Orijinalini görmek için tıklayınız : Can YÜCEL
Safak Batman
20-03-2007, 00:48
http://www.siir.gen.tr/images/can_yucel.jpg
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Can YÜCEL
Devrim Mandacı
20-03-2007, 01:07
Barış İçin
Gözleri görmeyen Eşber,
Dünyayla barışık
Gözleri açıklar
Dünyaya kapalı,
Yağmurdereli`yle birlikte
Savaş için, Rusça niyet
Yani hayır,
Yağmurdereli`yle birlikte
Barış için döğüşelim,
Dereler gibi akacak
Güzelim yağmur
Rahmet gelecek dünyaya
Kör gözlerimizden akan
Barış gelecek dünyaya
Barış için döğüşelim
.
Can Yücel
Ceren Çam
12-04-2007, 17:34
yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ferhat Talan
12-04-2007, 17:38
- Can bey takım tutarmısınız
- hayır ben kimsenin takımını tutmam :D
Ferhat Talan
13-04-2007, 02:51
Ocağımıza İncirlik diktiler.
Can Yücel
Cem Ozel
13-04-2007, 03:03
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Ferhat Talan
13-04-2007, 18:32
Bir Cin Şiiri
Davacı zengin, davalı yoksulsa
Zenginden yana işler yasa
Davacı yoksul, davalı zenginse
Davalıda kalır yine nizalı arsa
Davacıda davalı da zenginse davada
Özür diler çekilir aradan kadı
Davacıda davalıda yoksulsa, bak,
Sade o zaman işte yerin bulur hak
CAN YÜCEL
Ferhat Talan
13-04-2007, 18:33
kutsal 4 aylardayız ;
şaban
ramazan
kenan
bayram
Rasim Bektaş
15-04-2007, 05:39
Sevgi Duvarı
Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Rasim Bektaş
15-04-2007, 05:47
YAPRAKTI
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere,
Yaşadığından uzun;
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere.
Ağacın yüksekliğince,
Dalın yüksekliğince rüzgarda;
Ve bir yeni ö'mü'r
Vardığın çimen yeşilliğince.
Can YÜCEL
Rasim Bektaş
15-04-2007, 06:00
BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM
Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Ferhat Talan
17-04-2007, 21:28
--------------------------------------------------------------------------------
bugün birgün gazetesinde geçen bu yazıyı okumamış olanlar için paylaşmak istedim...yazı can yücel'e ait..
Tanrı Neden Doçent Olamadı?
1. Tek bir orijinal yayını vardı.
2. İngilizce değildi.
3. Yayında hiçbir referans yoktu.
4. Yayın hakemli bir dergide yayınlanmamıştı.
5. Yayının ona ait olduğundan şüphe edenler bile bulunmaktadır.
6. Dünyayı yaratmış olabilir, fakat o zamandan beri ne yaptı?
7. Elde ettiği sonuçları bilim dünyası ondan bağımsız tekrarlamada zorlandı. Koyunlar çabuk yaşlanıp öldüler.
8. İnsanları deney malzemesi olarak kullanma konusunda etik komisyonundan izin almadı. Malpraktis yasası ise umurunda bile değildi.
9. Deneylerinden biri iyi sonuç vermeyince, deneye katılanları suda boğdu.
10. Derse hiç gelmedi. Sadece öğrencilerine gönderdiği kitaplarını okumalarını söyledi.
11. Bazı rivayetlere göre kendi oğluna ders verdirdi.
12. İlk iki öğrencisini, çok fazla öğrendiler diye okuldan attı.
13. Öğrencilerinin çoğu sınavlarından geçemedi.
14. Kendisiyle görüşülebilecek saatler düzensizdi ve görüşmeleri için genellikle dağ başında randevu veriyordu.
Murat Ödemiş
28-04-2007, 19:49
che için kartpostal yakışıklısı diyen bayana... kart sensin postalda sana girsin .....büyük şair
Özlem Erdoğdu
28-04-2007, 20:00
Yazılanlar gerçekten çok hoş. Ferhat abi o yazıyı okumamıştım, paylaştığın iyi oldu. Kartpostal meselesi de gerçekten lafı gediğine koymuş. Çok büyük bir şair ama en başta bir insandı. Günümüzde insan olmak bazı çevreler tarafından sıradan hatta önemsiz görülürken, biz insanlarımıza sahip çıkamadık ve çıkamıyoruz. Ne denilebilir ki?...
İrem Oğuz
02-05-2007, 13:47
ÖZLEDİM SENİ...
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Ferhat Talan
06-06-2007, 22:40
BİR ÖLÜM İLANI
Zaten hayalet olan
Gölge yazar Oğuz’un ölümü de
Herhalde kendinden rivayet
Oğuz’un cenazesi mi
Hayret!
Hem o hiç uyumaz ki
Belki de ilk kez oradan
Kendi kendini Türkçeye çevirecek
Yeni dikilmiş bir kalem selviyle
Ya da en eski daktilosuyla gecenin
Yıldızları tuş
Yusuf Helvaci
06-06-2007, 23:04
garson:efendim,ne yersiniz,ne getireyim size?
bu hos sohbetinin devamli bolunmesine sinirlenir can baba.
can yucel : sabir..sabir ver bana.
garson : onu benden degil allahtan isteyeceksin.
can yucel : oyle mi? peki o zaman sen bana bir porsiyon allah getir.
:)
Yusuf Helvaci
06-06-2007, 23:14
vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen’ e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
bu dizelerin yazarı değil çevirmenidir kendisi... :)
william shakespeare kendi satirlarina bu derece anlam yuklememistir herhalde...
can baba ceviri yapmamis resmen dizelerle sevismis.. ;)
Ferhat Talan
07-06-2007, 02:03
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel
Dumanı dağıtacak
Yıldız-poyraz başladı
Bahar yakın demek ki
Mevsim böyle kışladı
Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel!
Tekliyor işte çağın
Çarkına okuyan çark
Ve durdu muydu bir gün
Bu kör avara kasnak
Bir zincir yitirenler
Bir dünya kazanacak
Sen de o dünyadansın sınıfın bir safa gel
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel!
Köylükler uykusunda
Döndü dönüyor sola
Güne bakıyor bebek
Büyüyen yumruğuyla
Başaklar göverdi bak
Baş koydular bu yola
Şaltere uzanıyor tanrıya açılmış el
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel!
Senlik benlik bitip de
Kuruldu muydu bizlik
Asgari ücret değil
Hür ve günlük güneşlik
Beklenen gün olacak
Aldığın son gündelik
Halk kalacak geride gidince bu zalım sel
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel!
Tarihle yürüyenler tarihle adım adım
Safları sıklaştırın tarihle hızlanalım
Lakin hızlandık derken kolu dağıtma sakın
Başları bozuklar var şimdi bize tek engel
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel!
Sen ki Ferhat'sın işçi günün senin gelecek
İndir yumruğun indir del şu karanlığı del
Del ki dağlar ardından önümüzde bir çiçek
Çiçek açsın aydınlık tekmil olunca tünel
Hava döndü işçiden
İşçiden esiyor yel!
Can YÜCEL
Onur Sarısoy
17-06-2007, 17:01
bir progrmda program katılımcılarından biri :
Naım Hikmet,annesi babasını sağcı biri ile aldattığı için solcu olmustur.
Can Yücel'in yanıtı:
Senin annen,babanı hangi solcu ile aldattıda sen sağcı oldun?...
:D:D:D:D
Gökhan Gürses
03-07-2007, 02:59
en uzak mesafe ne afrika'dir,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
birbirini anlamayan.
Ersan Üngüder
03-07-2007, 17:40
Sevgi Duvarı
Sen miydin o yalnizligim miydi yoksa
Kor karanlikta acardik pasli gozlerimizi
Dilimizde aksamdan kalma bir kufur
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim gunum insan arasina cikarmakti seni
Yakanda bir amonyak cicegi
Yalnizligim benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapi meyhanelerine dadandik
Onumuzde Altinbas, Altin Zincir, fasulye pilakisi
Ardimizda gorevliler, ekipler, Hizir Pasalar
Sabahlari aciklarda bulurlardi lesimi
Oyle sicakti ki copculerin elleri
Copculerin elleriyle oksardim seni
Yalnizligim benim supurge saclim
Ne kadar kotu kokarsak o kadar iyi
Baktim gokte bir kirmizi bir ucak
Bol celik bol yildiz bol insan
Bir gece Sevgi Duvarini astik
Dustugum yer oyle acik secik ki
Basucumda bi sen varsin bi de evren
Saymiyorum olup olup dirilttiklerimi
Yalnizligim benim cogul turkulerim
Ne kadar yalansiz yasarsak o kadar iyi
CAN YÜCEL
Mert Atasayar
25-09-2007, 11:31
EĞER (62838 Hit)
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
CAN YÜCEL
Murat Aru
20-10-2007, 10:25
NQzfHh-RJHo
Can Yücel
"Seke Seke Geldim"
Murat Aru
20-10-2007, 10:27
zbe8AvSlVQ0
Can Yücel
"Sevgi Duvarı"
Murat Aru
20-10-2007, 10:29
6rIaSxFiZLo
Can Yücel
Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim
Murat Aru
20-10-2007, 10:30
Jg_x-lmb10c
Can Yücel
"Yaprak Dökümü"
Murat Aru
20-10-2007, 10:32
56bnf53M8js
Can Yücel
"Bizim Deniz"
Murat Aru
20-10-2007, 10:40
3b2b6qCXn44
Can Yücel
"35. Damla | Aç Aç Aç"
Murat Aru
20-10-2007, 10:45
qF9WGf7obaU
Can Yücel
"Theodorakis'e"
yumurtakafa yılmaz
29-12-2007, 18:19
kendisini büyük zannedenlere "döt" dediği için mahkemeye çıkarılan Can BABA'ya yargıç sorar ---- 80-90 yaşında adamsın, utanmıyormusun o muhterem zata döt demeye.. :)
cevap--- ne diyosunuz hakim bey, döte de döt diyemiycekmiyiz. :)
arkadaşlar kadıköy de içiyor derken Can Baba içeri giriyor ve herkes saygı ile selamlıyor. arkadaşlar masalarına davet edip sohbet etmek istiyor. Can Baba---tamam çocuklar gelicem, ağzım kızıştı biraz bir şeyler içip gelicem der. aradan 4 saat geçer Baba huzura ermiş durumda, bizim arkadaşlar---- Can Baba hani sohbete gelecektin der. Can Baba--- s..irin ulan pi.ler, ben sizin oyuncağınızmıyım? :)
izmir'de gece geç saatlere kadar içiliyor daha sonra garson gelip--- efendim kahve alırmısınız, biraz kendinize gelirsiniz der. Can Baba--- hastir eşşoğlusu, biz sarhoş olmak için bir sürü içki içtik, bizimi ayıltıcaaan. bir süre sonra dışarı çıkarlar Baba, çimenlere uzanıp, göğe dalgın dalgın bakar, arkadaşlar tamam der--- Baba yıldızlardan ilhamlarımı topluyorsun. Can Baba--- ne ilhamı lan, kafam güzel ayılmak için uzanıyorum.
Özlem Erdoğdu
02-01-2008, 15:38
babamın can yücel'le bir anısı varmış yeni anlattı.
birgün can baba ankara'da kitap fuarında içmiş. babamı görünce hadi beni al çıkar burdan demiş. babam bir koluna girmiş başlamışlar yürümeye. bir ara (sarhoş önüne bakmadığı için) ayagı takılmış tökezlemiş. babama dönüp "senin ananı s..kerim ulan" demiş. babam kızmış "can abi seni atarım" demiş. babama dönmüş ve "oğlum ne yaparsam yapayım beni atamazsın sen, hem senin anan nere ben nere ..." demiş :D:D
Adem yavuz
08-01-2008, 18:06
Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
yumurtakafa yılmaz
30-03-2008, 19:02
cemal süreya ile aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir. bir Meyhanede içilmektedir, can baba ekibe sonradan katılır ve Cemal Süreya'yı görür
can baba: oo darphane müdürü de burdaymış.
c.s: evet darphane müdürlüğü yaptım ama istifa ettiğimde üstümü iyice silkeledimki hiç altın tozu kalmasın üstümde, hem sen de bakan oğlusun.
can baba: evet bakan oğluyum ama benim şiirimden başka hiçbirşeyim yok.
c.s: şiirin varda sanki ele gelir birşey mi yazdın.
can baba iyiden iyiye sinirlenerek cemal süreya'ya şöyle karşılık verir:
can baba: bende senin eline gelecek başka birşey var, veriyim mi? ister misin?
uzunca bir sessizlikten sonra ortamı yine cemal süreya yumuşatır. cemal süreya elini ileri doğru uzatarak şöyle der:
c.s: ver ulan.
bunun üstüne can yücel ayağa kalkar, meyhanedeki kalabalığı hiç umursamadan pantolonun önünü açar ve malafatı çıkarır. cemal süraya bir süre baktıktan sonra şöyle der:
c.s: hiç değişmemiş ulan. hala aynı.
can baba gür bir kahkaha atar ve karşılık verir:
can baba: değişmez tabii. niye değişsinki
Bir grup yeni yetme genç toplantılarında can babaya da haber verirler derler ki baba tecrübelerinden yararlanalım. başlarlar konuşmaya devrimcilik şu sosyalizm bu kapitalist rejim vs….
sonra başkan genç arkadaşlar böyle olmaz sosyalizm anlamak için ve anlatmak için tüzüğe ihtiyaç var tüzük hazırlayalım der.
can baba artık gerilmiştir ve yine lafı koyar gediğine,
"gençler sosyalist olmak için tüzük değil büzük lazım büzük……"
vBulletin v3.6.5, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.