PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mavi Gozlu Dev:Nazım Hikmet


Nasuh Pirinc
09-03-2007, 19:52
http://img180.imageshack.us/img180/8059/mavigozludevhbr7585jc3.jpg
YÖNETMEN : Biket İlhan
YAPIMCI : Selay Tozkoparan-Biket İlhan
SENARYO : Metin Belgin
GÖRÜNTÜ YÖN. : Claduıo Bolivar
SANAT YÖN. : Mustafa Ziya Ülkenciler
MÜZİK : Cem İdiz
UYGULAYICI YAP: Nihan Belgin
SES : Dinos Kittou
SÜRE : 118 dk
VİZYON TARİHİ : 9 MART 2007

OYUNCULAR : Yetkin Dikinciler (Nâzım Hikmet), Dolunay Soysert (Piraye), Özge Ozberk(Münevver), Ugur Polat(Tahsin Bey), Ferit Kaya (Balaban), Suna Keskin(Celile Hanım), Rıza Sonmez (Orhan Kemal), Ahmet Mumtaz Taylan, Sinan Tuzcu, Turan Ozdemir, Murat Karasu, Devrim Nas, Turgay Tanulku, Cevdet Arıcılar, Nihat İleri, Mahmut Gökgöz, Sadık Gürbüz, Metin Belgin, Hakan Gerçek, Okan Yalabık, Nil Günal, Ziya Kürüt, Zühtü Erkan, Mutlu Güney, Çetin Yeltekin, Ufuk Aşar, Yaşar Karakulak, Öner Ateş, Derviş Tezcan, Berkay Ateş.

Kavganın, sevdanın ve Türkçe’nin büyük şairi Nâzım Hikmet, 1941 yılında Bursa Hapishanesi’ne nakledilir. “Komünizm” propagandası nedeniyle mahkûm olan şairin ünü içeride kulaktan kulağa, efsaneye dönüşür. İbrahim Balaban ve Yusuf, ustanın odasına desen çizeceği aynaları taşırlar. Mahkûmların portresini yapan Nâzım’ın aklı yalnızca karısı Piraye’dedir. Günlerdir ne mektup, ne telgraf gelmiştir. Hasretin dinmeyen sızısı, siyatik ağrılarından da beterdir. 2. Dünya Savaşı’nın vahşeti ve sefaleti tırmanırken; şair, Müdür Tahsin Bey’den kötü haberi alır. Hakkında verilen 28 yıl hapis cezası onaylanmıştır.

Piraye gelir sonunda… Mahzundur, hüzünlüdür, çaresizdir. Kısacık görüşmede, gardiyanın evinde gizlice buluşma teklifine şiddetle karşı çıkar. Ustanın öğrencisi Raşit üç yıl sonra özgürlüğüne kavuştuğunda, Orhan Kemal adıyla “72. Koğuş” hikâyesinin yazarı olacaktır. Balaban içeride, “şair baba”sının yanında ressamlığı ilerletir. Açlıktan ölenlerin çoğaldığı günlerde, dokumacılık sayesinde karısına para yollayan şairin son umudu dayısı Ali Fuat Paşa’dır. Celile Hanım oğlunu kurtarmanın yollarını aramaktadır. Peynirci Nuri’nin getirdiği bir teneke peynir, onu zehirlemek için mi gönderilmiştir? Balaban, açlık içinde, tenekeden çaldığı peyniri sevmediği bir mahkuma yedirir. 1945 yılında savaş bitmiştir ama hapishane müdürü, şaire hoşgörülü davrandığı gerekçesiyle, koltuğunu despot bir müdüre bırakmak zorunda kalır. Kırbaçlı gardiyanlar Nâzım’ın odasını basınca kıyamet kopar. Ekim 1948’de, dayı kızı Münevver ziyaretine gelir. Nâzım yeni bir sevdanın coşkusuna kapılır. İki aşk arasında bocalar, bir de üstüne Münevver kocasından ayrılmayı erteleyince bunalıma girer. Karaciğerinden sonra kalbi de yorulmuştur. Piraye’ye mektuplar yazar, yalvarır. Karısıyla zoraki buluşmada buzları eritmeye uğraşırken; Münevver’in de hapishaneye gelmesi, başka bir kâbusa sürükler şairi. 10 yıldır hapistedir, artık tükenme noktasındadır

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Ferhat Talan
10-03-2007, 15:25
memleket memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadı
memleket nazım hikmet ...

merakla bekliyoruz filmi ...

Ümit Kurt
10-03-2007, 23:11
Berkay Ateş'i (Nazım'ı vurmaya yeltenen şahıs) bir dahaki şairler buluşmasına gelirse teşhir edicem...:D

Gürhan Oğuz
11-03-2007, 11:34
dünyadan bir nazım geçti
bir geçti, pir geçti,
güneşe akın

Ahmet Tonel
12-03-2007, 12:08
Amacının Nazım'ın özünü yansıtmak olduğunu söyleyen Yetkin Dikinciler, "Bu konuda en büyük yardımcım yine Nâzım'dı. Çünkü o gerçek olmayan hiçbir şeyi kabul etmezdi" diyor.

Ulaş Pekgüzel
13-03-2007, 22:17
yarın gidiyorum yazacağım buraya yorumumu ;)

Murat Çapar
17-03-2007, 16:43
Üzülerek söylüyorum ama hiç beğenmedim.

Ahmet Tonel
19-03-2007, 15:05
Hadi ya bende gitmeyi düşünüyorum niye beğenmedin ?

Ümit Kurt
20-03-2007, 10:22
çok fazla ayrıntıya girmeden sadece cezaevinde ki yaşamından bahsedilmiş, bence güzel bir film olmuş...

Nazım Hikmet Memleket, Memleket Nazım Hikmet

Erdem Gazi
20-03-2007, 18:49
bence nazımı ii anlatamamışlar nazımı yüzde 80 münevver ve piraye ile anlatmışlar diğer aşkı çok az vardı bir de bi iki yerde partiyi karalamışlar!!!

Ferhat Talan
20-03-2007, 19:57
gittim ...gördüm ...begendim ...fazla siyasi yönünü vurgulamamışlar ....


izlemeye deger bir film ...eminim bu filmden sonra bütün kadınlar nazımın romantik yönüne daha bir aşık olacaklar ....

Murat Çapar
21-03-2007, 12:24
Hadi ya bende gitmeyi düşünüyorum niye beğenmedin ?

Büyük beklentiyle gittim ama hiç tatmin etmedi beni.

Olmadık yerlerde nazım'ın şiirleri giriyor.Bu da sırf söylemedik dememek için yapıldığını gösteriyor.

"Nazım'ı anlatmaya kalksak vakit yetmez,biliriz." Ama gözler Vera'yıda aramadı değil.

Filmde sanki bir çelişki vardı ? İntihar sahnesi...Nazım intiharı düşünmemiştir.Aksine şiirlerinde yansıtmıştır bunu..

YAŞAMAYA DAİR

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...


gibi..

Velhasıl film beklediğim gibi çıkmadı.