıslak
ay buluta girdi çarptı dokuz köpük dalga kıyıdaki kumula
ıslanır kasıklarında çiğrengi ay çayırları, yitti burgacında kelebek
ay buluta girdi şarkılar eskir
Emirhan Oğuz

Ceren Oğuz
23-01-2007, 12:48
KEREM GİBİ

Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum...

O diyor ki bana :
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem
gibi
yana
yana...
"Deeeert
çok,
hemdert
yok"
Yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır...
Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona :
- Kül olayım
Kerem
gibi
yana
yana.
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karan-
-lıklar
aydın-
-lığa...

Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum.....



NAZIM HİKMET

Ceren Oğuz
23-01-2007, 12:50
KIZÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

[1956] NAZIM HİKMET

Can Durukan
23-01-2007, 20:04
Ağır bir parfüm reveransı…


Senden sonraydı…

Hayvansız kalmış bir orman
Gibi ağlamaklıydı kainat.;
Senden sonraydı..


Hangi dağda ateş yansa
O yana ağlardı atlar,
Ve bir kartal
Bir kartala dayıyorsa başını
Aşk
Çağrıldığı her randevuya
Geç kalmış demekti!

Senden sonraydı..
Gökyüzüne teslim oluyordu ayışığı
Ah onun zarif parmaklarına dolanmış kuğular,
Ve kalbi delik bir melek sabahlıyordu
Yeryüzünde,
Ümit:kurugül çocuk!ümit:aksigül çocuk!
Hayat!beni ılık ılık esir al!
Diye bağırıyordum çakal karasında
Hançer nefesinde!


Çünkü
Bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine
Aşağı gölde kıyıya vuran genç nilüfer
Ağzında bir başka genç nilüferle
Ölmekteyse,ve akşamüstü
Bir annenin çocuğunun üstünü örtüşü gibi
Örtüyorsa sancıyı ve ölümü,
Bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine!
Çünkü
Uyuyacak kurt soyunur
Üstünden dağları çıkartırdı!
Dağlar,kokarcalarına alevcesine sokulurdu
Dağlar,sularına alev içercesine dokunurdu
Dağlar,dağlarına dürüsttü
Dağların namluya sürülü
Kurşunu yoktur!
Dağların mor avı çoktu dağların zor avcısı çoktu
Dağlar,dağlara bir kez daldı mı
Kendi doruklarından mahşeri vurgunlar yerdi
Dağların grevi borandı,çıyandı,yabanıl ottu
Dağlara sinsi bulutlara inen eşkıya baruta
Kuytu,postal niyetine haysiyet giydirirdi!
Hele mermi bir kez müstehzi bir ifadeyle
Savurduysa tunç buhardan yelelerini,
Atların toynaklarına kan gibi menzil
Bakışlarına menzil gibi kan otururdu!

Atlara dağ kaldırmışlığı vardı karanlığın
O şen nallarda rakseden yosma şavkın gerdanı
Altına batırılmış isyanın şakırtısıyla tutuşurdu!
Tutuş benim yağız yılanımı puşi gibi sarıp da
Tutuş benim delioğlan fırtınamı
Ağzında süt gibi yakıp da
Dumanıyla
İsiyle,
Dermanıyla
İniyle,
İnlenen ismime nakış gibi işlenen kahpe fermanıyla
Kapına dayanan tanrı misafiri sevdam,aşkımla
Belalanan dağım!belalı dağım!
Dağlara adak adamış bir toprağın yangınıyım ben de!


Bakma!dağını emziremedim
Siyah sütümde zehir şıngırdar!
Kızma!dağına bir taş da ben koyamadım
Kumumda tuz var!

Ama senin kulağına eğilip
DAĞ diye fısıldayan bu dudak
Bir gün ya elinde ya ayağından
Ya eteğinden ya da alnında
Öfkelenme,öpmeyecek,
Sadece şehit düşmüş bir hayalet nehir gibi fışkırıp
Başka
Bambaşka dağlara at sırtında dörtnala kan olup akacak!
küçük iskender

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:21
ABBAS

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Cahit Sıtkı Tarancı...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:31
AŞK VE KALP

Bir kalb ki onun sevmesi aldanması yok
Tutkunluğu yok , bir güzele yanması yok
Bin kez yazık olsun sevisiz yüreğe
Aşksız geçecek günlerin faydası yok

Ömer Hayyam...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:33
ÖZLEDİM SENİ

özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

Can Yücel...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:34
HÜRRİYETE DOĞRU

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...

Orhan Veli Kanık...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:38
CİNAYET SAATİ

Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

Cinayeti kör bir balıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiçbiriniz orada yoktunuz

Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
On üç damla gözyaşını saydım
Allahına kitabına sövüp saydım
Şafak nabız gibi atıyordu
Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
Hiçbiriniz orada yoktunuz

Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Polis kaatilleri arıyordu
Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
Üzerime yüklediler bu işi
Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
Cinayeti kör bir balıkçı gördü

Ben vursam kendimi vuracaktım

Atilla İlhan...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:39
AYDIN MISIN ?

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol

Tam çağı ise başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Rıfat Ilgaz...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:41
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed Arif...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:43
ACILI GECENİN BİTİMİNDE

Yaşadığımı işitmek istiyorum
Bir ses uzaktan yakından ya da içimden
Düşen yaprak örneğin
Kağıt hışırtısı olsun
Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı
Bir inilti derinden
Damlayan su
Bir elektrik düğmesi çıt diye
Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ses
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı görmek istiyorum
Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden
Sesindeki pırıltıya
Gözündeki ışıltıya benzer
Bir kibrit çakımı
Bir yanıp sönse yeter
Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak
Ya da gün batımı pembesi dudak
Bir yıldırım hızında çizilsin
Bir şimşekçe yazılsın karanlığım
Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen
Bir yıldız parlayıp sönen
Dişlerinin aydınlığını
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ışık
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı duymak istiyorum
Bir ısı uzaktan yakından ya da içimden
Tenine ilk dokunduğum zamanki
Elini ilk tuttuğum
Yüreğimi kanatlandıran o titreşim
Kanı geçiyor kanıma sandığım
Öyle bir değdin ki varla yok arası
Ve yanarken ateşten ellerim
Yatak çarşafının apaklığında duyduğum serinlik
Ve sevgiyi sende bulduğum ilk
O ılıklığa değinmek yerine
Uzak düşlerde olsa da yeter
İçindeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir değini
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı koklamak istiyorum
Bir koku uzaktan yakından ya da kendimden
Kulak memelerinde şebboy
Saçlarında o koku
Ki öptükçe öpüldükçe büyüyen
Her yel estikçe getirir düşlerime
Koklarım çok uzaklardaki anılardan seviyi
Bir yel esmiş mi esmemiş mi
Bir kıpı dal oynasa
Bir yaprak kıpırdasa
Duyulur duyulmaz olsa da
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir koku
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı tatmak istiyorum
Bir tat ki uzaktan yakından ya da kendimden
Ağzımda dilimde damağımda
Bir buruksu mutluluk sandığım
Salt benim diye aldandığım
Kendi yalanlarıma kandığım
Arttı yaşadıkça duyduğum acı
Yitirmemek için o acıyı çoğaltırım
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir tat
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Aziz Nesin...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:46
ŞARAP

Saat onikiden sonra,
Bütün içkiler
Şaraptır

Cemal Süreya...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:51
KARLI KAYIN ORMANINDA

Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı sıcak.

Ben ordan geçerken biri:
'Amca, dese, gir içeri.'
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Eski takvim hesabıyle
bu sabah başadı bahar.
Geri geldi Memed'ime
yolladığım oyuncaklar.

Kurulmamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
ölmüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir halısı var
bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip,
öleceğimizi mutlak.

Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?

Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden

Nâzım Usta...

İsmail Şahin
25-01-2007, 01:55
ARKADAŞ

Olmasın o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gün gelip ayrılsak da
Seninle arkadaş

Bir kıvılcım düşer önce
Büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş
Yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu
Ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu en sıcak
Duygudur arkadaş

Ortak olmak her sevince
Her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu
Beraberce el ele

Olmayacak o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gun gelir ayrılsak da
Seninle arkadaş

Yılmaz Güney...

Burak Güven
25-01-2007, 10:23
HİÇ

Hiç Bir insani unutmak,
bir insandan vazgeçmek,
bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda
kaldin mi hiç?
Hani ölmüs gibi,
hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi,
her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip
ama aslinda hiç gelemeyecegini de bilmen gibi.
Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek ,
ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana,
ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi
sen hala bu kadar sevgili iken?
Özlemek,
bu kadar özlemek,
etini kemigini yakarcasina özlemek...
çok kötü degil mi?
Bu kadar özleyip onu görememek,
ona dokunamamak,
onu isitememek ,
artik sonunun "Pi" hali degil mi?
Biliyorsun degil mi?
Ne kadar umutsuz bir arayistir o,
kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü,
belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek,
belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir
yerde demek,
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar
yasamak
ne zordur degil mi?
Ne kadar eritir insani farketmeden.
Sende biliyorsun degil mi bunlari.?
Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu
hiç?
Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina.
Güzel bir kafe kesfettiginde,
güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde
güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi
paylasamadigin
için
onunla.
Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin
mi ortada?
Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi?
Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün
oldu mu hiç?
Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan
nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir
insanin yüzüne
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar
oldu mu hiç?
Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden
birisine ask siirleri
yazabildin mi?
Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara
feda oldun mu hiç?
İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin,
özlemini,
susuzlugunu,
açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç?
Kanayan yarasini gördügün
ama merhem olamadigin zamanlar.
Gücünün,
hani o tanrisal gücünün
bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu
gördügün zamanlar
oldu mu hiç?
Hiiiiiiiç....
Hiiç...
hiç...
bir hiç..


CAN DÜNDAR

Burak Güven
25-01-2007, 10:23
>BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

>Ben
>senden önce ölmek isterim.
>Gidenin arkasından gelen
>gideni bulacak mi zannediyorsun?
>Ben zannetmiyorum bunu.
>İyisi mi,
>beni yaktırırsın,
>odanda ocağın
>üstüne korsun
>içinde bir kavanozun.
>Kavanoz camdan olsun,
>şeffaf,
>beyaz camdan olsun
>ki içinde beni görebilesin
>Fedakârlığımı anlıyorsun :
>vazgeçtim toprak olmaktan,
>vazgeçtim çiçek olmaktan
>senin yanında kalabilmek için.
>Ve toz oluyorum
>yaşıyorum yanında senin.
>Sonra, sende ölünce
>kavanozuma gelirsin.
>Ve orada beraber yaşarız
>külümün içinde külün
>ta ki bir savruk gelin
>yahut vefasız bir torun
>bizi ordan atana kadar...
>Ama
>biz
>o zamana kadar
>o kadar karışacağız ki birbirimize,
>atıldığımız çöplükte bile
>zerrelerimiz
>yan yana düşecek.
>Toprağa beraber dalacağız.
>Ve bir gün yabani bir çiçek
>bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek
>açacak :
>biri
>sen
>biri de
>ben.
>Ben
>daha olumlu düşünüyorum
>Ben daha bir çocuk doğuracağım
>Hayat taşıyor içimden.
>Kaynıyor kanım.
>Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
>ama sen de beraber.
>Ama ölüm de korkutmuyor beni.
>Yalnız pek sevimsiz buluyorum
>bizim cenaze şeklini.
>Ben ölünceye kadar da
>Bu düzelir herhalde.
>Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
>İçimden bir şey :
>belki diyor.

(18 Şubat 1945)

Burak Güven
25-01-2007, 10:25
Ben Sana Mecburum

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..

.

Attila İlhan

Arda Can
25-01-2007, 12:07
Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açardı
Su gibi azizdin, yurdumdun, alnında ateşler yanan
Işıklı bir ırmak gibi aktığımız o uzun yürüyüş
Daha dündü sanki, her patlayan sağanak bunu anlatır
Fabrika düdükleri bunu anlatır bana her vardiyada

Hazırladığımız ilk taş baskısı afişi anımsar mısın
Bükülüp giden kent sokaklarını, fabrika önlerini
Sonra kitapları (kokuları hala burnumda onların)
Hangi mayısta taşıdık kentlere küllerin rengini
Gerçi gülistan olmadı ömrümüz, gam değil

Belki tanırdın ilk vurulanı, o gün hiç ağlamadık
Hayır ağlamadık, çıldırdık o gün çıldırasıya
Adını çocuklarımıza verdik onun, çoğaldı
Mezarlar çoğaldı o günden sonra, yetişmedi bize
Öldürülecek kadar büyümüştük, öyle demişlerdi

Ve hayat öylece akıp durdu işte, akıp duruyor
Kimilerinin bakışlarına yine karlar yağmış
Saçları dumanlı bir geçit sanki, dudakları lâl
Kitap yakanlar eksilmiyor, şu uçuşup duran
Kırlangıç ölülerini görüyor musun kentin üstünde

Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açan
Bulutlara, rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
Unutma dostumsun sen, neredeysen orada ölmek isterim.
Ahmet Telli

Burak Güven
25-01-2007, 13:20
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna Rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki, o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
NAZIM HİKMET

Burak Güven
25-01-2007, 13:25
O'ndan Ayrılırken...

Duygularının demir attığı limanların,

onları dalgalara teslim ettiğini kabullenmek zorunda olduğunda,

içini bir boşlukta hissedersin.

Ve gözlerin yaşlı...

Ellerin neyi tutarsan yakar.

Gözlerinin kapasanda o daima bir resme bakar.

Bir zaman sonra biriktirdiğin küskünlüklerini yanına alıp o limanların kapısına dayanırsın.

Ağlayarak anlatırsın...

Ama kızamazsın ki!

Nerede sende o yürek...



Mutlu olmadığını hissedersin,

O'nun mutlu olduğunu da...

Sen üzülürken; O'nun mutlu olmasını istemekle istememek arasında saatlerce,günlerce,haftalarca gidip gelirsin.

Kararın hep aynıdır.

O mutlu olmalı.

Ama sen incindin, niçin O'nun incinmesini istemezsin?

Niçin sende olanlardan daha çoğunu O'na verirsin?

Aşıksın...!!

O yüzden , onda senden hiçbir şey kalmasını istemezsin.



Nefretini iletirsin kuşlardan önce O'na...

Seni tamamen silmeli ki, bir gün dönüp baktığında " bu " diye seni göstermesin.

Ve yaparsın da; kırarsın onun kalbini, seni hayatından tamamen çıkarır.

Böylece daha iyi olacağını düşünmüşsündür ama...

Rüyaları hiç hesaba katmamıştın...

Her rüyada senden hesap sorar.

Her rüyada ona saatlerce sarılır,dakikalarca bakar, saniyelerce öpersin.

Ve zaman böyle sınırlıdır işte.

Kan ter içinde yatağından fırladığında, O'nun gülümseyerek uyuduğunu düşünerek

avuttuğunu sanırsın kalbini.

Avutamadığını anladığında, O'na "seni seviyorum" demek gelir içinden.

Ve O'na sarılmak herşeyden daha sıkı...!



Bu bir an geçer aklından...

Güler geçersin, sonra ağlar geçersin, sonra düşünürsün.

Ama bu kez geçemezsin!

Bütün vücudunu o an çok kenarlı kırmızı yapışkan ipler sarar.

Seni kımıldatmayacak derecede tutar.

ama sen kurtulup, O'nu bulup sarılmak istersin.



Ve uzaklarda görünür...

Sana yaklaşıp geçer önünden...

Yanında da o!

Bunu gördüğünde ağların seni tamamen bıraktığını fark edersin.

"Hadi orada işte git!" dercesine.



Gidemezsin, adımların geri gider.

O'nunla yaşadıkların bir ekranın altından sana sağır, dilsiz muamelesi yaparak alt yazı halinde geçer.

Ne yazıktır ki, onları görüntü ve sesle birleştiremezsin.

Ve vazgeçersin.



O'nun üzülmesinin hiçbir şeyden, üzülmemesinin herşeyden önemli olduğu artık senin için tek gerçektir.

Gözlerinde acı bir telaş, yürüyüşün boş ve yavaş

umutsuzluğun son durağında ileri gidersin.

Denizinde yıkanır, güneşinde ağlarsın

Ve şarkınız başlar.

"Gitme" diye inletirsin gökyüzünü.

Ama bir sen, bir de kalemin duyar bunu.



Sen ağladıkça o yazar.

En az iki damla.

En az iki sayfa...

Kemal Kıcır
25-01-2007, 19:36
Ask Mönüsü
.
Sen sabahlar ve safaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atli kapini çaldiginda
beni unutma
ah! sakli gülüm
sen hem zor hem güzelsin
siirlerimin ilikliginda açilmalisin
sana burada veriyorum hayata ayrilan buseyi
sen memleketim kadar güzelsin
ve güzel kal

1952
.
Nazim Hikmet Ran

Burak Güven
25-01-2007, 20:55
Üçüncü Şahsın Şiiri

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim
Bir sevdiğin vardı duyardım
Çöp gibi bir oğlan ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kus gibi gülerdi
Bir rüzgar aklımı alırdı
Sessizce bir cigara yakardım
Kirpiklerini eğerdin bakardın
Üşürdüm içim ürperirdi
Felaketim olurdu ağlardım

Aksamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu ağlardım

Attila İlhan

acidhouse
25-01-2007, 23:05
Sıyrılıp Gelen

Soluk bir ay dolanıyor
kentin üstünde her gece
Her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu

Güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman

Suların sesini dinle şimdi
ormanın fısıldayışlarını
usulca yarılıyor dağların göğsü
bir aşkı dinlendirmek için

Ve gözleri uzak yamaçlarda
aranıp dururken bir şeyleri
sessiz ve sakin beklemekte
bekledikçe bileylenen yürek

Belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
Belli ki yakındır
doğayı ve hayatı sarsacak saat

Çiğdem Çiçek
26-01-2007, 14:04
MENDILIMDE KAN SESLERI

Her yere yetisir
Hicbir seye gec kalinmaz
Cocugum beni bagisla
Ahmet Abi sen de bagisla.

Boynu bukuk duruyorsam eger
icimden boyle geldigi icin degil
Ama hic degil
Ah guzel Ahmet Abim benim
insan yasadigi yere benzer
O yerin suyuna, o yerin topragina benzer
Suyunda yuzen baliga
Topragini iten cicege
Daglarinin, tepelerinin dumanli egimine
Konyanin beyaz
Antebin kirmizi duzlugune benzer
Gogune benzer ki gozyaslari mavidir
Denizine benzer ki dalgalidir bakislari
Evlerine, sokaklarina, kosebaslarina
Oylesine benzer ki
Ve avlularina
(Bir kuyu halkasiyla sikistirilmistir kalbi)
Ve sozlerine
(Yani bir cep aynasi alim-satimina belki)
Ve birgun birinin bir adres sormasina benzer
Sorarken sorarken uzunclu bir ev goruntusune
Camcinin cam kesmesine, dulgerin rende tutmasina
Oyle bir cigara yakimina, birinin gazoz acmasina
Minibuslerine, gecekondularina
Hasretine, yalanina benzer
Anisi issizliktir
Acisi bilincidir
Bicagi gozyaslaridir kurumakta olan
Gulemiyorsun ya, gulmek
Bir halk guluyorsa gulmektir
Ne kadar benziyoruz Turkiye'ye Ahmet Abi.
Bir guzel kadeh tutusun vardi eskiden
Dirsegin iskemleye dayali
-- Bir vakitler gokyuzune dayali, derdim ben --
Cigara paketinde yazilar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: ozlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kasin yukari kalkik
Sevmen acele
Dostlugun cabuk
Bakiyorum da simdi
O kadeh bir kufur gibi duruyor elinde.

Ve zaman dedigimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
istasyonlari dolasirdik bir bir
O zamanlar Malatya kokardi istasyonlar
Nazilli kokardi
Ve yagmurdan islandikca Edirne postasi
Kil gibi ince Istanbul yagmurunun altinda
Esmer bir kadin sevmis gibi olurdun sen
Kadinin utulu patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofrani kurardi
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardi
Cezaevlerine dussen cigarani getirirdi
Cocuklar dogururdu
Ve o cocuklarin dunyayi duzeletecek ellerini islerdi bir dantel gibi
O cocuklar buyuyecek
O cocuklar buyuyecek
O cocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu durt
Umutsuzlugu yatistir
Diyecegim su ki
Yok olan bir seylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanisli ki simdi
Hayalsiz yasiyoruz nerdeyse
Cocuklar, kadinlar, erkekler
Trenler tiklim tiklim
Trenler cepheye giden trenler gibi
Isciler
Almanya yolcusu isciler
Kadinlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekcisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su siseleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak agac gibi yanlis yerlere buyuyenler
Ah guzel Ahmet Abim benim
Gordun mu bak
Dagilmis pazar yerlerine benziyor simdi istasyonlar
Ve dagilmis pazar yerlerine memleket
Gelmiyor icimden huzunlenmek bile
Gelse de
Oyle surekli degil
Bir caz muzigi gibi gelip geciyor huzun
O kadar cabuk
O kadar kisa
iste o kadar.

Ahmet Abi, guzelim, bir mendil niye kanar
Dis degil, tirnak degil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

Edip Cansever

Kemal Kıcır
26-01-2007, 22:40
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden


Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren

Kemal Kıcır
26-01-2007, 22:41
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden


Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren

Murathan Mungan / Yalnız Bir Opera

Ferhat Talan
26-01-2007, 23:12
PERDESİZ

hayat ne kadar iyi, işte bu çok kötü

kimse suratında ki muammaya bakmayınca

hafifsedeğimiz ne kadar kişi varsa o kadar hafifliyoruz…değilmi….

tatminlerimiz bile tatmin etmiyor bir süre sonra

sağa sataşıp solu unuttuğumuz oluyorsa da ara sıra

kendimizi çok unutmuş oluyoruz….

kimiz lan biz siz kimsiniz kimler bu karıncaya özenmiş asalak varlıklar

kim bunlar sırtlarında harfleri bile taşıyamayan bu merhumlar kim ?

cevap her zaman hazırdır sorunun boşaldığı gibi beynimizde ….

………. kimseye sataşmadan suya dokunup sabuna ihanet etmekten hoşlanan

sabah kalkıp yaşadığına bin şükür eden

………………………………………………ama yalnızca yaşamakla yitinen

utanmadan aynaya elindeki ruhsuzluğu yüzündeki basiretsizliği yansıtan durup durup

ardından rahatlıkla karışık masumluğu kim vurdu yüzümüze ——————-

durun !!!!!

ben ne buldum sizlere .

hayvanlaşacağız birer birer , sonrada susacağız

evet evet bal gibi evet —gidip gelir — gibi evet

son orgazmı yaşamak gibi lümpence

aynen o biçim ….SUSACAĞIZ …( oyununuzu oynayın )



kayıtsızlığa eğer varsan ölmeyi göze alman lazım

ya yaşamak direngen ve namuslu

yada yok öyle bedavadan her şeye anlamsızca bakmaktan ….

inadına bu hayatı boşa çıkartırım yaşamak için

ama yaşamamışsan henüz

bırak da yaşayanlar can verenler söz söylesin iki şarap bir bira

ardında bir şevk yetmez anlamaya ……………………………..

ANLAM bil ki senin anlam veremeyeceğin kadardır

ve sen verdikçe o alır ………………

KIVILCIM ATEŞ ( Perdesiz şiir )
bir yoldasimin şiiri

Erkan Özberk
27-01-2007, 00:35
ALACAK



yol kenarındaki

yağmur mazğallarını

kumbara sanıp

harçlığımı atardım

bu yüzden en çok

denizden alacaklıyım.

sunay akın

Çiğdem Çiçek
27-01-2007, 20:45
.....
Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını

kıskandım Gogen’i Tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine

ne diyordum arkadaş….
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini

sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
bazen kadın hamamında tellak….
bazen Christoph Colomb
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum

eğer daha da içersem
Shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be Platon…
bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu

ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…
.....

İhsan Türe

Latife Kara
27-01-2007, 22:31
25 HAZİRAN 1981

Yoktun ya burda
Burda yokken
Daha sıkı tuttum ellerini
Daha yakından baktım yüzüne
Daha iyi daha çok
Gördüm dinledim seni
Takıldım peşine sonra
Gözlerinden geçen bulutların
Yere düşmüş bir gülün
Belki senin önündeyim şimdi...

Arif Damar

Erkan Özberk
29-01-2007, 11:59
AYRILIK AYRACI

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

AHMET TELLİ

Burak Güven
29-01-2007, 13:25
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

Ah verebilseydim keşke
Yüreği avcunda koşan
Herbir anneye
Tepeden tırnağa oğula
Ve kıza kesmiş
Bir ülkeyi armağan

Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
Usulca açılıverdi
Yanağımda tomurcuk

Pir Sultan'ı düşün anne
Şeyh Bedrettin'i
Börklüce'yi
Torlak Kemal'i düşün anne

İnsanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an
Güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir yusufçuk havalansın

Yani benim güzel annem
Alacaşafağında ülkemin
Yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar içinde
Kendi buruk kanımı içtim

Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet
Giderken darağacına

Geride
Masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
Bağışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
Ağlayıp koklayacaktın
Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

Yaşamak ağrısı asıldı boynuma
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim

Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların ellerine
Sonra
Sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi
Vurulmak isterdim bir kıza

Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar çocuklar koşun
Sabah üstüme
Üstüme geliyor

Kısacası güzel annem
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek umut etmek özlemek
Ya da mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara

Ölmek ne garip şey anne
Artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
Şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
Baba olamayacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne

Uçurumlar ki sende büyür
Dağdır ki sende göçer
Ben yaprak derim çiçek derim
Cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yine de
Oğlunu yitirmek kimbilir
Ne garip şey anne

Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan
Her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
Özlem benim kavga benim aşk benim
Bekle beni anne
Bir sabah çıkagelirim

Bir sabah ana bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını

Adı başka sesi başka nice yaşıtım
Koynunda çicekler
Çicekler içinde bir ülke getirirler

NEVZAT ÇELİK

Piraye Oğuz
30-01-2007, 14:36
KUNDUZ DÜŞLERİ ve KARA BİR BIÇAK



anıların gümüş zamanında ağladığı
günlerden geliyorum
suları çeviren kunduzların düşünden ağarak
kendini kemiren insanın gazabına uğradım
aşk ve savaştan tanıdım kederli yolların ağrısını
bize benziyordu uyluk sesleri
kemik fırtınası ve deşilen karanlık
çok geç olmadan anlamak içindi belki hayat
çamuru insan
aşkı ayrılıktır en çok anlamlı kılan

sürüler geçiyor içimizden
çanlarda çığlık sesleri
kamaşan ruhumuz ve sırrı dökülmüş ayna
bir işaret belki ayaklanmak için
oynak masalarda yosmalar
yakılan şiir cümbüş ve gırnata

bilmek değil oynamak isterdim diyerek
kara güller bahçesine düğünler bağışladım
dokundum ayrılığa yenilmiş baltaların gizlendiği toprağa
karıncalar vardı sırları ve sakladıklarıyla
kırbaç izleri
aşk iskeletleri
ve kelebek ölüleri
taş değirmen ve terden uzaklaştırılmış buğday
kırgındı beyaza ve kendi tarihine
acılar dünyanın ortak rengi ve öğrendikçe kara
buluştuğu yerde kardeşti mülkiyetsizlik
savaşa karşı bütün renkler kapkara

kemiklerin ve iliklerin tarihinden geliyoruz
bütün mezarcılarla ödeştik
hiçbir terziye sökük borcumuz yok
itiraf etmeliyiz zaman geçiyor
sevmeyi bilmeyince daha çok ölüyoruz

söz ve anlam kendisine gecikti
neden
küflendi ruhun derinliğinde boşluk
çoğalan geyik sesleri ve kendisini vuran avcılar
bir işaret belki çöl ve yağmur buluşması
kokusuyla bir ayrılığı geciktirir belki bilinmez





bir kez daha
suları çeviren kunduzların düşünden ağarak
ateşini yitirmiş dağlara dokunmadan
itirazını düşürmüş rüzgarları bıçaklamak isterdim
kunduz dişleriyle kaplı kara bir bıçakla
kimseye haber vermeden
sevgisiz dünyanın katili olmak



törenler için kutsanmış gerekçeler arayan cemaatım
kıblenizde bu gerekçe belki bir kıymet sayılmaz
bir kez daha
suları çeviren kunduzların düşlerinden ağarak
sizin yılanınızı da yakından tanımanın hakkıyla
kendinize düşman yalanınızı bıçaklamak isterdim
kunduz dişleriyle kaplı kara bir bıçakla
kimseye haber vermeden
sevgisiz ve itirazını yitirmiş dünyanın
sizin yılanınızın ve yalanınızın katili olmak
kara bir bıçakla
kara güller bahçesine düğünler bağışlayarak
kara
kapkara
katiliniz sizin
namık kuyumcu

Ferhat Talan
31-01-2007, 01:18
İSTANBUL

akşam yemin ettim seni bir daha öpmemek için
ben ki bütün duvarları afişlerle donatıp
yumruğumla kanatmıştım
rezill bir aşktı, bütün arkadaşlarımı miting alanlarında ve mezarlıklarda
bırakmıştım
istanbull ey istanbul eyy acılar kraliçesi
umudun ve direncin yorgun anası
ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu igoanası,
tırnaklarım kopuyor görmüyormusun
bir benmiyim kapıları şaşıran her yokuşun başında
bir benmiyim ekmek arasına canını doğrayıp doğrayıp yutan
bir kedi bile sağarken yüreğini telaş içinde yavrusuna
eyy acımasız acuze
utan şu türbelerinden minarelerinden utan
istanbull ey istanbul eyy acılar kraliçesi
savaşın ve bozgunların gariban çiçeği
ey teslimiyete düşmenin hazin gerçeği
ayaklarım kanıyor sormuyormusun
kadınların omuzları hicran, saçları ihanet sarısı
çocukların ki yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından
en ücra genlerime alyuvarlarıma kılcal damarlarıma ruhuma kadar
bıktım bıktım iliklerime gömlek ceplerime sızan bu allahsız
yağmurundan
istanbull ey istanbul eyy acılar kraliçesi
ihtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı
ey çürümenin yok olmanın bu amansız sancısı
ciğerim çatlıyor, duymuyormusun
hangi pencerene çıksam o soytarı o pezevenk suratları
hangi caddene dökülsem o şangur şungur düş kırıkları
bütün ezginler tükenenler yerlere serilenler Tutunamayanlar
sarsmıyormu seni hiç
bunca infilak bunca isyan çığlıkları
istanbull ey istanbul eyy acılar kraliçesi
aldanışların ve hüzün yalancı tanrıçasın
ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması
intehar anı geldi beni öpmüyormusun
ağlamak istemiyorum yenildim sana
bir istimlak gibi ödedin ve çiğneyip geçtin maceramı
şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle
şimdi ben hangi şehirde soğuturum hangi şehirde soğuturum
zonklayan zonklayıp duran yaramı çaresiz yaramı
istanbull ey istanbul eyy acılar kraliçesi
ihanetin ve işbarların arkadan dolaşan bıçağı
ve bütün ödeşmelerin yüzleşmelerin erkekçe vuruşmaların kaçağı
beni harcadın ulan beni sattın
utanmıyormusun......

yusuf hayaloglu

yumurtakafa yılmaz
31-01-2007, 18:45
Gökyüzü Isinmiş
Cayir Cayir Yakar, Bulutlari..
Yağmur Küsmüş Toprağa,
Saklar Umutlarini
Sen Yoksun Ya şimdi....
Yokluğun Var....
Gün Dönmüş Geceye....
Gece, Onbir Onbeş.
Gece, Mahçup.
Gece, Zalim
Gece, Kalleş.
Koşun Dotlarim, Koşun,
Gözlerim Uyuşmuş
Güneşe Tutun.
çocuklar Ağliyor,
Aysiz Gecede.
Gözleri Tedirgin,
Yürekler çiplak.
Saçlari, Sari, Kumral Ve Siyah.
çukurlar Açilmiş, Sahipsizliğe.
Savaşin Haksizliği Ağliyordu.
şeytan Gözlerini Yumdu,
Cellat Sessizce Baltasini Gömdü....
Ve Hiç Hesapta Yokken çocuklarimiz öldü....
Analar Ağliyordu,
Aysiz Gecede....
Gözleri Tedirgin,
Yürekleri çiplak,
Ve Düşmana Bakiyordu ....
Gözleri Ela, Mavi, Yeşil Ve Siyah.

Safak Batman
03-02-2007, 15:37
Gün batarken sula fesleğenleri
balkonun kokusu sokağa taşsın
sokaklar kayıp çocuklar gibi
hırçındır, ürkek ve biraz şaşkın

Sular bulutlanır sen susarsın
ve kent çıngıraklı bir yılan kadar
zehirlidir artık sevgilin mahpusken
üstelik kirli bir lekeye döner umutlar

Acılar katlanır mendil yerine
sarışınlaşırsın bu kaçıncı güz
ellerin üşür, çiy düşer çiçeklere
beklediğin mektuplar da gelmez

Bomboş sayfalara dönerken aklın
tecrit'teki kitabı fareler kemiriyor
ve düşlerin sonsuz bir boşluktayken
bir sigara yakıyorsun, tutuşuyor sular

Akşamı geciktirebilirsin belki
suladığın fesleğenlerle, kimbilir
ama vaktin ayırdındadır şimdi
kuşlar, çocuklar ve mahpuslar

Usulca inse de koldemirleri

AHMET TELLİ

Safak Batman
03-02-2007, 15:38
Bu kent öldürüldü diyorlar
Kurşuna dizildi bir gece yarısı
Hayaletler geziniyormuş şimdi
Sokak aralarında ve caddelerde
Baykuş tüneği olmuş alanlar
Ve yarasalar uçuşuyormuş...
Silah ve esrar kaçakçıları
Altın çağını yaşarlarken
Artıyormuş bir yandan da
Kumarhaneler,meyhaneler
Borsa oyunları hileli iflaslar
Birbirini kovalayıp dururken
Nasıl çıkmışsa pek bilinmiyor
Yaygınmış şimdilerde rus ruleti
İntiharların sayısı bilinmiyor
Çoğalıp duruyormuş fahişeler
Ve artık bunların hiç biri
Olay bile sayılmıyormuş şimdi
Bu kent öldürüldü diyorlar
Bahar gelmez artık buraya
Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
Ben inanmıyorum kim ne derse desin
Sodon ve Gomore efsanelerde kaldı
Yaşanan bir başka tarih şimdi
Şöyle bir dokunsak toprağa yalın ayak
Duyacağiz belki tarihin akışını
Baharda gecikebilir unutmayalım
Böyle okuduk tarihin kitaplarından
Hele vakit gelsin,sevda dal versin
Uzanacağiz bir sabah çiçekli bir ağaca
Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
Suskun bekleyişlerini varoşların
Kitapları,fabrikaları unutmayalım
Unutmayalım dağların öyküsünü
Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
Aovrayı unutmayalım
Kışlık saray ne kadar dayanabilir
Hayatı kollamasını bilenlere
Ölüm suretini gezdiren serseriler
Sızıp kalacaklar birazdan
Ve bir tül gibi yırtılırken çevren
Bu kent yeniden yaşanacaktır
Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
Ben inanmıyorum kim ne derse desin.

AHMET TELLİ

Murat Ödemiş
03-02-2007, 17:02
ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?


Ahmed ARİF

Ceren Oğuz
05-02-2007, 12:11
SALKIMSÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!
1928


"Salkımsöğüt" ile "Bahri Hazer" Nâzım Hikmet'in ününün sanat çevrelerini aşmasını ilk sağlayan şiirleridir.
Odeon firmasının şairin kendi sesinden plağa aldığı bu şiirler kahvelerde çalınıp dinlenmeye başlamıştı.
Nâzım Hikmet yazarken düşündüğü bir ahenge uyarak şiirlerini çok güzel okurdu.
Okunup dinlenmelerine herhangi bir yasal engel bulunmayan bu şiirlerin şairin adını çok yaygınlaştırdığı düşünülerek Odeon firması plağa yeni basımlar yapmaması için uyarılmıştı.

Ceren Oğuz
05-02-2007, 12:14
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete


sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak


sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur


çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara


sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri


asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi


asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!


sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı


işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak


ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?


asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?


«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara


nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?


yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın


gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


Hasan Hüseyin Korkmazgil

Burak Güven
05-02-2007, 17:27
Beni Benle Böyle


Görmeden uyku tutmaz gözlerim bu gece
Ah bilsen canım nasıl, nasıl çeker seni
Duymaya sanki hazır ayak seslerini
Kandilim söndü, bak! Özlerim ben her gece

Türlü oyunlar oynar beynim sanki bana
Öyle bir rüya ki bu, sen burdasın hala
Olsan da benle şimdi, ninniler söylesen
Mazi oldu şimdi, iflah olmaz bu sevda

Beni benle böyle, geceler boyu sensiz
Uykusuz kabuslarım anladım ki çaresiz
Kadehimle dostum! Artık ben bir ümitsiz
Bana bunu yapma, dön gel artık sevgilim

Özgür Öge
06-02-2007, 00:08
Ve Mona Roza


Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara

Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince uzun
Günahkar toprağımın saçından bir tel düştü
Sana ne olmuş Roza, bir derde tutulmuşsun
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü

Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa
Her şeyim sizin olsun, hep sizin, kesik başlar
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamaya
İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar
Öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa

Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler de her gece sürünür yastıklara
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır
Satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır
Bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
Sana da Mona Roza, taşbebeği bıraktık
Ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
Senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık

Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
İtimat edeceğim şu belalı yağmura
Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim

Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bu bitmeyen şarkıya
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni

Sana tavus kuşunun içine girdiğini
En son söz olarak söylemek istiyorum
İçimde tavusların kaybolduğunu
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum
İçime girdiğini, tüyünü yolduğumu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...


Sezai Karakoç

Özgür Öge
06-02-2007, 00:14
SON AŞK

Yeni hayat yeni duygu yepyeni bir hayal bu
Başka sözler başka biri sevginin en üstünü
Son ümidin, son desteğin, tuttuğun son daldır bu
Inandığın son gerçektir sonu yıkımın olur
Anılar hiç yaşamamalı
Bu son aşk her şeyin olmalı
Tüm kalbini ona bağlamalı
Aşk sevgi nedir bilmeyen sanır hep acı verir
Bir bakar ki başka biri hem sever hem sevdirir
Artık sevmem diyenlere sevgi ansızın gelir
Insanı sevecek olan ummadığı biridir
O zaman gözyaşı dökülmez
Gözlerinden mutluluk gitmez
Son aşk hiç bir şeye değişilmez.

Yolanda Prelorenzo de Marinis

Ömer Bekin
06-02-2007, 01:06
TERK ETMEDİ SEVDAN BENİ

Terk etmedi sevdan beni
Aç kaldım, susuz kaldım
Hayın,karanlıktı gece
Can garip,can suskun,can paramparça
Ve ellerim kelepçede
Tütünsüz,uykusuz kaldım
Terk etmedi sevdan beni...

Ahmed Arif

Ömer Bekin
06-02-2007, 01:09
Haberin varmı taş duvar?
Demir kapı,kör pencere
Yastığım,ranzam,zincirim
Uğruna ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim
Haberin var mı?
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

Ahmed Arif

Derya Banu Akgul
06-02-2007, 16:35
Olsa Olsa Ölürüm

ben aşık olamam
kalbin böyle titrek olsa her an
yüzün böyle cennet
saçların bir demet olsa
gözlerin devran..
hele bir de, bir gelip bin kaybolsan
gelişini beklesem
tüm gelişleri adına yorup
ayak seslerin olsam
yolunu gözlerken göz pınarlarım kurusa

nefes nefese kalsam, hayal edince gelişini..
görünce gözlerini;
zamanı tutsam, kendimi avutsam, sesimi unutsam
bütün çiçekleri toplasam güzel mi diye
seni görsem topunu çöpe atsam
bütün ümitleri yüreğimden sürüp
seni yalnız bıraksam
nefesimi unutup her saniye
buram buram sevdanı çeksem
bütün damarlarımı koparıp
kalbime seni akıtsam
sonra kalkıp yaşamak istiyorum desem
sen hep böyle alımlı kalsan
gece rüya gündüz düş görsem
ve her düşüşümde adınla irkilsem
hüviyetimi sildirip
seni vatanım yapsam
bana kayıtsız kalsan
hayaline gerçeğimi anlatsam
gerçeğine binbir yalan bulup
kendimi avutsam, zamanı unutsam, sesimi tutsam
ve yine görünce seni
kalbim dursa, durulsam
ben aşık olamam
olsa olsa ölürüm!!

Baharî

Piraye Oğuz
07-02-2007, 19:24
YARGI

Zaman umarsız bir konuktur gözlerimizde
Saz başlayınca acılı türkülere
İncecik bir ışıktır sevgiyi sevebilmek
Bilemedik
Gizli gömütler kazdık yüreklerimize

Sen ey suskunluklarla gelen
Kendinden habersiz acı
Bilir misin gözyaşsız ağlamayı
Pazarlık kurmamayı sevgi üzerine

Bir düş izlemcisi gibi
Toz duman içinden gelmiş
“yorgun savaşçılarıyız alanların”
Şimdi her birimiz sanık hem de yargıcız
Kendi tutsaklığımız önünde




Gonul Duranoglu |

Uğraş Polat Şahin
08-02-2007, 00:34
Beni Tutmayın

Öyle çok şey var ki..şimdi burda anlatmak istemiyorum,sende ince sorularınla beni incitmesen iyi olur...

Yağmurlu ve upuzun bir yolu düşe kalka yürümeye çalıştım.
Ve inanılamayacak kadar duygusal bir geçmişimiz oldu seninle.
Üstelik biz bunu bir ömür boyu sürüp gider sanmıştık.
Beni tutma öyle sahnelere gelemem, beni tutma çok kötü yanılırsın.
Yıllardır öyle biriktim, öyle gerildim ki,topyekün boşalır toz olur dağılırsın.



Sen benim en ince dilimde türkümü çaldın
Sen benim en ücra duygularımı talan ederek beslendin
Her şeyin merkezi sendin ve her şey senin etrafında dönerdi.
Bar köşelerinde tükenip kaldırımlarda ararken kendimi, Gelip sana sığınırdım,umutlarım bir kez daha sönerdi.



Beni tutma şantajlara boyun eğmem.
Beni tutma hırsımdan çatlarım.
Yıllardır öyle sabrettim öyle doldum ki,
Şimdi yanardağlar gibi birden patlarım.



Bir yavru serçe hayata bağlanır gibi ağzım açık bağlandım sana,
Bir topal karınca yuvasına yaklaşır gibi, titredim ve heyecanlandım,
Bu akşam çekip gitme adına bütün ömrümü ve seni sildim.
Bir tuhaf senaryoydu ve bu senaryoda zavallı bir figürandın sadece, anlatamam
Kumlara yazılmış sözcükler kadar kısacıktı ümidim.
Ve anladım ki bir takım şeyleri ben ilk dalgada yitirmişim.



Beni tutma ben senin dizlerine çökemem
Beni tutma ellerinde kalırım, kırılırım



Yıllardır öyle daraldım öyle bunaldım ki;
Şimdi bir saniye bile oyalarsan çıldırırım.
Sen, kalbimi emanet edecek kadar güvendiğim, dost bildiğim.
Sen, bir lokmayı bile hazmedemeyip birlikte yediğim.
Yatalak olsan altına yapsan bile iğrenmeden, alırdım dediğim
Bu nasıl insanlıkmış, bu nasıl arkadaşlıkmış, bu nasıl vefaymış
Bu nasıl acıymış ulan bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa


Beni tutma gazabım yakar ellerini, beni tutma hurdahaş olursun.
Yıllardır öyle kırıldım, öyle küstüm ki,bir ah ederim kaskatı kesilir taş olursun.



Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyaya,ama sen körsün ısrarla görmüyorsun
Ben şimdi beynine sokuyorum hayatı, bir türlü algılamak istemiyorsun.
Hala o aptal köşende oturup, beni öngörülerinle yargılamak ne kolaymış.
Peki! gördüklerimi gördün, yaşadıklarımı yaşadın mı Sen!
Peki devrik heykellerin önünde düşsüz yanılgıları o yüce gururlarıyla,
Yoksul fakat dürüst bir mızrak gibi dimdik duranların acısını yaşadın mı Sen!
Beni tutma gömleğim kan içinde, beni tutma darmadağın olursun
Yıllardır öyle çok yedim öyle çok doydum ki
Şimdi bir tükürürüm kaskatı olur rezil olursun




Ey kir içinde yüzenler, herkesin atına binenler
Ey sürünenler, ey bölenler, bölünenler,
Herkesi birbirine düşürüp, sinsice sevinenler
Ey gençliğimi harcayanlar, ey kağıttan kaplanlar, zavallı sıçanlar.
Ey ciğeri beş para etmezler, ey sıkıyı gördü mü fellik fellik kaçanlar
Ey darbe kaçkınları, orta yolcular, dönekler, sümüklü böcekler
Ey ispiyoncular, bozguncular, medya çömezleri yüzü yırtılmış köçekler




Beni tutmayın ulan burama geldi dayandı.
Beni tutmayın bozarım bu kirli numaranızı
Yıllardır öyle çok sömürdünüz, öyle çok kan kusturdunuz ki
Ulan şimdi bir şarjöre diz çöktürürüm ALAYINIZI!....

Yusuf Hayaloğlu

Ferhat Talan
09-02-2007, 17:06
Elbruz dağlarında olsam yar
Bir çerkez kızı sevsem yar
Elimde akordiyon belimde balalayka
Şimdi kafkasyada olsam yar

Kara günler gelip çökende
Düşman çizmesiyle ezende
Yüreğim kan ağlıyor ilmik boyna geçende
Sır vermez partizan stare

Yanan köyüm tüter burnumda
Yoldaşım asılmış korhozda
Gün gelir hesap sorar stareyle natalia
Faşiste mezardır kafkasya

Krasnadov kırım odessa
Kiva harpot küban harput ukrayna
Düşmedi stalingrad verilmedi moskova
Kızıl süvariler hücumda

Yoldaşların arasında
Kızıl yıldız kalpağımda
Berlin'e ilerliyor tankların arkasında
Ahmet'le ivan kolkola

Görmeliydin yarim stare
Faşisti ezdik biz ininde
Kazasta oynuyoruz zafer türküleriyle
Şimdi bayrağımız berlin'de

Rasim Bektaş
13-02-2007, 16:15
http://img100.imageshack.us/img100/8784/nsancr8.gif

Piraye Oğuz
13-02-2007, 17:42
Dost Mu Kaldı

Yarış ediyorlar insanlar yarış
Hoşgörü yok oldu kalmadı barış
Kafalar karışık surat bir karış
Yüzüne gülecek dost mu kaldı ki

Bu bir muammadır durur önünde
Fikirler değişmiş nefret yönünde
Hasta yatağında kötü gününde
Yanına gelecek dost mu kaldı ki

Dört mevsimlik değil sadece yazlık
Candan dost görünür işi kurnazlık
Ön plana çıktı vurdum duymazlık
Derdini bilecek dost mu kaldı ki

Gün olur başına yağarsa taşlar
Dostlar uzaklaşır yalnızlık başlar
Sele dönse bile gözünde yaşlar
Durup da silecek dost mu kaldı ki

Gidişat bozulmuş yürekler dolmuş
Kara gün dostunu kim nerde bulmuş
Çoğu iki yüzlü riyakâr olmuş
Uğrunda ölecek dost mu kaldı ki

İbrahim Yavuz

Latife Kara
13-02-2007, 23:03
BÜTÜN GÜZEL ÇOCUKLAR ŞÜPHELİ

Bu gece yalnızlık yok.
Seni bekleyen yağmur saksıları dolduruyor.
Krem kutularına boşaltıyorum yazdıklarımı.
Rüyalarımda, donmuş nehirlerin üstünden kahkahalar atarak kayıyorum.
Yalan konuşuyorum. Kum saatlerini yakıyorum.
Biri penceresini açsa kurtulacaksın sanıyorum. Ama olmuyor.
Bütün pencerelerimi açıyorum. Ama olmuyor işte.
Meğer sen bütün davetleri reddetmişsin.
Meğer sen tüm çırpınışlarıma sırtını dönmüşsün.
Anladım, çok sevmişsin sokağa küfür gibi çaldığım kırmızıyı.

UMAY UMAY

Safak Batman
14-02-2007, 01:37
Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiç bir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter

a.telli

Piraye Oğuz
17-02-2007, 10:04
-Özlem

bir türküdür özlem yanık yanık
çığlıktır avaz avaz
zemheri ayaz
özlem diyorsam yadırgama bunu bir kenara yaz
yaz ki nasıl savaştığımı biraz paylaşasın belki
aklımdan neler geçtiğini
yetinmek adına nasıl özlem dağlarının üstüme yıkıldığını

özlem ilkbahardır yeşile bezenmiş
çeşit çeşit çiçekler
kuşlar
esen cılız bir rüzgarın savuracağı kadar payandasızsın
alır götürür seni
geri dönüşü yok mu bu feryadın dersin demesine de
her defasında kendin duyarsın

özlem sensin sen
herşey bahane
türküler sensiz anlamını yitirmiş
çığiığım tükenmiş
biraz daha çıksın diye sesim
biraz daha yürüsün diye dizlerim
özlemini teselli etmeye çalışıyorum bu viranelerde
vurmadım diyemezsin

delil yetrsizliğinden beraat edeceksin şikayet etsem
al özlemini git diyeceksin
ben bu feryadı keyfime
özler miydim sanıyorsun

Piraye Oğuz
19-02-2007, 18:37
Tahirle Zühre Meselesi

Tahir olmak de ayip degil Zuhre olmak da
hatta sevda yuzunden olmek de ayip degil,
butun is Tahirle Zuhre olabilmekte
yani yurekte.

Mesela bir barikatta dovuserek
mesela kuzey kutbuna kesfe giderken
mesela denerken damarlarinda bir serumu
olmek ayip olur mu?

Tahir olmak da ayip degil Zuhre olmak da
hatta sevda yuzunden olmek de ayip degil.

Seversin dunyayi doludizgin
ama o bunu farkinda degildir
ayrilmak istemezsin dunyadan
ama o senden ayrilacak
yani sen elmayi seviyorsun diye
elmanin da seni sevmesi sart mi?
Yani Tahiri Zuhre sevmeseydi artik
yahut hic sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliginden?

Tahir olmak da ayip degil Zuhre olmak da
hatta sevda yuzunden olmek de ayip degil.

1949
Nazim Hikmet

Ferhat Talan
07-03-2007, 21:05
Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim / Can Yücel

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Devrim Mandacı
08-03-2007, 00:54
Plaza De Mayo Anneleri



<<en argentina

no pasa nada>>



künyemde onbeşbin ad okunuyor

hem derin uçurumlardayım hem kör dehlizlerde

her evin temel çukurundayım

mezarım belirsiz



yedi yıl yirmiyedi mevsim anne

kurudu kanım tank paletleri altında

törenleriyle sirenleriyle çiğnediler cesedimi

gözlerimi kara çaputlarla bağladılar

çaldılar benden günü geceyi

gördüm kaç genç kızın gelinliğini kirlettiler

kaç bebeğin beşiğini sarstı postalları

gördüm anne

çelik miğferleriyle tuttular sabahın kapısını

sorgulara taşındım

mitralyöz tarakaları yaladı

çiçek tarhlarında çürüyen saçlarımı



dinle anne

bir desparesido’nun kurşun geçmez sesiyim

beni bir dağın kıyısında vurmuşlardı

mezarım belirsiz



erimiş gözlerinin menevşe vakti

yirmiyedi güz yaşlanmışsın anne

kayısı dallarından süzülen yağmur damlası gibi

akardı ayışığı boynundan omuzlarına

rüzgar ıhlamur kokusu getirirdi dağdan

ocakta közler ışıldardı

kıvılcımlar uçururdu ateşböceklerinin ışığına

ölü demire can veren elleri babamın

çocuk gözlerimizde duyardık anne

göçer kemanların çağrısı gelirdi uzaktan

koşar gelirdi ablamın ezgili sesine

acı aşk şarkıları kır gecesinin



dinle anne

bir desparesido’nun ağıt tutmaz sesiyim

beni bir gecekondu avlusunda vurmuşlardı

mezarım belirsiz



dumanrengi bir gökyüzü anne

çökerdi karanlık sokaklarına akşamın

oturup camın kıyısına yolumu gözlerdin

kirpiklerine değerdi pervazdan sızan rüzgâr

kulağın kapıda korkuyla ürperirdi yüreğin

dışarda kar anne karda ayak izleri

neyi anlatırdı geceye bırakılan kâğıtlar

onlar hiç ana sütü emmemişlerdi

ve anaları hiç oğul emzirmemişti onların

birağızdan söylenmemiş türkülerle ışıyacaktı

gün bizim sokaklarımızdan akacaktı kentlere

dinlerdi gözlerin iri iri açılırdı



bugün haftanın dördüncü günü anne

son perşembesi eylülün

mayıs meydanı’nda ilk çiçeklerini açıyor bahar

ve başörtün

ülkemin mavi kelebekleri gibi

dalga dalga uçuyor saçlarında



bir öfkenin öce yargılı sesisin anne

sarmışlar çevreni sırmalı kollarıyla

parmakları tetikte dirsekler kenetli

kaçırıyorlar gözlerini gözlerinden

gizlemeye çalışıyorlar yüzlerini

susturmak istiyorlar acı aşk şarkılarını kır gecesinin

silmek yok etmek istiyorlar kardaki ayak izlerini

seni yirmiyedi güz yaşlandıranlar

sana plaza de mayo’nun delisi diyorlar anne

çelik yelekleriyle uykularını basıp

gelinlik kızlarına saldıranlar

sana perşembe’nin delisi diyorlar



bugün haftanın dördüncü günü

ilk perşembesi ekim’in

mayıs meydanı’nda yuvalarını kuruyor kırlangıçlar

ve senin yumruklaşan ellerin

tıpkı sonsuz toprakları gibi ülkemin

doğacak günü taşıyor avuçlarında



bir acının sevince yazgılı sesisin anne

yolumu bekleyen gözlerin

bir daha göremeyecek karda savrulan atkımı

o emekçi ellerinle saçlarımı saramayacaksın

ama üzülme

gölgemin değdiği duvarlardan

tülden bir esintiyle geçecek mayıs sabahı

gün gelecek

sevinçle savurarak sigara dumanını

şarkılar söyleyecek fabrika kapılarında kardeşim

ve sen her Perşembe geleceksin

ve mezarımın toprağını hep gizleyecekler senden



bugün dördüncü günü haftanın

acıyı ve özlemi

umudu ve öfkeyi çağırıyor mayıs meydanı’nda toprak

duy çağrımı

ağarmış kızılderili alnınla gel anne

yorgun bilekleriyle ayaklarının

yurdumun uçsuz bucaksız pampaları gibi

üretken öpülesi ellerinle gel

toplumezar çiçeklerinden topla türkümü

türkümü söyleyen melez sesinle gel

listelerde onbeşbin kayıbım anne

onbeşbin ölü

onbeşbin kayıp



Eylül-Ekim 1983





(Ateş Hırsızları Söylencesi’nden)





Emirhan Oğuz

Piraye Oğuz
23-03-2007, 12:35
Gel Birlik Kavline Girelim Kardeş

İtimat edersen benim sözüme
Gel birlik kavline girelim kardaş
Birlik çok tatlıdır, benzer üzüme
İçip şerbetini duralım kardaş.

Son verelim iftiraya bühtana
Kardeşane sevişelim can cana
Elbirlikle çalışalım vatana
Çok okul, fabrika kuralım kardaş.

Yürüyelim Atatürk'ün izine
Boş verelim bozguncular sözüne
Göz atalım şu dünyanın hızına
Yürüyüp hedefe varalım kardaş.

Veysel'in sözleri kanun dışı mı?
Mantığa uymazsa kesin başımı
Bana düşman etmiş vatandaşımı
Sebebi ne ise soralım kardaş.


Aşık Veysel Şatıroğlu

Piraye Oğuz
23-03-2007, 12:38
Dostlar Beni Hatırlasın

Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın..
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın..

Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han konan göçer
Ay dolanır yıllar gecer
Dostlar beni hatırlasın..

Can bedenden ayrılacak
Tütmez baca yanmaz ocak
Selam olsun kucak kucak
Dostlar beni hatırlasın..

Ne gelsemdi ne giderdim
Günden güne arttü derdim
Garip kalır yerim yurdum
Dostlar beni hatırlasın..

Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murad yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın..

Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın.

Aşık Veysel Şatıroğlu

Çiğdem Çiçek
25-03-2007, 01:49
MUTLU AŞK YOKTUR

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur

Hayatı bu, silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları hayatım ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur

Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur

Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da

ARAGON

Çiğdem Çiçek
25-03-2007, 01:53
KONUŞSAM SESSİZLİK SUSSAM AYRILIK

resmin rehindir gurbetimde
gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...

ve akşam, bir kez daha
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”

çekmiyorsun!

akarsuları imrendiren yüzün de
sabahçı kahveler de biliyor
görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
görüşmeyeli ya sen nasılsın
adım, adresim durur mu defterinde?
şimdi siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim
beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
gurbetini rehnetme özlemimde…

YILMAZ ODABAŞI

Ümit Kurt
27-03-2007, 16:25
AFFET BENİ

Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde
Cümle düşmanlarımı affettim
Yediğim meyvalardan
Kokladığım çiçeklerden af diliyorum

Yerde yürürken gördüğüm
Sebebsiz kanına girdiğim
Zevk için öldürdüğüm
Böceklerden af diliyorum

Dağdan, topraktan, taştan
Evlattan, akrabadan, arkadaştan
Yağan yağmurdan, doğan güneşten
Denizlerden, göklerden af diliyorum

Yıllardır kahrımı çeken kadından
Ondaki yaşamak ümidinden
Baba evinden, ana sütünden
Yediğim ekmeklerden af diliyorum

Kadrini, kıymetini bilmediğim
Hayali ile bahtiyar olmadığım
Otuz yıl arayıp bulmadığım
Geleceklerden af diliyorum.

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Piraye Oğuz
27-03-2007, 17:29
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

CAN YÜCEL

Çiğdem Çiçek
29-03-2007, 23:34
RUBAİLER

BİRİNCİ BÖLÜM

......
Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...


......
Öptü beni : "- Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır," - dedi.
"Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır," - dedi.
"İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
"körler onları görmese de, yıldızlar vardır," - dedi...


......
Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece
pırıldamakta devâmedecek ben basıp gidince de,
çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan vardı
ve bende bu aslın sureti çıktı sadece...


......
"- Paydos..." - diyecek bize bir gün tabiat anamız, -
"gülmek ağlamak bitti çocuğum..."
Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak :
görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat...


......
Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elvedâ,
ve merhaba
k â i n a t . . .


......
Balla dolu petek
yani gözlerin güneşle dolu...
Gözlerin, sevgilim, gözlerin toprak olacak yarın,
bal başka petekleri doldurmaya devâmedecek...


İKİNCİ BÖLÜM

1

"- Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan," - dedi Hayyam.
Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam:
"- Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım," - dedi,
"şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param..."

2

Ömür gelip geçiyor, vakti ganimet bil uyanılmaz uykulara varmadan :
yâkut şarabı billûr kadehe doldur, seher vaktidir ey delikanlı uyan...
Perdesiz, buz gibi odasında uyandı delikanlı,
gecikmeyi affetmeyen fabrikanın canavar düdüğüydü uğuldayan...


3

Geçmiş günün hasretini çekmem
- yalnız bir yaz gecesi bir yana -
ve gözümün son mavi pırıltısı bile
gelecek günün müjdesini verecek sana...



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

1

İnsan
ya hayrandır sana, ya düşman.
Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun
ya bir dakka bile çıkmazsın akıldan...

2

Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın.
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın
bahtiyarlığına benzer seni sevmek...

3

Gün iyiden iyiye ışıdı artık,
tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık.
Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire :
aydınlık, alabildiğine aydınlık...

.....
çok alametler belirdi
vakit tamamdır
haram helal oldu
helal haramdır
kendi kendimizle yarışmaktayız gülüm
ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
ya da dünyamıza inecek ölüm


YURTTAŞ NAZIM HİKMET RAN

Çiğdem Çiçek
29-03-2007, 23:48
DİYET

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki gözünüzle bakarsiniz,

iki kurnaz,

iki hayin,

ve zeytini yagli iki gözünüzle

bakarsiniz kürsüden Meclis'e kibirli kibirli

ve topraklarina çiftliklerinizin

ve çek defterinize.

Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki elinizle oksarsiniz,

iki tombul,

iki ak,

vicik vicik terli iki elinizle

oksarsiniz pomadali saçlarinizi,

dövizlerinizi,

ve memelerini metreslerinizin.

iki bacaginizin ikisi de yerinde, Adnan Bey

iki bacaginiz tasir genis kalçalarinizi,

iki bacaginizla çikarsiniz huzuruna Eisenhower'in,

ve bütün kayginiz

iki bacaginizin arkadan birlestigi yeri

halkin tekmesinden korumaktir.

Benim gözlerimin ikisi de yok.

Benim ellerimin ikisi de yok.

Benim bacaklarimin ikisi de yok.

Ben yokum.

Beni, Üniversiteli yedek subayi,

Kore'de harcadiniz, Adnan Bey.

Elleriniz itti beni ölüme,

vicik vicik terli, tombul elleriniz.

Gözleriniz söyle bir bakti arkamdan

ve ben al kan içinde ölürken

çigligimi duymamaniz için

kaçirdi sizi bacaklariniz arabaniza bindirip.

Ama ben pesinizdeyim, Adnan Bey,

ölüler otomobilden hizli gider,

kör gözlerim,

kopuk ellerim,

kesik bacaklarimla pesinizdeyim.

Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,

göze göz,

ele el,

bacaga bacak,

diyetimi istiyorum,

alacagim da.


(25 Haziran 1959

Kore'de ölen bir yedek subayin söyledikleri)


YURTTAŞ NAZIM HİKMET RAN

Piraye Oğuz
30-03-2007, 18:08
Kültirli Aşk Yaşiyah

Bişeyler Öğrenmişem.Gel Değişik Sevah.
Sen Beni Sev ,Ben Seni... Sevdayi Yaşiyah.
Sen Bene Sevdalan Yan,Ben De Sene,
Klasik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Ya Da Senin Haberin Olmasın,
Ben Seni Arhadan Arhaya Sevim.
Platonik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Sevdadan Oturah Yiyah,İçah.
İkimizde Tombul Olah.
Tombulik Aşk Olursa Oni Da Yaşiyah.
İsdirsen Sevdandan Kendimi Kesim.
Müzikler Dinliyim Doğriyim,Biçim.
Psikopatik Aşk Varsa Oni Yaşiyah.
Hele Bah.Ben Kerem Olim Sen Asli.
Sonumuz Onlar Gibi Bitsin Yasli.
Nostaljik Aşk Neyise Oni Yaşiyah.
Kibarlaşah.Tankolar Gibi Sevah.
Çoh İnce Olah.Ele Dolanah.
Tankoli Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Yalani Bırahah Hep Doğri Diyah.
Berabar Oturah,Berabar Gahah.
Elele Dizdiz,Gözgöze Bulunah.
Realist Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Tarlalara Bahcalara Düşah,
Elele Dutuşip Türki Söyliyah.
Romantik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Pisigi,Gudigi Sen Diye Sevim,
Sen De Horozi Culuği Ben Diye Sev.
Sembolik Aşk Da Varsa Onida Yaşiyah.
Gel Elele Verah.Gendimizi Elektirige Gapdırah.
Zangır Zıngır Titriyah.Ama Ölmiyah.
Elektronik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Ahorlarda Merek Ve Komlarda Buluşah.
Tezek Galahlarının Altında Sinah.
Otantik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Aman... Bırah Onlari.Beni Sevirmisen?
Ben Seni Hegget Sevirem.Ele Şeylari Bırahah.
Adam Gibi Sevah,Adam Gibi Yaşiyah


Zinnur Tiryaki

Çiğdem Çiçek
31-03-2007, 16:12
DEVRİM

Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek icin
asıldığı çividen indirilmelidir
yapraklari biten takvim

Zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir hali

İçinde yaşamaktır devrim
dikiş kutusunun
ve toplu iğneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek icin zulmüne
makas denilen patronun

Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının

Kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında

Kim bilir kaç yunus görmüş
kaç DENİZ GEZMİŞ...

SUNAY AKIN

Çiğdem Çiçek
31-03-2007, 16:14
Dr. CHE

Dünya böylesine güzel
olur muydu yine
diplomasını çerçeveleyip
para kazanma derdine
düşseydi Dr. Che
yüreğini dağlara asmak yerine

SUNAY AKIN

Ferhat Talan
05-04-2007, 15:08
Beni baskınlar götürür

Gerillanın şah damarı halkıma

Korkunç ve soylu bir tutkudur dayatma

Yalnız bu kadar da değil,

Yarin hayali gibi üstelik

Nazlıdır,

Usuldur,

İnce,

Bilgedir,



Biz Ki Ustasıyız,

Vatan Sevmenin



Umut,saklımızda olumsuz bayrak

Kirmizi,kirmizi

Dalga,dalgadir...



Beni gözlerin götürür

Gözlerin, aşkla, acıyla

Kuşatmışlar sesimi, soluğumu.

Kesilmiş tuz, ekmek payım

Vurgunum

Ve darda,

Gözaltındayım.

Dal, kör keser penceremde açarsa;

Kuş, vurulur üzerimden uçarsa,

Ve hal böyle böyle,

Yol bu yöndeyken.

Gelir,

Ki, her gelisinde daha da içten

Gelir,

Soluk soluğa benim olursun.

Amansiz sarmasında kollarımın

Esrik, çığlık çığlığa

Erir, tükenir vücudun.

Ahmed Arif

Ferhat Talan
12-04-2007, 23:16
--------------------------------------------------------------------------------

KAYIP ADRESTEKİ

Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açardı
Su gibi azizdin, yurdumdun, alnında ateşler yanan
Işıklı bir ırmak gibi aktığımız o uzun yürüyüş
Daha dündü sanki, her patlayan sağanak bunu anlatır
Fabrika düdükleri bunu anlatır bana her vardiyada

Hazırladığımız ilk taş baskısı afişi anımsar mısın
Bükülüp giden kent sokaklarını, fabrika önlerini
Sonra kitapları (kokuları hala burnumda onların)
Hangi mayısta taşıdık kentlere küllerin rengini
Gerçi gülistan olmadı ömrümüz, gam değil

Belki tanırdın ilk vurulanı, o gün hiç ağlamadık
Hayır ağlamadık, çıldırdık o gün çıldırasıya
Adını çocuklarımıza verdik onun, çoğaldı
Mezarlar çoğaldı o günden sonra, yetişmedi bize
Öldürülecek kadar büyümüştük, öyle demişlerdi

Ve hayat öylece akıp durdu işte, akıp duruyor
Kimilerinin bakışlarına yine karlar yağmış
Saçları dumanlı bir geçit sanki, dudakları lâl
Kitap yakanlar eksilmiyor, şu uçuşup duran
Kırlangıç ölülerini görüyor musun kentin üstünde

Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açan
Bulutlara, rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
Unutma dostumsun sen, neredeysen orada ölmek isterim.

AHMET TELLİ

Piraye Oğuz
13-04-2007, 14:05
Işıklarla Oynamayın

başımı döndürüp bakamıyorum
nasıl kaldı gerilerde onca yıl

karanlık bir gömüklüğü düşte geçmiş gibiyim
tatmadığım bir içkiyi bir akşam
afrikasal bir törende içmiş gibiyim
birdenbire kan yağmurlu bir bulut
birdenbire kan kokulu bir duman
şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim

ışıklarla oynamayın/dedim ben size
yararı yok karanlıkta sürek avının
dedim ben size
yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların
tutanaklar yanlış yazar
dedim ben size
karanlığı az kullanın/kirliler kokar birgün
birgün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız
kirlilere sığınmayın/dedim ben size
yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda
kaçın kaçabilirseniz uzak sulara
ışıklarla oynamayın/dedim ben size


Hasan Hüseyin Korkmazgil |

Özlem Erdoğdu
16-04-2007, 19:02
Bir tanem!
Son mektubunda, başım sızlıyor
Yüreğim sersem diyorsun
Seni asarlarsa, seni kaybedersem
diyorsun, yaşayamam.

Yaşarsın karıcığım
Kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda
Yaşarsın kalbimin kızılsaçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
Yirminci asırlılarda ölüm acısı.

Ölüm, bir ipte sallanan bir ölü
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm
Fakat, emin ol ki sevgili
Zavallı bir çingenenin tüylü siyah bir
örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar, Nazım'a!

Ben, alacakaranlığında son sabahımın
İşitilmemiş bir türküyü duyacak,
dostlarımı ve seni göreceğim.
Ve yalnız, yarım kalmış bir aşkın acısını toprağa götüreceğim.

Haydi bunlara boşver, bunlar uzak bir ihtimal
Paran varsa eğer, bana bir fanila don al!
Tuttu bacağımın siyatik ağrısı
Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı
Nazım Hikmet RAN

Deniz Farsak
17-04-2007, 20:24
Karanlığında…

Adam yerine koyulmamış bir adamdım, o kadar.
Cebimde yalnızlık…
Sevinç kalmış mıydı acaba;
sızlarken yüreğim?
Denize düşerken hasretim, avuçlarımdan;
gidecek başka bir kalbim kalmış mıydı acaba?

Ölümüne alışmak daha kolaydı;
sensizliği hiç tatmasaydım keşke…
Hem ilaçtın hem yaraydın yüreğimde;
Bakarken gözlerime;
ben sensiz bir parça,
ben sensiz paramparça…
Sensiz hangi şarkının anlamı var ki;
dalarken uzaklara…

Sana çok yakınım hem de çok uzak…
Gidip gelinir miydi sevdandan bir diğerine?
Gidip gelinebilir miydi?

Uyanırken,
güne bu kadar kötü başlamak; elimde değildi..
Küfürlü uyanışlarım oldu benim;
kabusumdu seninle başlayan rüyalarım,
sensizliği hiç tatmasaydım keşke…
Hem ilaçtın hem yaraydın yüreğimde.
Hem ilaçtın , hem yaraydın ;
bu zavallı yüreğimde…

Sürünür yalnızlıklarım, ayaklarıma dolanır…
Ben sensiz bir yalnızlığı düşlerim ,
gecenin herhangi bir üçünde, dördünde…
Sonra uyumak isterim,
hayatımın en uzun uykusu olsun isterim ,
bu sensizlik senfonisinin…

Dizginleri elinde bir aşkın yasal bir vergisiydi acı çekmek.
Ben bu zalim acıların , zalim bir kurbanıydım o kadar.
Bu kadar sızlarken yüreğim,
sevinç kalmış mıydı acaba ,
yüreğimin sensiz herhangi bir köşesinde?
Denize düşerken hasretim , avuçlarımdan,
gidecek başka bir kalbim kalmış mıydı acaba;
karanlığında?


Anıl Özatalay

Ferhat Talan
23-04-2007, 00:13
BOLİVYALI KÜÇÜK ASKER

Bolivyalı küçük asker,
Bolivyalı küçük asker,
sırtında tüfeğin, gidiyorsun
tüfeğin Amerikan malı
tüfeğin Amerikan malı
Bolivyalı küçük asker
tüfeğin Amerikan malı.

Sinyor Barrientos verdi onu sana
Bolivyalı küçük asker
Mister Johnson' un armağanı
kardeşini vurman için
kardeşini vurman için
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurman için.

Kim bu ölü, bilmiyor musun
Bolivyalı küçük asker?
Bu ölü Che Guevara,
Arjantinliydi Kübalıydı
Arjantinliydi Kübalıydı
Bolivyalı küçük asker,
Arjantinliydi Kübalıydı.

En iyi dostundu senin,
Bolivyalı küçük asker,
yoksulların dostuydu
doğudan dağlara kadar
doğudan dağlara kadar
Bolivyalı küçük asker
doğudan dağlara kadar.

Gitarım tepeden tırnağa
Bolivyalı küçük asker
yas tutuyor, ağlamıyor
ağlamak insan işi
ağlamak insan işi
Bolivyalı küçük asker
ağlamak insan işi.

Sırası değil ağlamanın
Bolivyalı küçük asker
ele mendil yakışmaz şimdi
ele tırpan yaraşır
ele tırpan yaraşır
Bolivyalı küçük asker
ele tırpan yaraşır.

Para veriyorlar sana
Bolivyalı küçük asker
alıp satıyorlar seni
bu iş zalimin işi
bu iş zalimin işi
Bolivyalı küçük asker
bu iş zalimin işi.

Vakti geldi uyanmanın
Bolivyalı küçük asker
dünya ayağa kalktı
erkenden doğdu güneş
erkenden doğdu güneş
Bolivyalı küçük asker
erkenden doğdu güneş.

Doğru yolu tutmaya bak
Bolivyalı küçük asker
kolay bir yol değil bu
kolay değil, düzgün değil
kolay değil, düzgün değil
Bolivyalı küçük asker
kolay değil, düzgün değil.

Şunu öğrenmen gerek
Bolivyalı küçük asker
kardeş dediğin vurulmaz
kardeşini vurmaz insan
kardeşini vurmaz insan
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurmaz insan.

Özlem Erdoğdu
25-04-2007, 17:04
Gitsin gidebilenler bırak
Kalın diye yalvarma
Sel gider kum kalır
Kalırız bizbize

Bırak iyi günlerde gideni
Belki döner gelir kötü günlerde
Düşman safında dostu olanın
Geldi işte gitme vakti

Gitsin gidebilenler bırak
Sel gider kum kalır
Kalırız bizbize...

Çiğdem Çiçek
26-04-2007, 00:53
Bu dizelerin yer aldığı mektup, Iraklı Ömer tarafından yazıldı.
Mektubun gideceği adres ise New York..

.......

Ben Basra\ dan Ömer...
Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;
Önce demokrasi yağdı göklerden
Sonra özgürlük geçti üstümüzden
Palet palet...

Ve insan hakları namlularından
Yüzü maskeli adamların
Saniyede bilmem kaç bin adet.

Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladim ayaklarımın koptugunu
Babamın vücudunda
Tam on sekiz adet
İnsan hakları saymışlar.

Annem zaten yoktu
Ben doğarken
İlaç yokluğundan ölmüş.
Ambargo falan dediler ya
Anlamadim, çocuk aklı iste
Sen daha iyi bilirsin...

Sizde de barış böyle midir Franks?
İnsan hakları çocukları yetim,
ve ayaksız birakır mı orada da?
Ya demokrasi?
Güpegündüz pazara düşer mi?

Ve zenginlik...
İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı?
Ve kuşlar gökyüzünü terkeder mi orada da?
Babamla söylediğim son dua dilimde,
Ayaklarim hastanede,
Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
Elimde kaldı...

Çocugun var mı Franks?
Al... çocuguna götür onları
Bir işe yarasın.
Kimbilir baktıkça,
Belki beni hatırlarsın

Bu nasıl demokrası Franks.?
Düstügü yeri yaktı
Merhamet hür dünyaya..
.........

Özlem Erdoğdu
26-04-2007, 14:49
Çiğdem o nasıl bir şiir öyle, okurken ağladım yaa!

Piraye Oğuz
27-04-2007, 18:51
Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok ama çok özlemeli

Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde
Üzerindeki tek gömleğini.


Oğuzkan Bölükbaşı

Piraye Oğuz
27-04-2007, 18:54
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol Behramoğlu

Serkan Balcı
06-05-2007, 21:35
Gerin,bedenim gerin.
Doğan güneşe karşı.
Duyur duyurabilirsen,
Elinin, kolunun gücünü
Ele güne karşı.

Bak!dünya renkler içinde!
Bu güzel dünya içinde
Sevin sevinebilirsen
İnsanlığın haline karşı.

Durmadan işleyen saatlerde
Dişli dişliye karşı;
Dişlilerin arasında,
Güçsüz güçlüye karşı.
Herkes bir şeye karşı.
Küçük hanım, yatağında ,uykuda,
Rüyalarına karşı.

Gerin bedenim gerin,
Doğan güne karşı.

Çiğdem Çiçek
07-05-2007, 00:59
GELEN SAVAŞ

Bu gelen savaş ilk değil.
Çok savaş oldu bundan önce.
Bittiği gün en son savaş
bir yanda yenilenler vardı gene,
bir yanda yenenler vardı.
Yenilenlerin yanında
kırılıyordu halk açlıktan.
Yenenlerin yanında
halk açlıktan kırılıyordu.

BERTOLT BRECHT

Çiğdem Çiçek
07-05-2007, 01:03
MADEM İYİSİN

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.

B. BRECTH

Serkan Kurt
07-05-2007, 01:10
.......

Çiğdem Çiçek
07-05-2007, 01:13
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
- Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek


E. AYHAN

Çiğdem Çiçek
09-05-2007, 00:59
İNSAN BİR YERDE KENDİNİ BIRAKMALI

İnsan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
İnsan bir yerde kendini bırakmalı
Hiçe saymalı düzenini dünyanın
Zamana karşı koymalı
Sıyrılmalı ayıplardan, korkulardan
Küçük hesapları bir yana atmalı
Yaşamalı şöyle alabildiğine
Büyük delilikler yapmalı
İçmeli
Sevmeli
Küfretmeli
Adam öldürmeli
Kendine bir başka gözle bakmalı
İnsan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
İnsan bir yerde kendini bırakmalı

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Piraye Oğuz
10-05-2007, 15:48
LAN HAYAT
Sen ne adisin be!hayat
Sana takılanda kabahat,
Hani memleketin
En eski sokağındaki Sabahat
O bile senden rahat.
Lan hayat nesin sen hı!
Kirli çamaşırım değilsin
Aşık olduğum adam hiç değil...
Düşlediğim mavi,
Yürüdüğüm yol
Baktığım dağ
Anamın ak göğsü
Hiç değilsin
Lan hayat
Niye takılıyorum ben sana peki?
Her tarafında arıza var.
Büyük çukurlu asfalt gibisin
bir tekerim sağlam yerdeyse
Biri çukurda
Lan hayat
bıktım senden be!
Birazda sen bana takıl...
Fazla vaktim yok.

Nihal RÜBENDÜZ

Ümit Kurt
10-05-2007, 17:50
Boşver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna
bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda
ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında, bırak aksın yollarına
yağ geç, yık geç,, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü
bak ellerin ayakların kocaman,
aklın da maşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
takılmışsı
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyosun kendini br dereye soğuk kış günü.
öl gitsin..
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyüne balık tutmak mıdır istediğin,
savrul gitsin...
boşver be yaşı başı,
kim tutar seni kim?.
kendi yüreğinden başka kim?.
aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceken ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa
yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR diyemiycek misin?

Serdar Özen
10-05-2007, 18:14
RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamın ufkundayız,vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

Ertan Eylem
10-05-2007, 21:16
BEKLE BİZİ İSTANBUL

salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünür düşünürüm
istanbul

binbir direkli haliç'inde akşamlar
adalarında bahar süleynaiye'nde güneş
ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
istanbul

boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye'nle bekle
parklarınla, köprülerinle, meydanlarınla
bekle bizi istanbul

tophane'nin karanlık sokaklarında
koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi
istanbul

haramilerin saltanatını yıkacağız
bekle o günler gelsin gelsin istanbul
sen bize layıksın bizde sana istanbul
istanbul

boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye'nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul

Vedat Türkali

Çiğdem Çiçek
12-05-2007, 01:31
O ve BEN
Sana koşuyorum bir vapurun içinden
Ölmemek, delirmemek için.
Yaşamak; bütün adetlerden uzak
Yaşamak.
Hayır değil, değil sıcak
Dudaklarının hatırası
Değil saçlarının kokusu
Hiçbiri değil.
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı.
Gözlerine bakmalıyım
Sesini işitmeliyim
Beraber yemek yemeliyiz
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam, onsuz edemem
Bana su, bana ekmek, bana zehir
Bana tad, bana uyku
Gibi gelen çirkin kızım
Sensiz edemem.

S.Faik ABASIYANIK

Sinan Dedeli
12-05-2007, 02:07
bende kendi siirimi paylasayim istedim.

beyler masaya gecmis oyun oynuyorlar,
oyun da oyun ha
güya dünyayi ele geçireceklermis
oyun basladi, ihale açildi
ilk siradaki adam kendinden emin bir lira koyuyor
ikinci siradaki adam küçümsercesine bakip
sen anlasilan fazla sömürmemissin diyor ve
iki lira koyuyor.
sonra üç, on, bin, bir milyon oluyor.
yetmiyor yeter mi
sonra biri çikiyor bidonlar içinde kan koyuyor masaya
sonra kol, kafa, bacak
ihale iyice kizismisti
masada artik tüfekler, bombalar, nükleer silahlar konusuyordu
herkes ne olacagini kestirmeye calisirken
üstünde yagli tulumu saçi, sakalina karismis biri masaya yanasti,
beyler saskin saskin adama bakarken
adam masaya yumrugunu vurdu ve 'yeter' diye bagirdi
kar hirsiyla insanligindan cikmis beyler,
insanlarin sinirlarini kestiremediklerini anladilar
derken masanin cevresine baktilar
masa milyonlarla kusatilmisti.

İrem Oğuz
15-05-2007, 12:54
gözleri

Hiçbir şey uyaramaz
İçimizdeki sessizliği
Ne bir söz ne bir kelime
Hiçbir şey
Başka değil anlaşıyoruz böylece
Yaprağın daha bir yaprağa değdiği
Okadar yakın o kadar uysal
Elleri getirin elleri
Gözleri getirin gözleri
Bir şeye karşı koymaktır aşk
Salıverin iki tek gölgeyi

Edip CANSEVER

Çiğdem Çiçek
17-05-2007, 06:24
ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ

Çıplak heykeller yapmalıyım.
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önümden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden...

Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek.

Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe,
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.

Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.

Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
Baygınlık getiren şiirler
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu Pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokakbaşlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boşa geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan
Orhan Veli’den
Yunus’tan, Yunus’tan...

S.Faik ABASIYANIK

Alaattin Çam
21-05-2007, 14:48
BABA BANA BAĞIRMA

yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...


baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba


baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba


baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için


baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Akgün Akova

Cem Ozel
21-05-2007, 15:14
Han Duvarları

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgarların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık,
Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince,
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına!
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
Burada son fırtına son dalı kırıyordu
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli*
Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor
"Gönlümü çekse de yarin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgarın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış harem diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi
Hana sağ indi ölü çıktı geçende!
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir hana raslasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim
Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...

Faruk Nafiz Çamlıbel

Buket Yıldız
21-05-2007, 15:16
bu sene edebiyat sınavında bayaa bi ugraştırdı bizi bu Han Duvarları unutamam bu şiiri:D

Alaattin Çam
26-05-2007, 23:06
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

ATAOL BEHRAMOĞLU

Alaattin Çam
27-05-2007, 14:58
http://img91.imageshack.us/img91/4317/leav1.gif

Onur Özgen
27-05-2007, 15:47
ŞİİRLERİM (Onur Özgen)

darbe 12

kimler
öldürülmedi ki bu topraklarda
kimler
asılmadı ki

“nete”
-kimler
mesela
kimler

yaşıyor
bazıları hâlâ
ama
hak verin bizlere de

beslemeyelim de
asalım



01.05.2005
03.30
...onurozgen...


Bir Devrimcinin Hayatı

sevmiş
sevilmiş
sevinmiş
sevişmiş

"sev"
ile başlayan
tüm eylemlere girişmiş,
eylemci bir kişilik oluşturmuş kendisinde,

ve
yine böyle bir eylem sırasında
sev-
-rulup gitmiş
dünyadan


01.05.2005
01.40
...onurozgen...



(b)alıklık

saatsiz zamanlar içinde
yüzen bir balık
gözleri koskocaman
alık alık
bakıyor yüzüme

aldanıp renklere
karanlık ışıksızlıklarda
uzun bir koşuda yollanmak

balık gibi su
su gibi
balık gözler ile
görememek hiçbir şeyi

alık balık!
su kadar ıslak


12.05.2006
06.30
...onurozgen...



KAPİTALİST ŞİİR

para dediğin
öyle fazla ortalıkta olmayan
her yerde görülmeyen
herkeste bulunmayan bir şey

eee...
olsun canım o kadar
para bu
boru mu


17.04.2006
23.45
...onurozgen...



-DARWiN’E AĞIT-

dönüşüyor her şey
bir
şeye

iki saat önce gündüzdü
şimdi
akşam
iki saat önce radyoda bach
şimdi
pop
iki saat önce açtım
şimdi
tok
iki saat önce vardı
şimdi
yok

evrime
inanma
evrimsiz
kalma


14.02.2007
01.30
...onurozgen...



-ÇEKİÇ-

işciydi
bilinçliydi
sendikalıydı
parti üyesiydi
akşamları yorgun argın
gorki okurdu
birkaç sayfa da olsa
işciydi
bilinçliydi
galiba siverekliydi
sendikalıydı
bıyıkları simsiyah akardı dudaklarından
ilkokulu bile bitirememiş
pek de fakir değilmiş aslında babası
çiftçiymiş
biraz malları da varmış
sesi de çok güzel değildi ama
ne zaman türkü söylese
babası ağlarmış
çiftçiymiş
çok da benziyor babasına
fotoğrafını göstermişti
işciydi
parti üyesiydi


19.04.2007
02.40
...onurozgen...



yasaklar

şimdilerde
yerlere basmak
çimlere tükürmek
tükürdüğünü yalayıp yutmak
çöpleri insanlarla paylaşmak
yağmurlu havalarda çamaşır asmak
asılan çamaşırları gömmek
umuma kapalı yerlerde
çay
dere
nehir içmek
denize girmek
denizin bize girmesi
kardan adam yaparken
eldiven
ya da
ayakdiven giymek
yazı yazmak
kışı kışmak
güzü güzmek
tek tek basmak
bade süzmek
inci dizmek
fena halde yasak

küf kokulu
mor bir rüzgar esiyor sokaklarda


29.01.2006
03.00
...onurozgen...



AŞKIMA EL-FATİHA

saat çok geç
şimdi son otobüs geçti yoldan
rezil bir gürültü bıraktı ardından
ve ben
el salladım egzos dumanına

saat çok geç
bu karanlıkta tek başıma
el sallıyorum
tek elim havada
aklım havada

şimdi alın beni böyle
sorgusuz sualsiz gömün

ama
saat çok geç
çoktan bitmiştir mesaisi mezarcıların

acaba mezarcılarda aşık olur mu


01.07.2006
05.40
...onurozgen...



Arkasına Basılmış

arkasına basılmış
yumurta topuk hayatların arasında
upuzun gülen
“up” olmasa da uzun biriyim ben

görüş günüm yok bu hapislikte
körüm
kalbim sana sorgusuz sualsiz izinsiz
karga-tulumba hapsedildi
bizzat ben tarafından

tüm şarkılardaki anlamları çıkardım
neyi kimi anlattıklarını anladım
en diyezinden
en bemolüne
tüm notalarından tek tek seni çıkardım

beklentiler beklemekten vazgeçtim
bayatlamış korkuları
ittim bir kenara
çünkü biliyorum sen bende değilsen de
ben sendeyim aslında

ve sendeleyen kelimelerimi
büyük bir ihtişamla dizsem sıraya
sersem dizlerinin dibine
desem
“seni seviyorum!”

şunu iyi bil ki
bu deli halime
ben bile gülüyorum...


13.07.2006(17.doğum günümdür)
04.10
...onurozgen...



SAVAŞLARIN EFENDiSi

savaş çıktı Irak’ta
hissedildi burada
kanlar aktı savaşta
sorumlusu amerika

hepsi petrol yüzünden
etkilendi Türkiyem
yandı yıkıldı her yaka
sorumlusu amerika

canlar yandı kanlar aktı
amerika kına yaktı
keşke olsa bunlar şaka
sorumlusu amerika

onur’um der olmasın savaşlar
ölmesin ne çocuk ne vatandaşlar
öldürmesin kimse kimseyi
gözüne baka baka
sorumlusu amerika


21.10.2006
02.50
...onurozgen...



Bir Gece Yarısı


bir gece yarısı
bir sokakta geçmekte hikaye
sokak
akşamdan kalma yağmur nedeniyle ıslak
hava soğuk
sokak birkaç sokak lambası ile yarım yamalak aydınlanmakta
önce
hafif, serin bir rüzgar eser
tüm kederleri alıp götürür
sonra
iki gölge görünür
iyi giyimli genç bir erkek
ve
güzel, uzun saçlı bir kız gelmektedir
ağızlarında
diyecek hiçbir söz kalmamıştır
tüm sözcükler
anlamlarını yitirmiş bir şekilde
iki gencin ağızlarında düğümlenmiştir
sevgili oldukları bellidir
ama ikisi de suskun
dokunsalar birbirlerine
ya da biri aniden anlamlı veya anlamsız bir cümle kursa
hatta yalnızca bir kelime etse
ağlayacaklar
izlenimi vermekteler
kız
aniden durup apartman olduğu görülen
üç katlı binanın dış kapısına yönelir
erkek istifini bozmamaya çalışır
gözleri yerdedir her ikisinin de
kız duralar, erkeğe doğru döner
gençler sessiz bir anlamlılık içerisinde
uzun metraj bakışırlar
kız döner,
kapıyı açar,
içeriye girer
ve
bir aşk daha
yine ayrılık ile biter


Bu Sabaha Karşı
03.35
...onurozgen...



ŞEKERLERİ VURDULAR

unutmamak için mi
neden hala sakat doğuyor çocuklar
halbuki onlardır
umut

yoksa
kim yiyecek
şekerleri


28.11.2006
22.50
...onurozgen...



SİZ-LE-KOWSKİ-LEŞ-RUM


bazen terbiyesizleşiyorum
ne kadar bıyıklı erkek varsa sövüyorum
ne kadar sakalsız kadın varsa
-ki çok var ortalıkta-
çok ayıp şeyler
terbiyesiz düşünceler geçiyor aklımdan
bukowskileşiyorum
acayip susuyorum bir şaraba, bir biraya
at yarışına gidiyorum,
at yarışı oynuyorum hiç nedensiz
terbiyesizleşiyorum
komşu kadınlar,
çiğ yumurta, vazo,
ekmek arası bir şeyler
sonra dövüşmek istiyorum, yumruklaşmak
bukowskileşiyorum
-leşiyorum
piyanom yok, bağlamam var
vura vura, ellerim kan içinde çalıyorum
bazen,
bindiğim gemilerin tayfaları çok kötü,
gemiyi ele geçirecekmiş gibi bakıyorlar etrafa
korkuyorum gemilerden
gemiler: ustura kayışları
tek başıma, izbe bir odada kalıyorum bazen
duman,
sigarasız bir duman savuruyorum
giriyorum yorganın altına
ve bir uçak geçiyor
terbiyesiz resimler çiziyorum defterime
bazen bukowskile
-sizleşiyorum
öyküler yazıyorum,
şiirler yazıyorum
daktilom varla yok arası...


03.01.2006
02.15
...onurozgen...



“POEMS”

bir şiir kitabının kapağında
çok sürreal siyah çiçekler
bembeyaz bir deniz fonunda
“poems”
bana hep sevgiliyi hatırlatır, nedense
“poems”, eğik yazı karakterinde

daha kitabın kapağını açmadan
bir şiir, elim uzanıyor
boş, kareli defter yaprağından
“poems”
bir yaprak koparıp hemen
“poems”, yazıyorum dört nala

“poems”
çok sürreal bir sevgili çağrışımı


12.11.2006
23.40
...onurozgen...

Özer Özçetin
27-05-2007, 17:58
Onur tebrikler,başarılarının devamını dilerim.

Onur Özgen
28-05-2007, 00:33
Onur tebrikler,başarılarının devamını dilerim.

Teşekkür ederim, Özer Abi...

Hülya Ağdam
28-05-2007, 16:14
VASİYET

Şiire, aşka, ölüme inanıyorum, dedi
İşte bu yüzden inanıyorum ölümsüzlüğe.
Biz dize yazıyorum,
dünyayı yazıyorum,
ben varım; dünya var.
Bir ırmak akıyor ucundan serçe parmağımın.
Gök yedi kez mavi.
Bu arılık ilk doğrudur yine, son dileğim benim.
Yannis RİTSOS

Erkan Özberk
28-05-2007, 21:01
“bakanlar bana
gövdemi görürler

ben başka yerdeyim

gömenler beni
gövdemi gömerler

ben başka yerdeyim

aç cübbeni cüneyd

ne görüyorsun

görünmiyeni

cüneyd nerede
cüneyd ne oldu

sana bana olan
ona da oldu

kendi cübbesi altında
cüneyd yok oldu”
Asaf Halet Çelebi

Erkan Özberk
28-05-2007, 21:02
SİDHARTA

“niyagrôdhâ
koskoca bir ağaç görüyorum
ufacık bir tohumda
o ne ağaç ne tohum
om mani padme hum (3 kere)

sidharta budha
ben bir meyvayım
ağacım âlem
ne ağaç
ne meyva
ben bir denizde eriyorum
om mani padme hum (3 kere)”

Asaf Halet Çelebi

Serkan Balcı
03-06-2007, 20:53
Dün seni;
Dün seni rüyamda gördüm anne
Saçların yıldızların arasında
Dudağında bordo gül
Kızıl saçlı oğluna türküler söylüyordun.

Bir mezar taşındından alıntıdır.
Devrimci bir arkadaşın annesinin mezar taşına yazdığı bir şiirdir.

Rasim Bektaş
06-06-2007, 11:08
http://img388.imageshack.us/img388/5576/gzlerininrengigibijf3.gif

Alaattin Çam
10-06-2007, 23:03
http://img47.imageshack.us/img47/8102/89004622ds8.gif

Rasim Bektaş
17-06-2007, 01:55
http://img100.imageshack.us/img100/3121/halkvf2.gif

Rasim Bektaş
17-06-2007, 02:05
http://img171.imageshack.us/img171/244/halkmg9.gif

Rasim Bektaş
17-06-2007, 02:31
http://img72.imageshack.us/img72/2552/halkkj4.gif

Gürhan Oğuz
21-06-2007, 11:38
UÇURUM KIYISINDA KAMAŞAN DERİNLİK


bereketin beklentisi geciken yağmurlardan
ve incinmiş sözlerden
taş avluların gözyaşları ecel ve eczayla buluşarak
deşilen topraktan soruluyordu

herkes bir tuhaflık var bu işte diyordu
karmaşanın
kaçak bir zencefil tarlasıyla sevişmesinden korkuyordu generaller
kuşatılmış kentlerde ensest ilişkilere razıydı polisler ve şefleri
en çok mahallesindeki pedofil salgınından kuşkulanıyordu muhbirler
dağların kırçıl bakışlarından devriliyordu kartallar göçlere küsüp
küf ve siyanür gizlenmişti kemanların köpüklerine
keten helva pamuklu şeker çemberim ve çocukluğum
o gün yasaklandı Yılmaz Güney'li siyah beyaz filmler

kuşkudaydı insanın yarattığı dilin yol açtığı isyan ve kelimeler
şahlanmış siyah bir atın rüzgarında tozlaşan zaman
kuşkudaydı yeryüzü
aşkın yüzü
Ortadoğu ve Filistin
gökyüzünün gözlerini kaçırmasından
tümüyle kuşkudaydı Munzur ve Toros’lar

belki de en çok bunun için
dağların donmuş ve duyarsız en bakir yüzünü
ateşler içinde bırakıp
ipek tül ve beyazdan başlayarak
bütün gözbağlarını yakmalı
közü geçip küle çekilmiş İris için
hatıraları yaşadıkça sızlayan gözkapaklarını unutmadan
hiç unutmadan geceleri bağışlayan güneşi ve kaplanı
ormanı bir ceylana ürkekliğiyle
uçurumu bir kartala yalnızlığıyla bırakmalıyız
bırakmalıyız bir suyu haritaları çiğneyip geçmesi için
değişsin diye kekeme tarih ve kırışmış coğrafya


acıkmış toprağın kokusuna temkinsiz yaslanarak
kelimelerin şehveti ve kederlerin kasvetini boşa çıkarıp
yaslardan ve yasaklardan kurtulmalıyız gecikmeden
yalanları yedi kanatlı şahinlerin kanatlarına ilikleyip
sedanın gelmediği derinliğe asmalıyız sesi deneyerek






gökyüzünden binlerce özür mezarları azaltmaz ki
zemzem ve kezzap yer değiştirir şairlere rağmen
anlamı acıtan sözler kaçak bir dilde tutuklanır
"yetimler ağıdı"ndaki dizeler kardeştir göç ve geyiklerle
küf ve kalay tacirlerine her yara beyazdır
derinlik için tuz vazgeçer sudaki zerresinden kim içer
kırmızıyı kan deşer ay kırılır gün sığınır küle
kumaşlardan dökülen yıldızları ve saplanışları
köpek sesleri
kayıtlı geceler ve çığlık bağışlamayacaktır


boşluk utanıyor tuhaf bir sızıyla gezinen bulutlardan ve siyah
kuzeyde sakladığımız yanıkları buz dağlarına bağışlamalıyız
ateşin ve suyun iyi hallerini inkar etmeden
çıplaklığın eşitleyen ve buluşturan görkemiyle
insandan çıkıp insana dokunmalıyız daima ve delice


mutlaka sevişmeliyiz bakışlardan başlayarak
ayıpları ve kıldan köprüleri geçip amansız aşklarla
gökyüzüne oklayıp gamsız gül yaprağını ve kaktüsü
kendimize uğrayıp çamura dokunmalıyız
suyun uzaklığı kuruyan dil çatlayan el ve yürek
yakasında yağmurların öpüştüğü gün bağışlanacaktır
bilinmeli
buğday ve başak sevişmek için buğuyu beklemeyecektir

ödeşmek isterim acılarımın kuşkusunu da kundaklayıp
işgalci aşklar ve devletle derinden ödeşmek
ödeşmek isterim erken gidişlerle ve ölümle

ödeşmek
ödeşmek
ödeşmek

ömür denilen dayatılmış sefil zamanla
ve kendimle ödeşmek
ölüm şairlere nedir ki bağışlanmak istesinler
toprağın ve kumaşın hatırı kalmasın için


ille de ödeşmek gerek

..............

NAMIK KUYUMCU

Rasim Bektaş
22-06-2007, 12:08
http://img517.imageshack.us/img517/6408/52840989cl4.gif

Cihan Güngör
23-06-2007, 11:04
Zevzek

Bir elinde kadeh var nerden gelirsin canım
İçip de ağlamayı derman bilirsin canım
Dünya fani bahçedir birgün ölürsün canım

Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be yürü be yürü be yürü be insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Kendini bilmeyen canım halkı ne bilsin
Halkı halkı halkı halkı hakkı ne bilsin

Hele bak şu aynaya yüzün yüze benzer mi
Ta sabahtan uyumuş gözün göze benzer mi
Vay o boyun devrilsin özün bize benzer mi

Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be...

Mahsuni bu haliyle nereye vardın canım
Sen bu ele gelmeden nerde yatardın canım
Belinde barabellom kimi kurtardın canım

Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be...

Piraye Oğuz
28-06-2007, 09:51
ÇİÇEKLERİ UMUDUMUZUN


Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,
bu dünya ne parada, ne pulda,
ne kalleşlikte, ne zulümde.
Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
yaşayın dünyayı doya doya,
açın kapıları, camları güneşe,
ne yeise kapılın, ne korkuya,
çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele.

Mutlu olmak varken bu dünyada,
geceler geldi dayandı kapımıza,
olduk acımızla sarmaş dolaş,
bekledik düşümüzle koyun koyuna.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
bütün gündüzler sizin olsun,
yaşayın dünyayı doya doya.

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.


A.KADİR

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:03
AÇLIK ORDUSU YÜRÜYOR

Açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeğe doymak için
ete doymak için
kitaba doymak için
hürriyete doymak için.

Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin
yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak
yürüyor ayakları kan içinde.

Açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.

Açlık ordusu yürüyor
şehirleri omuzlarında taşıyıp
daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri
fabrika bacalarını
paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.

Açlık ordusu yürüyor
ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp
ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.

Açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için
hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor
yürüyor ayakları kan içinde.

9 Ağustos 1962
NAZIM HİKMET RAN

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:04
KARASEVDA


Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür dönedolana
Ağladığım yer penceresi midir?

Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir

CAHİT SITKI TARANCI

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:04
ÖZLEM..


O denli o denli çok beklettin
Alıştırdın bekletmeye kendini
Çok zamanlar geçti de geldin
Senden çok seviyorum senin özlemeni.



AZİZ NESİN

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:05
İKİ KALP


İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni

CEMAL SÜREYA

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:06
AŞK....


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

CEMAL SÜREYA

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:07
AŞK


Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
ÖZDEMİR ASAF

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:07
HOŞÇAKAL


siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum

ÖZDEMİR ASAF

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:08
SENİ SAKLAYACAĞIM


Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın.

ÖZDEMİR ASAF

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:08
ÖZLEM


Bir gece,
Gecede bir uyku.
Uykunun içinde bene.
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykunun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben.
Bir yere gidiyorum,
Delice.
aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice..
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir andan.
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda..
Güzelce.

ÖZDEMİR ASAF

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:09
SEVGİYLE..


Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede , manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin cehennemin üstündesin

Bir sır daha var , çözdüklerimden başka
Bir ışık daha var , bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme , geç öteye !
Bir şey daha var , bütün yaptıklarından başka

ÖMER HAYYAM

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:10
BEN SENSİZ BURDA


Yaslanıp omuzuna gecenin
sabahı karşılar gibi,
ama dünyaya günaydın diyemeden.

Yatar gibi çimenler üstünde,
ama çimenlerin kokusunu alamadan.

Koşar gibi denize doğru,
ama denizde kulaç atamadan.

Uzanır gibi bir çocuğun başına,
ama çocuğun başını okşayamadan.

Tırmanır gibi gürbüz bir ağaca,
ama ağaçtan bir meyve koparamadan.

Kavuşur gibi eski bir dosta,
ama eski dosla kucaklaşamadan.

İş başında türkü söyler gibi,
ama sesimi ben bile duyamadan.



A.KADİR

Mert Atasayar
24-09-2007, 21:11
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR


Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.



ATAOL BEHRAMOĞLU

Mert Atasayar
25-09-2007, 11:36
Casillero del Diablo Concha y Toro

Cabernet Sauvignon, Carménère
Şili 2005

S. Allende’ ye

gergin gecelerin çaresiz
acemi öpüşmeleri
kanlı saraylardan devrimin kalbine akıyor
korkuyu şarabı saran şeytanın mahzeninde
dudaklarım en güzel saatlerine bakıyor

fısıltıyla söylüyorum
gecenin gündüze uzaklığını
darağacına yakın sakınmıyor şeytan gözyaşlarını

her damlada ölüm
her damlada hayat

gözlerim şehvetin gül kızılı gözlerinde
bakir bedenimin şeytanı yakan günahını
tanrıya ödünç verilmiş ruhum yıkıyor
zaman havalanıyor kırılıyor kadehler
Bolivya pançosuna sarılı ölümsüzün ardından
şeytanın kollarından bir devrimi vaftiz ediliyor

acıyla haykırıyorum
gündüzün geceye yakınlığını
ölüm sarayının koridorları
inadına yummuyor gözlerini
korkacak bir şey yok
ölümüne kaldırıyoruz kadehlerimizi
radyolar susmuyor
çiçek açıyor gidenler

gece geceye doğru ilerliyor
karanlık biraz daha karanlık yıllarda sakladığımız şaraplar
hırlı ömrümüzün son hırsızlığı oluyor
gizleyemediğimiz aşkın yüzü suyu hürmetine
kollarımdan can alıp can verdiğimiz bedenler
yasakmış gibi içtiğimiz her geceden sonra

hangi insan günahında şeytana sığınmaz


Mühür Dergisi Sayı:15 Temmuz- Ağustos 2007

Mert Atasayar
25-09-2007, 11:40
SENİ SAKLAYACAĞIM

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.
ÖZDEMİR ASAF

Mert Atasayar
25-09-2007, 11:42
yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
bulutlu siyah ah bulutları eflatun
o boy aynasından çıktı fransız malı
vişne asiti vardı tadında rujunun
ah sinema yıldızı falan olmalı
ağızlığı kristal son derece uzun
bir kibrit çakıldımı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik süt tozu dökülüyor
sağanak gibi derin, ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor
ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kırkmaları mor salkım, göz kapakları saydam
çok vapurun battığı bir liman orospusu
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay ışığında deniz akardiyon solosu
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam
tavana asılmış sosyalist saçlarından
ah sabah sabah omuzları kan içinde
işkence sonrası genç bir kadın militan
yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
adı bile çıkmamış dudaklarından
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde
Attila ilhan

Mert Atasayar
25-09-2007, 11:43
Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

Mert Atasayar
25-09-2007, 11:47
Canım, Sevdiğim, Yüreğim...
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
Yılmaz Gün

Mert Atasayar
25-09-2007, 11:48
Hayat Bize Mutlu Olma Şansı Vermedi
Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü Dünya'nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı...
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın
Yılmaz Güney

Mert Atasayar
28-09-2007, 17:42
''Kadife yalnızlığıma oya gibi işledim seni iki kişilik biz olduk , uykunun da tadı güzeldi biliyorum ama o dudaklarına değmeden önceydi...Çookk önce...Artık ağzının tadıyla yiyorum yemeklerimi...''



bunu bilen var mıdır?

Buket Yıldız
28-09-2007, 21:04
çok tanıdık geliyo ama tam çıkaramadım kimin bu?

Mert Çevik
28-09-2007, 22:16
Gittin İçimde Kaldı Ayrılık

Gittin
Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı
Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü
Gittin.

İçimde
Yığınlarca kitap kaldı uçuşan
Sözcükler beynimin köşelerinden
Çıkıp korkuttular gecelerimi
Peşimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadı beni
Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı
İçimde.

Kaldı
Yeni bir kent işkenceye hazır
Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle
Belleğimi silkeleyip anılardan
Tik tak çaldın uzun zaman
Alışamadım yarımlığa
Düşlerimde intihar tutkuları
Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk
Kaldı.

Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı

Mert Atasayar
01-10-2007, 21:07
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL

Mehmet Yucegonul
01-10-2007, 22:28
Aşk şiirleri okurum çokda değil ama okuduğumu paylaşmam :) ama Atilla İlhan'ın birtane sini yazayım dedim :)
HARP KALDIRIMINDA AŞK

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
hiç görmediğim yıldızlar gözlerine doğmuş
bir büyüklük duygusu dağlar gibi yüreğinde
ah biz mutluluğu böyle aranıp duracak mıyız
yağmur hep böyle yağacak mı hatıralara
eksik olan bir şey var sana bana dair
belki bir rüzgar belki rüzgardan da hafif
ama kalbimiz yine uzak bir deniz gibi boş
heybetli gurupların belirdiği saatlerde

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
acaba nasıl öğrenmişim nasıl farkında olmadan
her şey nasıl olup geçmiş nasıl barut yağmış
nasıl güneş vurmuş zehirlenmiş şehrin üstüne
şimdi hangi kıyılarda gemiler demir alıyor
güney rüzgarlarına açıp yelkenlerini
belki bir italyan kızı tüfeğine dayanmış
senin gibi barışı tasarlıyor dağlarda
mahzun esirler harp şarkıları kadar mahzun
gizlice talim ediyor hürriyet adımlarını

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
ah şu harp bitse rüzgar gibi bir nefes alabilsek
kimseler kimseler çıkmasa yolumuzun üstüne
yağmur yağsın varsın ıslansın saçlarımız
yalnız duyulmaz olsun göğsümüzdeki darlık
dilimizdeki kilit kolumuzdaki zincir
ömrümüz meçhullerden meçhullere akıyor
saatler bizim değil kitaplar bizim değil
bizim değil yaşamak bizim değil hiçbir şey
kendi dünyamızda yabancılar gibiyiz
ya çok erken ya çok geç doğmadık mı sevgilim
buna rağmen mutluluğa inanıyoruz

Onur Özgen
05-10-2007, 17:49
Şiirlerim ( Onur ÖZGEN )

HAYAT İLE SIRAT ARASINDA BİR YERLERDEYİM

uyumak istiyorum
seninleyim
kalkmak istemiyorum
seninleyim
geriye tek çare kaldı,
ama canım olmayınca da seninleyim.
ama bir yandan biliyorum ki,
sensizim.
deli miyim
neyim ?..
ve bir kez daha geliyor yanıma,
ötenazi’m
ama seni,
sevmeye devam etmekten de
vazgeçmemeliyim,
hayat ile sırat arasında bir yerlerdeyim...
ben ve sevgim…
hayat zor
sırat ince
dönmesi imkansız oluyor
bir kere gidince…
bilemiyorum
sensiz
seni sevmeli miyim ?
sensiz
senden gitmeli miyim ?
her halükarda
sensizim !..
hayat ile sırat arasında bir yerlerdeyim…

07.08.2007


ÖLÜME GÜLEREK GİDENLERİN CENNETİ

ölüme gülerek
gözünü kırpmayarak gidenlerin
cennetidir orası
kıpkızıldır
güneş, deniz’in bakışı ile doğar
che’nin gitarı ile yükselir
ve batmaz
çünkü devrimin güneşidir
kıpkızıldır
ve batmaz…

07.09.2007


YOLDAŞ

tut yoldaş
yeri değil
zamanı değil
böyle çekip gitmenin
günü gelince
hep beraber göçeceğiz
hep beraber
soracağız hesabımızı
ondan sonra yoldaş
hep beraber
dayan yoldaş
dayan
bırakma kendini
yeri değil
zamanı değil
ölmenin
ölmek haram bize
yaşamadan
yaşatmadan ölmek
haram bize yoldaş
ölmek yok
ölmek kolay
yaşamak zor yoldaş
kolayı seçmek
yakışmaz bize
yeri değil
zamanı değil
günü gelince
hep beraber
anlıyorsun değil mi yoldaş ?
kavgan seni çağırıyor
kalk
kalk yoldaş
içindeki nefreti dökmeden
dökülen kanların hesabını sormadan
ölmek yok yoldaş
söz verdik
yemin ettik yoldaş
unutma
unutma ve kalk ayağa
haydi yoldaş
haydi
değil şimdi
kalk
kalk ve al silahını
direnişe devam
kavgaya devam
haydi yoldaş
haydi…

07.09.2007

BİLİR MİSİN

sen bilir misin susmayı
haksızlıkları görüp sinmeyi
zulümü görüp
zalime boyun eğmeyi
yanında seni satanları görüp
satılmaya razı olmayı
esas haini bilip
hain olmayı
devrimi unutup
şehitlerini öldürmeyi
bilir misin
ben bilmem de…

11.09.2007


BUGÜN 12 EYLÜL

bugün 12 eylül
başta yine darbeciler
yargılananlar hala bizler
ama bu devran da elbet bir gün döner
ve o gün
o gün dönecekler
iki gözüm kör olsun dönecekler
beslemeyip astıkları erdal dönecek bir gün
ve işte o gün
soracağız hesabını 12 eylül’ün

bugün 12 eylül
ve ben senin darbe yapabilme ihtimalini sevdim…

12.09.2007


PROLETER DEVRİMCİ

önceleri
sadece işçiydi
tek sermayesi emeğiydi
onuruydu alın teri
tek isteği
haklarının verilmesiydi
verilmedi

şimdi
o bir proleter devrimci
arkasından geliyor binlercesi
kalbi orak
yüreği çekiç
o artık proleter devrimci
sermayesi hala emeği
ve onuru hala alın teri
ama o artık biliyor
ancak vurarak yıkabileceklerini…

13.09.2007


SADECE SEVDİM

sadece sevdim
nedenini bilmeden
hiçbir şey bilmek istemeden
başını ve sonunu düşünmeden
sadece sevdim

hep seni bekledim
hiç gelmedin
ama yine de
seni sevmeye
hep devam ettim
seni mi
yoksa seni beklemeyi mi
sevdim
hiç bilmedim
sadece sevdim
karşılık beklemedim
ikimize de yeterdi yüreğim
dedim ya
sadece sevdim
nedenini bilmedim
belki de bu yüzdendi
hiç kimsenin
hiç kimseyi sevmediği gibi
sevdim seni
sadece sevdim…

13.09.2007


BİZ ÜÇ GENCİZ

biz üç genciz
deniziz, yusufuz, hüseyiniz…
biz hiç yaşlanmayız
darağacında bıraktık gençliğimizi…

hikayemiz uzun aslında
az yaşadık
ama içine çok şeyler sığdırdık
yani az ama öz yaşadık

bu yüzden bizi çekemediler
ceza vermeliydiler
cezayı suça değil
suçu cezaya uydurmak istediler
suç da uydu

suçumuz ülkemizi sevmekti
bir ceza gerekti bize
ölüm verdiler
biz de öldük

13.09.2007


DÜZEN DÜZEN

düzen düzüyor
hayat düzülüyor
insanlar pezevenkleşiyor
dünya da döndükçe dönekleşiyor
ya biz...
biz kim miyiz?..
biz ne düzeniz
ne düzüleniz
ne de pezevengiz
yani hayat
biz bu düzülmüş halinize uyamayız
siz bize uyun
hem biz seçmedik ki size gelmeyi
gönderen bizden hesap sorsun…

02.09.2007


İNSANDI

o bir insandı
hiç sevmedi
hiç sevilmedi
hiç aşık olmadı
hiç bir kızı öpmedi
hiçbir kız da onu öpmedi
kalbi var mı yok mu
hiç bilmedi
ama o bir insandı
hiç gülmedi
hiç ağlamadı
hiç konuşmadı
hiç susmadı da aslında
ağzı vardı dili de vardı ama…
ama o yine de
bir insandı
hepimiz gibiydi
hiçbirimiz gibiydi de aslında
ama
insandı…

05.09.2007


KAVGAMIZ

doğacak kızıl güneş gibisin
doğduğumuz an doğuyorsun bizimle
ama batmıyorsun hiçbirimizin batışı ile
işte bu kadar büyüksün
ey şanlı kavgamız

kalplerimizle doğurduk seni
yüreklerimizle büyütüyoruz
öldüremeyecekler seni
siper ettik gövdemizi bekliyoruz
yaşamak için değil
senin için yaşıyoruz
işte bu kadar büyüksün
ey şanlı kavgamız

19.09.2007


KIZIL

doğduk
gözlerimizi açtık
kızıl gördük hayatı
kızıl sevdik

yaşıyoruz
gözlerimiz daha da açık
kıpkızıl görüyoruz hayatı
kıpkızıl aşık oluyoruz

ölürsek
gözlerimizi kapattıklarında
kızıl kapayacağız hayata
kızıl veda edeceğiz insanlara
onurumuzla…

ama bitmeyecek
kalplerimizdeki
o büyük kızıl sevda
terk etmeyecek sevdan bizi
ey şanlı kavga…

19.09.2007

Sezen Gunduzalp
05-10-2007, 17:57
Onur şiirlerini çok çok beğendim...

Onur Özgen
05-10-2007, 18:05
eyvallah sezen.

Mert Atasayar
10-10-2007, 05:20
rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası bozuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken bir kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende her şeyken

her aşk katilidir bir öncekinin
canım
yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıkların
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil

ALINTIDIR

Mert Atasayar
10-10-2007, 05:20
yolumdan çekil yavrum
bağlasalar duramam
demir asa demir çarık dedim
neyleyim!
yolculuk dedim
ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir
rüzgar kendini yerden yere vuruyor
kırık dökük yıldızlar belirdi uzaktan
telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor
anamdan yolcu doğmuşum
yedi dağın yolları kalbimden geçer
salkım salkım mısralar gelir içimden
dudaklarımda yağmur damlaları
alır beni yollar beni alır gider
anamdan yolcu doğmuşum
nehirlerle birlikte denizlere kavuştum
akşam dedim
şu koca dünya dedim
ağlasam dedim
yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir
ekmeğin ve şarabın peşinden
turnaların peşinden
büyük şehirler büyük aşklar
çığlık çığlığa terkedilir
ben
çocuklar gibi sevdim devler gibi ızdırap çektim
damarlarımda dünyanın bütün rüzgarları
harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen
anamdan yolcu doğmuşum
neyleyim
gurbet dedim
vatan dedim
hürriyet dedim





Attila İLHAN

Mert Atasayar
13-10-2007, 19:52
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere

Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre

Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlayabiliyorsan
Acılar ardarda dinmeli

Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli-gülmeli

Sevin ağlayabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.

Özdemir Asaf

Mert Atasayar
14-10-2007, 00:38
...yokluğun cehennemin öbür adıdır
üşüyorum,
kapama gözlerini...

yumurtakafa yılmaz
25-12-2007, 22:29
GÖZLERİN YABANCI GELİYOR
HİÇ GÖRMEDİĞİN BİRİ GİBİYİM
BİLİYORUM
VE BENDE SENİN GİBİYİM
GÖRDÜĞÜMÜ SANDIĞIM ŞEYDİN SEN
DİLİNİ ÇÖZEMESEMDE
GÖZLERİN ANLATIR HERŞEYİ
VE BENİ BİR KEZ DAHA UTANDIRIR
UTANMASI GEREKENLERE İNAT.
BENİMLE KONUŞURMUSUN SİMANPERİ
KENDİ DİLİNDEN DE OLSA
ANLATIRMISIN DERDİNİ
UTANGAÇLIĞIN UTANDIRIRKEN BENİ
BİR TUTAM GÜLÜŞ OLURSUN
BİR TUTAM MUTLULUK
BENİ AL DİYORSUN
AL GÖTÜR BENİ
YOKSULLUĞUMU SATAYIM SANA
BU REZİLLİKTEN KURTULAYIM…

ÇÜRÜMÜŞ DÜZENİN SON KALESİSİN SEN
DİRENMEYİ BİLMEYEN
O YOKSUL BEDENİNE
SON BİR KEZ YÜKLENEN
KİMDİR SİMANPERİ
BİLİRİM
EN FAZLA YİRMİ ALTINA KIYDILAR SANA
GÖNDERDİLER ATMIŞINDA BİR HIYARA
UTANGAÇ OLMA SİMANPERİ
UTANGAÇLIĞIN UTANDIRIR BENİ
KORKAK OLMA SİMANPERİ
KORKAKLIĞIN KORKUTUR BENİ
ANLA BENİ
KÜRT KIZI
SİMANPERİ



gerçekten, bir melek kadar güzel yüzlü ve utangaç bir çocuk kadar mahzundu...
ve şiirde anlatılan tamamen gerçekti.

Kardelen çiçeği değil gülüm
Yılanın sessizliği yırtar göğü
Çalınan minik serçenin yüreği olsa gerek
Kaybolansa bir ömür.

bizati kendi kendime yazığım şiirlerdir.

yumurtakafa yılmaz
25-12-2007, 22:31
merhaba sana güzel bebek.
neden ağlıyorsun, doğduğun gün.
büyüyünce olacaksın kelebek,
neden ağlıyorsun, doğduğun gün.

yokluk ya da bolluk,
neler göreceksin, neler
bunun için kaldır,
sil bitsin, içindeki keder.
nasıl olsa, ömür boyu
taşıyacaksın bir semer.
bebek neden ağlıyorsun.
neden ağlıyorsun doğduğun gün.




(laf aramızda; yeni doğan bebeklerin ciğerleri henüz oksijene alışık olmadığındandır.)

yumurtakafa yılmaz
25-12-2007, 22:33
Ruhi SU'yun "su" gibi duru zenginliği

benim kabem insandır
kuran da kurtaran da
insan oğlu insandır

benim kabem emektir
kuran da kurtaran da
emekçi insanlardır

benim kabem dünyadır
kuran da kurtaran da
dünyayı insanlardır

ellerin kabesi var
benim kabem insandır
kuran da kurtaran da
insan oğlu insandır


ellerin kabesi var
benim kabem emektir
kuran da kurtaran da
emekçi insanlardır

ellerin kabesi var
benim kabem dünyadır
kuran da kurtaran da
dünyayı insanlardır




Dostlarım,
Kardeşlerim,
Canlarım….
Kaldırın başlarınızı
Suçlular gibi, yüzümüz yerde
Özümüz darda durup dururuz.
Kaldırın başlarınızı yukarı
Bize göz verildi, gözleyin diye!
Dil verildi söyleyin diye!
Kulak verildi dinleyin diye !

El gövdede kaşınan yeri bilir
Dert bizde, derman ellerimizdedir.
Ararsan bulursun, verirsen alırsın.
İnanmazsan gelir görürsün……

yumurtakafa yılmaz
29-12-2007, 23:07
dün yorgundum, bu gün dinç.
ellerimde tutmuşum zamanı
gözler, ıraklarda
ve belki de umut taşımak yeter
yada kalemi elde tutmak...
yalnızlık yıkar beni
bir milyon değildik ama sende biliyorsun,
milyarlar ediyoruz...
kafa olarak sayarsak
dünyayı;
evet bu yıkılan dünyayı;
yeniden inşa ediyoruz...

Özlem Erdoğdu
04-01-2008, 16:08
ülkenin dört bir yanı sırtlan dolmuş
güvercinler sırtlanlara yem olmuş
ah vah etmekle kim huzur bulmuş
kalk ve savaş, ölüm son değil
sen düşürdükçe daha nice kartal alır kızıl bayrağı
yıldızına yüz sürüp sevgiyle incitmeden
insanca yaşamak uğruna, sevmek sevilmek
ve kapısında kul olmamak için itlerin,
alınterini dökmemek için boşa,
bir ayağında zincir bir elinde çapa,
ölümüne çalışıp itleri doyurdukça insanlığını unutacaksın.
oysa sen halksın,
toplumun can damarı
sende olmazsan hiçbirşey olmaz.
unutma, dünya senin nasırlı çatlak avuçlarında
yepyeni günlere, taptaze hayata uyanıyor.

güçlü olmalısın
her kışın sonunda bembeyaz karlar arasında uzanan
narin gelin başları gibi
omuzlarında dünyayı taşıyan atlas gibi
ne olursa olsun, başın dik olmalı.
torunlarına bırakmak için cenneti
sadece kendi halkın için çalışacaksın
dışarıda ağzından akan salyalarla
kuduran köpeklere karşıkapın kapalı olacak.
huzur dolu sıcacık evinde milyonlarca evladın
kızıl bayrağın altında güvende olacaksın.

hiçbir zaman ne cepleri yeşil kağıt dolu bir patron
ne de dudakları kanlı bir tanrının
seni boyunduruk altına almasına izin vermeyeceksin.


bu da benim naçizane şiirim :)

Hakan Kirezci
04-01-2008, 17:19
Cem Karaca'nın şu eski şarkısını çok severim. Şiirini ayrı severim müziğini ayrı severim. Eğer ki elinde bu şarkı olanınız varsa ve de bana gönderme lutfunda bulunursa da çok çok sevinirim.

Oturmuşum yatağa
ben beni düşünürüm.
Kapı, baht kapısı...
Bahtımın kapısı kapalı.

Karanlığın rengini bilmem
Aydınlık ne demek
Mutlu olmak sevmekse
sevmek aydınlık demek

Dışarıda kar yağsa
hissederim görmem
uzaktan ayak sesin gelir
koklarım duymam

Bir köşede savrulmuş
buruş buruş ceketim
Sensiz ellerim üşür
İçerimde kar yağar.

Hakan Kirezci
04-01-2008, 17:37
Şarkımızı istedik ama çıkmadı yav. Neyse ben de kendimden bir dize yazarım belki o zaman görünür.

Siyah-Beyaz çubuklu forma
hayatımızın barkodudur bizim.

Cem Ozel
15-01-2008, 09:10
MUTLU AŞK YOKTUR

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da

louis Aragon

Demet Kursunlu
01-04-2008, 12:06
''Kadife yalnızlığıma oya gibi işledim seni iki kişilik biz olduk , uykunun da tadı güzeldi biliyorum ama o dudaklarına değmeden önceydi...Çookk önce...Artık ağzının tadıyla yiyorum yemeklerimi...''



bunu bilen var mıdır?



Kimindi yaa kanka hiç yabancı gelmiyooo :S

Safak Batman
16-04-2008, 16:01
Kıyıda rüzgar dağlarda pınardı
O yüreklerimizde bir çınardı
Onunla yörede başladı öykü

Kozasından kurtulan kelebek gibi
Yürümeye başlayan bir bebek gibi
Yarınlarını alıp avuçlarına
Tırmanırlar güneşin al burçlarına

Barut acısı ölüm bu
Sığar mı tabutlara
Sesimiz bıçak gibi
Saplanır bulutlara

Şimdi bir ışık gecede yıldızdır
O yüreklerimizde bir filizdir
Aynısıyla büyür yeni bir öykü

Kozasından kurtulur uçar kelebek
Yürümelere başlar güneşten bebek
Yarınlarını alıp avuçlarına
Tırmanırlar güneşin al burçlarına

Murat Aru
16-04-2008, 19:11
Kıyıda rüzgar dağlarda pınardı
O yüreklerimizde bir çınardı
Onunla yörede başladı öykü

Kozasından kurtulan kelebek gibi
Yürümeye başlayan bir bebek gibi
Yarınlarını alıp avuçlarına
Tırmanırlar güneşin al burçlarına

Barut acısı ölüm bu
Sığar mı tabutlara
Sesimiz bıçak gibi
Saplanır bulutlara

Şimdi bir ışık gecede yıldızdır
O yüreklerimizde bir filizdir
Aynısıyla büyür yeni bir öykü

Kozasından kurtulur uçar kelebek
Yürümelere başlar güneşten bebek
Yarınlarını alıp avuçlarına
Tırmanırlar güneşin al burçlarına

Mehmet Gümüş'ten bu şiirin parçası dinlenmeli.

Onur Özgen
18-04-2008, 17:58
yeni dünya

dert çok
hem dert yok…

ben yanmayayım
sen yanma
biz yanmayalım
nasılsa çıkar karanlıklar aydınlığa…

( Nazım Usta’ya Saygıyla… )

Bahadir Ozdemir
12-06-2008, 18:16
Başıboş Kimsesizleştirilmişlikler

Dağılmış,paramparça olmuş
kaybetmişliğim gölgesinde
uzanıp kestiren
umutların nefes çekişindeki
basit hayallere tutunmaktaydı benliğim..

Kendini kandırışındaki
rutin bilinçsizliğinde
masturbate edilmiş
duyguların isyanında
hıçkırmaktaydı sessizliğim..

BEN !
Hayat tiyatrosunun
izleyicisiz tek sahnesinde
kendini oynayamayan
birini oynarken;
dilsiz alkışların kahkahası,
küfrediyordu
zamanın geçememezliğine..

Israrla etkisizliği savunan
ihanet dolu hoşçakalların
iç gıdıklayıcı bir merhabaya dönüşmesi;
"yalnız" bir sokak köpeği olduğumdan mıdır
bilinmez..

Bir de şu var ki
can sıkan ;
ne zaman
bir sokak lambasına işesem,
ışığı yanmaz.

Ya doğuştandır
kader dediğin kabulleniş,
ya da hiç olmamıştır
mutluluğum gibi..

Bahadir Ozdemir
12-06-2008, 18:20
Sonbaharda Ölüm

Bir sonbahar sabahı ölmek istiyorum
Kapansın gözlerim gökyüzünün griliğinde,
Tükensin nefesim bulutların sahteliğinde..
Bir yaprak gibi kopmak istiyorum,
Son kez süzülmek özgürlüğümde,
Rüzgar!Eşlik etsin hafifleşen bedenime..

Ve sonra dolaşayım yıldızlara basarak
Tüküreyim güneşin adiliğine,ihanetine..
Hızla yeryüzüne dönmek istiyorum
İnerken ay'a bir tokat atmak,
Dönerken etrafında,
Bütün duygularımı kara delikler yutsun istiyorum
Kaybolsun karanlığında zevkle !

Ve ben o zaman ölmeyi hakederim işte..
Bir sonbahar sabahı
Soğuk ve sessizce..

Umit Bayezit
13-06-2008, 11:23
gözüm
gözde özüm
göz pınarım kurutan
gözümden sakındığım
gözde olan
göz göze yaşanan
göz açıp kapanana dek
gözden mi düştüm
gözüm çıksın...

(ümit bayezit)

Özgür Öge
19-11-2008, 00:52
ADALI VE BEN

Adalı’nın alnına yazmışlar denizi
Sonra çizgi çizgi kesmişler,
Gömleğine dikmişler
Adalı’nın.

Adalı’nın kentte durumu yaman..
Gömleğim deniz diyor
Sorunca
Ama içki başına vuruyor, zaman zaman
Direniyor Adalı;
Tam kafayı bulunca
Ben sarhoş olmam
Benim her şeyim deniz diyor,
Boyuna adadan söz ediyor.

Takılıyorum,
Adalı diyorum, sevgilin de mi deniz
Sen ondan haber ver..
Susuyor dik dik bakıyor bana
Adalı beni sever,
Adalı bana küfür etmez..
Adalı diyorum boş ver
Bir başka yere diyorum gidip içelim bu gece..
İnsan sevdiği sürece
Uykusu gelmez.

Dalıyoruz bir gecenin içine..
Adalı bi sözümü iki etmez.

Özdemir Asaf

Can Topal
19-11-2008, 13:54
Adalı demişken.. ;

Hücredeki Adalının Rüyası

Taş duvar, demir karyola ve yerlerde sayısız izmaritler.
Helanın pis kokusu, rutubetli, sıkıntılı, nikotinli,
İnsanı serseme çeviren kurşun gibi ağır bir hava,
Duvarlar sanki soğuk dalgaları imal ediyor.
İstediğiniz kadar üzerinize kalın şeyler giyinin,
Oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkansız.
Ranzanın karşısında kafesli demir kapı,
Arkasında Mehmet.
Görevi dakikası dakikasına beni denetlemek
Mehmedim utanıyor, kahroluyor.
;Askerlik ağam'n ;aparsın ;diyor.
Aslında o da tutsak.
Ben hücre içinde, o hücre önünde.
Günde beş kere büyük başlar bakar içeriye;
Yüzlerinde tecessüs.
;Çılgın adam,3-5 kişi ile koskoca karanlıklar
İmparatorluğuna kafa tutan adalılar.;
Ama yine de ;çılgın adamın ; karşısında
Bir ****lik, bir burukluk duyuyorlar o başka.
Gündüz gece diye bir ayrım yoktur hücrede,
Zaman ve mekan özümlenmiş artık.
Sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bildiren.
Işık yirmidört saat yanar.
Bir nefes, bir dumandır yoldaşım,
Cigaramı her çekişte duman olur,
Uçar giderim, ta uzaklara.
Çoğu kere Adama giderim,
Cigaramın dumanı, beni memleketime; Adama ***ürür.
Kahpe İstanbulun, kahpe bir bölgesinde,
Bir evdeyim, yoldaşlarımla beraber.
Bu ev, yoldaşlık-dostluk-kardaşlık-mertlik-kazanç ve sevgi evidir.
Bu evde, herşey o kadar güzel ve o kadar anlamlıdır ki...
Ev de değil, ada, ada!
Satılmışlığın, kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin ve her çeşit
aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan,
Karanlık Denizi nin ortasında,
Güneşi batmayan bir ada.
Ben ne şuralıyım ne buralı,
Adalıyım adalı,
Adam ormanlıktır.
Dostluk yoldaşlık, mertlik ormanı,
bütün ada'mı kaplar.
Erdemin güneşi yirmidört saat aydınlatır adamı
Biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.
Ben adalıyım ey kahpe hücre, Adalı.
Doğru ya, sen nereden bileceksin Ada'mı.
asırlık, feodal, militarist hücre.
Ya, sen, öküze benzemek için kasılan, şişen
haset kurbağa hilkat garibesi bilir misin ada'mı?
Dünya karanlıktır, güneşi batmayan böyle bir ada
yeryüzünde yoktur.
Değil mi karanlıklar cücesi, zavallı acuze?
Ya sen yarasalar şairi, pişkin Cacomcho?
Değil şiirlerde, masallarda bile böyle bir ada yoktur.
böyle bir ada eşyanın tabiatına aykırıdır.
Senin için değil mi karanlıkların kapkapa şairi?
Senin dediğin eşyanın değil, karanlığın tabiatına aykırıdır.
Karanlık cüceleri, acuzeler, dürzüler...
Yarının Türkiye'sinin hayvanat bahçesinde
teşhir edilecekler...
Adam kalabalıktır hain hücre:
Elde mitralyözüyle,
Sierra Maestrada, Falconda, Vietnamda
Mozambikte, Angolada, Sina çöllerinde...
Özgürlüğün türküsünü söyleyenler.
Zulme, kahpeliğe, sömürüye karşı...
Dişiyle, tırnağıyla üç kıtada karşı koyanlar
benim evlatlarımdır kahpe hücre.
Benim adamın ormanlığından aldıkları fideleri,
birer birer dikiyor, kahpeler koalisyonunun dünyasına.
Kel dünya, Ada'mın ağaçlarıyla ayıbını örtüyor, güzelleşiyor artık.
İyi bak bana feodal duvar, iyi tanı beni.
Seni yerle bir edecek Ada'lıları iyi tanı.
Adam ve hemşerilerinin çoğu ne halde diye
dudak bükme, orospunun dölü utanç duvarı
Evet adamı karanlığın suları bastı.
Evet, benim gibi pek çok adalı bu çirkef suların altında,
ama boşuna sevinme, Ada'm batmaz, yok olmaz
Ada'm, sadece karanlık denizinde yerini değiştirdi.
Hepsi o kadar.

Mahir Çayan

Deniz Akkuş
19-11-2008, 20:34
Tüm dünya halklarına selam olsun! ..

Dünyanın kırlarında, dağlarında, varoşlarında, sokaklarında, fabrikalarında, okullarında özgürlük güneşine koşanlara selam olsun! ..
Ve ant olsun! ..
İşkence tezgahlarında, toplama kamplarında, darağaçlarında, duvar diplerinde esaret zincirlerini parçalayıp destanlar yaratan devrim savaşçılarına ve yoldaşlarımıza ant olsun! ..
Ant olsun ki, düşenler unutulmayacak! ..
Ant olsun ki, dökülen kan yerde kalmayacak! ..
Ant olsun ki, elimizdeki bayrak düşmeyecek! ..
İTİRAF EDİYORUZ!
Savcılar, yargıçlar, bizi mahkum etmeye çalışan egemen sınıflar!
Rahatlayın! ..
Evet, biz suçların en büyüğünü işledik! ..
Ülkemizin her yanını işgal ettiler, her metrekaresini üsleri, tankları, topları, nükleer bombaları ve füzeleriyle donattılar.
Onları biz çağırmadık! ..
İTİRAF EDİYORUZ: Emperyalistleri, ayak izlerine kadar ülkemizden silmek için, bağımsızlık şıarını haykırma suçunu işledik!
'Kemer sıkma' diye diye, halkımızın boğazına IMF zincirini doladılar.
IMF ile masaya biz oturmadık. İpotek anlaşmalarına biz imza atmadık!
İTİRAF EDİYORUZ: Beşikteki bebekten evdeki emekliye kadar, halkımızın kanını kene gibi emenlerin korkulu rüyası olma suçunu işledik!
Coplarıyla, süngüleriyle, zindanları ve yasalarıyla faşizm, halkımızın üzerinde terör estirdi.
Bu faşist devleti biz kurmadık.
İTİRAF EDİYORUZ: Faşist devleti yıkıp, her türlü güzelliğin boy vereceği, devrimci halk iktidarını kurmak için savaşmak suçunu işledik!
Ülkemizin sokakları, fabrikaları, köyleri, okulları işgal edildi.
Maraş'ta hamile kadınları ağaçlara çivileyen, çocukları katledenler biz değildik!
İTİRAF EDİYORUZ: Halkı canından, evinde, yurdundan, okulundan eden CIA uşaklarını, sermayenin faşist sürülerini cezalalandırma suçunu işledik!
Açlar ordusunu, işsizler ordusunu biz yaratmadık. İntiharı, fuhuşu, uyuşturucuyu biz yaymadık. Rüşveti, yolsuzluğu, ahlaksızlığı erdem sayan biz değildik!
İTİRAF EDİYORUZ: Çürümenin, yozlaşmanın, kokuşmanın karşısında olma, emeği en yüce değer sayma suçunu işledik.
Bir gece vakti halkımızın şafağı karartıldı. İnsanlarımız kan uykularından çığlık çığlığa uyandırıldı.
Bir anda insanlar sokaklardan toplanırken, emirlerini yağdıran beş Yankee işbirlikçisi biz değildik
İTİRAF EDİYORUZ: Biz halkız, sırtımıza saplanan 12 Eylül hançerine karşı direnme suçunu işledik!
Ellerinde manyetoları, falaka sopaları, askılarıyla geldiler.
Adsız insan kanlarıyla dolu işkence yuvalarını biz yaratmadık!
İTİRAF EDİYORUZ: Ana karnındaki bebekten ak sakallı dedelere kadar elektrik verenlerden hesap sorma suçunu işledik!
İŞTE SUÇLARIMIZ! ..
TÜM DÜNYAYA İLAN EDİYORUZ Kİ: BU SUÇLARI İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ! ..

Onur Ogurlu
26-11-2008, 23:10
Merhaba Yoldaş
Kaç türlü yanarım
Kaç iklim!

Yüreğim her coğrafyada!...

Esmer türküler söylerim
Afrika'da,
Mitralyözler olurum!
Kolombiya
Nikaragua
Bolivya dağlarında.

Afganistan'da mücahit,
Filistin'de direnişçi,
Irak'ta feda...

Kaç kez vuruldum
Sabra, Şatilla'da
Ve Hep yeniden doğdum intifadada!
Boy verdim Irak'ta,
Boy verdim
Felluce'de, Ümkasır'da

Karanfiller
Kan damlar yurdumda
Esmer tenli yarı çıplak çocuklar!

Toprakta ırgat,
Tezgahta köle,
Sokakta aç.

Kader
Ve
Alınyazısıyla uyuttular öfkimizi!...

Kızıl atlar kuşandım
İrlandalı rüzgarlar hızında
Mahir gibi her kavgada
Koydum yüreğimi ortaya!...

Her ovadan
Her yamaçtan
Gözden, gezden,
Arpacıktan
Namluya sürülmüş,
Bir mermi gibi
Bekledim bu günleri,

Merhaba can dost!
Merhaba yoldaş!...

Çok zamanlar oldu,
Çok zamanlarla geldim.
Bir yanım ışık seli...
Bir yanım mavi coşkular...
Kentler dolusu geldim.
Merhaba can dost!
Merhaba yoldaş!...

Namik Kartaloglu
26-11-2008, 23:23
Siirler sizinse veya kimin diye yazarsaniz...

Safak Batman
08-12-2008, 17:01
Kova Kaleci

Yedi kova su yeterliydi
sıvas'taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstüne yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın

Yedinci kova
taşar engellenemez biçimde
çünkü emekçilerin
alın teriyle doludur
işte bu yüzden
sinek ölüleri yüzemez üstünde

Futbol takımında mahallenin
kova kaleciydi lakabım
ilk kez sevinecektim buna
ama yalnızca
avuçlarıma alabildiğim suyu
bir kova gibi sıvas'a taşıyamadım

G harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli'nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: Yan ın

Ve başında anladım ki bir kuyunun
ipin ucunda
derinlerdeki suya uzanan
birer kova gibidirler
yangınları söndürmek isteyen
darağacına asılı devrimciler

Sunay Akın

Namik Kartaloglu
08-12-2008, 19:45
http://img443.imageshack.us/img443/2362/okulvemadde3158282995um6.jpg
Ilkokulumu ziyaret ettigimde cektim bu resmi Safak Bu siire hediyem olsun.

Sukru Gursoy
12-12-2008, 15:53
Beşiktaş a dair tüm internet sitelerinde yazan arkadaş ve ağabeylerime hediyem olsun...(Tenzi hakkı bende kalmak kaydıyla)
Bir durum bu kadar güzel anlatılamazdı.
Helede bu kadar sansürün ve bu kadar vurdum duymazlığın içerisinde.

Sistem oturmuş içimize,güvendiğimiz dağlara bile kar yağmış.Düzeni eleştirirken düzüm düzüm düzülmüşüz meğerse tespih misali ipe, kendi sevdamız içerisinde.
Hani türküde der ya o hesap.peşinden şiirde de...

Hadi yukarda yazılanlaradair bir türkü dinleyelim sonrada bir şiir.
Al gözüm seyreyle ahvalimizi....

Tozlu Yollarına Düştüm De Geldim
Haramiler Kesmiş Suyun Başını
Yolların Bacını Verdim De Geldim
Bilmem Kim Silecek Gözüm Yaşını
Kendime Kastım Ali Dağlara Küstüm Ali
Dar Günde Dostum Ali
Kınama Hallerimi Bağlama Dillerimi
Açık Et Yollarım
Zalimin Elinden Kapına Geldim
Kan Gölü İçinde Bunaldım Kaldım
Yetiş Ya Erenler Canımdan Oldum
Bilmem Kim Saracak Yaralarımı
Kendime Kastım Ali Dağlara Küstüm Ali
Dar Günde Dostum Ali
Kınama Hallerimi Bağlama Dillerimi
Açık Et Yollarım Dağlar

BELKİ YİNE GELİRİM

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...

Ahmet TELLİ

Sukru Gursoy
12-12-2008, 16:05
Haaaa unutmadan.....
Bir tanede benden....

Sadece ilk yazıldığı güne ihanet ederek "kent" kelimesini değiştirip yerine "BEŞİKTAŞK" ın"AŞK" ını kullanacağım....

YAŞ VE KURU............

BU AŞK TA İNFİLAK EDECEĞİM
SAPLANIRKEN KEMİKLERİM BEDENİNİZE.
KORKARIM SEVDİKLERİMEDE ZARAR VERECEĞİM.

Saygılar.....

Cüneyt Saltan
13-12-2008, 18:46
Gidersen..


Gidersen Yarım Kalır Devrimim
Gidersen,
Başlar içimdeki ülkede ayaklanmalar
Yüreğim
Özledikçe büyüyen aşkına örgütlenir
Her şehrimde seni yaşar kurtarılmış bölgem

Sokaklarıma taşır her gün adaletsiz bir düzene karşı yapılan eylemler
Meydanlarım, anıtlarım zamana haykırır
Kederim grev çadırları kurar
Sana akmak isteyen sesim ölüm orucunda
Şekerli suya konuşur sustuklarını yalnızca

Gidersen
Sana hediye ettiğim türküler izinsiz yürüyüşe geçer
Şiirim her dizesine pankart açar
Sazım tellerini boykot eder

Savunmam yapılır konuşmalarda
Dağıtılan bildirilerde
Gizli adreslerde
Bodrum katlarında yapılan toplantılarda
Eleştiri üzerine eleştiri alır
Özeleştirimi bir tek sana yaparım

Gidersen
Yaz, kış her mevsim sonbahar olur
Hani hangi yaprak düşse içinin titrediği
Hani dallar kırgın
Gökyüzü içli mi içli
Dokunsan ağlayacak
Aylardan Eylül ya hani...
Hüzün bulutları gözlerimde
Sonra yağmurlar yağar yetim yüreğime

Bir sabah
Mitinglerde buluşur içimdeki binler
Binler bir olur
Bir ben,
Ben sen

Ansızın
Gaz bombaları atılır içime
Genzim yanar, kirpiklerimi yakar
Avuçlarımdan nefes diye içime çekerim seni

Çatışmalar başlar alanlarda
Sol yanım çaresizce vuruşur sağımla
Mantığım ruhumla
Taşlar sopalar fırlar her yana...

Saçından sürüklenir sevdam
Dizleri kanar
Kaşı patlar
Sert yumruklar oturur yüzüne,
Acımasız coplar kırılır belinde...

Göğsüme
Tam da senin olduğun yere
Tazyikli suyu yerim olanca hızıyla
Yığılır kalırım öylesine bir duvar kenarına
Dilimde çiğliğini beklemekte olan sloganımla...

Anlayacağın sevgili
Gidersen içimdeki ülke olağanüstü hal durumda

O gün
Bir ilkbahar sabahı gibi önce ortalık sanki
Sonra kus seslerinin, yaprak salınışlarının, güneş parıltısının
Üzerinde ağır ve yorgun panzerler...
Tanklar arka sokaklarımdan geçer
Baslar akşamüstü caddelerde jandarmaların gece devriyesi...

Bir cinayet olurum "faili meçhul" denilen
Örtmeye çalışır koca bir kaldırım taşına tutuşturulan eski bir gazete sayfası
Tenimdeki yalnızlığın kurşun izlerini
Parçalanmış, delik deşik hayallerimi

Kaskatı kesilirim gecenin ayazında
Ay ışığında
Gazete altında sıcacık kanım çekilir buz gibi asfalta

Teşhis ettiklerinde cesedimi
"Dudakları ve elleri morardı önce" diye geçer otopsi raporunda

Şafağın ilk ışığıyla
İlk olarak ulusal televizyonlardan bildirir
Üç cuntacı donuk bir ifadeyle haberi
Ya da radyodan çıkan o ürkütücü sesleri...

Gidersen
İçimdeki bu karanlık ülkeden
Sana, sesine doğru uçarım usulca rengarenk kelebekler gibi...
Sokağa çıkma yasağını delerim uğruna sevgili
Taşırım narin kanatlarıma taktiğim özlemimi
Özledikçe büyüyen sevgimi
Nerde olursan ol
Ben yine de bulurum seni...


Bir günlük ömrüm sana yetişmez
Issiz caddelerde
İki kırık kelebek kanadı olursa eğer
Bil ki benim
Kelebekler uzun yaşayamaz ki...

Unutma
Gidersen bir "Eylül" sabahıymış gibi darbe iner yüreğime
Ve yarım kalır devrimim sevgili...

Cemal Ruşan

Adnan Unal
16-01-2009, 05:44
sen ve ben

SEN GECEYSEN
BEN SABAHIM
SEN KIVILCIMSAN
BEN ALEVIM
TARLAYSAN SEN
BUGDAYIM BEN
SEN ASKSAN
BEN SEVDAYIM
SEN HASRETSEN
BEN UMUDUM
YARINSAN SEN
GELECEGIM BEN
SEN BUGUN VERILEN KAVGA
BEN YARIN KURULACAK BIR DUNYAYIM
IKIMIZ BIR BUTUNUZ
BESIKTASKIM
SEN OLMAZSAN BEN
BEN OLMAZSAM SEN
BIZ OLMAZSAK
HIC BIR SEY OLMAZ

adnan unal :)

Namik Kartaloglu
22-01-2009, 18:06
İTİRAZIN İKİ ŞARTI

çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız

devrimi çoğaltırken çünkü

bir başka devrime hızla azalacağız

bu da itirazın ikinci şartı


NEVZAT ÇELİK Halkin Takimi Uyesidir.

Özgür Kaan Çele
05-02-2009, 00:09
aydınlık neyin oluyor senin
gökyüzü akraban filan mı
beni bulur bulmaz gözlerin
şimşek çakıyorum yalan mı
yuzunde yalazını gezdirdiğin
saçlarından tutuşmuş orman mı
akla ziyan bir şey elektriğin

ay ışığı mavisi dudaklarından mı
o ışık zenginliği mi giyindiğin
uzay tozları mı yıldızlardan mı
elime dokunduğu an elin
güneşler açıyorum sahi ondan mı
aydınlık neyin olıyor senin

attila ilhan...

Ahmet Durmaz
12-03-2009, 23:51
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEYLER VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatleerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde onunla karışmaktır,
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dolarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanınmadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla dolmalısın
Değişmemelisin hiçbirşeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın; ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana


ATAOL BEHRAMOĞLU
1977

Ahmet Durmaz
13-03-2009, 00:04
Yoldan geçiyordu, durdu..Bir bahçe vardı..Donuk adımlarla adım-adım bahçenin

duvarına yöneldi..Donuk gözlerle çiçeklere baktı, baktı..Çiçekler sıcaktı...

Donmuş bir sesle bahçıvana sustu:

- Bu çiçekler kesilecek mi? Bu çiçekler gidecek mi?

Bahçıvan dizlerine bahçeyi çöktü..Yüzüne çiçekleri döndü..Bir ışık yanmıyordu,

yandı, söndü..Elleri gözlerine baktı, gözleri ellerine aktı..Gözleri ellerini gördü..

Elleri kördü..Sönen ışık yandı..Yanan ışık söndü..Dün yağmur yağacaktı, gün

döndü, yarın yağdı, bugün dindi...

Ağlayacaktı... Kim anlayacaktı...


ÖZDEMİR ASAF

Ismail Hakki Demirel
13-03-2009, 08:07
Sus Söyleme



Sus söyleme
Bir şey söyleme artık
Sus söyleme
Her şey gereksiz artık
Bana düşen dönüp de gitmek
Sonunda elimde kalan
Bir avuç hüzün ve keder

Yeter yeter söyleme artık
Kelimeler kanatır yarayı
Gözlerin anlatıyor
Mutlu aşk yoktur

Oysa ben sana neler adamıştım
İçli şarkılar, kırık ezgiler
Yüreğimden süzülüp gelen
Bırakıp gittin beni
Bir gün yollarda

Yeter yeter söyleme artık
Kelimeler kanatır yarayı
Gözlerin anlatıyor
Mutlu aşk yoktur
Sus söyleme her şey ortada artık.

Zülfü Livaneli

Ismail Hakki Demirel
13-03-2009, 10:58
http://2.bp.blogspot.com/_3gbocP3HdX0/SYIPfXVU6HI/AAAAAAAAAJE/iOFav1EQ0kk/s400/gitmek.jpg



HERŞEYİ BIRAKMAK

Herşeyi Bırakmak,
Arkanı dönüp gitmek,
Siktir olup gitmek,
Gitmek ve bir daha dönmemek,
Kaygısız,korkusuz,Umutsuz,Davasız,Aşksız...

Herşeyi Bırakmak,
Bol Keseden atma öyle,
Kolay değil böyle,
Sen ben hepimiz bir,
Sevdamız kavgamız, inancımız...

Herşeyi bırakmak,
Bir çocuk gibi oyuncağına küsen,
Ama aklı onda olan ,
Ya birisi dokunursa diye,
Saf , temiz , hesapsız , kitapsız...

Herşeyi bırakmak,
Ve dönüp bakmak arkana,
Birgün inandıklarım savunduklarım nerede diye,
Ve pişman olma kaygın cebindeki,
Ama neye ?
Gitmediğine mi ?
Gitmek isteyipde gidemediğine mi ?
Yoksa Zaten hiç gitmek istemediğine mi ?

Herşeyi bırakıpta gitmek,
Öyle kolaysa,
Git bakalım gidebiliyorsan,
Ya şimdi Ya hiçbir zaman...

İsmail Hakkı Demirel

Hakan Kirezci
13-03-2009, 12:12
MUTLU AŞK YOKTUR

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur

Hayatı bu, silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları hayatım ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur

Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur

Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da

Louis ARAGON

Zülfü'de önce bu işler böyleydi İsmail.
Sonra Zülfü'ler büyüdü... Böyle oldu.

Ercan Kartal
13-03-2009, 22:55
gece yuklu basim
dagilmaya yuz tutmus
sabahlarda
bir ciglik gibi icimdesin
bagirsam atarim seni
konusmaya korkuyorum

ercan k.

Ahmet Durmaz
14-03-2009, 02:11
Hakan abinin sondan okuma taktiğini uyguladım, gecenin bu asatinde daha bir güzel geldi... vay dayıcımMm benim yüreğine sağlık bu_! Apploud

eskilerinden bir alıntı olsa gerek..

cevap yazmasan da olur; cevabımı fotoğrafından aldım :D:D

Safak Batman
31-10-2009, 00:43
Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğime

a.telli

Suleyman Korkmaz
31-10-2009, 02:01
Ben o dostan ayrı gezdim ağlarım
Akar gözlerimden sel gizli gizli
Senin ile ikrar verdik ezeli
Kimseler gömeden gel gizli gizli

İnan hey cananım belim büküldü
Farkına varmadım ömrüm söküldü
Deprem yokta neden evim yıkıldı
Bu işte bir yaman el gizli gizli

Ey yolcu destursuz bağa girilmez
Kadir bilmeyene kıymet verilmez
Her sazın döşüne pençe vurulmaz
İncedir kırılır tel gizli gizli

Mahzuni Şerif'im yanar inlerim
Feryat eder geri kendim dinlerim
Yardan ayrı kaldım geçmez günlerim
Dakikam içinde yıl gizli gizli

Suleyman Korkmaz
31-10-2009, 02:07
yenilsende yensende

gülümsetim üzsende

sensiz bir dünya zindan olur bizlere

siyahın beyazınla onurlu tarihinle

yürüyoruz kol kola

BEŞİKTAŞ'IM uğruna

s.korkmaz

Kutay Tarakçı
14-02-2010, 17:58
http://www.youtube.com/watch?v=Yi3jLc-RM7I

Dün sahilde karşılaştık.
Bir an gözüm ısırdı,
Sonra birden tanıdım.
Düşmemek için zor tuttum kendimi
Bacaklarım titredi,
Bir ağaca yaslandım.

Yırtılan bir mektup gibi,
Sisli hatıraların gerisinden bakıyordu.
Eski bir sevdanın
Durulmamış nehirleri,
Çırpınarak yüreğime akıyordu.

Hatırladığım,
Bir sonbahar günüydü,
Karşımızdaki yeni eve taşındılar.
Bütün Gün bakışıp duruyorduk.
Gözleri
Gözleri sanki birer kurşundular!

O zamanlar ben,
Zıpkın gibi bir çocuktum,
Liseye yeni başlamıştım.
Onun, saçlarını geriye savurup
Çapkınca gülümsemesinden hoşlanmıştım.

Ne zaman Cama çıksam, karşı balkonda
Itırlı bir çiçek gibi tütüyordu
Ne zaman buluşalım, desem,
Olmaz, diyordu.
Mektuplaşmak ona yetiyordu.

Bir Temmuz akşamıydı,
Unutmam
Yazlık sinema daha yeni dağılmıştı,
Bahçe kapısında sıkıştırıp öpmüştüm,
İçeri kaçıp saatlerce ağlamıştı.

Sonraları çok konuştuk, gezdik.
Bazen ağlaşıp bazen de gülüştük.
Çılgın gibiydik,
her firsatta buluştuk.
Uluorta öpüştük, herkesin diline düştük.

Ailesi baş edemedi,
Mersin’deki halasına göderdi.
Hiç arayıp sormadım.
Ben o sıralar eylemci oldum;
Mahalleden ayrılıp
Yıllarca eve de uğramadım.

Dünyam değişmişti artık
Memleketin gidişatını
Hiç mi hiç beğenmiyordum.
Forumlara, yürüyüşlere katılıyor,
Durmadan şiir okuyup,
Ajitasyon çekiyordum.

Ah o gençlik rüzgarı, ah
Ezilen insanları, tek başıma
Kurtaracağımı sandım
Anarşik bir eylem sırasında,
Seken kurşunlarla
Bacağımdan yaralandım.

Ameliyatın ardından
Yıllarca yattım içerde
Dosyam bir hayli kabarmıştı.
Beni, o nemli koğuşlarda,
Vefakar anamdan başka
Hiç kimse aramamıştı

İçerden çıkınca, onu sordum,
Bir astsubayla evlenip buradan gitmişti.
Oysa, kibrit ağusuyla
Koluma dağladığım ismi,
Hala silinmemişti

Hayat devam ediyordu
İçkiye vurmuştum,
Unutmayı deniyordum.
Pencerenin öünde,
Kuruyan bir çiçek gibi
Günden Güne tükeniyordum

Anam çökmüştü artık,
Ölmeden mürüvvet istiyordu
Bazen oturup dertleşirdik.
Kimsesiz bir kadın varmış, körmüş,
Olur, demiş.
Ben de fazla uzatmadım, evlendik.

Geçmişe ait ne varsa,
Mektuptu, resimdi;
Bir-bir ayırıp yaktım ateşte.
Nasıl gittiğini sorarsanız,
Ne bileyim,
Kör-topal gidiyor işte

Ne var ki, o hırçın saçları
Hep yüzüme savruluyor,
Balkona her baktığımda.
Pişmanlık, bir eski yara gibi
Hala kımıldayıp duruyor
Onu hatırladığımda.

Biliyorum, onunla olsaydım
Böyle kavga edip durmazdım yüreğimle.
Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım,
Ben öldürdüm
Bu hoyrat ellerimle!

Dün, sahilde karşılaştık.
Bir an boş bulundum,
Sendeler gibi oldum.
Öyle bir baktı ki,
Ben o gözlerde
Bir ömrün bütün acılarını buldum

Bir şeyler söylemek ister gibiydi.
Başını eğip gitti, çocuklarının yanına
Nedendir bilmiyorum, fakat
Girmek istemedi sanki,
Kocasının koluna

Ardından koşup durduramadım,
Ona soramadım.
Öylece donakaldım
Çünkü o Anarşik eylemden beri
Ben artık
Değnekli bir topaldım!


Yusuf Hayaloğlu

Mert Kavak
14-02-2010, 23:05
şimdi artık
vakit yok gülüm
vakit yok
üzülmeye
ağlamaya
gülmeye
şimdi artık savaş zamandır
bırakıp sevdamızı
kadife tenli zamanlara
ellerimiz
ellerimizin sıcaklığını kaybetmeden
sarılıp soğuk tenine silahın
o kutsal ateşin sıcaklığını
hissetmeliyiz tüm benliğimizde
bilirim
elele tutuşup kırlarda dolaşmanın hazzını
sırt sırta verip şarkılar söylemeyi
hem de en güzelinde
en coşkulusundan
en sevdalısından
bilirim
bir nisan yağmurunda
sırılsıklam ıslanmaya aldırmadan
kalbimde sevdanla birlik
tüketmeyi tüm sokakları
adım adım
karış karış
bilirim gözlerinin güzelliğini
bir anne şefkatinde okşayan
tüm sıcaklığınla
bilirim çiçeklerin en renklisini
en kokulusunu
bilirim dünya güzel
bilirim dünya yaşanası
bilirdi
daha on sekizine varmadan
cephelerde savaşan
cephelerde ölen çocuklar
bilirdi hiroşima'da atomla kavrulanlar
etiopya'da açlıktan ölenler de bilir
filistin savaş çocukları da bilir
kim bilmez ki
ama gülüm
ama bir tanem
ama sevdiğim
bak
yanıyor dünya
bak ölüyor insanlar
şimdi artık savaş zamanıdır
bırakıp sevdamızı
kadife tenli zamanlara
ellerimiz
ellerimizin sıcaklığını kaybetmeden
sarılıp silahın soğuk tenine
o kutsal ateşin sıcaklığını
hissetmeliyiz tüm benliğimizde

Sinan KUKUL

Onur Cihan
23-02-2010, 12:39
Elfida...
Yüzün geçmişten kalan, aşka tarif yazdıran,
bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran,
anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi,
senden bana şimdi zamanı sızdıran...

Şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın,
kimbilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların,
sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu,
yorulmuşsun hakkını almış yılların...

Elfida bir belalı başımsın,
Elfida beni farketme sakın,
omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın,
Elfida hep aklımda kalacaksın...

Elfida sen eski bir şarkısın,
Elfida beni farketme sakın,
omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın,
Elfida hep aklımda kalacaksın...

--
4 Senedir hala ilk günkü gibi..

Özgür Dünya
07-04-2010, 21:22
Ona "Haydi
Savaşa dediler
Başkaca birşey
Söylemediler

Aldılar köyünden
Davulla zurnayla
Geride üç çocuk
Bir eş ve bir ana

Eline bir silah
Tutuşturdular
Ve karşılaştı
Düşman ordular

Vurulup düştü
İlk çatışmada
Göğsünde bir oyuk
Üç delik alnında

"Ey bu topraklar için
Toprağa düşen"
Bir karış toprağın
Var mıydı yaşarken?


Ataol BEHRAMOĞLU

Hakan Kirezci
07-04-2010, 21:35
Vermiş gazı Behramoğlu vermesine, afferin ona afferin olmasına da anlayamadığım şey; yaşarken birkaç karış toprağı olanların hiç değilse bir nedeni varmış mı diyeceğiz? Adam bağımsızlık demiş, ülke demiş ölmüş. Tapulu toğrağı yok diye enayi mi oluyor şimdi bu rahmetli?
Denizlerin, Mahirlerin tapu kayıtlarını kontrol etmiş mi şair biraderimiz? Var demek onların babadan kalma birkaç dönüm tarla tapanı, haybeye ölmediler ya bunlar...
Hamaset güzel de işte demagojiye milletin edebiyat diye isim takması bu önü ardı olmayan lafları salya sümük kakalamalar yüzünden. Oysa edebiyat ne güzeldir, altı ana sanat dalından biridir.

Bu arada sen benim kusuruma bakma Özgür Dünya kardeşim, ben bu yutturmaları epeydir susuz yutamıyorum da, yaşlılık işte.

Can Topal
07-04-2010, 21:41
Ataol Behramoğlu , ''Vatan , millet, sakarya..'' edebiyatı yapanlara atıfta bulunmus sanırım.. Denizin de Mahirin de eline silah tutuşturmadılar onlar gercekten bağımsız bi ülke için kendileri aldı silahı eline..

Özgür Dünya
07-04-2010, 22:04
savaşlarda genelde hep neden yoksul çocuklar ölüyor.
hiç bir şeyi olmayan insanlara vatan millet sakarya nidalarıyla gönderiyorlar askere.
ama geride ne bir işi ne bir aş'ı var.
(denizlerin mahirlerin durumu çok farklı şiirde anlatılmak istenen çok farklı diye yorumluyorum)

Özgür Dünya
07-04-2010, 22:07
sermayeye hizmet eden bir politik anlayışın yorumunu yapmak istedim. hiçbir şeyi olmayan insanları dahi kendi çıkarları doğrultusunda neler yaptırabildiklerini anlamaya çalışıyorum şiirde.

Hakan Kirezci
07-04-2010, 22:34
Yav çocuklar, Behramoğlu'nun atıfta bulunduğu şiir M.Akif'in Çanakkale şehitleri için yazdığı bir kasidedir. Yıl 1915-16... Nedir eline silah tutuşturulup ölüme yollanan yoksul çocukları muhabbeti. Hangi sermaye, hangi politik anlayış.
Her savaşın sizin doğumunuzdan sonra olduğunu mu zannediyorsunuz anlamadım ki? Ucuzluk yapmış şair, pazar da müsait, güzel; hayırlı işler.

Daha diyeceğim de demiyorum çünkü anlamak için akıl fazlasıyla mevcut olsa dahi niyet göremiyorum. E, devam o zaman...

Özgür Dünya
07-04-2010, 22:49
hakan abi senin bilgi dağarcığın çok geniş benim yorum gücüm çok dar :)

Hakan Kirezci
07-04-2010, 23:05
Estağfurullah abicim yav ne alakası var genişlikle darlıkla. Sadece önyargılı bakma alışkanlıklarından bahsediyorum. Solcu olmanın ilkeleri vardır da dogmaları yoktur. Üç beş klişeyle tezgah açanlara prim vermeden önce bir bakın diyorum ulan ne diyor bu diye. Bu şiir için demiyorum birçok örnek var böyle. Behramoğlu ortalama bir şairdir bu da şiir miir değil zaten, ucuz klişe ticareti. Nazım'ın da vardır kedim süt içer, mır mır eder diye ama rahmetli çocukken yazmış onları.

Yahya Kemal'e bile Neyzen (Tevfik olanı, bizimki değil) yazdığı Barbaros şiiri için;

edebi bilgini hayrettin kaptan
beş asır önceden biliyor gibi
ıkına sıkına yazdığın şiire
barbaros kıçını siliyor gibi

Diye eleştirisini esirgememiş. Diyeceğim odur ki hemen düşmeyelim yoksul çocuk, savaş, alnında üç delik hikayelerine. PKK operasyonlarından bahsetmiyor hazret, Çanakkale savunmasından bahsediyor. Sizlerin kapasiteleri bu sol edebiyat tüccarlarından çok çok daha geniş, gezin pazarı; ilk gördüğünüz malı almayın. Yoksa benim için bir sorun yok valla.:)

Emre Şengezer
08-04-2010, 13:46
Şanlı Beşiktaş

Bizim senin gibilerine ihtiyacımız var,
sen eyy! şanlı Beşiktaş.
Adını yazarız her yere,
ama ilk önce kalbimize.

Enerjimiz siyah beyaz renklerimiz,
seni en çok biz severiz.
Aşkımız sürecek sonsuza kadar,
en büyük biziz ulan işte bu kadar...

Emre şengezer

Onur Cihan
08-04-2010, 13:56
Şanlı Beşiktaş

Bizim senin gibilerine ihtiyacımız var,
sen eyy! şanlı Beşiktaş.
Adını yazarız her yere,
ama ilk önce kalbimize.

Enerjimiz siyah beyaz renklerimiz,
seni en çok biz severiz.
Aşkımız sürecek sonsuza kadar,
en büyük biziz ulan işte bu kadar...

Emre şengezer

Apploud Apploud Harika...

Baki Yalçın
08-04-2010, 16:18
Şanlı Beşiktaş

Bizim senin gibilerine ihtiyacımız var,
sen eyy! şanlı Beşiktaş.
Adını yazarız her yere,
ama ilk önce kalbimize.

Enerjimiz siyah beyaz renklerimiz,
seni en çok biz severiz.
Aşkımız sürecek sonsuza kadar,
en büyük biziz ulan işte bu kadar...

Emre şengezer

Devam Emre.Çok güzel başladın inan.Tebrik ederim :)

Kutay Tarakçı
08-04-2010, 18:29
Şanlı Beşiktaş

Bizim senin gibilerine ihtiyacımız var,
sen eyy! şanlı Beşiktaş.
Adını yazarız her yere,
ama ilk önce kalbimize.

Enerjimiz siyah beyaz renklerimiz,
seni en çok biz severiz.
Aşkımız sürecek sonsuza kadar,
en büyük biziz ulan işte bu kadar...

Emre şengezer
Apploud Apploud ellerine sağlık kardeşim çok güzel olmuş

Serpil Akgül
08-12-2010, 00:19
Bekle beni küçüğüm
umudu karartmadan
sevinci yitirmeden bekle
döneceğim bir gün elbet
bekle beni

Bahar geldiğinde
kırlara çıkacaksın
dizboyu otlar üstünde
koş koşabildiğince
ve sakın yitirme neşeyi

Kırların sessizliğinde
yüreğinin sesini dinle
ve orada benim için
küçücük bir yer ayır
ve bekle beni küçüğüm

Doğa pervasızdır biraz
bakarsın en olmaz yerde
masmavi bir su fışkırır
ve suyun ışıldayan göğsünde
sevincin nilüferleri

Bahar şaşırtmasın seni
sırtüstü uzan bir gölgeye
suların, kuşların sesini dinle
ve bekle beni orada
döneceğim küçüğüm

II
Mapusane türküleri
hüzünlüdür biraz
belki her dinleyişinde
yüreğin burkulmakta
için sızlamaktadır

Ama acılara alışılmaz
birşeyler var değişecek
birşeyler var
değiştirmemiz gereken
önce acılardan başlanacak

Beş on yıl dediğin
pek kolay geçmeyebilir
üstelik bu savaş
bu kahredici kıyım
bitmeyebilir daha uzun süre

Ama sen sahip çıkarak
yaşama ve sevince
bekle beni küçüğüm
acılar bitecek bir gün
sevgiler çiçek açacak

Mapusane türküleri
hüzünlüyse de biraz
yüreğin burkulmasın
için sızlamasın sakın
ve bekle beni küçüğüm

III
Kış kıyamet bir gün
bakarsın çıkıp gelmişim
varsın azgınlaşsın tipi
ve uğuldayadursun
dışardaki rüzgâr

Sakın şaşırma küçüğüm
üşümüş bir serçe gibi
titremesin ellerin
apansız çıkıp geleceğim
kış kıyamet de olsa bir gün

Uğuldayan bu rüzgâr
bu delice yağan kar
ürkütmesin seni
direnmektir artık
bekleyişin öbür adı

Sen türküler söyle
ve gülümse küçüğüm
çünkü sesinin
ırmağıyla yeşerecek
hasretin bozkırları

Bekle beni küçüğüm
umudu karartmadan
sevinci yitirmeden bekle
döneceğim bir gün elbet
bekle beni küçüğüm



Ahmet Telli

Cem Ozel
14-12-2010, 21:50
Ben içeri düştüğümden beri

güneşin etrafında on kere döndü dünya.

Ona sorarsanız:

“Lâfı bile edilmez,

mikroskobik bir zaman.”

Bana sorarsanız:

“On senesi ömrümün.”



Bir kurşun kalemim vardı

ben içeri düştüğüm sene.

Bir haftada yaza yaza tükeniverdi.

Ona sorarsanız:

“Bütün bir hayat.”

Bana sorarsanız:

“Adam sen de, bir iki hafta.”



Katillikten yatan Osman,

ben içeri düştüğümden beri,

yedi buçuğu doldurup çıktı,

dolaştı dışarlarda bir vakit,

sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,

altı ayı doldurup çıktı tekrar,

dün mektup geldi, evlenmiş,

bir çocuğu doğacakmış baharda.



Şimdi on yaşına bastı,

ben içeri düştüğüm sene,

ana rahmine düşen çocuklar.

Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,

rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan,

hâlâ çocuktur.



Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde

ben içeri düştüğümden beri.

Ve bizim hane halkı

bilmediğim bir sokakta

görmediğim bir evde oturuyor.



Pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek

ben içeri düştüğüm sene.

Sonra vesikaya bindi,

bizim burda, içerde, birbirini vurdu millet

yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.

Şimdi serbestledi yine,

fakat esmer ve tatsız.



Ben içeri düştüğüm sene

İKİNCİSİ başlamamıştı henüz.

Daşav kampında fırınlar yakılmamış,

atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya.



Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.

Sonra kapandı resmen o fasıl,

şimdi ÜÇÜNCÜDEN bahsediyor Amerikan doları.



Fakat gün ışıdı her şeye rağmen

ben içeri düştüğümden beri.

Ve “Karanlığın kenarından

ONLAR ağır ellerini kaldırımlara basıp

doğruldular” yarı yarıya.



Ben içeri düştüğümden beri

güneşin etrafında on kere döndü dünya.

Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,

ben içeri düştüğüm sene

ONLAR için yazdığımı:

“Onlar ki toprakta karınca

suda balık

havada kuş kadar çokturlar,

korkak, cesur,

cahil, hakîm

ve çocukturlar,

ve kahreden

yaratan ki onlardır,

şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır.”

Ve gayrısı,

meselâ benim on sene yatmam,

lâfü güzaf.

Duygu Doğan
24-01-2011, 21:22
GÖĞE BAKMA DURAĞI

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım



Turgut UYAR

Barış Dadaş
27-01-2011, 20:42
STRONSİUM 90

Acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden diyorlar.

Stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte, ete,
umuda, hürriyete,
kapısını çaldığımız büyük hasrete.

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
ya dünyamıza inecek ölüm.


(16 Mart 1958,
Varşova - Şvider

Umut Toprak
25-02-2011, 17:19
koşarak uzaklaştım yaşamdan,
vakitlerden molaydı ..
sıkılmıştım, ki farkındasın
kolay değildi kırmak bir alışkanlığı

geri geri bakışlar fırlattım ,
kaçarken,
yok yok , kimse görmedi ,
yüzleşmesi de ağırdı üstelik
ama sağlam çıktım …
bilirsin, hep sağlam çıkarım …

kaçarken birine çarptım bu arada ,
güzeldi , çok bildik biriydi ,
tanıyordum sanki geçmişimden ,
öyle bizden biriydi işte ...
ama yolunu şaşırmıştı ..
ve bakmamıştı hiç aynada kendine ..
kirli uzun sakalları, güzel gözleri vardı ,
ve sıcacıktı elleri , sonra yüreği…
öyle deme ,
sen öğrettin yokluk günlerindeyiz diye ,
Bir kişiyi iki kez sevmeyi ..

Yol da ordaydı, yolcuda ..
Devam etmek haktı ..
Yürüdüm bende ..
Yok olan bir sesin
Ellerini seviyorum
demesiyle ..

kimliğimi kaybettim,
adımı sorma , adını sormam …

U.N. Toprak - (Yolgezer) - 21.02.2011-

Ethem Kelmendi
01-03-2011, 17:36
Yıkılma Sakın

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Kapatıldığın dört duvar arasında

Sağlıklı, genç bir adam olarak



Neler gelmez ki insanin aklına

Sevinçli, özgür günlere dair

Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta

Onunla ilk kez öpüştüğün şehir

Acı, zehir zemberek bir hüzün

Kalbinden gırtlagına doğru yükselir



Görüyorsun işte küçük adamları

Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana

Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına

Kimisi düpedüz halk düşmanı

Diren öyleyse, diren, yılma

Yürüt daha bir inatla kavganı



Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i

Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda

Hatirla Danko'nun tutusan kalbini

Karanlıkları yırtmak arzusuyla

Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa

Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri



Elbette vardır bir diyeceği, bir haberi

Bir kaçağa çay sunan Kürt kadınlarının

Dağlar dilsizdir yalçındır

Ama gün gelir bir diyeceği olur onların da

Ve dağlar, ıssız tarlalar başladı mı konuşmaya

Susmazlar bir daha, söz artik onlarındır



Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Ama bir devrimciyi haklı kılan

Biraz da acılardır unutma



Yikilma sakin geçerken günler

Yaralayarak gençligini

Onurlu, güzel geleceklerin

Biziz habercileri düsün ki

Ve halkin bagrinda bir inci gibi

Büyüyüp gelismektedir zafer.

Ataol Behramoğlu

Duygu Doğan
05-03-2011, 19:04
MÜNACAAT

birden hatırladık seninle buluşamadığımız günleri

gel ey büyük bakış yüce suskunluk gel artık beri



kentleri ve kasabaları ve köyleri çevirdik senin adına

kapıları tutmaktan artık herkesin nasır oldu elleri



olsun daha da tutarız sen varsan düşüncemizde ama gel

tutarız karaları ve denizleri yaşayan yürekleri



kendin karşı koydun yaptığın saraylara zindanlara tellere

yine kendin kullan artık kendi yaptığın tüfekleri



bozgun bir şubat sensin, ekmek ve kan senden, ekim sensin

nerende taşır büyütürsün, nerende sonsuz gelecekleri



hatırla, kendini hatırlat, o büyük haklılığı denize giden

hatırla, karada ve denizde onardığın her yeri



hatırla, karada büyük taşları üstüste kodun, hatırla

yürüttün canalıcı denizlerde cesur gemileri



"...senin hüznün bir yazgıdır, bir eski zamandır

büyüksün artık büyük dirimine beni inandır



bir değişmezlik sanırsın çoktan beri herşeyi oysa

bir vakitler güneyde öyle kötü kullanılmış ki..."



gecikmiş bilgeliğin yaşamış bir eski ağacı hatırlatır

ki sen emzirirsin duyguyu, sen beslersin kalemleri



sen yarattın, sendeyiz, suyumuz toprağımız kanımız senden

ey yüce bekleyiş, sanki bu kalın eller kimin elleri



artık bize soluk ver, bizi besle, kendini hatırla

ey biraz yavaş, biraz kutsal, beklerken az sevinçli



seni bağışlamam çünkü ben büyük bir dirim taşırım

çünkü ben ey derim ve severim ey demeyi bilenleri



biz bir aşk nedir biliriz seninle, biz biliriz

ey kim varsa orda o tek olanın adına çekin kürekleri



Turgut Uyar

Sabri Aydoğdu
28-03-2011, 00:09
...ey acılara tat veren güzellik
Yüreğimize hoşgeldin
Geldin de
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi
Artık ister dolu yağsın ömrümüze
İsterse kar
Biz ki bildikten sonra sevmeyi
Bütün sabahlar
Acı renginde olsa ne çıkar...

Mahır Urun
02-08-2011, 20:29
Terziler Geldiler / Turgut Uyar

Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,

"Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler."

Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
Patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
Şarkılara başladılar ölmüş bir at için
Makaslarını bırakmadılar
Bekleniyorlardı.

"Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
Sen açardın,
Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!
Tüylerin karaparlaktı. Koşumların,
-kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.

Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
Toynaklarını liflerle ovardık
Senin karaya boyanırdı koşuşun
Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
Ne güzel gözlerin vardı Kara at!
Binlerce kişi,
-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
darmadağın giysileriyle herkes
körler ve cüzzamlılar,
bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
ermişler, kargışlılar ve günahlılar
gebe kadınlar, vâz edenler
ve dondurmacılar ve at cambazları ve
tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
yalvaçlar...-
ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
senin mutlu ovanı doldurup
haykırırlardı.
Büyük sesler içinde sen, geçerdin..."

Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık.
Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde
Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik
Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar
Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan
Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları
Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler
Beğenip gülümsediler.

"Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
Senin eyerin ne güzeldi.
Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü
Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna
Seninle öteleri ansırdık.
Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı
Kedinin varlığı erişilmez kişilik
Güneşli bir damda
İçimizden gemiler kaldırırdın,
Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik
Bayramımızdın. Kuburlukların
bütün kişniş ve badem doluydu.
Şimdi dar dünya
Ölümün büyük hızı kesildi."

Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler.
Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey
Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar
Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok
Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş
yerlerde kırpıntılar,

"oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar
vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar,
düğmeler, ilikler
iplik döjküntüleri, kumaş parçaları,
karanlık akşamüstleri ve sabahlar,
dükkân tabelâları, kartvizitler..."

kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok.
Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda
Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler,

"Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
Koşuşun büyütürdü dünyayı senin!
Sen nasıl da koşardın.
Biz güneyde yatardık, sen koşardın
Hangi at güzelse ondan da güzeldin
Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi
bir karaya göğü
ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu.
Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel
ağzında,
herkesi sevinçle haykırtan.
Başın yaraşırdı düşüncemize ve
gözlerine saygıyla bakardık..."

Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler.
Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler;

"Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
En güzeli oydu işte, yüzünün
savaşla ilişkisi.
Boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. Onu bilirdik.
O ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..."

Emre Yüksel
17-11-2011, 19:57
Bu yağmur ne zamana kadar yağacak?
Yağmur durunca ne olacak, merakımdır.
Toprak kokusu gelecek mi burnumuza?
El ele tutuşan âşıkları izleyecek miyiz?
Peki, biz, biz tutuşacak mıyız el ele?
Bu yağmur ne zamana kadar yağacak?

-Diyelim ki ben seni sevinceye kadar


Sen beni sevince yağmur duracak öyle mi?
Saçmalama kızım, silahlar susacak
Önce dünya duracak, sonra ben
Yaşamak adına ne varsa yer yüzünde
Hah işte, onlar yeniden doğacak
Belki önümüzdeki yıl, belki bu Ocak


ben.