Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeliz Askan(Bayan Voleybolcumuz)
Ethem Kelmendi
08-12-2008, 15:34
http://img408.imageshack.us/img408/8687/yelizoo2.jpg (http://www.halkintakimi.com/forum)
Adı soyadı : Yeliz Askan
Önceki Takımı : Beykozspor
Forma Numarası : 13
Pozisyon : Pasor Caprazi
Doğum Tarihi : 13/08/1987
Doğum Yeri : Beykoz
Boy : 189
Yabancı Dil : İngilizce
Hobiler : Müzik dinlemek, Sinema, Yüzme, Kitap okumak
Kilo : 77
Ayakkabı No : 42
Takım : A Takım
Medeni Durum : Bekar
Eğitim : Lise Mezunu
Milli Maç : 0
Gokhan Gurgan
09-12-2008, 00:15
Bir dönemler iki sokak arkamızda oturan Yeliz'i Beşiktaş'ın voleybolcusu olarak görmek muhteşem bir duygu.
Yeliz'in Beşiktaş gibi yüzyıllık bir çınara kadar yükselmesinde "Paşabahçe Ferit İnal Lisesi'nin" şu anki müdürü Hüseyin Öztürk'ün katkılarının olduğunu yakın bir arkadaşımdan duymuştum. Lise eğitimimde tipik bir arka sıra öğrencisi olduğumdan dolayı "Ferit İnal Lisesi'ni" değil, "Açıköğretim Lisesi'ni" bitirdim. Ancak, bu lise eski rüzgarından uzak olsa da önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. ( Onur Akın güzel bir örnekse, Beykoz'u idare eden bazı sömürücülerde bu köklü düz lisenin mezunlarıdır. Yani, hiç bir kurum yada kuruluş homojen değildir.)
Hüseyin hocada iyi bir Beşiktaş'lıdır. Sınıfımıza her girdiğinde bana ithafen aynen şöyle seslenirdi: " Ordinaryüs Profesör Gökhan Gürgan sen bu okulun en tehlike adamısın!.." Yaptığım yaramazlıkları biraz gençlik, birazda Beşiktaş hatrına örtbas edebilen ve vurdum mu öküzü deviren bu insan, gün gelir Beşiktaş marşı söyletmek için tahtaya kaldırırdı beni. Ama Gündoğduyu söylecek kadar tehlike sinyali vermek istemezdim. Belkide o marşı bekliyordu. Ama yemezler:)
Konuyu öyle bir dağıttım ki kendime göre verdim yalazı, unuttum Yeliz'i. Yeliz'e tekrardan dönecek olursak, (ee dönelim artık:)) umarım Beşiktaş'a ve Türk Sporu'na uzun yıllar katkılar sağlar, arkasında güzel anılar ve örnek sporcular bırakır. Yeliz'in Beşiktaş'a gelişine emek veren herkese Beşiktaş'lılık ve insaniyet namına sonsuz şükranlarımı sunarım.
Murat Aru
11-12-2008, 14:11
Gökhan, Yelizin bütün geçmişini bizimle paylaştın :)
Ethem Kelmendi
11-12-2008, 18:21
ne mutluku ki böyle bir şeyde rol almış keşke bana da nasip olsa:(
Gokhan Gurgan
11-12-2008, 21:09
Onu görünce, çocukluğum geldi aklıma. Bir anne düşünün, yada bir baba. Evladı kendi ayaklarının üzerinde durunca suratında gülücükler açar. O anne ve babanın, bebekleri emekleyince bile, yavrularını izlerken gözlerinin içi şelale gibi pırıl pırıldır ya, hani...
Pek tabii, ben evlat sahibi değilim. Ama çocuğu olanlar, kızlarını veya oğullarını belirli bir mevkide görürlerse, o insanların sevinçten içlenerek hüngür hüngür ağlamasının nedeni, film şeridi gibi geçen yıllarda, en kıymetli parçalarının gözlerinde hereketlenmesinden dolayıdır. İşte gözyaşını şelale diye teşbihliyorsam, hislerin taştığı anları yakalayıp empati kurduğum içindir. Bu yüzden şelalede denilebilir, denzide, herşey ama herşey denilebilir. Zira o ebeveynlerin gururlanması, en berrak akarsudan bile derindir. Derindir diyorum, derin!..
Sek sek oydağını hatırladığınız, bir kişinin gel zaman git zaman değişmesinden sonraki dimdik duruşunda anlam aramak için, minimum bir duyguya sahip olmanız bile yeterlidir. Kimi ağlayarak ifade eder duygularını, (ailesi gibi.) kimisi emek sarfederek, (Hüseyin hoca gibi.) kimiside hatır uğruna birşeyler yazarak. (minimumda olsa, enstantanelere tercüman olmayı vazife bilenler gibi.)
Murat ağbi, ben Yeliz'e böyle bir ortamda, rastlamışsam ve rastladığım noktanın kökeni, Kuvayimilliye'ye kadar dayanıyorsa, sizlerle paylaşmayı borç bilirim. Bilmem lazım.
Ethem kardeşimde tüm bu olanlara vesileyse, ne mutlu kendisine. Ne mutlu kıymet bilenlere.
Hakan Kirezci
11-12-2008, 21:21
Gökhan, lafı dolandıracağına şu gerçekleri daha açık bir dille söyle de gereği neyse yapmaya çalışalım yav.
Ethem Kelmendi
11-12-2008, 22:21
Onu görünce, çocukluğum geldi aklıma. Bir anne düşünün, yada bir baba. Evladı kendi ayaklarının üzerinde durunca suratında gülücükler açar. O anne ve babanın, bebekleri emekleyince bile, yavrularını izlerken gözlerinin içi şelale gibi pırıl pırıldır ya, hani...
Pek tabii, ben evlat sahibi değilim. Ama çocuğu olanlar, kızlarını veya oğullarını belirli bir mevkide görürlerse, o insanların sevinçten içlenerek hüngür hüngür ağlamasının nedeni, film şeridi gibi geçen yıllarda, en kıymetli parçalarının gözlerinde hereketlenmesinden dolayıdır. İşte gözyaşını şelale diye teşbihliyorsam, hislerin taştığı anları yakalayıp empati kurduğum içindir. Bu yüzden şelalede denilebilir, denzide, herşey ama herşey denilebilir. Zira o ebeveynlerin gururlanması, en berrak akarsudan bile derindir. Derindir diyorum, derin!..
Sek sek oydağını hatırladığınız, bir kişinin gel zaman git zaman değişmesinden sonraki dimdik duruşunda anlam aramak için, minimum bir duyguya sahip olmanız bile yeterlidir. Kimi ağlayarak ifade eder duygularını, (ailesi gibi.) kimisi emek sarfederek, (Hüseyin hoca gibi.) kimiside hatır uğruna birşeyler yazarak. (minimumda olsa, enstantanelere tercüman olmayı vazife bilenler gibi.)
Murat ağbi, ben Yeliz'e böyle bir ortamda, rastlamışsam ve rastladığım noktanın kökeni, Kuvayimilliye'ye kadar dayanıyorsa, sizlerle paylaşmayı borç bilirim. Bilmem lazım.
Ethem kardeşimde tüm bu olanlara vesileyse, ne mutlu kendisine. Ne mutlu kıymet bilenlere.
eyvallah kardeşim her zamanbu_!
Gokhan Gurgan
12-12-2008, 16:06
Hayatım boyunca iki kez aşık oldum... Madem ki gerçekleri açıklamamı istiyor, Hakan ağbi. Bende gayet rahat bir şekilde hakikatleri açıklıyayım. İnsan doğrularından kaçacağına, doğrularına yönelmeli! Kanımca, aşkın net bir tanımlası olamaz. Olsa bile, herkesin kaplandığı yoğun duygular konum, seviye, durum gibi çeşitli hallerde farklılık gösterecektir.
Öncelikle aşkın nerelerde ve nasıl oluştuğunu kısa kısa belirtelim. Haliyle madde madde yazıp, böyle biline! demiyeceğim. Ancak, ailenize olan bağ, doğaya olan sevgi, inandığınız kutsal değerlere olan itina, mesleğinize olan tutkunuz, tuttuğunuz takımın bünyenizde yarattığı adrenalinde aşk olabilir. Bulmacalarda çıkar ya, şöyledir; " En büyük sevgi?" sizde üç harfle "A, Ş, K," harflerini karelere yazarsanız. Sevginiz, devasa boyutlara ulaşmışsa, bu durum karşısında hassaslaşırsınız.
Aslında aşk denildiği zaman düşüncelerle beraber, saniye saniye imgelenen varlık, karşıcinsimizdir. Cinsi hisler kişiden kişiye değişkenlik göstersede, aşkın sizinle kurduğu içsel bağ, yani en büyük kozu cinselliktir. (İkili ilişkilerde böyledir.) Ha, herşey cinsellik midir? Mutlak suretle değildir. Ancak, karşı cinste sizi cezbeden nedir? Muhakkak ki karşı cinsiniz olmasıdır:) Bu kadar basit... Emek, dayanışma, paylaşım, sahiplenme, göğüs germe ve saire yaşam faktörünün olmazsa olmaz terimleride aşkı yüce kılacaktır. (Son cümlemde öyle bir giriş yaptım ki, sanki Beyazıt meydanında broşür okuyorum. İşte biz buna devrimci aşk diyoruz. Pardon diyemiyoruz. Neden diyemiyoruz? Çünkü, devrimde aşk olmaz:))
Neyse, bu kadar aşk genellemesi ve ince dokundurmalar yapmam yeterlidir. Dönelim yazının başında bahsettiğim ilk iki aşkımaaaa. İlk iki diyorum. Şıpsevdi sakızlarını severim ben:) İlk önce lisede yaşandı. Haliyle, suratıma kamp kuran sivilcelerle birlikte şaşkın şaşkın çevreyi incelerken, beni Naciye diye bir kız buldu. Ben bulamazdım. Neden bulamazdım? Armut armut dolaşırken, felsefem hep "Armut piş, ağzıma düş" olmuştur. Bu arada rumuz kullanıyorum. (Naciye) Ergenlik çağının gökkuşağı gibi vücudumu sardığı, ve lalaylaylay diye mırıldandığım dönemde, Naciye'nin elini tutursan, birazda içeri çekersen, Naciye'ye yaklaşırsan gelde aşık olma:) Yani, o an karşıma Naciye çıkmasa, mesela Lütfüye çıksa, belkide ben Lütfüye'ye aşık olacaktım. Gün geldi, Naciye'yle ayrıldık, salya sümük ağlamış, yüreğimi dağlamıştım. Çok ciddiyim!Nihayetinde duygu ateşimim somutlaştığı ilk aşkımdı Naciye'm. Pek bir masum bakardı...
Gün geldi, kendimden büyük bir kişiye, Feride'ye aşık oldum. Hala daha aşık gibiyim. Onun yalanlarını, u dönüşlerini, görsem bile sinir küpü olup, çığ gibi sözleri üstüne yığsam bile, bazen ona ihtiyacım olduğunu fazlasıyla düşünüyor, ve sabrımı inanılmaz derecede zorlayarak, metaneti kalbime gömüyorum.
Freud'a anımsamanın gerekliliği hususunda, biz insanlar birbirimize ne kadarda çok benziyoruz değil mi? Lisedeyken Edebiyat hocam, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun gibi aşıklarımızdan söz edip, bizden örnek isterken, bende o an, yumruğumu yanağıma dayamış ve düşünceli bir halde, "Tülin'le Canerrr" demiştim:) Maalesef ve maalesef bizim aşkımız bundan ibaret olmuyor mu bazen? Hep, kendi ihtiyaçlarımız yada cinsi hazzımız uğruna kendimizi kaybetmiyor muyuz biz? İçimizdeki niyet iyide olsa, sapmalar yaşıyor, sonrada pişman oluyoruz. Hani, çok aşık olan deli divane birisi için, "mastürbasyon yapar gibi bakıyorsun adamın yada kadının suratına." derler ya! Evet, kullan kullan at. Ne yazık ki böyle olmuyor mu çoğu zaman.
Günün birinde, Mecnun köpekle konuşur ve köpeğin gözlerine içli içli bakarken, birisi gelip, "Mecnun delirdin mi, n'çin köpeğin gözlerinn içine bakıyorsun? diye sorar. Mecnun'da cevap verir. " O köpekki, Leyla'mın olduğu yere gidip, Leyla'yı gördü. Bende onun gözlerinin içine bakınca, Leyla'yı görebilirim." Gerisini siz düşünün. ilk aşk böyle olmalı!
Aşık Veysel'in karısı başka bir adama kaçmak için evden ayrılmaya karar verince, Aşık Veysel bunu anlar. Ve karısına mektup yazıp, yanılmıyorsam karısının akşamdan hazırladığı bohçasına bırakır. Karısı, bohçasını alıp, yollarda kaçtığı adamla koşuştururken bohça aniden savrulur. Ve bohçadan, savrulan mektuptan bir miktar para çıkar. Mektupta yazan ise, "yolda başına kötü bir hal gelmemesi için, sıkıntıya düşmemesi uğruna parayı karısının bohçasına bıraktığıdır. Yani, Aşık Veysel, hala daha karısına bağldır. Karısının zor durumda kalmaması içinde parayı gizlice bırakmıştır. Ee, ikinci aşkta böyle olmalıdır. Siz bırakın, Gökhan'ın Naciye'sini veya Feride'sini. Mecnun'a bakın, Aşık Veysel'e bakın. İşi ehlilerine bırakın!
Not: Naciye benden ayrılmıştır. Feride'de aşkımm, cicimmm, dese de, o da ufacık bir şeyden kıl kapacak ve pire için yorgan yakacaktır. Zira bunun sinyallerini fazlasıyla vermiştir. Ben Yeliz'e aşık değildim. En fazla sima olarak tanırdık birbirmizi, o da küçüklüğümüzde. Zaten 7-8 sene önce, mahallemizden taşınmışlardı. Ama arkadaşımın arası Yeliz'le biraz daha iyiydi ve onun evi Yeliz'in eviyle karşı karşıya kalıyordu. Evlerinin önü geniş olduğu için, biz top oynamaya giderdik. zaman zamanda ailesinde azar işitirdik. Tabii ki, iplemezdik. Biz yiyeceğimiz dondurmanın derdine düşmüş, kan ter içindeki çocuklarken, n'çin onları dinleyelim?:)
Kimse yazdıklarımı yanlış anlamasın. Hakan ağbinin bana takılması hoşuma gitti. Bende birşeyler karaladım. Hepsi bu. Şimdi Beykoz sahiline inip, biraz tur atayım. Sizleri seviyorum. Aşığım ulan:)
Hakan Kirezci
12-12-2008, 16:20
Bir dokun bin ah işit kase-i fağfurdan dedikleri işte tam da budur arkadaşlar.
(Çin işi kase demek. Bir tık yaparsın uzun uzun çınlar durur.)
Gokhan Gurgan
19-12-2008, 15:40
Gereksiz bir not: Feride bugün itibariyle benden ayrılmak istediğini söylemiştir.
Refik Ciftci
22-12-2008, 12:07
vay feride vay:)
vBulletin v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.