Orijinalini görmek için tıklayınız : Matteo Ferrari-(Futbol)
Namik Kartaloglu
16-07-2009, 21:10
http://img10.imageshack.us/img10/629/medya3s.jpg
Adı soyadı : Matteo Ferrari
Önceki Takımı :Genoa - İtalya
Forma Numarası : 27
Pozisyon : DEFANS
Doğum Tarihi :05.12.1979
Doğum Yeri : Aflou - Cezayir
Boy : 183
Kilo : 77
Ayakkabı No :
Takım :A Takım
Medeni Durum :Belirtilmedi
Milli Maç :21
Tamgaç Keçe
25-07-2009, 02:12
duvar gibi maşallah:)
Hakan Gültekin
25-07-2009, 12:17
umarım fazla abartmıyoruzdur.
Namik Kartaloglu
01-08-2009, 11:15
Matteo Ferrari’den Özel Açıklamalar
01.08.2009 09:17
Beşiktaş Dergisi'nin Ağustos 2009 sayısına konuşan Matteo Ferrari, Beşiktaşımız'dan teklif gelince fazla düşünmediğini belirtti ve tecrübesini sahaya yansıtma sözü verdi.
Güçlü fiziği ve hızıyla dikkat çeken Seria A’nın tecrübeli defans oyuncusu Matteo Ferrari, geriden oyun kurabilme özelliğiyle de takdirleri topluyor. Hava toplarındaki hakimiyeti ile takımımızın gücüne güç katacak olan İtalyan yıldız, rakip forvetlere nefes aldırmayan bir oyun yapısına sahip...
Cezayir’de 5 Aralık 1979 tarihinde dünyaya gelen Matteo Ferrari, futbola İtalya’nın SPAL takımında başladı ve 10 yaşında geçiş yaptığı Inter’de A Takım’a kadar yükseldi. Ardından Genoa, Lecce ve Bari takımlarında birer sene kiralık olarak oynayan yeni transferimiz, bu süre içersinde 42 kez forma giydi. 2000-2001 sezonunda tekrar Inter’e dönüş yapan İtalyan yıldız, sezon içinde 19 kez bu takımın formasını giymesinin ardından 2001-2002 sezonunun başında Parma’ya transfer oldu. En parlak dönemlerinden birini yaşadığı Parma’daki ilk senesinde 16, ikinci senesinde 32, üçüncü senesinde ise 33 kez sahada yer aldı. 2004-2005 sezonunda ise İtalya’nın en büyük kulüplerinden Roma’ya geçiş yaptı. Buradaki süreç içinde 35 kez Roma formasını giyen Ferrari, sezon sonunda İngiltere Premier Lig takımlarından Everton’a kiralandı. Daha sonra tekrar Roma’ya döndü ve iki sezon da burada geçirdi. Ardından Genoa’ya transfer olan başarılı defans oyuncusu, takımının sezonu beşinci olarak tamamlamasında büyük rol oynadı ve İtalya’nın en iyi beş savunma oyuncusundan biri seçildi. Matteo Ferrari aynı zamanda 11 kez İtalya Milli Takım formasını da giymeyi başardı. Beşiktaş ile üç yıllık sözleşme imzalayan Michael Fink, defans mevkiinde görev yapıyor.
Annen Gineli, baban İtalyan, sense Cezayir’de doğmuşsun. Epey kozmopolit bir yapınız var...
Babam petrol işinde çalıştığı için bütün dünyayı dolaşıyordu. Gine’de çalıştığı sıralarda da annemle tanışmışlar. Ardından annemi İtalya’ya götürmüş ve orada evlenmişler. Yine babamın işi gereği Cezayir’de oldukları dönemde de annem hamileymiş ve ben dünyaya gelmişim.
Futbol topuyla nasıl tanıştın?
Altı yaşındayken babamın şehri olan Ferrara’da futbola başladım ve dört senemi orada geçirdim. 10 yaşına geldiğimde ise Milano’ya gittim ve Inter’in altyapısına başladım. Orada A Takım’a kadar yükseldim.
Inter’in futbolcusu olduğun dönemde üç sezon boyunca Genoa, Lecce ve Bari takımlarında kiralık oynadın. Peki kiralık olarak oynamak bir futbolcuyu nasıl etkiler?
Evet, üç sezon kiralık olarak başka takımlarda oynadıktan sonra iki seneye yakın Inter’de tekrar oynadım. Ardından da Parma’ya transfer oldum. Bu kulübümle ortak aldığımız bir karardı. Çok gençtim ve tecrübeye ihtiyacım vardı. Bunun doğru bir karar olduğunu düşünüyorum çünkü döndükten sonra Inter’e daha yararlı oldum ve kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Yani bu benim için bir üzüntü kaynağı değildi.
Inter, Parma, Roma gibi İtalya’nın en büyük kulüplerinde futbol oynadın. Bir de bir İngiltere maceran oldu ve orada Everton formasını giydin. Geçen sene Genoa formasıyla İtalya’nın en iyi beş defans oyuncusundan biri seçildin. Sana göre kariyerinin en başarılı dönemi hangisiydi?
Parma’da forma giydiğim zamanlardı. Orada çok güzel yıllarım geçti. 23 yaşında kaptan oldum. Şehir çok güzeldi. Çok da iyi bir takımımız vardı. Ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle beni satmak zorunda kaldılar ve Roma’ya gittim. Orada da çok güzel bir dört sene geçirdim ama sorunuzun cevabı olarak Parma diyorum.
İtalya Milli Takımı ile ilgili neler söylemek istersin? Sanırım ilk maçını Türkiye’ye karşı oynamıştın...
İlk olmasa da direkt oynadığım ilk maçtı... Milli Takım’da iki buçuk sene boyunca yer aldım. İlk senemde Portekiz’deki Avrupa Şampiyonası’na katıldık. Yaş ortalaması 20-23 arasında olan oyuncularımız vardı. Benim için “Nesta ve Cannavaro’dan sonra üçüncü kişi” yakıştırmasını yapıyorlardı ancak ilk senemiz hem benim açımdan hem de takımımız açısından iyi geçmedi. Geri kalan bir buçuk senemiz için başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Yeni bir çıkış içindeydik çünkü. Nitekim ben takımdan ayrıldıktan sonra İtalya, Dünya Şampiyonu oldu.
Bir stoper oyuncusu olarak bugüne kadar en rahat kiminle oynadın?
Cannavaro, Lourent Blanc ve Sensini ile oynadım. Nesta ile Milli Takım’da iyi ikili olmuştuk. Geçen sene Genoa’dayken yanımda oynayan iki genç partnerim vardı. Onlardan biri Milli Takım’a çıktı, diğeri çıkmak üzere. Bu sorunun cevabı herhalde “Benimle oynayan herkes iyi işler yaptı” şeklinde olabilir (gülüyor).
Böylesi başarılı bir kariyerden sonra yolunu Beşiktaş’a düşüren süreç nasıldı?
İtalya’da çok uzun zaman geçirdim. Giovanni Trapattoni zamanında Milli Takım’da yer aldım. Geçen sene İtalya’nın en iyi beş oyuncusundan biri seçildim. Bütün bunların dışında yeni bir deneyim yaşamak için arayışlara girmiştim. Beşiktaş’tan teklif geldiği zaman da fazla düşünmedim açıkçası. Hem çifte şampiyon olmuş hem Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak bir takım. Ayrıca İstanbul da çok güzel bir şehir… Verilen para da tatmin edici olunca imzayı attım.
Şimdiye kadar sadece Everton için kendi ülkenin dışına çıktın. Beşiktaş bu anlamda ikinci tecrüben olacak. Bir uyum problemi yaşayacağını düşünüyor musun?
Tabii ki biraz zorluk oluyor ilk geldiğiniz zamanlar. İngiltere’de de böyle olmuştu. Ama şöyle düşünmek lazım; sonuçta buraya çalışmaya geliyorsunuz. Bu nedenle fazla sıkıntı yapacak bir şey yok ortada. Ki şu ana kadar Türkiye’de gördüklerimden çok etkilendim. Hem takım arkadaşlarım hem buranın atmosferi hem şehrin güzelliği... Çok etkilendim. Açıkça bir şey de söylemek istiyorum; ailemi fazla özlemiyorum çünkü burada da çok güzel bir ailem oldu.
İtalya’nın defans anlayışıyla bilinmesi nedeniyle, Türkiye’de “Defans oyuncusu alınacaksa İtalyan olmalıdır” gibi bir inanış var. Bu bağlamda senden de büyük beklentiler olacaktır...
Benim arkamda taşıdığım çok önemli bir geçmişim var. 12 sene boyunca Seria A’da oynadım. Farklı takımlarda forma giydim ve birçok değişik tecrübe yaşadım. Bütün bunlarla beraber geldim Beşiktaş’a. Açıkçası Türkiye Ligi’ni pek tanımıyorum. Oynadıkça tanıyacağım ama tecrübemi sahaya yansıtacağım konusunda söz verebilirim.
Beşiktaş’la çıktığın ilk antrenman da gol attın. Bir savunma oyuncusu olarak hücuma katılmayı seviyor musun?
Korner kullanılacağı zaman ileri gidip kafaya çıkmaya çalışırım. Pek gol atma özelliğim yok ama deniyorum (gülüyor).
Hava toplarında başarılı, hızlı ve güçlü bir fiziğe sahipsin. Bunun dışında nasıl özelliklere sahipsin?
Defans bölgesinde iyi bir organizatör olduğumu söyleyebilirim. Arkadaşlarımla devamlı konuşurum. Bunun dışında iyi ya da kötü anlarda sorumluluk almayı çok severim.
Bir savunma oyuncusu olarak saha içi karakterin nasıldır? Agresif misin yoksa soğukkanlı mı?
Maça ve karşımdaki oyuncuya göre değişir. Eğer ki teknik bir futbolcuyla mücadele ediyorsam agresif oynarım. Ama teknik değil de hızlı bir futbolcu varsa karşımda daha dikkatli oynarım. Onun yapacağı hareketi ondan önce düşünüp, ona göre pozisyonumu alırım.
Kariyerinde hiç direkt kırmızı kart görmedin. Sadece ikinci sarı kartlardan üç kırmızı kartın var. İtalyan bir savunma oyuncusu olarak bu büyük bir başarı...
Zaten agresif olmak demek, her şeye patır kütür girmek demek değildir. Nerede ne yapmanız gerektiğini bilmelisiniz. Ben de topla oynamayı, onu alıp dağıtmayı seven bir oyuncuyum. Agresif olmam gereken yerde de olurum. Her şeyin bir zamanı var.
Beşiktaş bu sezon, çifte şampiyon unvanını korumanın yanında Şampiyonlar Ligi’nde de başarılı olmak için mücadele edecek. Sen bu hedefle ilgili neler düşünüyorsun?
Bu takım geçen sene iki kupa kazanarak çok iyi işler başardı. Ancak bir futbolcu için en önemli arena Şampiyonlar Ligi ve orada önemli işler yapmaktır. Bizim şu anki hedefimiz grupları geçip bir üst tura çıkmak. Aynı zamanda geçen sezon kazanılan kupaları tekrar kazanıp yolumuza devam etmek…
Şampiyon olan kadroda yer almamana rağmen Şampiyonluk Balosu’na katıldın. Bu gelecek sezon için sana hırs kazandırdı mı?
Gerçekten çok güzel bir geceydi. Çok iyi vakit geçirdim. Aslında dışarıdan gelen biriydim ama takım arkadaşlarım beni yalnız bırakmadı. Hepsi ben de şampiyon olmuşum gibi davrandılar. İstanbul’da böyle bir gece yaşamak güzeldi. Gelecek sene o kupayı kazanmış biri olarak orada olmayı istiyorum.
Peki futbol dışındaki ilgi alanların neler?
Ailemle dışarıda olmayı, gezinmeyi seviyorum. Ayrıca basketbolla da çok ilgiliyim. NBA delisi olduğumu söyleyebilirim. Her gün maçlarını izliyorum. Benim için apayrı bir zevk.
Teşekkür ederim...
Berkay Köksal
23-09-2009, 01:23
dünyanın en seksi 7. mi kaçıncı futbolcusu seçilmiş diye duymuştum
Mustafa Şengezer
23-10-2009, 13:46
milli takıma seçilirmi acaba...
Tolga Karpuz
23-10-2009, 17:27
Mehmet Demirkol un yorumunu hatırlamamak imkansız :)
Gökhan Zan ın yarısı etmez demişti Ferrari için.Bir hafta sonra Fenere alınan Christian Baroni için iyi futbolcu yerinde transfer demişti :)
Mustafa Şengezer
25-10-2009, 18:00
Mehmet Demirkol un yorumunu hatırlamamak imkansız :)
Gökhan Zan ın yarısı etmez demişti Ferrari için.Bir hafta sonra Fenere alınan Christian Baroni için iyi futbolcu yerinde transfer demişti :)
nede olsa fenerli yorumcu..._)
Hakan Ozel
19-12-2009, 05:37
kale gibi ya bursa macında bir cıktı gorduk turkiyedeki en iyi stoper kim ne derse desin
Tuncer Döğer
19-12-2009, 14:04
kendi adıma eğer ki hakkım varsa sonuna kadar helal olsun sana...
Ufuk Biyik
19-12-2009, 14:19
umarım fazla abartmıyoruzdur.
sence abartıyormuyuz abi
Hakan Kirezci
19-12-2009, 18:20
Ferrari belki öyle uluslararası düzeyde bir yıldız değil ama dikkat ederseniz basit bir özelliği var ki kendisini öne çıkarıyor. Standart atletik yeteneklerinin yanısıra çok çok iyi bir pozisyon bilgisi var ve 8,5 numara bir takım oyuncusu.
Yıldıza gerek yok, bu niteliklere sahip 4-5 oyuncu daha olsa Türkiye ligindeki baş ve başaltı her takım uçar.
Eskilerden Rıza Kaptan ve Tayfur Kaptan'ı hatırlayın. Yıldız mıydılar?
Şimdi olsalar ilk onbir de oynatır mıydınız oynatmaz mıydınız?
Deniz Akkuş
20-12-2009, 14:18
bursa maçında son 2 gol ferrariden sonra yenildi...meğer 2. kaleci ferrai imiş.. belki abartılıyor denile bilinir belki oda hatalar yapıyor veya ilerki zamanlarda yapacak ama son zamanlarda defansın en iyilerinden kanımca.. gökhanın gidişine o zamanda üzülemitim.. dilerim zamanla çok iyi olacak ferrari-sivok keşke zapoda olsa:S:S en azından birine bişe oldumu diğeri yerine geçerdi
Osman Üner
21-12-2009, 13:55
Geldiğ günden beri çok tartışıldı.Aldığı para,verilen bonservis vs.Ama o her geçen gün kalitesini ortaya koydu ve takımın vazgeçilmezi oldu.öyle çok üstün yetenekleri yok ve yıldız değil.Ama tam bir takım oyuncusu ve inanılmaz pozisyon becerisi ve hissi var.Onun yokluğunu daha Bursa maçında sakatlanınca anladık.Umarım sakatlığı uzun sürmez ve takımdaki yerini en erken şekilde alır.Sağlıklı olarak.Geçmiş olsun tekrardan...
Ufuk Biyik
11-03-2010, 13:33
Siyah-beyazlı takım, savunmanın önemli ismi Ferrari'nin yokluğunda kalesini korumakta zorlanıyor
Turkcell Süper Lig’de sahasında İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u 2-0 yenerek zirveye daha da yaklaşan Beşiktaş’ta Ferrari’nin oynayıp oynamadığı savunma anlamında büyük önem taşıyor.
Siyah-beyazlı takım, savunmanın önemli ismi Ferrari’nin yokluğunda kalesini korumakta zorlanıyor. İtalyan oyuncunun oynamadığı maçlarda kalesinde 1,2 gol ortalaması gören Beşiktaş, bu oyuncunun oynadığı dakikalarda ise rakip golcüleri karşılamakta sıkıntı yaşamıyor. Cezalı veya sakat olmaması halinde savunmadaki görevini alan Ferrarili Beşiktaş, bu dönemde 0,8 gol ortalamasıyla maçlarını çıkardı.
Geldiği günden beri ortaya koyduğu futbolla büyük beğeni toplayan İtalyan oyuncu, yokluğunda yenilen gollerle takımı için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu ortaya koydu.
Ferrari’nin oynadığı 26 maçta 22 gol yiyen ve 0,8 gol ortalaması tutturan siyah-beyazlı ekip, İtalyan oyuncudan yoksun çıktığı 7 karşılaşmada ise kalesinde 9 gol görerek 1,2 ortalama yakaladı.
Ferrari çıktı, Bursaspor kazandı
Ferrari’nin takımı için ne kadar önemli olduğunu gösteren en önemli maç ise Bursaspor karşılaşması oldu.
Turkcell Süper Lig’in 17. haftasında Bursaspor’u konuk eden Beşiktaş, bu oyuncunun sahada olduğu dakikalarda başarılı bir futbol ortaya koyarken, sonrasında büyük sıkıntı yaşadı.
Beşiktaş, İtalyan oyuncusunun bulunduğu dakikalarda rakibine 2-1 üstünlük kurarken, bu oyuncunun 76. dakikada sakatlanmasıyla savunmasındaki direncini kaybetti.
Siyah-beyazlı ekip, 76. dakikaya kadar 2-1 önde götürdüğü karşılaşmada Ferrari’nin sakatlanmasının ardından son 5 dakikada kalesinde üst üste 2 gol gördü ve karşılaşmadan 3-2 yenik ayrıldı.
Öte yandan Ferrari’nin Bursaspor maçında olmadığı süreler dikkate alındığında bu oyuncunun yokluğundaki 8 maçta siyah-beyazlı ekip, 11 gol yiyerek 1,3 gol ortalaması tutturdu.
Son maçta hem savunma yaptı hem gol attırdı
Uzun süreli sakatlığının ardından sahalara formda dönen Ferrari, Beşiktaş’ın Turkcell Süper Lig’de İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile oynadığı erteleme maçında takımının ikinci golünde hem savunma yaptı hem de gol attırdı.
Siyah-beyazlı futbolcu, mücadelenin 62. dakikasında gelişen İstanbul Büyükşehir Belediyespor atağında orta sahada rakibinden önce topa müdahale etti. Ferrari, bir yandan topu uzaklaştırırken bir yandan da Holosko’ya pas vermiş oldu ve Slovak oyuncu takım arkadaşından gelen meşin yuvarlağı iyi değerlendirerek golü buldu ve takımını 2-0 öne geçirdi.
Bu arada Ferrari, ligin ilk yarısında Kasımpaşa ile yapılan karşılaşmada ise bir penaltıya sebep oldu. Bu pozisyonda 87. dakikada rakibini düşüren İtalyan futbolcu, kırmızı kartla oyun dışı kalırken, 88. dakikada Moritz penaltıdan golü attı.
Ferrari’nin olmadığı maçlar
Ferrari’nin oynamadığı maçlarda Beşiktaş’ın aldığı sonuçlar ise şöyle:
Eskişehirspor-Beşiktaş...................: 0-1 (Turkcell Süper Lig)
Beşiktaş-Kasımpaşa.......................: 1-3 (Ziraat Türkiye Kupası)
İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Beşiktaş: 1-0 (Ziraat Türkiye Kupası)
Beşiktaş-Konya Şekerspor.................: 4-2 (Ziraat Türkiye Kupası)
Antalyaspor-Beşiktaş.....................: 0-1 (Turkcell Süper Lig)
Beşiktaş-Gençlerbirliği..................: 4-1 (Turkcell Süper Lig)
Gaziantepspor-Beşiktaş...................: 2-0 (Turkcell Süper Lig)(aa)
Ufuk Biyik
01-04-2010, 15:39
Beşiktaşın başarılı oyuncusu Matteo Ferrari TFF`nin TAM SAHA Dergisi`ne önemli itiraflarda bulundu.
İtalya`ya dönmeyi düşünmediğini belirten Ferrari; Türk futbolunu, Türkiye`de yaşadıklarını şu şekilde ifade etti:
"Bir kere Türkiye artık önemli futbol ülkelerinden biri, bunu söylemek lâzım kesinlikle. İtalya ile karşılaştırdığım zaman ise Türkiye liginin fiziksel açıdan daha zor şartlar sunan bir lig olduğunu söyleyebilirim. Ancak ülkenizde fiziksel yapı ne kadar güçlüyse, düşünsel oyun ve taktiksel içgüdü o kadar az işin içerisine katılıyor da diyebilirim. Fakat tüm bunların arasında en vahim taraf Türk futbolunda taktik yok. Yani ekol olarak bunun eksikliği gözüküyor."
Genelde Türk defans oyuncularının ve defans kurgusunun temel probleminin yan toplar ve duran toplarda yerleşim problemleri, taktiksel problemler olduğu söylenir. Sen bu konudaki eksiğimizi ne derecede görüyorsun?
Bunlar tabii ki antrenmanla aşılabilecek, antrenmanla geliştirilecek noktalar. Örneğin köşe vuruşu pozisyonunda uygulayabileceğiniz iki defans opsiyonunuz var. Birincisi, alanı savunursunuz. Bunun için hafta boyunca sürekli tekrar yaparak çalışmak durumundasınız. Çünkü bu sayede herkesin nerede olacağını bilmesi gerekir. İkincisi ise adam adama markaj şeklinde savunmanızı kurgularsınız. Eğer adam adamayı tercih ediyorsanız, artık orada bireysel olarak güçlü olan, daha az hata yapan kazanacaktır. Ancak Türk futbolunda bunun eksikliğinin temele inilerek çözülmesi gerekiyor. Bunlar sonradan çalışarak gelişir dediğim gibi. Ancak genç Türk futbolculara bunu temelden öğreterek, bu konudaki eksikliklerin giderilmesi çok daha önemli.
90`ların sonundan bu yana devam eden kariyerinden önemli takımlarda oynadın. Birçok önemli teknik adamla çalıştın. Marcello Lippi`den Cesare Prandelli`ye, Luciano Spalletti`den David Moyes`e kadar. Şimdi de Mustafa Denizli ile çalışıyorsun. Bu teknik adamlar içinde futboluna ve kariyerine en çok etki eden, gelişimine en fazla katkısı olan hangisi; özellikle de teknik direktör oyuncu ilişkisi anlamında?
Öncelikle bugüne kadar çalıştığım her teknik direktörden futboldan zevk almayı öğrendim. Hepsi bana ayrı şekillerde bu zevki nasıl yaşayabileceğimi gösterdi. Elbette her yeni teknik direktör bana birçok futbol unsuru konusunda yol gösterdi, ben de onlardan kariyerimi, futbolumu daha da ilerletebilmek anlamında sürekli yeni şeyler öğrendim. Fakat yıllar ilerledi ve artık toy bir futbolcu ya da çocuk değilim; 30-31 yaşında bir futbolcuyum. Bu büyük tecrübeyi ve futbol sahası içinde sakin kalmayı, panik anında çözüm bulma gibi yetilerimi çalıştığım teknik adamlardan aldığım yardımlarla sağladım.
İçlerinde senin için çok daha özel olan bir isim var mı?
Saha içinde bana en çok katkıyı vermiş olanlar Prandelli ve Spalletti diyebilirim.
İtalyanların sorunu muhafazakârlık
İtalyan futbolu denince akla ilk olarak savunma gelir. Bu kökenden ve özellikle de Helenio Herrera ile uygulanan Katenaçyo`dan bu yana uzanan bir gelenek. Ancak son yıllarda, kulüpler düzeyinde İtalya, Avrupa`da çok zorlanıyor ve üst noktalara gidemiyor. 2006`da milli takım düzeyinde Dünya Kupası kazanılsa da Milan, Inter, Juventus gibi kulüplerin rakiplerinden çok kolay ve fazlaca gol yiyen Şampiyonlar Ligi performansları ortada. Eskisi gibi iyi savunmacılar çıkarmakta sorun mu yaşıyor İtalyan futbolu?
Açıkçası ben sorunun temelinde defans olduğunu düşünmüyorum. Biz İtalyanların en büyük sıkıntısı muhafazakârlık. Çünkü biz hâlâ kendimizi dünyanın en iyi futbolunu oynayan ülkesi, İtalyan kulüplerini de dünyanın en iyi kulüpleri olarak görüyoruz. Oysa İngiliz takımlarına bakıldığında her sene bir İngiliz takımı Şampiyonlar Ligi`nde final oynuyor. Ben bir İtalyan olarak artık olaylara biraz objektif ve dışarıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum. İtalya`da çoğu kişi hâlâ bizden iyisi olmadığını düşünüp problemleri geçiştiriyor. Daha doğrusu gerçeği inkâr edip kendisine göre çarpıtarak sıkıntının temeline inemiyor. Kısacası ben oyuncu yetişmediğini düşünmüyorum. Çok çok yetenekli İtalyan savunmacılar yine yetişmekte, sorunumuz zihniyet ve bakış açısı.
Kanımca bunu İtalyanların son on yılda 21 yaş altında kazandıkları Avrupa şampiyonlukları ile destekleyebiliriz. Çok iyi oyuncular çıktı bu süreçte ki sen de bunlardan birisin. Altyapı olarak önce SPAL, sonra Inter çıkışlı bir oyuncusun. Sen nasıl yetiştirildin? Eskiden Baresi tarzı libero tipli oyuncular gibi mi, yoksa futbolun son dönemdeki değişimiyle çizgi defans tarzıyla mı eğitildin?
Ben küçük yaşlarda altyapılarda yetişirken bir ön libero gibi, yani tam ön libero gibi olmasa da biraz defansın ön tarafında oynayan bir futbolcuydum. Eski libero tarzına daha yakındım. 90`ların sonunda Inter`e gittiğim zaman ise artık çizgi defansla oynamaya başladım ve kendimi ona göre geliştirmeye başladım. Çünkü 90`ların sonunda artık libero kavramı ortadan büyük ölçüde kalkmıştı. Ben de kendimi yeni sisteme adapte ettim ve bu şekilde geliştirdim.
İngiltere`de de bir sezon oynadın. Orada daha farklı bir mental yapı olduğunu biliyoruz. İngiltere, İtalya ve Türkiye`yi savunma anlayışları bakımından nasıl değerlendirirsin?
Öncelikle dediğiniz gibi İngiltere ve İtalya`daki futbol sistemlerinin birbirinden çok farklı olduğunu belirtmek lâzım. İtalya`da savunma oyuncuları bir hafta boyunca idmanlarda sadece savunma çalışır. Isınma hareketlerinden hemen sonra bir antrenör sizleri alarak takımdan ayrı savunma kurgusu üzerine yoğunlaşmanızı sağlar. İtalya`da defansın kurgulanması her zaman ön plandadır. Temel prensip defans oyuncusunun savunma yapması gerekliliğidir. Başka bir şey düşünmesi çok arzu edilmez. İngiltere`de ise durum biraz farklı. Orada tüm takım aynı idmanı yapar, defans için özel bir program düşünülmez. İngiltere`de çok daha hızlı bir futbol oynanır ancak defansif anlamda taktiksel ayrıntıların İtalya`daki kadar üzerinde durulmaz. Bence bu açıdan biraz da Türkiye`ye benziyor. Çünkü Türkiye`de de defansif taktik üzerinde benim takımım dışında çok durulduğunu gözlemlemiyorum.
Bu bağlamda kendini en başarılı gördüğün lig hangisi?
Net bir şekilde İtalya diyebilirim. Zaten sadece sekiz aydır Türkiye`deyim ve İngiltere`de de sadece bir sezon oynadım ki bunun da büyük bölümünde sakatlıklarla boğuştum. İtalya`da çok uzun bir süre oynadığım için tabii ki cevabım İtalya. Parma`da geçirdiğim ilk sezon ve Roma`da geçirdiğim iki sezon en iyi sezonlarımdı diye düşünüyorum. Roma`dayken kupayı da kaldırmıştık.
Defansta diğer birçok mevkie oranla iletişim çok daha önemli. Aynı dili konuşabilmek veya ortak bir dil yaratabilmek... Everton`a gittiğinde dil sorunu yaşadığın şeklinde haberler çıkmıştı. Türkiye`ye geldiğinde de benzer sıkıntılar yaşandı mı?
Burada öyle bir sıkıntı yaşamadım, çünkü takımla uzun bir sezon öncesi hazırlık dönemi geçirme şansı yakaladım. İngiltere`de ise neredeyse transferimden bir kaç gün sonra maça çıkmak zorunda kalmıştım ve evet bahsettiğiniz sıkıntılarla karşı karşıya kaldım. İngilizcem de o zamanlar şu anki kadar iletişime izin vermiyordu ne yazık ki. Burada da İngilizcesi iyi olmayan ya da bilmeyen oyuncular var elbette, ancak futbolun ortak bir dili olduğu da yadsınamaz. Bazen bir bakış, bazen bir göz teması bile savunmada nasıl hareket edeceğinizi size anlatır. Bizim takımda da bu geçerli.
Yine de savunmada yanında daha çok yer alan Sivok`un daha önce İtalya Ligi`nde oynaması, seninle aynı dili konuşabilmesi bir avantaj sağlıyordur.
Tabii ki onunla çok iyi bir ikili oluşturduğumuzu düşünüyorum. Onun İtalya`da oynamış ve bu futbolu tanımış olması önemli. Saha içinde birbirimizle İtalyanca konuşmamız ve birbirimizi iyi anlamamız da önemli ki, ligin en başarılı savunmasını ortaya çıkardık sonuç itibarıyla.
Beşiktaş taraftarı için çok özel bir oyuncusun. Son on yıllık döneme bakarsak bir Pascal Nouma, bir İlhan Mansız gib i bu taraftarın sembol isim haline getirdiği oyunculardan biri konumuna geldin. Beşiktaş taraftarı takımın kötü gittiği ve on iki puan geriye düştüğü dönemde bile seninle büyük bir sevgi bağı kurdu. Bu süreç senin için nasıl gelişti ve daha önce oynadığın kulüplerden birinde böyle bir bağ kurmuş muydun?
Ne Inter`de ne Roma`da ne de başka kulüplerde oynarken böyle bir ortam yaşamadım. Belki örnek vermem gerekirse geçtiğimiz sezon Genoa`da taraftarla bir hayli uyum içindeydik, ancak asla buradaki gibi değildi. Burada artık nasıl diyeyim, bir kan uyuşmasıydı belki de, daha ikinci ya da üçüncü maçımda taraftarlar coşkuyla adımı bağırmaya başladı. Bu beni çok mutlu etti, aynı zamanda çok da gururlandırdı. Takımda size böyle bir oyuncu gözüyle bakılıyorsa, omuzlarınıza daha da büyük bir sorumluluk yükleniyor doğal olarak. Ama bu durum benim için negatif bir unsur değil. Çünkü ben her zaman sahada en iyisini yapmaya çalışırım. Yaptığımı da düşünüyorum. Benim için Beşiktaş taraftarı çok özel, onlara ve bu sevgiye lâyık olmaya çalışıyorum.
CSKA Moskova maçında ve Ali Sami Yen`deki 3-0`lık Galatasaray maçından sonra rakip takımı tebrik ettiğini, alkışladığını gördük. Hatta CSKA maçından sonra tek başına orta alanda durup CSKA`lı futbolcuları alkışladın. Bunun hakkında ne söylemek istersin?
Bunun saygıyla alâkalı bir durum olduğunu düşünüyorum. CSKA eşleşmelerine bakıldığında bizi iki maçta da yendiler ve çok az şans verildikleri bir gruptan yollarına devam edebildiler. Ben de bu başarılarından dolayı onları alkışladım. Galatasaray maçı da bunun bir benzeri. Bizi 3-0 yenmişlerdi ve çok iyi bir futbol ortaya koymuşlardı. Fakat bu "Siz bizden iyisiniz" anlamına gelmez, "Siz bizden bugün daha iyiydiniz ve hak ettiniz" anlamına gelir. Kesinlikle saygıyla alâkalı bir durum.
Ferrari`li Beşiktaş ve Ferrari`siz Beşiktaş kavramlarını yaratan bir performans ortaya koyuyorsun. Çünkü Ferrari`nin oynadığı maçlarda takım 0.8 civarı gol yerken, Ferrari`siz savunmanın 1.5 gole yakın bir ortalamayla oynadığını görüyoruz. Savunma takım olarak yapılır, gol de takım olarak atılır gibi bir görüşe sahip olduğunu da biliyoruz ama senin de mutlaka ortaya koyduğun bir etki var gibi. Bunu nasıl değerlendirirsin?
Evet, bu tip istatistikler olduğunu biliyorum. Diyalog ve iletişim ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Defanstaki bütün arkadaşlarımla büyük uyum içindeyim. Onlara elimden geldiğince maç içerisinde moral vermeye, özgüven kazandırmaya çalışırım. Maça adapte olmalarını sağlamak için uğraşırım. "Ben senin için de savaşıyorum, arkanı kolluyorum" duygusunu onlara vermeye çalışıyorum. Ben sahadayken onların daha rahat olduğunu görüyorum. Şunu da eklemek isterim; Genoa`ya gelmeden önce Genoa`nın ligin en kötü defans hatlarından birine sahip olduğu söyleniyordu. Akabinde geçen sezon ben oynarken takımın sınıf atladığı ve ligin en kaliteli savunmalarından biri haline geldiği vurgulandı. Ben ayrıldıktan sonra şimdi Genoa savunması yine ligin en kötü defans hatlarından biri. Bu tam olarak neden bilmiyorum ama bir etkim olduğu aşikâr. Aynı zamanda ben maça fazlasıyla konsantre olduğum için yanımda oynayan oyuncuları da maça fazlasıyla entegre edip, onların da daha az hata yapmalarını sağlıyorum sanırım.
İtalyan savunma oyuncularının çok sert bir yapısı var, genelde haşin savunma yaptıklarını söyleyebiliriz. Örneğin Materazzi... Sen daha farklısın ve sertlikten ya da faullerden ziyade sezgilerinle ön plandasın. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?
Öncelikle Materazzi`nin çok farklı bir oyuncu olduğunu söyleyeyim. Tamamıyla fizik gücünü kullanan, sert ve başka tarza sahip bir oyuncu. Bense oyunu iyi okur, top daha gelmeden pozisyonu süzer ve ne şekilde gelişeceğini, topun nereye gideceğini sezip ona göre hareket etmeye çalışırım. Pozisyonu kafamda kurgular ve direkt topa giderim. Ancak bazıları direkt olarak pozisyona girer, artık top mu gelir, adam mı gelir belli değildir. Orada da dengesiz sertlikler olur.
Savunma oyuncularının ilerleyen yaşlarla birlikte çok büyük tecrübe kazandığı ve performanslarının en iyi dönemlerini otuzlu yaşlara doğru vermeye başladığı bilinir. Sen de bu dönemdesin. Önümüzde bir Dünya Kupası var ve İtalya Milli Takımı`nda yıllardır savunma göbeğini parselleyen iki büyük yıldız Nesta ve Cannavaro artık yok. Takım bir değişim sürecinde. Sen kendini bu değişimin ve İtalya Milli Takımı`nın neresinde görüyorsun?
Şu anki milli takım hocası ile bir şansım olduğunu düşünmüyorum. Tek cümle ile ifade edebilirim. Onunla hiçbir şansım yok.
İtalya`ya dönmeyi düşünmüyorum
Pekâlâ, kariyerinin devamında tekrar İtalya`ya dönüp Milan, Juventus gibi en üst seviyedeki takımlarda forma giyme planın var mı?
Açıkçası ben İtalya`daki düşünce yapısını çok sevmiyorum. O yüzden de dönmeyi düşünmüyorum. İtalya Milli Takımı`na kendi takımında 6 ay veya 1 sene forma giymemiş oyuncular çağırılabiliyorlar. Oyuncu uzun süre kendi takımında forma giymeyip sadece iki maçta oynatılıyor ve ardından İtalya Milli Takımı`nda 90 dakika görev yapıyor. Bence bu büyük bir adaletsizlik. Adalet çok önemli bir unsur futbolda. Bakın, İtalya`da en iyi takım hiçbir zaman en iyi oyunculardan kurulu olanı değildir. Siz ne kadar iyi oynarsanız oynayın, ne kadar büyük bir çıkış gösterirseniz gösterin, eğer önünüzde hatırlı futbolcu varsa her zaman o sahada olacaktır. O futbolcu 6 aydır sakat bile olsa, siz o 6 ay boyunca en iyi performansınızı göstermiş bile olsanız formanın sahibi yine o olacaktır. Oysa ben rekabeti seven bir oyuncuyum. O hafta kim iyiyse onun oynaması taraftarıyım ve bir oyuncu başarılıysa, oturmuş düzenin değiştirilmesini anlayamıyorum. Örnek vermek gerekirse; ben Roma`da oynarken bir dönem çok iyi bir çıkış yakalayıp takımın devamlı oynayan oyuncularından biri haline gelmiştim. O dönemki teknik direktörümüz Luciano Spalletti bir gün medyaya "Ferrari benim için çok önemli bir futbolcu, onun antrenman disiplinine hayranım. Çok iyi oynuyor ve benim için değişilmez bir savunmacı" demişti. Ancak Şampiyonlar Ligi maçları başladığında yine diğer iki oyuncuyu tercih etti. Açıkçası basının mı, taraftarın mı baskısından çekindi bilemiyorum. Fakat o gün anladım ki, ben ne kadar iyi oynarsam oynayayım ne yaparsam yapayım önümdeki iki oyuncu döndüklerinde formayı benden alacaklardı. (Chivu ve Mexes)
Buna "Hak edenin değil de daha pahalı ve ünlü olanın tercih edilmesi" diyebilir miyiz?
Roma`daki üçüncü sezonumda çok başarılı bir performans sergiliyordum. O dönem takımda bulunan Christian Chivu`dan da Philippe Mexes`ten de daha başarılıydım. O dönemler herkes "Artık Matteo Ferrari Roma`nın as futbolcusudur" demişti. Çünkü bunu hak ediyordum. Ancak onlar Chivu ve Mexes`ti. Roma`daki son sezonumda bana 4 senelik kontrat teklif ettiler ancak reddettim. Çünkü Roma taraftarlarının bazı seçilmiş futbolcuları vardı. Lâkin ben seçilmişlerden biri değildim. Dolayısıyla o oyuncuların oynamaları yönünde baskı oluşturuyorlardı. İstatistiklere bakıldığında hem Chivu`dan hem de Mexes`ten daha başarılı olmama rağmen bu oyuncuların arkasında kaldım. Ayrıca İtalya`da bir yabancı hayranlığı da var. Inter`e bakın, neredeyse bir tane bile İtalyan futbolcu göremezsiniz.
İtalyan futbolcular genellikle İtalya dışında futbol oynamayı tercih etmiyor. Yurtdışında futbol oynamanın kendi milli takımlarına seçilmeleri konusunda dezavantaj yaratabileceğini düşündüklerini biliyoruz. Senin yurtdışına çıkman milli takım kariyerine olumsuz bir etki yapar mı?
Bunun doğru bir saptama olduğunu söylemem lâzım. Yurtdışında milli takımda forma giyebilecek on tane oyuncu varsa maalesef bir veya iki tanesi milli takıma çağırılıyor. Bunun nedeni biraz da "Biz en iyiyiz, öyleyse en iyisi bizim ligimizde oynayandır" mantığı. Ben zaten milli takım hayali kurarak Beşiktaş`a transfer olmadım. Çünkü geçtiğimiz yıl Genoa`da oynarken istatistiksel olarak İtalya`nın en iyi beş defans oyuncusundan biriydim. Bu şartlarda bile çağırılmıyorsam, bu teknik direktörle bir milli takım hayali kurmanın anlamsızlığını görüp Beşiktaş`a transfer oldum.
"İyi değil" diye nitelendirdiğin Genoa defansındaki Domenico Criscito milli takıma seçilirken senin tercih edilmediğini de biliyoruz.
Evet. İşte İtalya böyle bir yer. Kariyerimde bu hep böyle oldu. Genoa`da 20 maç beraber oynadığım Salvatore Bocchetti A milli takıma seçildiğinde bana geldi ve "Teşekkür ederim, senin sayende seçildim" dedi. Ben Genoa`dan ayrılıp Beşiktaş`a geldim ve artık Bocchetti milli takımda değil.
Bunun bir başka örneğinin de Tomas Sivok olduğunu söyleyebiliriz. Senden önce sadece aday kadroda yer bulan savunmadaki ortağın, şimdi Çek Milli Takım savunmasının temel direği olmuş durumda.
Sivok için çok mutlu olduğumu söylemem lâzım. O bunu benimle oynamasa da hak eden bir futbolcu. Ancak benimle birlikte oynayan bütün oyuncular kendi performanslarının en üst seviyesine çıktı. En iyi milli takımlarda yer alıyorlar. Mexes`in Fransa Milli Takımı`nda esamisi okunmuyordu. Benimle birlikte oynama başladı, ardından milli takıma çağırıldı. Ben takımdan ayrıldım, Mexes yine milli takım kadrosundan uzak kalmaya başladı.
Bir kafa topu mücadelesinde takım arkadaşın Michael Fink`le şanssız bir şekilde çarpışarak uzun bir süre forma giyemedin. Takımdan ayrı kaldığın o günleri nasıl değerlendiriyorsun?
Takımdan ayrı kaldığım o süreçte çok kötü günler geçirdim. Çünkü benim gibi adale gücüyle oynayan sporcular için geri dönüşler her zaman zordur. Formda kalmak için antrenman yapmak, maç oynamak zorundasınız. Ben iki ay boyunca maça çıkamadım. Takıma dönüşüm Galatasaray maçıyla oldu ama o maçta sahaya çıktığımda kendi kendime "Ben bu değilim" dedim. Çünkü o kadar ara verince döner dönmez kendinizi bulamıyorsunuz. Kayseri maçıyla bir toparlanma dönemine girdim ve her geçen gün eski formumu yakaladığımı söyleyebilirim.
Son döneme baktığımızda Avrupa`nın beş büyük liginden Türkiye ve Yunanistan`a kariyerli futbolcuların transferinde bir artış olduğunu görüyoruz. Maddi gerekçeleri bir kenara bırakırsak, senin Türkiye`yi tercih etmendeki faktörler nelerdi?
Dürüstçe ifade etmek gerekirse 30 yaşına gelmiş bir futbolcu için Beşiktaş`ın yapmış olduğu teklif reddedilemezdi. Zaten geçtiğimiz sezon Genoa`da oynarken kafamda değişiklik planları kurguluyordum. Kariyerimin bu döneminde yeni bir heyecan, yeni bir ülke benim için çok cazipti. Genoa`da hem takım olarak hem de bireysel olarak çok başarılı bir sezon yaşadım. Ancak ne kadar da başarılı olsanız, oynadığınız takım Genoa. Ulaşabileceğiniz nokta aşağı yukarı belli. Bu şartlardaki bir futbolcunun önünde iki seçenek belirir. Ya Real Madrid gibi çok büyük bir takıma gitme imkânınız oluşur ya da farklı bir arayışa girip kendinizi yeni sulara yelken açarken bulursunuz. Siz de takdir edersiniz ki Genoa`da oynadıktan sonra Real Madrid`e transfer olmanız çok rastlanan bir olay değil. Diğer taraftan Beşiktaş`ın kendi liginin son şampiyonu ve devamlı şampiyonluk için mücadele veren bir takım olması, Şampiyonlar Ligi`nde boy gösterecek olması benim için çok önemli detaylardı. İtalya`da Genoa`yla ne kadar başarılı olursanız olun, maalesef şampiyon olamıyorsunuz. Beşiktaş`ta ise durum farklı. Hem Şampiyonlar Ligi`nde mücadele etme şansınız var hem de ligin önemli şampiyonluk adaylarından birisiniz. İtalya`daki misyonumu doldurduğumu düşündüğüm için farklı ülke, farklı kültür ve farklı insanların cazibesi ağır bastı diyebilirim.
Kültür demişken, Türkiye`de kültürel olarak nelerden etkilendin? Harry Kewell`ın sıkı bir baklava fanatiği olduğunu öğrenmiştik mesela.
Evet, Kewell gibi benim de etkilendiğim yemekler oluyor mutlaka. Ancak etkilendiğim şeylerin başında İstanbul şehri geliyor. Bana göre İstanbul`un Milano, Paris, New York, Londra gibi şehirlerden hiç bir eksiği yok. Hatta tam tersine içerisinde hepsinden biraz barındıran bir sentez gibi adeta. İstanbul öyle bir şehir ki, isterseniz tarihi ve doğal güzelliklerini bir turist gibi gezebilir, keyfini çıkarırsınız, isterseniz de şık bir restoranda arkadaşlarınızla güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Astoria, Kanyon ve İstinye Park gibi yerlere gidip nefes alıp biraz eğlenebilirsiniz. İstanbul`un bu bağlamda benim için çok çekici bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Burada yaşamak benim için kültürel anlamda müthiş bir beslenme kaynağı.
Seni son dönemde Efes Pilsen`in maçlarında görüyoruz. Bildiğimiz kadarıyla Kaya Peker`le de arkadaşlığınız var. Bir İtalyan futbolcuyla bir Türk basketbolcunun bu arkadaşlığı insanlara enteresan geliyor. Basketbol sevgisi nereden kaynaklanıyor, Kaya Peker`le nasıl tanıştınız?
Basketbolu çok seviyorum. Fırsat bulduğumda NBA maçlarını da takip ediyorum. Şüphesiz Euroleague de çok önemli bir basketbol organizasyonu. Bulunduğum şehirde oynanmakta olan bir Euroleague maçı ve benim bu maça gitme şansım varsa bu şansı değerlendiririm. Kaya Peker`le tanışmam ise biraz tesadüf eseri oldu. Bir gün arkadaşlarımla bir restoranda yemek yerken Kaya da orada bulunuyordu. Konuşma fırsatımız oldu ve akabinde arkadaşlığımız gelişti. Bugüne kadar Kaya`nın davetlisi olarak üç Efes Pilsen maçına gittim. Hepsinden de büyük keyif aldığımı söyleyebilirim.
Efes Pilsen-Montepaschi Siena maçında İtalyan temsilcisi faul atarken ıslıklayan taraftarlara katıldığınız söyleniyor…
(Gülüyor) Hayır. Ben Efes Pilsen taraftarı değilim. Basketbolseverim.
Futbola Ferrara kentinde SPAL altyapısında başladığını biliyoruz. Daha sonra Inter, Lecce, Bari, Parma, Roma, Everton ve Genoa gibi takımlarda oynadın. Sempati duyduğun veya taraftarı olduğun bir takım var mı?
Babam Inter taraftarı olduğu için çok küçükken Inter taraftarıydım. Ancak profesyonel olarak futbol oynamaya başladıktan sonra hayatımda taraftarlık diye bir kavram kalmadı. Artık hangi takımda oynuyorsam o takımın taraftarıyım. Doğduğum yer olan Ferrara ise Bologna yakınlarında bir kent ve onlarla yaşanan rekabetten dolayı oradan çıkan kimse Bologna kulübünü sevmez. Ancak ben onu dahi aştım diyebilirim.
İtalyan futbolunun son beş senesine baktığımızda ciddi bir değişim görüyoruz. Lig dengesinin değişmesi, şike skandalı ve takip eden süreçte gelen bir Dünya Kupası… İtalyan futbolunun bu son 5-6 senelik sürecini nasıl değerlendiriyorsun?
En büyük değişimin maddi konularda olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Inter İtalya`da en fazla paraya sahip olup bunu da fazlasıyla harcayan bir takım. Massimo Moratti sağ olsun. Milan ve Juventus`un düşüş ve sorunlar yaşadığı bu dönemde Inter maddi gücünü kullanarak gücüne güç kattı. Zaten bu son 5 senenin Inter dominasyonunda geçtiğini görüyoruz. Bunun teknik direktör veya farklı bir organizasyon sonucu gerçekleştiğini de düşünmüyorum. Bunun tek gerekçesi kulüpler arasındaki maddi uçurum. Örneğin ben Roma`da oynarken takım halinde inanılmaz bir performans sergilemiştik. Ancak o harika performans bizi ancak lig ikincisi yapmaya yetti. Çünkü onlar bizden hep bir adım öndeydi. Kadrolarından, şampiyon olabilecek üç takım oluşturabiliyordunuz. Bunlar Serie A`da çok önemli avantajlar.
İtalya Federasyonu ve kamusal kurumlar ülke futbolunun durumunu, statların mevcut halini, aksaklıkları düzeltmek için Euro 2016`yı düzenlemeye aday oldu. Bir diğer aday da bildiğin gibi Türkiye. Türkiye`de oynayan bir İtalyan futbolcu olarak bu adaylıkları nasıl değerlendiriyorsun?
Her iki ülke halkı da futbolu çok seven halklar. İtalya da kazansa, Türkiye de kazansa çok mutlu olacağımı söyleyebilirim. Adaylık sürecinin iki ülkenin de futbol ortamına katkıda bulunacağını düşünüyorum. Özellikle Türkiye`nin futbol alanındaki gelişimini göz önüne alırsak, bu denli büyük bir organizasyonun bu gelişim sürecine katkıda bulunacağı da açık. Ancak İtalya`nın da Türkiye`nin de işinin kolay olmadığını söyleyebilirim. Böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmak, en başta stadyumların tekrar gözden geçirilmesine ve yeni stadyumlar inşa edilmesine yol açacaktır. Türkiye için bunun gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye`deki stadyumlar oldukça eski ve elden geçmesi şart.
Türkiye`de genel olarak futbol organizasyonunu nasıl yorumluyorsun?
Genel anlamda iyi bir futbol organizasyonu olduğunu söyleyebilirim. Stadyumlara giden taraftarların içinde bulundukları organizasyondan çok büyük keyif aldıklarına inanıyorum. Ancak her ülkede ve her organizasyonda bir takım sıkıntılar olabiliyor. Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır`da yaşanan olayları izledim. Kesinlikle çok üzüldüm. Ancak bu olaylar ne ilk defa oluyor ne de son defa. Ne yazık ki dünyanın her yerinde meydana gelebilen olaylar. Şüphesiz, bazı şeylerin değiştirilmesi için birilerinin ölümünün ya da yaralanmasının beklenmemesi gerekiyor. Bu düşünce tarzının artık dünya futbolundan uzaklaştırılması lâzım.
Özellikle yoğun olarak İtalya, İspanya ve İngiltere`de son dönemde ırkçılığın kanayan yaralardan biri olduğunu biliyoruz. İspanya`da Eto`o, İtalya`da Mario Balotelli gibi siyahî futbolcuların bazı şikâyetleri oldu. İtalya`da Verona`nın kent olarak bu konuda sabıka dosyasının kabarık olduğunu biliyoruz. Lazio taraftarının kendi siyahî futbolcularıyla yaşadığı problemler de ortada… Türkiye`de ırkçılıkla ilgili bir sıkıntı yaşadın mı?
Türkiye`de kesinlikle böyle bir sıkıntı yaşamadığımı söyleyebilirim. Burada olduğum için çok şanslıyım. İtalya`da ise durum biraz farklıdır. Özellikle Verona tespitiniz çok doğru. Yıllar önce Inter formasıyla Verona taraftarının karşısına çıktığımda bir takım ırkçı tezahüratlara maruz kalmıştım. Ancak ne gariptir ki, iki hafta önce aynı stadyuma İtalya Milli Takımı formasıyla çıktığımda aynı insanlar beni alkışlıyorlardı. O zaman anladım ki bana yaptıkları o ırkçı tezahüratların sebebi, üzerimdeki Inter formasıydı. İtalya`daki her ne kadar bazı sosyal temellere dayansa da takım fanatikliği de işin içerisine giriyor. Bazı olayları takım fanatikliğiyle ilişkilendirebiliriz diye düşünüyorum. Ancak yine de çok can sıkıcı ve sizi futboldan soğutan olaylar. Siyahî olduğum için İtalya`da zaman zaman bu konuda sıkıntı çektiğim de bir gerçek. Ancak diğer birçok ülkeye göre İtalya`dakinin temelleri çok derinde değil.
Yazın oynanacak Dünya Kupası`nda İtalya`nın şansını nasıl görüyorsun bir turnuva takımı olarak? Sence kupanın favorisi kim?
İtalya İtalya`dır. Her zaman şampiyona takımı olmuşlardır ve eminim yine iyi şeyler yapacaklar. Ancak "Favorin İtalya mı?" sorusuna olumlu cevap vermem de mümkün değil. Dünya Kupası`nda iki takımı diğerlerinden ayırıyorum; biri Brezilya, diğeri de İspanya. Fabio Capello`nun yönetimindeki İngiltere ve Maradona`nın yönetimindeki Messi`li Arjantin gibi takımlar da bu yarışın içerisinde olacaklardır ama söylemiş olduğum bu iki takım bence kupanın favorileri.
Hem felsefe hem de olay itibariyle Zidane mı Materazzi mi?
Yorum yok (Gülüyor). Bir şey söylememe gerek yok kanımca.
vBulletin v3.6.5, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.