PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Endüstriyel doğum mubah mı?


Rasim Bektaş
05-03-2007, 23:13
Kimsenin kişilik hak ve özgürlüklerine müdahale gibi yandaş toplama gibi bir derdim olmadığını arz ederken aklımı allak-bullak eden şu soruyu sormadan edemeyeceğim!

Şark kurnazlığıyla yada hinlikle perçemleşmiş bir düşünce olmadığını beyan etmek istiyorum!

Endüstriyel doğum mubah mı?

Doğum için ABD'ye gitmenin Halkın Takımı’na getirisi mi var götürüsü mü? Veyahut Bundan ötürüsü mü var?

İçsel çelişkiler canımı yakıyor?

Düzname!

Vedat Hamzacelebioglu
06-03-2007, 02:01
Kendimce açıklamalarda bulunmak istiyorum;

http://www.halkintakimi.com/forum/showthread.php?t=406

Tuğrul Akşar 4 Ekim 2006 tarihli "Futbolun Sponsor'u Sponsorun Futbolu" adlı yazısında şöyle diyor (ki, bu bölümü önceki formda da aktarmıştım);

“Sonuçta; sponsorluk gelirleri bugün endüstriyel futbolun yarattığı önemli gelir kalemlerinden birisi konumuna gelmiş durumda… Günümüzde kurumsal firmalar digital yayın olanakları aracılığıyla futbolun ve sporun popülerliğini kullanarak, imajlarını küreselleştirebilmek amacıyla yoğun bir şekilde sponsorluğa yöneliyorlar ve bu amaçla yüz milyon dolarlara ulaşan devasa sponsorluk bütçeleri yapıyorlar. Bütçeledikleri bu tutarları da marka olabilmiş kulüplerin emrine sunuyorlar.

Bu sözleşmelerle sponsor firmalar kendi kurumlarının tanınırlığı ve imajlarını futbol endüstrisi aracılığıyla yeryüzünde üç milyar insana ulaştırırken; futbol da bu sözleşmelerden milyarlarca dolar gelir elde ediyor. Her iki tarafında yararına olan bu sözleşmeler zaman zaman futbolu genel olarak ta etkileyebiliyor. Maç saatlerinin düzenlenmesinden tutun da, hangi oyuncunun yeşil sahalarda olması gerektiğine kadar futbolu yönlendirebiliyor.

Bu gelir kaleminden daha fazla pay alabilmenin yolu ise marka olmaktan ve uluslararasılaşmaktan geçiyor. Biz ne yazık ki bugünkü konumumuz itibariyle Avrupa futbol pastasından hak ettiğimiz payı almaktan çok uzağız. Kısa zamanda da bu durumumuzun değişmeyeceği görülüyor”.

İlgili yazının linki : http://www.verkac.org/?p=1695
***

Tuğrul Akşar'dan benzer bir örnek daha aktarmak istiyorum sizlere. Bu kez 11 Ekim 2006 tarihli ve yazı başlığı “Televizyon Üzerinde Yükselen Futbol İmparatorluğu”. Sonuç bölümünde şöyle diyor Sayın Akşar ;

“Süper Lig “Havuz Gelirleri”nin dağıtımı ve paylaştırımında her ne kadar geçen yıl bazı iyileştirmeler yapılsa da, sonuç itibariyle hala dörtbüyüklerin pastadan aldıkları payın büyüklüğü, ligimizde rekabetçi dengenin kurulması ve dengede rekabetin sağlanmasının önündeki en büyük engel olarak karşımızda duruyor.

Geçen yıla göre dörtbüyüklerin Süper lig havuz gelirlerinden aldıkları payın, yaklaşık yüzde yedilik azalış göstermesine karşın, hala sistemin büyükleri koruyan ve kollayan bir yapıda olması ve bu dinamiklerin üzerinde modelin yükselmesi, ligimizin rekabetçi dengenin, dengede rekabeti sağlayacak noktadan uzaklarda kurulmasına neden oluyor. Nitekim, Süper Lig’de kulüp başına düşen ortalama gelir dikkate alındığında sadece dört kulübün ortalamanın üzerinde kalabilmesi, ligimizde gelirin ne ölçüde dengeli dağıtıldığını da somut olarak ortaya koyuyor.

Ligimizde rekabetçi dengenin yüksekliğini sadece Fenerbahçe ile Galatasaray’ın arasındaki rekabete indirgeyen kimi sığ düşünceler, ne yazık ki, rekabetçi dengenin henüz farkına varabilmiş değillerdir. Umarım ki, Futbol İdaresi de bu şekilde düşünmüyordur.Rekabetçi dengeyi iki kulübün arasındaki rekabete ve heyecena bağlayan kafa yapılarıyla, ligimizin yapısal sorunlarına çözüm bulunması maalesef mümkün görünmüyor.

Futbolumuzun yükselen bir değer olarak Avrupa ve Dünya futbolundan pay alabilmesi, lokal ligin kalitesi ve rekabetçi düzeyinin yükseltilmesinden geçmektedir.

Türk futbolunun içsel dinamikleri ve sahip olduğu yetenek ve değerler havuzu, Türkiye ligi’ni izlenecek mantıklı, sağlam ve sağlıklı politikalarla Avrupa’nın 6. büyük ligine taşıyabilir.

Futbol idaresinin vizyon ve misyonu bu olmalıdır. Sadece Federasyon’un değil, kulüplerimizin, yöneticilerimizin, futbolcularımızın ve futbol izleyicisinin de bu düşünsel yapıda olmaları gerekiyor.

Bu amaçla futbol pastasını öncelikle büyütmenin yollarını aramalıyız. Mücadeleyi paylaşım için değil, “pastayı daha nasıl büyütürüz”e odaklamalıyız. Pastayı büyütmeden ve dengeli dağıtmadan futbol kalitemizi daha yukarılara çekebilmenin ve Avrupalı devlerle mücadele edebilmenin olanağı bulunmamaktadır.”

İlgili yazının linki : http://www.verkac.org/?p=1724
***

Gerek yukarıda gerekse aşağıda alıntılar ile aktarmış olduğum bölümlerde, taraftarın endüstriyel futbolun vazgeçilmez bir parçası olduğunu, altı çizili alanlarda daha net olarak görmek mümkün.

Örnekleri de çoğaltabilirsiniz.
Kısacası Beşiktaş'ta Endüstriyel Futbol'un içindedir.
Evet; taraftar artık müşteridir. Sistem acımasızdır ve içinde zayıf olanın yeri yoktur. İnsani değerlere, duygulara, düşüncelere,insan onuruna yer yoktur.Sadece kazanmak vardır.

O halde Beşiktaş'ı bu bataklıktan çıkarıp almak da biz “taraf” lara düşer.


Ben sadece boyutunun ne olduğunu kısa haliyle aktardım, sevgili Muhittin. Zamanla bu konu daha değişik boyutları ile de karşımıza çıkacaktır.

Tuğrul Akşar taraftarı şöyle tarif ediyor; "Seyirci, taraftar günümüz futbolunun vazgeçilmez aktörlerinden. Daha doğrusu parasallaşan futbolun altın yumurtlayan tavuğu."

Uufff!..
***

Endüstriyel Futbol'da inanç yoktur, itibar yoktur,namus yoktur.
Sistem acımasızdır ve içinde zayıf olanın yeri yoktur. İnsani değerlere, duygulara, düşüncelere,insan onuruna yer yoktur.Sadece nasıl olursa olsun, kazanmak vardır. Böyle kazancı neyleyeyim ben.
***

Son barikat diye bağırıyoruz...
Şeref Bey Stadyumu diye bağırıyoruz...
Şeref'inle oyna Hakkı'nla kazan diye bağırıyoruz...
Sorumluluk diye bağırıyoruz...

Endüstriyel Futbolun içinde, bunların var olduğunu bana söyleyebilir misiniz?
***

Rasim Hocam, sistem içinde doğal olarak "spor" dalları içinde (dikkat edilirse spor diyorum) futbolu ele alacağız.Zira en fazla göze batan bu dal.

Futbol'un bilimsel olarak gelişmesini sürdürmesini istiyorsak sistem doğrudur kanaatimce.Ancak sistem içine yukarıda yazdığım değerlerin hiç birisini katamazsınız.Katarsak kendimiz ile çelişiriz (savunan arkadaşlarıma da saygı duyduğumu belirtmek istiyorum).

"Spor nedir" diye sormak lazım değil mi? O halde yazalım; Spor "belirli ölçüde fiziksel güç ve beceri gerektiren yarışmalı ve eğlenceli etkinlik" ise;

Buyrun! Endüstriyel Futbolu bunun içine siz yerleştirin.

Bunun yanında bir de Beşiktaş ve Beşiktaşlılıktan (değerlerimizden) söz ediyoruz.

Mubah diyorsak, o zaman Beşiktaşlılık bana göre "hikaye".
Mubah değil diyorsak ,Beşiktaşlılığa sıkı skıya sahip çıkacağız ve Özer Hocam'ın belirttiği ilgili projeye tüm taraftarlar olarak şiddetle destek çıkacağız.

Sistemin, kendi içinde yararları da var kuşkusuz.Örneğin sistem, şiddete izin vermiyor.Verdiği anda iyi biliniyor ki, (sistem) çökecektir.Çünkü; kimse elinde tuttuğu sermayeyi kaybetmek istemez, diye düşünüyorum. İtalya'da yaşanan son olaylar nedeniyle ligin ertelenmesi buna örnek gösterilebilir (Bu görüşlerim yine Tuğrul Akşar'ın yazdığı bir makalesinden aklımda kalanlar.İlgili link'i bulduğum an, sizlerle paylaşacağım.Yukarıdaki link'ten sizler de bulabilirsiniz).

Ama diyorum ki; İnsanız. Bedensel güç ile beceri gerektiren "eğlenceli" hareketlerimize sermaye ile sınır koyulmamalı.

Düne kadar, futbolu sokaklarda oynayıp da evimize bedensel yorgunluğumuz ile birlikte, tüm sıkıntılarımızı atmış olarak dönüyorduk,öyle değil mi ?

O halde; "endüstriyel futbola", üç korner bir penaltı!

Vedat Hamzacelebioglu
06-03-2007, 03:32
Bir de sistem içinde futbolun artık "eğlenceli" olmaktan çıktığını, bahis oyunlarına dönüştüğünü görmezden gelemeyiz.

Buna örnek olarak vereyim; Sormak lazım " Beşiktaş'ın bahis oyununda yer aldığını düşünürsek ve kaybedebileceği bir maçta, Beşiktaşlı olarak, Beşiktaş üzerine bile bile, bahis oynar mısınız?" (bu bir varsayımdır).

Kusuruma bakmayın ama böyle bir (varsayım) durumda bir Beşiktaşlının, Beşiktaş lehine bahis oynanabileceğini ben düşünemiyorum arkadaşlar.Neden? Çünkü; elindeki parasını da kaybedecek.

Bir de, Beşiktaş'ın içinde bulunduğu maddi sıkıntıları aşabilmesi için, hakikaten özüne sahip çıkmaya çalışan arkadaşlarımızın beyinlerini yorarak, Beşiktaş'a sahip çıkmaya çalıştığını, düşünebiliyor muyuz arkadaşlar?

Bir soru daha! Tribünlerde sosyal olaylara karşı duyarlılık neden gösteriyoruz?
Örneğin, bu haftaki Galatasaray maçında açılan "Nükleersiz Türkiye" pankartlı tribün hareketini nasıl açıklayacağız? Bu hareket bana göre insanlığa sahip çıkmaktır.Bilime evet. Bilimin,İnsanlık yaşamına getirdiği yarardan çok daha fazla zarar verebileceğini düşünüyorsak, o zaman bu bilimsel sisteme hayır diyebilmeliyiz.

Bir örnek daha; Yine tribünlerimizde açılan "Karadeniz kanserden ölmesin" pankartımız var...

Tamam! Para lazım ama,makul çözüm yolları ile bu sıkıntı halk hareketine dönüştürülerek aşılabilir,diye düşünüyorum.

Kısacası kendimizle çelişmemeliyiz.Ancak,deyim yerindeyse konu konuyu açtıkça bu konuda çok daha güzel fikirler ortaya çıkacaktır.Görüş belirtmekte yarar olduğunu düşünüyorum.

Kişisel görüşüm; sisteme karşıyım.

Safa Şenyıldız
06-03-2007, 14:06
Şu anda hepimiz biliyoruz ki yöneticilerin gözünde hepimiz birer müşteriyiz. Ama daha kötüsü, normal müşteriler gibi en iyisini en ucuza almaya çalışan değil; takımına sadakatle bağlı, sırf onun gelişebilmesi ve daha iyi olabilmesi için verilen hizmet kötü de olsa, istenilen ücret çok fazla da olsa buna razı olacak müşterileriz biz onların gözünde.
Benim aklıma yapılabilecek iki şey geliyor:
Birincisi; onların düşündüğü gibi müşteri olmak. Ama onların düşündüğü gibi yolunacak kaz değil; aksine hakkını sonuna kadar arayan, gerekirse daha iyi hizmet alabilmek için kötü olan hizmeti reddeden bir müşteri. Hem duygusal olup taraftar gözüyle bakmak hem de müşteri gibi davranılmak sadece bize zarar veriyor şu anda. Niye takımımızın forması aynı kaliyede olan diğer malzemelerin birkaç katı? Eğer ki bizi müşteri olarak görüyorlarsa -ki görüyorlar- o zaman biz de belli bir süreliğine de olsa -en azından iyi hizmet alana kadar- taraftar gibi değil de müşteri gibi davranmalıyız.
İkincisi (benim tercih ettiğim); müşteri olarak görülmeyi reddetmektir. Bize ne kadar müşteri muamelesi yapılırsa, bizi kazıklamaya çalışırlarsa, bizi aptal yerine koymaya çalışırlarsa -basketbol kombinesi satışlarında bunu yapmışlardı- onların isteğinin aksine buna isyan edip; gerekirse hiç takip etmeyerek onların bize yamamaya çalıştığı müşteri yaftasını kafalarına çalmalıyız. "Biz müşteri değil, taraftarız." cümlesini anlamaları için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Bu, çok radikal davranışlar da gerektirebilir. (Mesela BJK Store'dan hiçbir şey almamak gibi. Bunu derken korsan alalım da demiyorum. Hiçbir şey almayalım fiyatlar "taraftar"a göre yapılana kadar "duygusal müşteri"ye göre değil.) Düşününce değişik çözümler üretilebilir. Belki bunu otutturabilmek, insanlara yayabilmeye ömrümüz yetmez; ama BEŞİKTAŞ'ımızı da endüstrileşmeye kurban vermemek için kendimizden bile fedakarlık etmeliyiz, diye düşünüyorum.

Özer Özçetin
06-03-2007, 17:00
Adına endüstriyel dedikleri sadece müşteri çekme,taraftarı aşkı aidiyeti yok sayma balonu patlamaya mahkumdur.
Paranın herşey olduğu ama sevgiye sevgiliye ihtiyaç duyulan güzellikler manzumesi sonunda galip gelmek zorunda ve gelecektir de.
Konudaki amacın başka olduğunu biliyorum,Halkın Takımının çocukları kendi halkının yaşadığı toplumda doğar büyür,zorunluluk dışında bu böyledir böyle de olmalıdır.
Heleki işin önderi görünenler ayrıca örnek olmak zorundadır.

Rasim Bektaş
20-03-2007, 21:07
Yakında "Halkın Takımı" a yeğen geliyor!

Yeğen Demirören gözlerini Amerikalarda açacak!

Endüstriyel doğuma ramak kaldı!

Ertan Eylem
25-03-2007, 22:46
Şimdi siz canınızı BUSH u na sıkmayın Halkın Takımı Beşiktaşımız ın Halka rağmen Başkan ınının bebeciği Amerika da dünya ya gelir A.B.D vatandaşı olur.

Halkına ve Ülkesine yabancı bir şekilde şekilleniiiirrrr....

Rasim Bektaş
13-04-2007, 18:42
yeğenden bi haber yok mu?

Özer Özçetin
13-04-2007, 18:54
Bush kutsayacak mı.

Cihan Güngör
13-04-2007, 23:19
Madem ABD'de doğum, isim niye Cemal :) Kel başa şimşir tarak.

Birkan Bürüngüz
13-04-2007, 23:27
cemal klübü şimdiden devr-al (!) nasılsa dedelerin babaların sana bırakçak bu aileleşme sürecinde klubü.

Cem Ozel
14-04-2007, 00:13
gençlerbirliği oftaşı satıyormuş. alıcı amerikan bir işadamı diye duydum ve futbolu endüstriyelleştirme adına adım atacakmış türkiyede.. sadece bir duyum ama kulağa hiç hoş gelmiyor.

Muhittin Saban
14-04-2007, 03:23
Burası doğumhane finans bölümü değil sevgili Cem ;-)

Mustafa Ozyurt
14-04-2007, 03:40
Cemal değil Jamaal.

Rasim Bektaş
14-04-2007, 15:12
Nur ve topu gibi bir endüstiyel yeğen Cemalimiz oldu.
Geldi Cemal, gitti Kemal

Muhittin Saban
14-04-2007, 16:24
İllaki Amerika'da doğum yapılmasının geçerli nedenleri vardır! Ne bilim ABD vatandaşlığının kazandırılması gibi, Atatürk'ün "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" sözüne güvenmemek gibi!

Ne diyelim, Allah ana babalı büyütsün.