PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Suskun Can Dundar


Ercan Kartal
04-01-2009, 17:41
suskun
Yatakta çırılçıplak bir kadın ve bir erkek... Ana rahminde iki bebek kadar masum, yan yana yatıyorlar.
Biri yaralı bir devrimci, diğeri Gürcü fahişe...
Birinin ideali, öbürünün üzerine devrilmiş.
İnsanı ciğerinden vuran bir devrin kahramanları, hasarlı bedenleri ve ruhlarıyla, hep ufka bakıyor, bekliyor, susuyorlar.
Sözden bıkmışçasına, sükût çağındaymışçasına, acıyla olgunlaşmışçasına sabırla, inatla, umarsızca susuyorlar.
* * *
Eskiden... “sabırsızlık zamanında” yani; konuşkandı film kahramanlarımız; perdede lafını esirgemez, yerli yersiz sloganlarla taşı gediğine koymaktan çekinmezlerdi.
Sustular şimdi...
Şairane bir elemle sustular.
“Sürü”de Yılmaz Güney’in Berivan’ının dili bağlanmıştı ilkin... Onca maraza, onca dayağa karşı, bir “ah” bile çıkmamıştı mühürlü dudaklarından...
“Eşkıya”da Keje sustu sonra; zamana lanet eder gibi...
“Yazı Tura”da kirli bir savaştan yaralı dönen Rıdvan sustu.
“Babam ve Oğlum”da “darbe alan” Sadık sustu.
Şimdi de Özcan Alper’in “Sonbahar”ında Yusuf susuyor.
Ölüm orucuna yattığı hücresinden çıktıktan sonra her tarafın hücreye dönmüş olduğunu görmenin mutsuzluğuyla, “Sosyalizm uğruna onca yıl hapis mi yattın, yazık sana” diyen bir Gürcü kızının hayal kırıklığıyla, bir söz orucuna yatıyor bu kez de...
Bir tek ırmaklara haykırıyor isyanını; ki o da yankı vermiyor.
* * *
80’lerle başlayan ölümcül sessizliğin, sinemadaki sedası bu suskunluk...
Darbe mağdurlarının, savaş kurbanlarının, hapis yorgunlarının ketumiyeti... Aslında sözleri bittiğinden değil, sözün hükmü yittiğinden susuyorlar.
Bağlı dilinden acı tükürür gibi, onca boş lafa savrulmuş bir küfür gibi susuyor bazısı...
Bazısı sükûtun siperlerine saklanıyor.
Kimisi gördükleri karşısında dili tutulduğundan, kimisi konuşmanın bedelinin ağırlığından, kimisi etrafın tenhalığından susuyor.
Rıdvan kendine kıyıyor sonunda...
Sadık da Yusuf gibi, zulmün açtığı yaralara yenik düşüyor.
Onlar, yanlış zamanda çıktıkları bir yaylada hayatın dışına savruldukça, hasret çekmiş analarının, küskün babalarının, yetim büyümüş evlatlarının yamacında acı çektikçe ve işittikleri yalanlardan bitkin düşüp sustukça, bizim de bir yumruk oturuyor boğazımıza; bağlanıyor dilimiz...
Ağzımızı bıçak açmıyor.
* * *
Dört mevsimlik bir yüzyılın “sonbahar”ı kısmet oldu bizim kuşağa...
“Düşlerinin peşinde koşan çocuklar” susturulduğundan beri, yaprak döküyor yerküremiz...
Hüzünlü bir güz, sadece sinemada değil sokakta da, sadece bizim buralarda değil dünyada da hüküm sürüyor.
Sonbahar böyleyse, kış çok daha çetin geçecek demektir.
Ama biz sussak da umut susmaz: Sadık, dal gibi bir oğul bırakır geride...
Yusuf, eski bir tulumu tamir eder, yeniden çalınsın diye...
Çünkü suskunlar bilir:
Her sonbaharın ardından yine ilkbahar gelir.

CAN DUNDAR



Yillar once ozdemir asaf'in yanlizlik paylasilmaz siirini okurken ki hissettigim o duyguya birkez daha bu yaziyla kapildim ozellikle ilk paragraf yazip gerisini yazmasa bile olur diyecegim bir yazi ,bir iki cumleyle ozetlenmis bir kusak

Hakan Kirezci
04-01-2009, 17:51
Birinin ideali, öbürünün üzerine devrilmiş.

“Sosyalizm uğruna onca yıl hapis mi yattın, yazık sana” diyen bir Gürcü kızının hayal kırıklığı

ve...
bir iki cümleyle özetlenmis bir kuşak

Bu kadarı da yetermiş Ercan...

Ahmet Durmaz
10-03-2009, 18:09
..Her sonbaharın ardından yine ilkbahar gelir..

Krizin ülkemizi ''teğet'' geçmesi gibi ilkbahar da bizim kuşağı teğet geçti. birbiri ardına dökülen yapraklar toprakta, yağmurla kaynaşamadı; toprak bereketsiz kaldı.
Dökülen yapraklar, yaşamını tamamlayan bitkiler, hayvanlar toprakla buluşur; toprağı daha zengin; daha verimli kılar.Humusu oluşturur. ve ilkbaharda daha bir yeşildir çiçekekler, ağaçlar..
Biz yaşamadık ilkbaharı; bizm nesil toprağından almadı mineralini, tuzunu. biz yazın en ortasında; tam ortasında; bir çölün ortasında bulduk kendimizi. cemreyi görmedik biz.
Sonbaharda dökülen yaprakları, kesilen ağaçları koymadılar yerde, topladılar; götürüp en dipsiz kuyulara attılar; üzerlerine kilit vurdular. geride kalanlarsa yaşarken ölmüşlerdi.
Bizi onlarla; onları toprakla; onları bizlerle buluşturmadılar. kesilmiş ağaçların kalıntılarıydı bize kalan; onların da üstünde zift vardı zaten.. heybetlerini hayal ettik sadece. onlar dal budak vermişlerdi, meyve verebilenleri de olmuştu; tohum bırakmayı başarabilenler de..
Bize en fazla çölde bi kaktüs olmak kalmıştı; farkedebilenlereydi o da. suyu bulabilenler kalıyor hayatta; diğerleri ardı ardına, hiç durmuyor; koşuyorlar vahalara. bize toprak bırakmamışlardı, bizim yakamozumuz yoktu; güneşi zaptetmek yerine dikenlerimiz var bizim; hergeçen gün içimize doğru büyüyen....

Yoksa biz; ben; benim gibiler mi vaha görüyor? ilkbahar mı geldi ne? kabus muydu tüm bu gördüklerim?

Bizi onlarla; onları toprakla; onları bizlerle buluşturmadılar. geride kalanlarsa; kurtulanlarsa sustu; yine buluşamadık. birşeyler söyleyin artık; susmayın, haykırın. biz sizden daha kötüyüz; en dipin daha diplerindeyiz. kavgayı anlatın bize, nasıldı? bize okullarınız; sınıflarınızı anlatın, var mıydı sizde ingilizceturkish? sizde; sizin oralarda; sizin zamanlarda varmış dediler sevgi diye birşey? ne demekti? fizik yasaları da işlermiş o zamanlarda; tepki doğarmış sizde etki olduğunda; nasıldı? anlatsanıza, nasıldı?
Darbe öncesi nesil çok savaşmış, çok okumuş, çok sevmiş, çokça acılar çekmiş; kayıp, yitik nesiladları verilmiş. siz kayıp, siz yitikseniz, size sorarım:
---darbe sonrası gençliğine ne diyeceksiniz?

Hakan Kirezci
10-03-2009, 18:35
Bu yazı kime ait Ahmet?

Ahmet Durmaz
11-03-2009, 03:20
bana ait. yazıyı okudum ve yazdım içimden geçenlerin bir kısmını.... alıntı yok.

Hakan Kirezci
12-03-2009, 17:41
Önce tebrik ederim yazından dolayı Ahmet. Duygularını, isyanını birebir aktarmayı güzel becermişsin. Bu yeteneğinden dergide de faydalanmak isteriz.

Burada anlattıklarını başka bir başlıkta belli bir olay üzerinde somutlaştırarak da anlatıyorsun ama ben burada cevap yazmayı tercih ediyorum.

47'liler tabir edilen 68 kuşağının (yani 68 gençlik ayaklanmalarını 20'li yaşlarında yaşayanlar) kendine özgü bir talihi ve talihsizliği vardı.

Eski tüfeklerin (Sadun Aren, Çetin Altan, Behice Boran, Mihri Belli vd.) sol düşünce sistemi üzerindeki tekelini dil bilmeleri ve bu sayede sosyalist literatürü orijinal dillerinde okuyabilme olanaklarına sahip olmaları sayesinde kırabilmiş ve dümene geçebilmiş bir kuşaktır. Bu neden önemliydi dersen, o tarihlerde bu literatürün Türkçe çevirileri bulunmamaktaydı. Sol entelijansiyanın bu silahını alıp gerçek kavgada kullanabilme cesaretini gösterebildikleri ve bunu yaparken de (çoğu rezil söylem de kullanılageldiği üzere) salt bir kovboyluk gösterisinde bulunmadıklarından ötürü Türkiye Devrimci Tarihinin kilometre taşı oldular. Gerek Marxist ideolojinin tahlillerini doğru yapabilme ve gerekse de ülkemiz somutuna indirgeyebilme yetenekleri sayesinde kendilerinden sonra gelen kuşağa önemli bir mücadele ve teori külliyatı bıraktılar. Onların yarattığı devrimci ruh bugün kullanageldiğimiz ruhtur.

71 darbesiyle kırılan bu dalın yeniden tomurcuklanması uzun sürmedi. Şimdi 78 kuşağı denilen yani o tarihte 20'li yaşlarında olanların da aynı biçimde kendilerine özgü bir talihleri ve talihsizlikleri oldu. Artık faşist darbeyi yemenin ne olduğunu bilen, sol literatürü kendi dilinde yaygın olarak okuma olanağına sahip ve de asıl önemlisi ülke somutunda temel tahlillerin yapılıp önlerine sunulmasıyla basabilecekleri sağlam bir taban bulan bu kuşak yakın geçmişinden miras kalan bu devrimci ruhu aynen üstlendiler. Bu onların talihiydi ama tüm Dünyada anti-emperyalist mücadelenin yükseldiği bir dönem yerine çok daha güçlü ve 3. bunalım dönemini yaşayan, devrimci hareketlerle mücadele de kadro ve strateji anlamında çok daha deneyimli bir güce karşı çıkmak zorundaydılar.

Özel harbin tüm taktiklerini kullanan karşıtına sadece sahip oldukları devrimci ruh ve yiğitlikleriyle karşı koymaya çalışan bu kuşak kolay kırılmadı belki ama yine de kırıldı. Yüzlerce ideolojik detayın içerisinde bir yandan kafaları karışmış, neyin ne olduğunu anlamaya çalışırken öte yandan sıcak mücadelenin en ağır biçimiyle de yaşamak zorundaydılar. Bu kez karşıt olarak resmi güçlerden çok sivil faşist çetelerle mücadele ettiler ve 80 faşist darbesiyle de resmi güçler kalanları süpürdü gitti.

68 kuşağı gibi arkalarında, sadece kendi bildikleri isimler dışında şanlı isimler bırakamadı 78 kuşağı. Zaiyat kıyaslanmayacak kadar büyük ancak çıkardığı ses de aynı oranda cılız kaldı. Darbe sonrasındaki büyük dağılmada dağılan yaşamlarını toparlamakta, aile birliklerini savunmakta dahi çaresiz kalıp çekildiler. Başlayan depolitizasyon hareketiyle ellerinde kalan kırık döküklerini bile devredebilecek bir ardılları olamadı.

Dikkat edilmesi gereken birşey var. Dünyadaki 68 havasına ülkemiz devrimcileri hemen tepki verdiler ve 3 yıl içerinde yokedildiler. Hareketin tekrar filizlenmesi darbeyi takibeden 3 yıl içerisinde gerçekleşti ve 6 yıl kadar sonra yokedilebildi.
80 sonrasından bu yana geçen 28 yıl içerisinde ise neyin nereye kadar gelebildiğini ve önceki kuşaklar dediğiniz kişilerin yaşayan ve yaşlanan organizmalar olduklarını hesap ederseniz diyalektiğin de hakkını arada vermiş olursunuz.

Mebzul miktardaki haklılık payını saklı tutarak şimdilik böyle bir açılımla yetineyim. Bakalım ardı nasıl gidecek.

Ahmet Durmaz
12-03-2009, 21:05
Çok teşekkür ederim Hakan abi. genetik birşey galiba, babam da duygularını kağıt kalem eşliğinde ifade eder. konu sahibi dayımın da dimitrikapulo'ya ve dedeme yazdığı şiirleri hatırlar, tebessüm ederim.

Dönem tahlili akıcı ve açıklayıcı olmuş. o dönemlerde özellikle 78 kuşağı için bir fark vardı yazmadığınız. öncekiler sonrakilere abilik yapıyordu, insan faktörünü bir şekilde kavgalarının içine oturtabiliyorlardı.
benim tam olarak yazmak istediğim, o dönemlerin hataları vs. değil, günümüz gençliği ve abilerimizin olmayışı.

aslında bizim dönemimiz, ne kadar apolitik görünse de devrimci potansiyelimiz de mevcut. sizler yanımızda olsanız, yol gösterseniz çok mu? halka inebilmeyi başaran, onun dilinden konuşan biri geldi ve ampul gibi başımızda. bizim yapmamaız gereken bu değil mi?

öncekiler özeleştrilerini birkaç yüzeysel deneme haricinde vermedi diye biliyorum. bunu derinlemesine, somut bir şekilde yapamdaıktan sonra bi 28 yılda bekleyecek galiba bizi.

Hakan Kirezci
12-03-2009, 21:20
Kafamı toparlayayım da çalakalem olmasın. Özeleştirimle birlikte söyleyeceklerim olacak mutlaka Ahmet.

Ahmet Durmaz
12-03-2009, 21:31
merakla bekelyeceğim Hakan abi, ilgin için teşekkür ederim. şimdiden ellerine sağlık.