PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Emirhan OĞUZ


Alaattin Çam
22-02-2007, 16:39
http://www.youtube.com/watch?v=UBUMq0i3ux0

Hakkımı saklı tutarım

Cüneyt Saltan
22-02-2007, 18:39
çok güzel be abi.

Uğraş Polat Şahin
22-02-2007, 19:10
Şu Ak Kağıt Şu Kara Kalem

Şairler size ben
hep kandan karanfillerden
söz ettimse bağışlayın
-ama ölenler vardı, usulca gün ışırken
ve rüzgarda sallanıyordu durmaksızın
karla ağırlaşmış bir selvi dalı

Kardeşler / size ben
yosun tutmuş bir demirden
söz ettimse anımsayın
-sokaklarınızda devriyeler gezerken
birileri vardı alnını ayaza yaslayıp
susturulduğunuz türküleri söyleyen

Çocuklar / size ben
kuş ıslığı uykunuzda kara düşlerden
söz ettimse kınamayın
-ne bir şeytan uçurtmasıydı haşarı şaşkın
ne de benekli bir balonu uçuruyordu dünya
insanlar ölüyordu, barışı düşünürken

Anneler / size ben
acıdan özlemlerden
söz ettimse bağışlayın
-ellerinizin izi tel örgüye sinerken
ıslanmış mendilini ısırıyordu bir kadın
ülkemin yüzü geçiyordu gözlerinizden

Şu ak kağıt şu kara kalem
unutmaz belleği, yaşadığımız tanıklığın
yazıtsız gömüt taşı, bir pusula, bir teşhis tutanağı
yazılmamış şeyler vardır/ben
acıyla eğileceğim yüzünüze

susmayın

Emirhan Oğuz

Safak Batman
22-02-2007, 19:51
ay buluta girdi karardı sazlık
kirpiklerinden mavi bir kelebek geçti, soyundu gözlerin
ay buluta girdi şarkılar eskir
ay buluta girdi kesildi yaprak hışırtısı dallarda
dudakların uyanır, suya değdi kanatları kelebeğin
ay buluta girdi çalkalandı sazlıkta sular
savrulur boynunda saçların, kanatlarından suyu sağdı kelebek
ay buluta girdi şarkılar eskir
ay buluta girdi emdi yıldız ışığını rüzgâr
ışıldar iki yaprak bulutu ucunda iki vişne tanesi dipdiri ıslak
ay buluta girdi çarptı dokuz köpük dalga kıyıdaki kumula
ıslanır kasıklarında çiğrengi ay çayırları, yitti burgacında kelebek
ay buluta girdi şarkılar eskir

Ahmet Ayyıldırım
22-02-2007, 21:29
yüreğinize sağlık abi yaa çok güzel olmuş..

İskender Kalafat
22-02-2007, 23:16
emirhan abi gel artık be :(

Gürhan Oğuz
23-02-2007, 07:50
kimin emmisinin oğlu be
gelme emirhan napacan gelipte
şiirlerin le idare ediyoruz forum olarak

Özer Özçetin
23-02-2007, 10:46
Hatıralar değil mi bizi yaşatan

Cem Ozel
23-02-2007, 19:40
hatıralarınla değil kendin gelip şenlendir bizi emirhan abi.. bitsin bu hasret artık.. :(

Piraye Oğuz
24-02-2007, 12:38
Yaşam şuncağız bir şey işte

Kemal Kara
25-02-2007, 13:04
emirhan abi nerdesin.
benim gibi kendinlemisin

Gürhan Oğuz
25-02-2007, 13:06
sen yoksun kartalım hüzünlerde de artık gel hele

Alaattin Çam
26-02-2007, 13:59
http://img296.imageshack.us/img296/857/41165236pg1.gif

Ne denir ki; şiiri ilk bizimle paylaştığın için sağol Emirhan ağabey!

Uğraş Polat Şahin
08-03-2007, 22:37
1

o'na
kara gül diyorsunuz dedi adam
o'na kara gül diyoruz
dedim

neden, diye sordu biri
karanlığın içinden
sustum
ateşten bir ırmak gibi etlerimden
damarlarıma akıyordu elektrik
(gülün adı bahara
kara gül o'nun saçlarına yaraşır… diye düşündüm)

sen bilmiyorsan
bilen birini söyle
dedi adam

hücrelerim dikenli tel yumakları gibi
savruluyordu kasıklarımla beynim arasında
(o'na kara gül diyenler
her çiçeğe yeni bir ad yaraştıranlardır… diye düşündüm)

küçük bir şey
boşuna diretiyorsun
dedi adam

kavurgan bir asid gibi kendi gözeneklerini
kemiriyordu şakaklarımdan sızan ter
(küçük bir şey değil
o'na seviyorum demek gibi bir şey… diye düşündüm)

2

o'na neden kara gül diyorsun
dedi adam
o'na neden kara gül dediğimi, biliyorum
dedim
zehir, asid ve diken
aynı yollardan geri dönerek
bir an için çekildiler gövdemden
(soluklandım: meraktalar
bir çiçeği yolmanın sevincine hazırlanıyorlar... diye düşündüm)

o'na neden kara gül dediğimi, o'nu ilk öptüğüm gün
rüzgâra söylemiştim, rüzgâr biliyor
dedim

telâşla.bir koşu seğirttiler
(gecenin şahdamarına durma kan taşıyorlardı
bir yerlerden. iğrençti iğrençtiler. gözleri kara
çaputlarla bağlanarak bir buzlar ve bakır teller
magmasına sürülmeliydi yaşam… ki sadece yolunmak
için var olsun çiçekler, koklayanlar lanetlensin!)

rüzgâra söylemiştim, rüzgâr biliyor
dedim

koştular rüzgârı yakalamaya gittiler
zincir
kelepçe
tüfek
şair değildi hiç biri
elleri boş döndüler

Emirhan Oğuz

Umut Tutun
09-03-2007, 13:42
Emirhan abi dün herkese büyük selam yoladı, herkesi kucaklıyor...
az kaldı, az...

Bahadır Ahıska
09-03-2007, 15:23
sensiz eksiğiz abi......

Barış Uluocak
09-03-2007, 23:55
axagorn
http://www.mehmetozer61.net/index.php?sayfa_id=700

Cihan Güngör
10-03-2007, 16:47
Gel ki geceler çatlasın
Gel ki şafaklar tutuşsun... ;)

Ümit Kurt
10-03-2007, 22:07
sabırla beklemekteyiz...

Ulaş Pekgüzel
12-03-2007, 00:35
kendisi en son bugun küçükyalı sahilde otobus durağında görülmüştür gayet iyi gözükmeketedir :)

Deniz Can
24-03-2007, 00:58
Besiktas camiasinda iki kisi cep telefonuna sahip degildir, kullanmaz.

Onursal baskanimiz Suleyman Seba ve yuregin sesine ses veren abimiz Emirhan Oguz.

Cem Ozel
24-03-2007, 01:23
artık bitsin bu hasretlik ama duymazmısın sesimizi emirhan abi

Umut Tutun
26-03-2007, 13:20
duydu tabi ki...hep duyuyordu zaten...

ve zamanı gelmişti, artık görecek aynı zamanda...

Gürhan Oğuz
26-03-2007, 13:28
geliyooooorrrrr,geliyoooooooorrrrr
alemin kralı geliyoooorrrr

emmioğlu aradaki boşluğu nasıl kapatacan bilmem,
millet son yüz metrede sıva kolları bakalım....

Serenat Tutaklı
26-03-2007, 13:28
Oh bee...

İskender Kalafat
26-03-2007, 14:40
artık tam kadroyuz, şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerliyoruz :cool:
hoşgeldin abi..

Piraye Oğuz
27-03-2007, 15:53
Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara
tebessümler saçabilmek senin gibi.
.....

Merhaba Emirhan abi...

Emirhan Oğuz
30-03-2007, 18:06
Antalya'daki, Bodrum'daki, Kütahya'daki, İzmir'deki, Şairler'deki ve diğer iler ve memleketlerdeki büyük ailemize teşekkür ediyorum.

Yalnız, artık geldiğimize ve tüm diğer topiklerde buluşmaya başladığımıza göre, muhtar'dan ricam, bu topiği kaşla göz arası Muhtarlık Emaneti'ne kaldırmasıdır.

Tekrardan sevgiler, teşekkürler.


:)

Cihan Güngör
07-06-2007, 14:27
Yaşam Şuncağız Bir Şey İşte



yaşam şuncağız bir şey işte



bir defter kalır gidenlerden
ayrı düştüklerimizden bir kitap
yıllar sonra aklına gelir de birden
bakarsın/kuytu dalında bir sayfanın
incecik izler vardır
diretmişliğimizden



yaşam şuncağız bir şey işte



altı çizilmiştir kimi satırların
gelseydiniz, karışsaydı gözleriniz çayın buğusuna
böyle koymazdı tozutarak esmesi karın
okursun/için burkulur da biraz
derin gizleri vardır
birikmiş eski mektupların



yaşam şuncağız bir şey işte



bir dostun ölüm haberi gelir
bir ihzar müzekkeresi, bir arama emri
sen bir ilmek daha atarsın acının şiirine
duyarsın/biri sevdiğini öper son kez ağzından
sokaklar iz tarlası
adresin belirsizdir



yaşam şuncağız bir şey işte



güneş fabrika duvarlarına düşünce
sessiz adımlarla yürür sabahı umut
karışsan yankıların bir ışık salkımında yitişine
dinlersin/yazılmamış bir tarihin
yalın dipnotudur bunlar
yazılır günü gelince

(Kasım '85 - Sağmalcılar)

Yine özlettin abi kendini...

Rasim Bektaş
22-06-2007, 08:38
meraklısına (dümdüz)

Ateş Hırsızları Söylencesi



ateşi çalmaya gittim promete'nin dağlara zincirli bileklerinden

geçip buzakesmiş yanardağ ağızlarında uğuldayan rüzgâr mızraklarından

geçip ateşalmış buzul ırmaklarındaki ince su damarlarından

ateşi çalmaya gittim ikarus'un yanık kanatlarını ahi evran çeliğiyle sararak

geçip spartacus'un bir dağ yamacında gömülü duran kılıç ışıltısından

geçip bedreddin'in sıska bir söğüt dalı altında ıslanan rahlesinden

ateşi çalmaya gittim tanrıların yıldırımlarını çelimsiz ellerimle yararak



ateşi çalmaya gittim

ve yenildim, ricat yollarından geri çekiliyorum bayraklarımı toplayarak



gecede yıldız var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim



şimdi rüzgâr esecek şimdi mavi bir kuş yaylımı ayışığının kanadında

kirpiklerime üç damla ışık düşürecek, üç damla yıldız ışığı kirpik uçlarıma



şimdi rüzgâr esecek şimdi gecenin en güzel vakti demirörgünün saçağında

şakaklarıma üç tel sarmaşık düşürecek, üç asma sarmaşığı şakak duvarlarıma



şimdi rüzgâr esecek şimdi haziran sağnağı dalbastı kirazların şıvgasında

dudaklarıma üç yaprak su düşürecek, üç ırmak yaprağı dudaklarımın kuytusuna



şimdi rüzgâr esecek şimdi gecenin en ölüm vakti göğsümün ateş yollarında

gözlerime tuz ölümler düşürecek, üç kök kerbelâ tuzu gözlerimin kovuğuna



gecede yıldız var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim



gecede karınca yolları var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim



uzun yoldan gelmişim gökkuşağının ağılı bir tırpanla biçildiği çağlardan

haramiler kesmiş suyun başını., yolların bacını verip gelmişim



uzun yoldan gelmişim ülke rüzgârlarının paslı bir kantarmayla gemlendiği

işgal taretleri dişlemiş kıyılarımı ve ocağımı söndürmüş zabitan (çağlardan

ben çapraz asmışım yüreğimin ayasına fişekliğimi.. ilk kurşun zehrini için

(gelmişim



uzun yoldan gelmişim dağ ateşlerinin kör bir mavzerle karartıldığı çağlardan

kanlı bir rüzgâr gibi geçmişim ay uçurumlarından ve küle tohum serpmişim

bir çayırkuşları aldanmış harladığım köze bir de o eşkiya dili koyakların

ve askeran kesmiş yolumu hükmüm kesilmiş., nevruz alazlarında yanıp gelmişim



uzun yoldan gelmişim yalnız kuşbazların taş tabutluklarda çürütüldüğü çağlardan

kutsal bir kitap gibi taşımışım koynumda eski söylencelerin ceylan derisine

(kazınmış umudunu

demişim zeytinin karasında akşam ve başağın sarısında seher

yazılmasın mülkiyetine bir bezirgan zulmetin, avuçlarımdan çatalkaralar

(uçurmuşum

ve akmış sansaryan hücrelerine ebabil öfkelerimin ince soluğu.. öfkemin

(adını bilip gelmişim



uzun yoldan gelmişim haziran ateşçilerinin tank setleriyle durdurulduğu

(çağlardan

bakmışım emeğim üvey evlât ve şerit anama sövmüş ve çökmüş böğrüme duvar

oturmuşum loş bir mahzende kırık bir portakal sandığı üzerine, ışığa bakmışım

ellerime benzeyen eller görmüşüm ve kenetli avuçlarda yarınımın yazgısı

ve abanmışım da bir sabah sağır vardiyalarda sürgünken şalterin kolu

sımsıkı tutmuş alanların kapısını zadegan., adımlarımın diyetini verip gelmişim



uzun yoldan gelmişim kent ufuklarının kuduz bir hırızmayla yırtıldığı çağlardan

derelerim kana kesmiş ve asılmış gözlerimin burcuna üç dağın yaftası

öksüz bir evlât gibi sürüklemişim cesedimi bozbulanık niksar uçurumlarında

duvarlara künyem kazınmış ve adımı okumuşlar radyoda, gülümseyerek

(dinlemişim

sonra yeniden okumuşum ishakça elyazmamı uzun karartma akşamlarında

öfkeme yeni hatlar çizmişim, çırılçıplak savurmuşum gencömrümü yakıcı buz

(ışığına

ve saray eşiklerine dayanmışım da yürüyüp dev adımlarla.. çoğalışımın bedelini

(bilip gelmişim





gecede ateş aylası var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim



uzun yoldan geliyorum kulaklarım çınlıyor vur emriyle arandım

san pus içinde bir çığlıktım aradım kendi yankımı ateş aylalarında

ham bir çağlayı ısırmak gibi birşeydi erteledim gencömrümün kırık aşklarını

sormadım neydi beni savuran o çağ yangınlarının gizemli burgacına

bıraktım çocuk ellerimi dereotlarının gölgesinde yılları ışık hızıyla aktım

ve işledim geçtiğim bıçak yollarındaki çiçek harmanını belleğimin kurşuni

(fanusuna

uzun yoldan geliyorum kulaklarım çınlıyor vur emriyle arandım



gecede ateş aylası var ve ay değirmi bir bıçaktır ölüm yollarında



uzun yoldan geliyorum gözlerim kararıyor risalesini tuttum tarihin

upuzun yatmışım ranzama cehennem göklerde bir yıldız kadar yalnız

şimdi rüzgâr esecek diyorum şimdi biraz daha dallanacak gözkovuğumdaki

(çuvaldız

şimdi kum fırtınası kirpiklerimde şimdi bir kök tuz damarı gözbebeklerim

uzun yoldan geliyorum, kaybolmuş sûrelerini okudum eski kitabelerin

içinde her gece bir çölün boğulduğu ve her sabah bir denizi dirilten söylencelerin

upuzun yatıyorum ranzamda ve ay öksüz bir şarkıcıdır ondan dinledim

takdirî tahfife yer yok azamî hadden hüküm giydim





gecede ölüm mahyası var ve ay değirmi bir bıçaktır hücre penceresinde



takdirî tahfife yer yok, yokluğumda tefhim edildi hüküm

çün cürmüm sabit gırtlağıma pas akıyor vur emriyle arandım

upuzun yatmışım ranzama ateş aylalarında bir kıvılcım kadar yalnız

neyi anlatır bir kıvılcımın yalnızlığı diyorum, ömrümce bu soruyu aradım

bir çığlıkla koşuyor arkadaşların yanıtı hasta siempre comandante

bir direnç türküsü ki yankısı düşüyor blokların çatkısına

gecede ölüm mahyası var, kendi damarlarını ısırıyor kanım





uzun yoldan geliyorum ölüm açlıklarının ortasındayım



kanım kendi damarlarını kemiriyor, uzun açlıkların ortasındayım

bir yıldız tozu kadar yalnızım ışıltılı bir yıldızlar kumlasında

çığlığın çığlığa çarparak büyüdüğü çağlardan gelmişim

gece silah sesleriyle inmiş caddelere perdeler çekilmiş kapılar sürgülü

ve gün silah sesleriyle kopmuş da geceden, gece afişlerinin kıyısında durup

(bakmışım



genç ölüler görmüşüm yaralarına yağmur sızan güzelim ölüler

çocukların oyun taşını kavurmuş toplukırımların rüzgârı

pencereye çakılı gözlerini görmüşüm oğul yitirmiş anaların, iki buz yumağı

ve çığlığımızdan nasiplenen yol yorgunlarını görmüşüm

ışıltılı imgeleri korkuya adamışlar, mırıldanmışlar kendi sarsak acılarını

ben delifişek umutlarla yürümüşüm kırık çitli avlulardan haziran sabahına

ince bir çalıgülü bırakmışım sardunya dallarında ışıyan çiğ tanesine, çıplak ve

(ince

yürümüşüm ve uzun ölümler ortasında bulmuşum kendimi

çiğ tanesine ateş iklimleri düşünce





gecede ölüm mahyası var bize vaadedildi işkence



beynimin etime zulmü bu bize vaadedildi işkence

upuzun yatıyorum ranzada, bir bir açıyorum belleğimin karıncalanmış yiv

(huzmelerini



ateşi çalmaya gittim onlardan biri olarak ve onlar için

bir gölge gibi geziniyorum şimdi eski söylencelerin yitik sûrelerinde

bilincin ete işkencesi bu, upuzun yatıyorum ölüm açlıklarının haziran vaktinde



upuzun yatıyorum adıma hükm'okunmuş çün münkir anılandım

diretmişim uzun geceler bir karartma perdesinin ardında demiraskı ve bakırtel

ölüme kavgaya ve aşka inanıyorum demişim bu yüzden ölümsüzlüğe

bütün öyküm bu üç sözcüğe mühürlü öyküm bundan ibaret

boy boy asmışlar beyazcama doksangün enkazı çehremi

çok sayıda yasaklanmış yayın ve dürbün ve matara ve parka ve zahire

etin zayıflığındandır kimbilir uzun gecelerin kararsız bir vaktinde

türkümüzü unutanlar olmuştur damarları kanırtan cereyan cehenneminde

direncimi dipsiz kuyulara attılar allahsız ve kimliksiz ve yoldaşsız bir ceset olarak

ve fakat çoğu birbirini elevermek suretiyle

diye okudular zayıflığımı bültenlerde



bütün öyküm bu üç sözcüğe mühürlü öyküm bundan ibaret

upuzun yatıyorum ranzada, bir bir geziniyorum belleğimin kurşunî dehlizlerini

uzun yoldan gelmişim kollarımda zebanilerin kanlı tuğrası

direncin dövmesi saymışım biran unutmamışım boz haki zulmetlerde

ne bir satır mektup ne bir dal ılgınotu ne bir sayfa kitap

bir gölge gibi geziniyorum şimdi eski söylencelerin haziran vaktinde

uzun ölümlere yatmışım

ilk kardelen buz iklimlerine düşünce





gecede ateş söylencelerinin sesi var bize vaadedildi işkence





ateşi çalmaya gittim onların lânetlenmiş sureti olarak



(ateşi çalmaya gittim eski söylencelerin rüzgâr ufkuna yazılı hecelerinden

kök çınarlar geçtim ve köpük köpük yelkenlenen başak dönencelerinden

sönmüş ocaklar gördüm paslanmış sacayağı ve bakır leğen

bıraktım ardımda yağmalanmış kışlakların buzrengi cesedini

kaçgunlara düştüm ay ve güneş altında bir hayalet gibi taşıyarak dağlanmış

(suretimi



ve gizledim o eskil tarihimi

yenilmiş kılıçların kendini kanatan kınına



baktım; terin künyesi pas tutmaz dendi ve onların adı terin buhurundadır

kurak çakıl tarlalarına menekşe dikendirler ve teneke kutulara karanfil

hem saltanatlar yıkmışlardır ve payitahtıdırlar imece ülkelerinin

geç ısınır kulakları koyakların yankısına ve en son görendirler dağ ateşini



ama kan yuvaya döner ve gecikmiş evlât gibi basarlar bağırlarına

sararmış sayfalara büyük harflerle yazdım dağıttım en ücra köşelere

kan yuvaya döner, bir gün mutlaka diye adlar koydum şiirlere)





ölüm açlıklarının ortasındayım onların lanetlenmiş sureti olarak



uzun açlıkların ortasındayım, kaç gün oldu sanrılar geçiyor gözlerimden

hep aynı çanıltıyla açılıyor mazgal, açlığımı soruyorlar apoletlerinin içinden

ekmek kokusu sarmış koridoru ekmeğin mayası tuz kabuğu kül

sürükleyerek taşıyor çuvalı gardiyan, hışırtısı midemi deliyor

şimdi gül reçeli mi olur balı damlayan şeftali mi köpüğe kesmiş ayran mı yoksa

bütün anneler iyi aşçıdırlar damağımı yokluyor annelerin gül desenli sofrası

genzimde kekre bir tad, her yutkunuşta zifirî bir kezzap damlıyor karın boşluğuma

uzun açlıkların ortasındayım, nöbetçi kulesinin gölgesi düşüyor duvarlara



uzun açlıkların ortasındayım, kaç gün oldu sanrılar geçiyor gözlerimden

şimdi yağmur esecek diyorum şimdi eylül sağnakları kondu avlularında

güçlükle doğruluyorum ranzadan, ağır ağır yürüyorum pencereye uzanan yolu

gecede karınca yolları var diyorum gökyüzü yıldız gözeleriyle dolu

dirseğimi dayamışım pervazın kıyısına, demire sürtünüyor çenem

şakağımda takılıyor alnımdan süzülen damla, anlıyorum sakalım uzamış

gecede yıldız düğünü var diyorum ve ay öksüz bir şarkıcıdır şapka açar yıldızlara

birdenbire parolaların değişme vakti, birdenbire yitiyor ışık

gün ışısa diyorum, parmak uçlarımla dokunuyorum karanlığa

uzun açlıkların ortasındayım, nöbetçi kulesinin gölgesi düşüyor duvarlara





gecede ateş söylencelerinin sesi var, yankılanıyor aykaranlıklarda





ateşi çalmaya gittim onların lânetlenmiş künyesi olarak



………………………..



(Ateş Hırsızları Söylencesi kitabında aynı adı taşıyan şiirden bir bölüm

Mert Atasayar
11-09-2007, 13:08
ırmak geçidi

ömrümüz göçebedir ve ırmak
geçit vermez buz tuzağı

nöbetçi unut parolayı
güneşli bir düş gör/uyu/
buzu geçen gölgeler yerine

ömrümüz yaralıdır ve kaçak
uzun ricat gecelerinde

ay da sussun ey karanlık
yaralı gölgem usulca aksın
ırmak geçit ver kardeşime

ömrümüz yaralıdır ve kaçak
uzun ricat gecelerinde

Nurhan Delerel
11-09-2007, 15:38
Şu Ak Kağıt Şu Kara Kalem

Şairler size ben
hep kandan karanfillerden
söz ettimse bağışlayın
..ama ölenler vardı, usulca gün ışırken
ve rüzgarda sallanıyordu durmaksızın
karla ağırlaşmış bir selvi dalı

Kardeşler / size ben
yosun tutmuş bir demirden
söz ettimse anımsayın
..sokaklarınızda devriyeler gezerken
..........
............

iyiki varsın emirhan abi...

Buket Yıldız
13-09-2007, 10:10
çok özledik be abim nerdesin gel artık:(