PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nilay YILMAZ -Oh Be!-16 Mart


Murat Aru
16-03-2007, 12:08
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/06/gazete/yazar/ic/k_yyilmaz.gif

Oh be!

http://www.milliyet.com.tr/2007/03/16/spor/resim/yyilmaz.jpg
4 köşe yazısı tatildeydik. İtiraf etmeliyim ki; sı-kıl-dım... Şu İddaa'ya yazın ara verilseydi, ben de yazı derdi olmadan bir tatil yapsaydım. Fena mı olurdu? Olmazdı
Konuya girecek olursak, yazacak konular birikti; zamanı geçse dahi değinmek gerekenler var... Başlayalım o zaman:
Hani Fenerbahçeli taraftarlarla Volkan arasında gerginlik yaşanmıştı ya; Volkan'ın taraftara küfür ettiği ileri sürülmüştü... Taraftar çok kızmıştı Volkan'a. Sonra denmişti ki; "Taraftara küfür edilmez". Sadece taraftara mı küfür edilmez? Yoksa hiç kimseye mi? Siz sevgili taraftarlar, size edilen küfürden bu kadar rahatsız olduğunuza göre; neymiş? Küfür kötü bir şeymiş. O zaman ne yapmak gerekiyormuş: Küfür etmemek gerekiyormuş...
Ha, bir de Beşiktaş-Galatasaray maçında küfürlü tezahürat yüzünden Beşiktaş'ın puanının silinmesi dahi gündeme geldi de, Kartal'a bir maç seyircisiz oynama cezası verildi. Beşiktaş Kulübü, PFDK'nin verdiği bir maç seyircisiz oynama cezası için, Tahkim Kurulu'na itirazda bulundu, bu satırlar yazılırken bir yanıt vermemişti daha sevgili Tahkim. Siz sevgili taraftarlar, aşık olduğunuz ve sözde desteklemek için tribünlerini doldurduğunuz takıma zarar verdiğinize göre; neymiş? Küfür kötü bir şeymiş. O zaman ne yapmak gerekiyormuş: Küfür etmemek gerekiyormuş...
***
"Tanrıya inanmam, İspanya'da 22 futbolcu da istavroz çıkarır, eğer bir faydası olsaydı bütün maçların berabere bitmesi gerekirdi" demiş Johann Cruyff zamanında. Cruyff, bu cümleyi "düşünce" özgürlüğünün olduğu iddia edilen; ancak bizim izine bir türlü rastlayamadığımız bu topraklarda söylemiş olsaydı, örf, gelenek, anane ve bir sürü şeye hakaretten ertesi günü göremez, ilk uçakla def edilirdi herhalde...
Galatasaray-Trabzon maçında ise bir görüntü yansıdı ekranlara. Ziya Doğan, konuşuyordu; ama biriyle değil, kendi kendine. Eee, Ziya Doğan deli olmadığına göre, dua ediyordu muhtemelen.. Ayet-el Kürsi mi okuyordu, yoksa maçın sonunu görüp 3 Kulhuvalla, 1 Elham mı bilemem... Yapmayın efendiler! Bir yengi için sarılmayın bu işlere... Allah, Afrika'daki insanlar açlıktan ölmesin, küresel ısınma sorunu çözülsün, nükleer santraller kurulmasın; din, dil, ırk, cins ayrımcılığı olmasın, yurtta ve dünyada gerçekten barış ve demokrasi olsun, üretenler yönetsin diye uğraşırken böyle basit şeyler istemeyin. Vallahi çok gücüne gider...
***
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Beşiktaş Kulübü'nden bir paket geldi. İçinde ise çubuklu bir Beşiktaş forması ve bir not:
"Zarif kaleminiz ve futbol bilginizle değerli görüşlerinizin başarıyla devam etmesini diler, Kadınlar Gününüzü en içten dileklerimizle kutlarız" diye. Formanın arkasında ise ismim yazılı...
Kim düşündüyse güzel düşünmüş... İtiraf etmeliyim ki; şimdiye kadar aldığım en güzel hediyelerden biriydi bu �En güzeli desem kırılanlar olur, o sebepten demeyeyim-. O gün gazetedeki erkekler, akşam da Taksim'de yapılan kadın yürüyüşünde formamı gösterdiğim kadınlar çok kıskandı beni, çok...
Beşiktaş Kulübü'ne teşekkürlerimi iletmek bir farz, bu ince davranış için, koleksiyonumdaki en güzel köşeyi alan güzel forma için...
Daha yazacaklar var; fakat yer kalmadı. Salı'ya devam ederiz�

Balık hafızası

http://www.milliyet.com.tr/2007/03/16/spor/resim/yyilmaz1.jpg Kolay kolay hoca beğenmeyen ve nice teknik direktöre illallah dedirten Beşiktaş'ın efsane futbolcusu, Şekersporlu Sergen Yalçın, bir zamanlar Jean Tigana'yı yere göğe sığdıramıyordu:
16 Aralık 2005: "Yeni hocamızla her şey değişti. Çok iyi ve çok karakterli bir insan. Kısa bir sürede, takım olarak kendisine çok alıştık. Önümüzdeki dönemde daha iyi yerlere geleceğiz. Eğer gelecek sezon hocamızla devam edersek, şampiyonluğun en büyük adayı biz olacağız".
31 Ocak 2006: "Tigana hem psikolog, hem de teknik adam. Komple bir futbol profesörü. Tigana futbolun içinden gelen birisi olarak hem Türkiye hem de Beşiktaş için izlenmesi gereken adam. Futbolcunun nasıl hareket ettiğini antrenmanlarda ve maçlarda nasıl oynadığını çok iyi takip ediyor. Teknik bilgisi ve oyun okuması süper." (Beşiktaş Dergisi - Şubat 2005)
Tigana'nın takımda düşünmemesi nedeniyle Beşiktaş'tan ayrılmak zorunda kalan Sergen Yalçın, daha sonraları ise 180 derecelik bir dönüş yaptı:
26 Mayıs 2006: "Ben gönderilmeyi hak etmedim. Beşiktaş'a mal olmuş birisinin böyle gönderilmesi beni üzüyor. Tigana'ya çok kızgın değilim, o sonuçta hoca. Kendi kararını verdi. Önemli olan bir hocaya bu kadar serbestlik verilmesi. Tigana 2-3 ay sonra gider, ama biz buradayız. Beşiktaş lige kötü başlarsa hoca burada kalmayabilir. Tigana'nın aldığı para da çok yüksek. Avrupa'da bile teknik direktörlere bu kadar büyük paralar verilmiyor. Böyle yüksek paralar ödeyerek teknik direktör getirmenin hiçbir anlamı yok. Sonuçta her şeyi sahada oyuncular yapıyor. Hocanın katkısı azdır."
5 Mart 2007: "Ben Tigana'nın bir şeyini göremedim. Hiçbir oyuna müdahale edip de, oyunu çevirdiğini veya çok ekstra bir şsey yaptığını görmedim. 9 kişiyken bizi oyuna sokuyordu. Allah yardım ediyordu, biz de sağlam çıkıyorduk ordan�" (Telegol - STAR)


Futbol sadece koşmak ve topa vurmak değildir. Futbol konsantrasyon, taktik ve farklı şeyler yapmaktır. Bu seyir için yapılan bir iş ve göze hoş görünmeli. Sadece takımı düşünmekle olmaz. Seyirciler için de oynamalısınız ki; o seyirci bir daha o stada gelsin. Sadece koşan ve şut atan insanlar görmek benim için futbol değil.
Oscar Cordoba


HABERİNİZ VARMI ?

1994 yılında, Dünya Kupası maçlarının televizyondan yayınlanacağını duyan Rus polis memurları, buna çok sevinmişlerdi. Çünkü; hırsızlar maçları seyretmek için evde kaldıklarından Rusya'daki suç oranı yüzde 70 azalmıştı.

???

Rüştü Reçber: Öbür tarafta Rijkaard ile karşılaşırız değil mi?
AKP Milletvekili Lokman Ayva : İnşallah.
Rüştü Reçber: Cennete gidersem valla hesaplaşacağım insanları göremeyeceğim.
Lokman Ayva: Bir şekilde hesaplaşırsın. Mahkeme-i kübra var çünkü...

Bilet kalmamış Abi!

Gerets, hala Metin Oktay tesislerinde misin?
(Turgay Şeren - Akşam)


Biz gelmesek!

Pazartesi akşamı TRT'de Akşam Sefası'nda buluşmak üzere... Fenerbahçemiz'e şampiyonluklar yolunda başarılar diliyorum.
(Hulki İlgün - Fanatik)


Allah sonlarını hayır etsin!

Sabri'nin ayağıyla Umut'un kafası öpüşüyor şu anda.
(Gürcan Bilgiç - Santra, ATV)


Nazarın dediği olur!

Benim sakatlıklar nazara bağlı sakatlıklar...
(Hakan Şükür - Telegol, Star TV)


Özlü söz 65!

Frene basarak hızlı gidilmez.
(Ali Sami Alkış - Star)


Boş ver!

Turu geçen Beşiktaş için daha güzel şeyler yazmak isterdim. Tigana'nın teknik adamlık kariyeri bunu da engelledi. Beşiktaş'la aramı bozdu. Buna da ben bozuluyorum!
(Korkut Göze � Hürriyet)


Ne kadar komiksiniz!

İlker Yasin: Engin, Necati'yi nasıl buldun?
Engin Verel: Vallahi, aradım ama Necati'yi bulamadım.
(3. Devre - Kanal D)


Hııı?

UEFA yolu kesildi ama Fortis Kupası'nda iddia sürüyor. Şampiyonluk yarışında fark açılıyor. Zico ile F.Bahçe, Türkiye'de fırtına gibi esiyor. Bu başarılı öğrencinin bilemediği tek soru var; "Do you speak English?" (İngilizce biliyor musunuz?)
(Gürcan Bilgiç - Sabah)


İnanmak güzeldir!

Bu sene de şampiyon olacağımıza ciddi bir şekilde inanıyorum.
(Özhan Canaydın-Santra, ATV)


yakantop@gmail.com




***



Hoş geldin Nilay...

Özer Özçetin
16-03-2007, 16:39
Harika yazılar harika tespitler,ayrıca kulübün inceliği de başka bir güzellik.

Ersan Üngüder
20-03-2007, 09:21
Nilay Yılmaz 20.03.2007

Çakar haklı ama...

"Bir kenar mahalleliyim / Mecburen parasızdır ceplerim
Fabrikada satılık sendika / Ağzımı açsam sokaktayım
Bir kenar mahalleliyim / Mecburen kavga ederim
Markette köpek öldüren şarabı / Bekçilerle naralı gecedeyim
Bir kenar mahalleliyim / Mecburen kılıksız gezerim
Beyoğlu'nda pupa yelken polisler / Rüzgarına değer sopa yerim..."

Süha Tuğtepe

1 haftadır Ankaragücü-Beşiktaş maçı öncesi, sırası ve sonrası olanlar konuşuluyordu, buna Vestel Manisaspor-Sakarya maçında saha içinde yaşananlar eklendi...
Yazarlar rahatsız, başkanlar rahatsız, antrenörler ve cular rahatsız... Hatta ve hatta taraftarlar da rahatsız olduğunu 3 hafta önce Sakaryasporlu Aykut'un ölümünden sonra yan yana gelerek ve "yaşasın taraftarların kardeşliği" diyerek açıkça ortaya koydu.
Bu durum zaten yıllardır bildiğimiz bir gerçeklikti. Peki böyle olduğu halde neden da şiddetin dozu gittikçe artıyor?
Aslında bu sorunun cevabının ipuçları, geçtiğimiz hafta Santra programında konuşan Ahmet Çakar'ın şu sözlerinde gizliydi:
"Siz sadece şu olayların sportif sorun olduğunu mu düşünüyorsunuz? 2007 Türkiyesi'nde asayiş sıkıntısı sokaklarda, sadece maçlarda değil... Türkiye'de bu kadar istikbal sıkıntısı olan yüzbinlerce genç insandan ne bekliyorsunuz? Türkiye'de bir öteki Türkiye var. Hiçbirimizin yaşamadığı, arkadaşımızın olmadığı, gitmediğimiz bir öteki Türkiye. Bunu niye gözardı ediyorsunuz? Öteki Türkiye'yi gözardı ettiğimiz sürece, sosyal problemlerini çözmediğimiz sürece bu olayları engelleyemezsiniz... Bunların daha beterini göreceğiz... Biz deve kuşu gibi kafayı soktuk kuma konuşuyoruz; 'sahalarımızda, sokaklarımızda görmek istemediğimiz görüntüler' diye... Polisiye tedbirlerle çözemezsiniz bu işi... Cezalar verebilirsiniz; ama cezalarla, bu seyirciyi zapt-ı rapt altına alamazsınız. Bu iş sizin işiniz değil, siyasetçilerin işi."
Doğru bir noktaya işaret ediyor Ahmet Çakar. Ama yine de kafamda kocaman soru işaretleri var. Çakar'ın sözünü ettiği o öteki Türkiye'yi hepimize armağan eden de bu siyasetçiler değil mi?
Eğer Türkiye'nin büyük kentlerinin varoşlarında işsiz, güvencesiz, geleceksiz milyonlarca genç varsa ve onların bugün anlamakta zorluk çektiğimiz öfkelerinin nedeni siyasetçilerin yarattığı bu Türkiye tablosu değil mi?
Aslında fazlaca da bir kanıta ihtiyaç yok. Son yılların meclis tutanaklarını açın, oturumları şöyle bir gözünüzün önüne getirin... Havada uçuşan yumruklarla, ağıza alınmaz hakaretlerle hatırladığımız bu Meclis değil mi?
Son birkaç yılda Türkiye'nin nerede ise her yerinde linç girişimleriyle yüz yüze geldiğimizi kim unutabilir!.. Ve kim unatabilir bu olaylar karşısında siyasetçilerin verdiği pişkin, duyarsız, işin ciddiyetinden büsbütün uzak açıklamaları...
Demek ki, kentlerin varoşlarının öteki yüzü; Çakar'ın çözüm beklediği siyasetçilerin ta kendisi!
Gördüğümüz sahneler siyasetçilerin aynadaki aksinden başka bir şey değil. Körler hissederek "görür", onlar ise aynadaki akislerinin kendileri olduğunu görmüyor.


Peki çözüm ne?
Siyasetin demokratikleşmesinden, halkın ülke sorunlarının çözümünde söz ve karar sahibi olmasından başka bir çözüm yolu yok.
Böyle bir Türkiye hayal edelim. Hayal dünyamızdaki bu Türkiye'den spor da, onun en popüler olanı da payını alır.
Taraftar gruplarının kulüp içi hizip çatışmalarının pasif destekçisi olmadığı, cuların ve antrenörlerin kulüp yöneticilerinin sultası karşısında sendikalara sahip olduğu, şike ve teşvik primlerinin adının geçmediği, hakemlerin her daim günah keçisi ilan edilmediği, yenilginin de yengi kadar un olağan bir sonucu olarak kabul gördüğü bir kültürünün egemen olduğu Türkiye'dir bu.
Ahmet Çakar haklı; ama "küçük" bir hata payıyla...
Siyaset, siyasetçilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir çünkü.

SEVDİK BİR KERE

JEAN AMADOU TIGANA
1982 Dünya Kupası'nın yarı final maçı. O maç görüntülerinden aklımda kalan iki şey var: Schumacher'in Battiston'a attığı gaddar tekme ve Tigana'nın gözyaşları...
Ellerinin arasından kayan finale ağlıyordu. Arkadaşları sakinleştirmeye çalışırken O, başını bir arkadaşının omzuna koymuş çocuklar gibi gözyaşı döküyordu. Hep kaybedenlerin yanında yer alma hissimizin sebebi bu adam ve gözyaşları mıdır diye düşünür dururum.
Geriye dönüp o günleri hatırladıkça yetişkin aklım beni teselli ederken fısıldar: "Elbette üzüntü iyidir. Tanrının bizimle zalim oyunlar oynamadığının en büyük kanıtı, bize üzülme ve unutma yeteneğini vermiş olmasıdır. Biri yaralandığında, unutabilme yeteneği yarayı iyileştirir. Fakat, yaranın altında şiddetli kin, nefret ve acı kalır. Üzüntü yaranın içini boşaltır ve seni zehirlemez."
Siyahın en yakıştığı yerde kürdanıyla, lolipopuyla ve burnunu çekişiyle birilerini rahatsız etmeye devam ediyor. Şimdi ağlarken göremiyorum. Şaşırmıyorum. Çünkü biliyorum ki en büyük yeteneğimiz üzülmek ve unutmak. O unutmuşsa bana ne oluyor ki... O sevinmek için kovalıyor. Biz de sevindirmesini dört gözle bekliyoruz ve "Je t'aime Tigana" diyoruz...