Orijinalini görmek için tıklayınız : besiktaş strateji ve taktikleri
Erhan Gocmen
01-03-2007, 13:57
arkadaslar bilimselliği her zaman bastaci yapmamiz gerektiği ve bilimden feyz almamiz gerektiği gercegini goz onunde bulundurup, turk futbolunun ozellikle besiktasimizin kalici ve istikrarli bir basariya ulasmasi ve bunu devam ettirebilmesi icin gerekli strateji ve taktik dusuncelerimizi burada paylasalim.
takimin sahaya yayilisindan tutun, rakiplerle girisilen psikolojik mucadelelerde izlenebilecek strateji ve taktiklere kadar degerlendirip bir beyin firtinasi yapalim.
selamlar,
erhan
Erhan Gocmen
01-03-2007, 14:06
artik iman gucuyle istikrarin gelmeyecegi sadece yurekli futbol oynanarak basariya ulasilamayacagi bir gercek. benim sahsi fikrim hem turk futbolunda hem de besiktasimizda gercekten buyuk bir ekol eksikliği oldugu yonunde.
her yil milyonlarca dolar paralar harcaniyor fakat, cogu kez toplam degeri takimimizdaki bir futbolcu kadar etmeyen takimlara eleniyoruz.bunu surekli tekrarlamasi sans faktorunun burada etkili olmadigini acikliyor sanirim.
bir futbol takimi yaratilirken oncelikle modern ve cagdas bir sistem secilmeli futbolcu transferleri de buna gore yapilmali. her yil alinacak gonderilecek futbolcularda bu sistem icerisinde potansiyel basarilarina gore yada sistem icindeki performanslarina gore degerlendirilmeli.
en kotu sistem bile sistemsizlikten iyidir.
ikinci yariyla birlikte delgado ve rico nun ayni anda takimda olmasi ve yukselise gecilmesinden sonra pespese gelen maglubiyetler rakiplerin bu iki ustayi kolay kilitledigini ve bu ustalardan baska da rakibi yıpratacak silahımızın olmadıgı gercegini ortaya koydu.
oysa takim bireysel yeteneklere degil mesela ayaga tek paslarla seri bir oyun sistemine sahip olmasini yeglerdim.
ve avrupanın kalbur ustu takımlarını izlerken ic gecirmek zorunda kalmazdim.
gercekten hızlı dikine ayaga isabetli paslarla oynayan bir takim yaratmak bu kadar zor mu??
Rasim Bektaş
01-03-2007, 14:24
“Beşiktaş taraftarı futbolcusunun sahada ne oynadığına değil ne hissettiğine bakar'' (V.Okyar)
Erhan Çetinbağ
01-03-2007, 16:27
nokta
Erhan Gocmen
02-03-2007, 21:09
soz guzel ve dogru soz arkadaslar. ben iyi oynayıp da kendini kotu hisseden bir futbolcu gormedim.besiktaslılıgı damarlarında hissetsin,forma icin savastıgını gostersin ama futbolunu da gelistirsin takıma katkısı olsun o da iyi hissetsin bize de iyi hissettirsin.
ve iyi oynayacaksa bir oyuncu bunu iman gucuyle degil, "yuru kocum "nidalarıyla degil bilime sisteme akıla dayanarak yapabilir ve istikrarı yakalayabilir.
solemek istediğim buydu.
Muhittin Saban
02-03-2007, 23:37
Her fikre saygım var.Bu fikirfleri benimsesem de benimsemesem de ama bazı fikirlerin de her ortamda uygulanamazlığı gibi bir düşüncem de var. Mesela yukarıda fikirlerini paylaşan arkadaşlara tümden katılıyorum. Ama içlerinde ne kadar katıldığım olsa da o fikirlerin pek aşı tutacağını da zannetmiyorum. Nedir onlar?
Şu dur;
Mesela bir üstümde yorum yapan Erhan arkadaşımız demiş ki; "iyi oynayacaksa bir oyuncu bunu iman gucuyle degil, "yuru kocum "nidalarıyla degil bilime sisteme akıla dayanarak yapabilir ve istikrarı yakalayabilir."
Şimdi bizlerin Beşiktaş'ta görmek istediğimiz ve arzuladığımız sistem, bizler ne kadar iyi niyetli olsak ta maalesef o sistemin oturması ve oluşumu çok uzun bir zamanı öngörmektedir. Şu an ki mevcut şartlarda Erhan'ın dediğini ele alırsak size vereceğim örneği bir düşünün derim. Ama önce şunu söyleyeyim, tabi ki iman gücü ile ve tezahürati ittirme ile olmaz ona katılıyorum. Ama bilime sisteme dayanarak oluşturulacak sistemin içinde hangi tip oyuncular başarılı olabilir?
Mesela size şu an “Nouma ve Beckham bizde oynayacak ister misiniz?” desem ne cevap verirsiniz?
Siz düşüne durun ben fikrimi söyleyeyim. Ben istemem… Çünkü ne Nouma, Beckham ile beraber aynı takımda oynayabilir ne de Beckham! Sonuçta, Türkiye’de her futbolseverin yan yana görmek istediği futbolculardır bu ikisi. Ama oynayamazlar. Biri “Yürü be koçum”lar tarzı ittirme ile yüreğini koyuyor. Diğeri ise bilime ve sisteme dayalı olarak oynuyor. Tabi paranın yaptırım gücü ile..!
Bir örnek size; Galatasaray.. Siz ce çok mu bilimsel ve sistemsel bir çalışma ile hiç yenilmeden Uefa kupasını kaldırdılar? Görünüşte evet. Ama perde arkasında Fatih Terim gibi bir moralizatör vardı. Adamlar Avrupa’da ne kadar bilimsel ve sistemsel oynayan iyi kulüp varsa hepsini dize getirdiler.
Onun için bize Nouma gibisi lazım. Hırslı, yenilgiye tahammülsüz, mücadeleden yılmayan ve tribünlere oynamayan ve cesur yüreğiyle sahada terini akıtan futbolcular lazım. Metin-Ali-Feyyaz gibi o zamanın şartları ile (Para ve medyanın gücü daha tam anlamı ile yeşil sahalara nüfuz etmemişken) amatör ruh ile oynayan birilerini de bulamayız. Ama onlar gibi hissedebilecek “Beşiktaş ne demek?” işte bu sorunun cevabının bilincinde olacak “Alt yapı” yürekleri lazım. Eğer alt yapıya gereken önemi fazlası ile gösterip onlara üvey evlat ve ileride “satılık ayaklar” gözü ile bakılmadığı aksettirilirse işte o zaman bizim istediğimiz sistem yavaş yavaş yerine oturacaktır diye düşünüyorum.
Çok uzun oldu ama idare edin lütfen. Sonuçta konumuz Beşiktaş, kısaca “Mazeretim var..” :-))
.
Hakan Kirezci
03-03-2007, 02:11
Sevgili Erhan kardeşim..
Verimli bir konu açmışsın. Futbolu iyi bildiğini kanıtlamış bazı eski ustalar futbolun basit olduğu ve bu nedenle de çok sevildiğini söylerler. Basit ise çok zordur. Kendi adıma birçok işi, sadece basit düşünemediğimden beceremediğimi bilirim. Örneğin 3 yaşında bir çocuğun yaptığı resmi yapmaya kalkarsın, beceremezsin. Onda ki basit ve sade düşünme yeteneği artık sende yoktur. Tekrar o sadeliği yakalamak ancak eğitimle mümkün olabilir; Bilen bilir..
Taktik, strateji, oyun okuma işimiz olmadığından birşey diyemem ama gördüğüm ve bildiğim şudur ki çabuk ve basit düşünen bir ekibin spektaküler tabir edilen büyük ustalardan daha verimli olabildiği gerçeğidir. Biz onlara "Futbolun hamalı" diyoruz. Küçümsemeyi içerse bile doğru da bir deyim çünkü takımı gerçekten bu tür oyuncular taşıyorlar. Çocukluğumuzda mahalle maçları oynarken bazı "teknik" oyuncular biraraya gelip takım oluşturduklarını zannederler ve karşılarına geri kalan molozları alırlardı. İşte o molozlar içgüdüsel olarak rezil olmamak kaygısıyla öyle "basit" top oynarlardı ki o "teknik" arkadaşlar maçın sonunda nasıl olup ta bu kadar kolay yenildiklerini anlayamazlardı.
Diyeceğim; "Kartal gol...Gol...Gol.." tezahüratına ne diyorsun? diye soran spikere "Benim taraftarım öyle bağırsa ben o topu yerim" diyen Rıdvan gibi yaptığı işi seven ve zevk alan, kollektif ruha sahip ve basit düşünmeyi becerebilen oyunculardan oluşan bir takım belki bütün maçlarını kazanamaz ama taraftarına Vedat Okyar'ın istediği duyguyu rahatlıkla verebilir diye düşünüyorum.
Ha.. Bu arada konuya dalıp unutmuşuz. Hoşgeldin Erhan Göçmen...
Gürhan Oğuz
03-03-2007, 16:43
ayaklarla beyin aynı istkamette ve aynı yolu yürürse gidilmeyecek ve aşılmayacak yol yoktur
strateji ve taktik bunun içindir
teoride düşünülen, pratiğe yansımadığı sürece doğruluğu sadece kavramsal
olmaktan öteye gideme...!
futbolcu aldığı taktiği sahaya yansıtamıyorsa sorun hocadamı yoksa futbolcudamı...!
yada teorik olarak kazanılan bir maçı sahada pratikte kaybediyorsan sorun uygulayandamı...!
önemli olan alınan teorik biligiyi yada stratejik-taktiği uygulayanın ne kadar kavradığı ile ilgilidir
ve bu yüzden komutanlardan ziyade askerler
dir savaşacak olanlar
ve nekadar kavradılarsa ve manevra kabiliyetleri ne kadar yüksekse başarı o kadar yakındır
Erhan Gocmen
06-03-2007, 13:33
dostlar,
paylasim icin gercekten tesekkur ederim.yukaridaki butun fikirlere saygim buyuk.bu yuzden de mesajlari dikkatlice okuyup bende eksik kalanlari tamamlamaya calisiyorum.
aslinda anlatmak istedigim " bizim takım makine duzeninde calissin,hersey dortdortluk olsun" gibi " makina sevdalisi bir ozfikir degildi. eger boyle bir yanlis anlasilma olduysa duzeltmek isterim.
kendimi bildim bileli besiktasa gonul vermisim buradaki butun dostlar gibi. aklim yetmeye basladikca gormusum farkini siyah-beyazin.yillardir da izlerim takimi, ne futbolcular, ne efendi adamlar, karakterli oyuncular geldi gecti; takim iyi oynadi, kotu oynadi, sampiyon oldu sevindik, yenildi bagrimiza bastik; cunku kendimizden bildik.
duygusal yanı futbolun vazgecilmezi.. hele endustriyel futbol zırvalıklarının ayyuka cıktıgı bu zamanlarda, takımdaslık, taraftarlık futbolun ruhunu koruyan en buyuk guc.
fakat duygusal yonun onemini kavramak ve bunu ıne cıkarmaya calısmak, besiktas futbol takımının ,mesela, halı saha macı yaapr gibi oynamasını gerektirmez!evet belki aynı amator ruhla oynamalı ama arada fark olmalı.bu farkı yaratan da futbolun teknik-taktik kısmı bana gore. halı saha maclarındaki icten gelen, serbest futbolu ne kadar terbiye edip; takım amaclı hale getirirseniz; calim atmayi seven oyuncuyla (mesela), takoz bir oyuncuyu ne kadar harmanlayıp aynı hedefe motive edebilrseniz futbol da o derecede gelisir.
futbolcu takimdaslik ruhuyla oynasın ama bu eger onun isi ise ve bundan para kazanıyorsa isini de layıkıyla yapsın. bir ogretmen nasıl gelistirmek zorundaysa kendini, keza bir doktor; futbolcu da gelistirmelidir. bir ogretmen, bir doktor bilime ne kadar yaklasırsa o kadar basarılı olur isinde. ama bilime yaklasarak isinde basarılı olması bir ogretmen icin ogrencilerden bir doktır icin de hastalarından duygusal olarak uzaklasmasına neden olmaz. sanırım benim anlatmak istedigim de tam olarak bu ornekteki sey.
hosbulduk hakan dost.
selamlar,
vBulletin v3.6.5, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.