İhtiyar Heyeti
02-02-2010, 15:56
Arkadaşımız Ümit Bayezit'in Erdem Ulus'la 10. sayımız için yaptığı söyleşide bazı bölümler teknik ve zamansızlık sorunları yüzünden eksik yayımlanmak zorunda kalmıştı.
Ümit'in bu emeğinin karşılığını verebilmek için söyleşinin tamamını aşağıya koyuyoruz.
KARTALCA SOHBETLER
Bu sayımızdan itibaren yeni bir bölüm ile siz değerli okuyucu/dostlarımızın karşısında olacağız. BEŞİKTAŞ’ı bizler gibi yaşayan, soluyan, ancak bir yandan da yaşanılası bir şeylerin hep eksik kaldığını düşünenlerle birlikte olmak ve BEŞİKTAŞ’ ımız özelinde hayatı paylaşmak, dostça söyleşmek amacımız.
Ancak bazen endüstriyel futbola karşı duruş, bazen tribün kültürü, bazen de hayata bakış açımız bizleri biraraya getirecek dostlarımızla.
Gündemi takip etmek adına da ilk sohbet teklifimiz, bu günlerde yeni dünyaya gelen yavru kartalımız Ada’nın mutluluğunun yanında, çalkantılı günler yaşayan BJK TV ile yatıp kalktığından son derece emin olduğumuz sevgili dostumuz, güzel insan, BEŞİKTAŞ’lı kardeşimiz/dostumuz Erdem ULUS’a oldu.
Çok sıcak ve içten sohbetinde Erdem ULUS’u biraz daha yakından tanıma fırsatımız oldu.
Sizleri Erdem ULUS’la sohbete katılmaya davet ediyorum.
Buyrun…
http://img9.imageshack.us/img9/2059/pictir578.jpg
Öncelikle yoğun gündem ve iş hayatın içerisinde bizlere zaman ayırdığın için çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim.
Kendinle ilgili biraz detay bahseder misin bize Erdem
1980 Bartın doğumluyum. Lise son sınıfa kadar Bartın’da öğrenimimi tamamladım. Memur bir ailenin iki erkek çocuğundan biriyim. 1998 yılında İstanbul’a geldim. Marmara üniversitesi spor akademisi sınavını kazanmış, kayıt yaptırmak için gelmiştim. Ama aklımda sporla uğraşmak değil “sporla uğraşanlarla uğraşmak” yani spor gazeteciliği vardı.
Mesleki konulara girmeden önce biraz da ailenden bahsedelim istiyorum Erdem. Kısa zaman önce dünyaya gelen bir yavrunuz da oldu. Mutluluğunu paylaşmak ister misin bizlerle.
3 yıldır evliyim. 2006 yılında 1 mayıs günü evlendim. O yüzden evlilik yıldönümümü unutma şansım pek yok. İlginçtir nişanlandığım tarihte 2004 yılının 12 Eylül'ü. Farkında olmadan çarpıcı günlerde hayatım adına önemli kararlara imza atmışım. Nişan yıl dönümümüzde darbe eylemleri yapıyor, evlilik yıl dönümlerimizde de bidon yakıyoruz (şaka tabi ama o günlerde hep bu olaylar oluyor)
Bu yıl 3 Eylül de kızım dünyaya geldi. Doğum yeri BEŞİKTAŞ yazıyor kimliğinde. O da ayrı bir hikaye. Normalde kimlik de doğum yeri olarak bebeğin doğduğu hastanenin semti yazmalıydı. Ama ben BEŞİKTAŞ nüfus müdürlüğüne gidip "eşim evde doğum yaptı" deyip, doğum kağıdını gizledim. Memur hanım evin adresini yazın deyince doğum yeri BEŞİKTAŞ oldu sonra nüfus müdürü ve memureye doğruyu söyledim ama iş işten geçmiş, kimliği elime almıştım. değişme şansı kalmamıştı. (hala onlara bir forma borcum var Bu arada kızımın adını ADA koyduk. Nüfus kağıdına ismi yazılırken "A" harfleri çarşı "A" sı olsun istedim ama onu yaptıramadım 3 kişilik bir aile olduk yuvarlanıp gidiyoruz işte.
Eşiniz Kadriye hanımefendiyi ve seni canı gönülden kutlarken, yavru kartalımız Ada’ya sağlıklı uzun ömürler dileriz HALKIN TAKIMI ailesi olarak. Mesleğe başladığın noktada kalmıştık.
Özel bir radyo tv okulunda 3 yıl okudum. Son sınıftayken hocam Sedef KABAŞ tarafından Süperspor kanalına staj için yönlendirildim. Gittiğimde Galatasaray muhabiri yoktu. Sen Galatasaraya bakacaksın dediler. Hayır deseydim bugün meslekte olamayabilirdim. Tamam dedim. Bir süre gittim geldim. Daha sonra cine-5, tgrt, derken BEŞİKTAŞ TV’de buldum kendimi. Bu seferde meslek arkadaşlarım sen GS muhabiri değil miydin dediler. Hatta bunu aleyhimde kullanmak isteyen art niyetlileri de gördüm zaman içinde. Olsun, beni bilen biliyordu; her şeyden önemlisi, ben kendimi biliyordum (Beşiktaşlılık hikayemi ilerleyen sorularda aktaracağım size)
BJK TV’nin doğan grubuna devri ile birliktede kanal-d spor, euro futbol, futbol smart ve d spor gibi, spor kanallarında halen daha devam etmekteyim. Ayrıca radyo maç anlatımları da yapıyorum daha önce show radyo, radyo 99, radyo spor ve son olarak radyo d de ayrıca görev alıyorum radyoyu çok seviyorum.
Seni seven ve takip etmek isteyen dostlarımız için radyo ve tv programlarının zamanlarından bahsedelim istersen.
Şu an BJK TV’den ayrı olduğumdan, Kanal D spor kanallarında ki görevime devam ediyorum. BU süreçte ağırlıklı olarak maç anlatıyorum. Futbol Smart da şampiyonlar ligi maçlarının tamamını 90 dakika anlatıyoruz. O maçlardan biri her hafta bende oluyor. Aynı şekilde EURO FUTBOL kanalında UEFA Avrupa liginden de maçlar anlatıyorum. Bunun yanı sıra D Spor kanalına da BANK ASYA 1. lig maçlarını canlı yayınlarda anlatıyorum. Bazen beş günde dört maç anlattığım da oluyor. Bir de tabi radyo maçları var. Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligini görev aldığım Radyo D yayınlıyor. O maçlarda da görev alıyorum. Bunun yanı sıra Futbol Smart Haber bülteni, Avrupa ligi maç önü ve maç sonu programları da görev aldığım stüdyo programlarım bu ara.
BEŞİKTAŞ maçlarını senin sesinden dinlemek isteyen ciddi bir kitle var. Bu durumla alakalı neler söylemek istersin?
Evet BEŞİKTAŞ TARAFTARI ile aramızda farklı bir bağ var ve aslında onlar BEŞİKTAŞ ile ilgili ne varsa beni orada görmek istiyorlar. Son olarak www.forzabesiktas.com da ‘’BEŞİKTAŞ’ ın Avrupa maçlarını Erdem ULUS anlatsın diye imza kampanyası düzenlemişler ve yaklaşık 200 kişi yorum yazmış. Bu bana gurur veriyor. İnşallah bir gün gerçek olur demekten başka bir şey gelmez elimden. Burada İlker YASİN maçları yazar, spikerler gider anlatır.
Futbol yorumculuğu ve spikerlik başlıklarından devam edelim istiyorum. Bu başlıklarla tanımlayabileceğimiz işinizle alakalı dünya ölçeğinde ve ülkemiz özelinde farklılıklar var mı?
Bana göre yok. Dünyanın her yerinde Spor yorumculuğu tarz olarak bizimkilerle paralel. Hatta orada eleştiriler ve kişiye saldırısal yorumlar ve manşetler daha fazla ve çarpıcı. Dünyada özellikle Avrupa’da medyada branşlaşma fazla yok. Yani o takım yazarı, bu takım yazarı kavramları çok benimsenmiyor. Spor yazarları birçok takıma aynı mesafede kalmayı başarıyor. Bizdeki Rıdvan DİLMEN ve Sergen YALÇIN örneği… Mesela Rıdvan BEŞİKTAŞ’ı da yorumluyor ama birçok BEŞİKTAŞ’lı onu dinliyor ve saygı gösteriyor. Birçok Fenerbahçe ve Galatasaray’ lı da Sergen’in kendi takımlarını yorumlamasını istiyor. Ama hiçbir Galatasaray’ lı ve BEŞİKTAŞ’ lı Selçuk YULA’ nın takımlarını yorumlamasını istemez. Sergen’ ler Rıdvan’ lar medyamızda çoğaldıkça bu sorunları aşabileceğimizi umuyorum. Yani her takımı konuşup yorumlayabilecek yorumcular yazarlar vs.
Futbola ve taraftarlığa dair düşünceleriniz nelerdir? Futbol sadece bir oyun mudur? Sence ülkemizde fazlaca mı anlam yükleniyor futbol takımlarına ve BEŞİKTAŞ özeli?
Simon kuper’in “futbol asla sadece futbol değildir” kitabından yola çıkarak dünyanın her yerinde futbola farklı anlamlar katıldığını çok net görüyor ve yaşıyoruz.Türkiye’de tribün kavgalarının en yoğun olduğu 1980’li yıllarda, bu olaylara zaman zaman göz yumulmuş; gençlerin sağ – sol çatışmasına girmektense, tribün kavgasına girmeleri daha masumane görülmüştür. Şimdilerde ise devletlerin halkı uyutma politikaları olarak da bir çok ülkede bana göre hala kullanılmakta. Mesela bir derbi haftasında hayat duruyor. Ne Kürt sorunu, ne Avrupa birliği, ne de başka bir şey. Varsa yoksa derbi.
Beşiktaş’a gelince Beşiktaş’ın çok farklı bir yapısı ve tarzı var. Beşiktaş bir halk takımıdır. Taraftarlarının profili yani hayata bakışı diğerlerinden ayrılır. Bunu asla bilerek ve isteyerek yapmaz Beşiktaşlı. Bu bir yaratılıştır. Böyle yaratılanlar Beşiktaşlı olur. Her yerde olduğu gibi Beşiktaş’a ve tribünlerine de farklı anlamlar yüklemeye bir siyasi gömlek giydirmeye yaratıcılıktan pay çıkarmaya çalışanları da görüyoruz. Beşiktaş taraftarı dik duruşunu sürdürmeli kulağını kapamalıdır. Yürekten gelen hisleri onları doğrulara taşıyacaktır…
Kendini taraftar olarak ifade edebiliyor musun? Taraftar kavramından ne anlıyorsun, kendini ne tip bir taraftar kategorisine sokardın?
Ben spor gazetecisi olmasam, aktif fanatik bir taraftar olurdum. Zaten şu hayatta en çok özlediğim şey bir derbi sabahı akşamdan kalma şekilde semt’te dolaşmak, orada çay ile simit yemek, etrafı izlemek, ve her geçen dakika maçın heyecanına daha da kapılmak… Ama olmuyor. Mutlaka bir iş çıkıyor. Yayın yapmam gerekiyor vs. Ve bu isteğimi gerçekleştiremiyorum. Kameraman arkadaşlarımdan maç öncelerinde sürekli taraftarları çekmelerini istiyor ve onları yayında izlerken mutlu oluyorum.
Özlediğin fırsatı bulacağın ilk gün maçı birlikte beklemek için senden sözümüzü de alalım o zaman.
Öyle bir şey olursa zaten orada hep birlikte oluruz…
Taraftarın aidiyeti hissettiği kulüpte resmi bir tanımının olması girişimi geçmişte ''BÜYÜK BEŞİKTAŞ TARAFTAR PROJE'' ile denenmişti. Bu konuda söyleyeceklerin, ya da farklı bir önerin var mı? Yoksa mevcut yönetim ve genel kurul yapısı itibariyle beyhude uğraşlar mıdır?
Bu aşamada gerçekleşmesi çok zor bir proje, ama ilk okuduğumda beni de heyecanlandırmıştı. Umarım bir gün taraftarı böylesine birleştirici bir projenin altına BEŞİKTAŞ imza atar.
Zaman geldi. Senin tabirinle BEŞİKTAŞ’lılık hikayeni dinleyelim.
Babam bir Galatasaray taraftarıydı. Rahmetli dedem de sağlam bir Beşiktaşlı. Babam her maçı izleyen galibiyete sevinen, mağlubiyete üzülen klasik bir taraftar gibiydi. Tabi beni de kendi takımına zorlar tavırlar sergilerdi ama dedem çok başkaydı. Hiç maç izlemezdi. Hatta futboldan nefret ederdi. Ama onun hayata bakışı Beşiktaş’lılıktı. BEŞİKTAŞLIYIM DEMEKTEN ONUR DUYARDI. Onun o tavırları beni çok etkilerdi. Beşiktaş’ın kazandığı bir derbi sonrası; dedemle yolda yürürken sevinir, eve geldiğimizde ağabeyim üzülmesin diye üzülmüş gibi yapardık. Bunu bana dedem öğretmişti. Sevinmem gereken bir şeye, bir sevdiğimi üzmemek için üzülmüş gibi yapmak. Bana göre hayatın gerçeği idi.
Babam çok uzun süre uğraştı takımımı değiştirmek için. Bana bir forma aldı. İnanılmazdı. Tıpkı Galatasaraylı futbolcuların üzerindeki gibi. O formayı gören tüm mahalle neredeyse Galatasaraylı olmuşken, benim adıma bir şeyler yolunda gitmiyordu. Ve bir mahalle maçında olay koptu. Sanırım 9 yaşındaydım. Mahalle arkadaşım Sadık’ın üzerinde pazardan alınmış bir Beşiktaş forması vardı, çubuklu forma. Bildiğimiz çubuklulardan değil, bildiğin beyaz yünün üzerine kalın siyah şeritler (veya tam tersi) sırtında 11 yazıyordu…
O zamanlar hep özendiğimiz futbolcuları taklit ederdik. Ben Sadığa bir teklifte bulundum. Maçtan sonra şakasına futbolcular gibi formaları değiştirelim dedim. Gülerek bana tamam dedi. Sadece forma ikimizde vardı. Maç bitti; etraftakilerin tuhaf bakışları altında, ben formayı Sadık’a verdim Sadık’da bana. Ve ben sonra oradan kaçtım. Daha doğrusu Beşiktaş formasını kaçırdım. Akşam Sadık annesi ile ağlayarak kapıya dayandı. Ve ben formayı yatağımın içinden çıkararak vermek zorunda kaldım (sadık’ın babası kapıcıydı- annesi de temizliğe gider eve katkı sağlardı). Durumları pek iyi değildi yani, ama ikimizde pahalı formayı beğenmeyip pazar yerinden alınan siyah beyaz bir yün için ağlarken, ailelerimiz bize garip garip bakıyordu. O şaşaalı forma tüm mahalleyi Galatasaray’ lı yapmıştı ama ben ve Sadık iki arızalı olarak kaldık hep. Neyse forma ağabeyime gitti. Ben daha sonraki maçları beyaz formayla (pardon beyaz atletle) oynamak zorunda kaldım. Sadık’ta herhalde ben üzülmeyeyim diye (veya yine çalarım korkusu ile) o formayı benim yanımda giymedi. Beyaz atletle takıldık bir süre.
Endüstriyelleşen futbol ve yitip giden, yerini SİYAH’a bırakan BEYAZ fanilalar… yeri gelmişken tekrar tekrar vurgulamakta fayda var, HALKIN TAKIMI olarak BİZ KİMİZ başlığıyla deklare ettiğimiz manifestomuzu biliyor musun Erdem. ‘’Sadık’’lar yani bizler artık daha da mahsun, ne söylemek istersin üzerine.
‘’SADIK’’ lar aslında BEŞİKTAŞ’ın GERÇEK sahipleri ve Onlara sahip çıkmak asli görevimiz olmalı.
Biz kimiz?
Biz, büyük olmayı "çok" olmak, önüne her geleni ezebilmek, görgüsüz hezeyanlarını tatmin için her şeyin ve herkesin alınıp satılabildiği ortamları yaratıp sonra da oradan beslenmek olan ve tapınılası tek değeri sadece ve sadece "güç" olarak görenlerin yer aldığı tribünün tam karşısında, Eto'o ların, Pluton'ların, Pakistan'lı bebelerin, Irak'lı dedelerin, Latin Amerika'lı işçilerin, siyahların-beyazların, kızılderililerin-eskimoların-çingenelerin, pazar malı ucuz beyaz pamuklusunun üzerine siyah şeritler diktirerek mahalle maçına çıkan veletlerin, o ucuz formayı o velete etiketini koymadan diken komşu teyzenin, topumuzu bize bedeli ruz-ı mahşerde ödenecek bir "borç" karşılığı veren bakkal amcanın, sözün özü "HALKIN TAKIMI"yız.
Manifesto harika. Tüm ‘’SADIK’’ lar adına çok teşekkürler…
İŞTE BU YÜZDEN ASLOLAN HAYATTIR HAYAT DA BEŞİKTAŞ….
Göreceli bir kavram olarak tanımlanan ancak ilgili başlık altına harap edici niteliği olan onlarca alt başlık sıralayabildiğimiz ENDÜSTRİYEL FUTBOL kavramı senin için neyi ifade ediyor, ne anlıyorsun bu tanımdan.
Endüstriyel futbol bana çok itici geliyor. Stad çevresindeki köfte ekmek kokusundan uzaklaştığımızı hissediyorum ve ben bundan nefret ediyorum. O kokuyu stad çevresinde duymalıyım. Ama en basitinden yakında stadların çevresinde onlarda olmayacak, olamayacak. Lüks restoranlara yerlerini bırakacaklar. (çoğu bıraktı bile) Ben maçtan önce sabahlanan gişe kuyruklarını, 10 saat önceden dolan tribünleri özlüyorum. Ama futbol değişiyor, dünya değişiyor ve farkına varmadan bizlerde değişiyoruz. Ben en basitinden farklı bir açıdan anlattım varın gerisini siz düşünün…
BEŞİKTAŞ TV’den bahsedelim biraz da Erdem. Sondan başlamaktansa sona doğru gidelim. Bir kulübün TV'si olması gerekli midir? Olur ya da olmazsa artı ve eksileri neler olur?
Bir kulübün bir tv si olmalı mı bunu bilmem ama Beşiktaş’ın bir tv ye dünyadaki birçok takımdan fazla ihtiyacı var. Yıllardır medya gücünden uzak, başarıları ve olumlu icraatları sümen altına itilen, tüm olumsuzlukları gözler önüne serilen, her şeyden önemlisi ‘’farklı’’ olan taraftarına farklı bir bakış açısı ile yaklaşan bir yayıncılık. Bu işin birinci boyutu. Beşiktaşın futbol dışında 13 branş’ı daha var. Ama maalesef biraz basketbol dışında diğer branşlara çoğu zaman uzak kalıyoruz. Kulüp tv leri bu branşları da taraftarı ile yakınlaştırıp o branşlarda Beşiktaş arması için mücadele eden sporcularında motivasyonunu çok ciddi bir şekilde arttıracaktır. O sporcular, izleniyor ve takip ediliyorum psikolojisi ile işlerine daha da sarılacaktır. Ve bu yayıncılık doğru yapıldığında taraftarlar hep doğru bilinçlenecek, araya çomak sokmak isteyenlere prim tanımayacaktır…
Bir zamanlar Reha Muhtar’ ın öngördüğü gibi; BJK TV tipi bir televizyonculuğun taraftarına istediğini verebilmesi için çok büyük paralara mı ihtiyaç vardır? Yoksa işi bilen dar bir kadroyla da bu iş yürür ve amacına ulaşır mı?
İkisinden de biraz gerekiyor. Önce bir yayın politikası belirlenir ve o politikaya göre ekip oluşturulur. Biz daha önce 10 kişi gibi komik bir sayı ile bu işi yapıyorduk. Ama herkes 4-5 kişilik çalışıyordu. Ve anca bu kadar olabildi.
Yaşadığınız sorunların bir çoğunu biliyor, tahmin edebiliyoruz. Ortaya konan emek ve çabanın da farkındayız. Geçen süreç rağmen faydalı bir süreçti. Senin nezdinde tüm ekibe teşekkür ederek gerçek anlamda ayakları üzerinde duran, sağlam yapısıyla sadece BEŞİKTAŞ’a hizmet eden bir BJK TV’yi istediğimizi bu vesileyle tekrar belirtmek de fayda var. BJK TV bünyesinde BEŞİKTAŞ'a hizmet etmek nasıl bir duygu?
Çok garip, hizmet etmek için çırpınmak ama sürekli engellerle karşılaşmak, destek alamamak, benim problemlerim. Ama Beşiktaş taraftarından aldığım övgüler, beni içten bir şekilde sevdiklerini görmek ve sıkıntılarıma ortak olma gayretleri… ‘’Bir yere ait olduğunuzu’’ hissediyor ve kendinizi çok güçlü hissediyorsunuz.
Unutamadığınız anınız var mı? paylaşmak ister misiniz?
Unutamadığım bir anım yok ama unutmak istediğim çok anım var. Şaka bir tarafa aklıma gelmedi ilk anda ama güzel anılarımız var. Komik anılarımız da var. Tabi üzücü anılarımız da fazla. İnönü stadındaki yayınlarımız trajikomik olaylara sahne oluyordu. Bir keresinde canlı yayın yaparken masaya kedi atladı ve konuğumun bardağından su içti. Bir keresinde de voleybolcu kızlardan birini konuk almıştık, tavanda fare görmüş şoka girdi, dondu kaldı. Ne yapacağımı şaşırdım. Soru soruyorum cevap vermiyor. Böyle tuhaf şeyler yaşadık…
Eğrisi doğrusuyla bir süreç aşıldı ve istenmeyen son geldi. Neden kapandı TV’miz!!!
BEŞİKTAŞ TV 2005 yılında Beşiktaş Yönetiminin isteği ile Doğan grubuna devredilmiş, bu tarihten itibaren televizyonun yayın ve personel masraflarını Doğan grubu üstlenmişti. Televizyonumuz bu süreçte kendine ait bir yayın lisansı olmadığı için yine Doğan grubunun yayın lisanslarını kullanarak yayın hayatını sürdürebilmiştir. Ancak bundan 8 ay önce RTÜK Doğan grubunun kendine ait yayın lisansı olmayan kanallarının kapatılmasını istemiş ve bu süreçte kendi lisansları olmayan BJK TV ve GS TV iki gün kapalı kalmıştı. RTÜK bu iki kulübün başkanlarını kırmayarak test yayını şartı ile bu iki TV nin yayınına geçici onay vermişti. Bu süreçte GS TV Doğan grubu ile anlaşmasını bozup Digitürk bünyesine katılmış, kendi yayın lisansını da alarak yayınına sorunsuz devam etmiştir. Ancak BEŞİKTAŞ TV verilen 6 aylık ek sürede yayın lisansı almaması sebebiyle kanalımızın yayını süresiz durdurulmuştur.
Son gelişmeler Beşiktaş yönetiminin Digitürk ile yayın konusunda anlaştığı yolunda. Kanal bundan sonra sadece Digitürk bünyesinde olacak gibi. Bu da yine kanalın birçok Beşiktaş’ lıya ulaşamaması anlamına geliyor ama kapalı olmasından iyidir. Fakat ben yeni oluşumda sanırım olamayacağım.
HALKIN TAKIMI felsefesi hakkında bilgin ve düşüncelerin varsa paylaşır mısın? Özellikle anti-endüstriyel futbol ve dergimizin sloganı olan ''tarafız-bağımsızız-karşıyız'' üzerine neler söylemek istersin?
Elimdeki dergiyi birkaç kez okudum. Ve ulaştıkça okuyorum. Dergi felsefesini Beşiktaş’ın kökeninden alıyor. Zor şartlarda derginin bu gelenekleri bağımsız ve çıkarsız sürdürme çabası çok takdir edilesi.
Güzel görüşlerine katılmamak mümkün değil; samimi ve sıcak sohbetin için tüm okuyucu/dostlarımız adına teşekkür ederken, aileniz ve tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu ve başarılarla dolu SİYAH&BEYAZ günler diliyoruz.
Röportaj için teşekkür ediyorum. Anılarımı da tazeleme fırsatı yakaladım. HALKIN TAKIMI ekibine çalışmalarında başarılar diliyorum. Umarım her şey Beşiktaş için güzel olur.
BEŞİKTAŞ’ın sonsuza dek ‘’ÖNCE BEŞİKTAŞ’’ felsefesi ile yönetilmesi dileğiyle.
Söyleşiyi yapan Ümit BAYEZİT
Ümit'in bu emeğinin karşılığını verebilmek için söyleşinin tamamını aşağıya koyuyoruz.
KARTALCA SOHBETLER
Bu sayımızdan itibaren yeni bir bölüm ile siz değerli okuyucu/dostlarımızın karşısında olacağız. BEŞİKTAŞ’ı bizler gibi yaşayan, soluyan, ancak bir yandan da yaşanılası bir şeylerin hep eksik kaldığını düşünenlerle birlikte olmak ve BEŞİKTAŞ’ ımız özelinde hayatı paylaşmak, dostça söyleşmek amacımız.
Ancak bazen endüstriyel futbola karşı duruş, bazen tribün kültürü, bazen de hayata bakış açımız bizleri biraraya getirecek dostlarımızla.
Gündemi takip etmek adına da ilk sohbet teklifimiz, bu günlerde yeni dünyaya gelen yavru kartalımız Ada’nın mutluluğunun yanında, çalkantılı günler yaşayan BJK TV ile yatıp kalktığından son derece emin olduğumuz sevgili dostumuz, güzel insan, BEŞİKTAŞ’lı kardeşimiz/dostumuz Erdem ULUS’a oldu.
Çok sıcak ve içten sohbetinde Erdem ULUS’u biraz daha yakından tanıma fırsatımız oldu.
Sizleri Erdem ULUS’la sohbete katılmaya davet ediyorum.
Buyrun…
http://img9.imageshack.us/img9/2059/pictir578.jpg
Öncelikle yoğun gündem ve iş hayatın içerisinde bizlere zaman ayırdığın için çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim.
Kendinle ilgili biraz detay bahseder misin bize Erdem
1980 Bartın doğumluyum. Lise son sınıfa kadar Bartın’da öğrenimimi tamamladım. Memur bir ailenin iki erkek çocuğundan biriyim. 1998 yılında İstanbul’a geldim. Marmara üniversitesi spor akademisi sınavını kazanmış, kayıt yaptırmak için gelmiştim. Ama aklımda sporla uğraşmak değil “sporla uğraşanlarla uğraşmak” yani spor gazeteciliği vardı.
Mesleki konulara girmeden önce biraz da ailenden bahsedelim istiyorum Erdem. Kısa zaman önce dünyaya gelen bir yavrunuz da oldu. Mutluluğunu paylaşmak ister misin bizlerle.
3 yıldır evliyim. 2006 yılında 1 mayıs günü evlendim. O yüzden evlilik yıldönümümü unutma şansım pek yok. İlginçtir nişanlandığım tarihte 2004 yılının 12 Eylül'ü. Farkında olmadan çarpıcı günlerde hayatım adına önemli kararlara imza atmışım. Nişan yıl dönümümüzde darbe eylemleri yapıyor, evlilik yıl dönümlerimizde de bidon yakıyoruz (şaka tabi ama o günlerde hep bu olaylar oluyor)
Bu yıl 3 Eylül de kızım dünyaya geldi. Doğum yeri BEŞİKTAŞ yazıyor kimliğinde. O da ayrı bir hikaye. Normalde kimlik de doğum yeri olarak bebeğin doğduğu hastanenin semti yazmalıydı. Ama ben BEŞİKTAŞ nüfus müdürlüğüne gidip "eşim evde doğum yaptı" deyip, doğum kağıdını gizledim. Memur hanım evin adresini yazın deyince doğum yeri BEŞİKTAŞ oldu sonra nüfus müdürü ve memureye doğruyu söyledim ama iş işten geçmiş, kimliği elime almıştım. değişme şansı kalmamıştı. (hala onlara bir forma borcum var Bu arada kızımın adını ADA koyduk. Nüfus kağıdına ismi yazılırken "A" harfleri çarşı "A" sı olsun istedim ama onu yaptıramadım 3 kişilik bir aile olduk yuvarlanıp gidiyoruz işte.
Eşiniz Kadriye hanımefendiyi ve seni canı gönülden kutlarken, yavru kartalımız Ada’ya sağlıklı uzun ömürler dileriz HALKIN TAKIMI ailesi olarak. Mesleğe başladığın noktada kalmıştık.
Özel bir radyo tv okulunda 3 yıl okudum. Son sınıftayken hocam Sedef KABAŞ tarafından Süperspor kanalına staj için yönlendirildim. Gittiğimde Galatasaray muhabiri yoktu. Sen Galatasaraya bakacaksın dediler. Hayır deseydim bugün meslekte olamayabilirdim. Tamam dedim. Bir süre gittim geldim. Daha sonra cine-5, tgrt, derken BEŞİKTAŞ TV’de buldum kendimi. Bu seferde meslek arkadaşlarım sen GS muhabiri değil miydin dediler. Hatta bunu aleyhimde kullanmak isteyen art niyetlileri de gördüm zaman içinde. Olsun, beni bilen biliyordu; her şeyden önemlisi, ben kendimi biliyordum (Beşiktaşlılık hikayemi ilerleyen sorularda aktaracağım size)
BJK TV’nin doğan grubuna devri ile birliktede kanal-d spor, euro futbol, futbol smart ve d spor gibi, spor kanallarında halen daha devam etmekteyim. Ayrıca radyo maç anlatımları da yapıyorum daha önce show radyo, radyo 99, radyo spor ve son olarak radyo d de ayrıca görev alıyorum radyoyu çok seviyorum.
Seni seven ve takip etmek isteyen dostlarımız için radyo ve tv programlarının zamanlarından bahsedelim istersen.
Şu an BJK TV’den ayrı olduğumdan, Kanal D spor kanallarında ki görevime devam ediyorum. BU süreçte ağırlıklı olarak maç anlatıyorum. Futbol Smart da şampiyonlar ligi maçlarının tamamını 90 dakika anlatıyoruz. O maçlardan biri her hafta bende oluyor. Aynı şekilde EURO FUTBOL kanalında UEFA Avrupa liginden de maçlar anlatıyorum. Bunun yanı sıra D Spor kanalına da BANK ASYA 1. lig maçlarını canlı yayınlarda anlatıyorum. Bazen beş günde dört maç anlattığım da oluyor. Bir de tabi radyo maçları var. Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligini görev aldığım Radyo D yayınlıyor. O maçlarda da görev alıyorum. Bunun yanı sıra Futbol Smart Haber bülteni, Avrupa ligi maç önü ve maç sonu programları da görev aldığım stüdyo programlarım bu ara.
BEŞİKTAŞ maçlarını senin sesinden dinlemek isteyen ciddi bir kitle var. Bu durumla alakalı neler söylemek istersin?
Evet BEŞİKTAŞ TARAFTARI ile aramızda farklı bir bağ var ve aslında onlar BEŞİKTAŞ ile ilgili ne varsa beni orada görmek istiyorlar. Son olarak www.forzabesiktas.com da ‘’BEŞİKTAŞ’ ın Avrupa maçlarını Erdem ULUS anlatsın diye imza kampanyası düzenlemişler ve yaklaşık 200 kişi yorum yazmış. Bu bana gurur veriyor. İnşallah bir gün gerçek olur demekten başka bir şey gelmez elimden. Burada İlker YASİN maçları yazar, spikerler gider anlatır.
Futbol yorumculuğu ve spikerlik başlıklarından devam edelim istiyorum. Bu başlıklarla tanımlayabileceğimiz işinizle alakalı dünya ölçeğinde ve ülkemiz özelinde farklılıklar var mı?
Bana göre yok. Dünyanın her yerinde Spor yorumculuğu tarz olarak bizimkilerle paralel. Hatta orada eleştiriler ve kişiye saldırısal yorumlar ve manşetler daha fazla ve çarpıcı. Dünyada özellikle Avrupa’da medyada branşlaşma fazla yok. Yani o takım yazarı, bu takım yazarı kavramları çok benimsenmiyor. Spor yazarları birçok takıma aynı mesafede kalmayı başarıyor. Bizdeki Rıdvan DİLMEN ve Sergen YALÇIN örneği… Mesela Rıdvan BEŞİKTAŞ’ı da yorumluyor ama birçok BEŞİKTAŞ’lı onu dinliyor ve saygı gösteriyor. Birçok Fenerbahçe ve Galatasaray’ lı da Sergen’in kendi takımlarını yorumlamasını istiyor. Ama hiçbir Galatasaray’ lı ve BEŞİKTAŞ’ lı Selçuk YULA’ nın takımlarını yorumlamasını istemez. Sergen’ ler Rıdvan’ lar medyamızda çoğaldıkça bu sorunları aşabileceğimizi umuyorum. Yani her takımı konuşup yorumlayabilecek yorumcular yazarlar vs.
Futbola ve taraftarlığa dair düşünceleriniz nelerdir? Futbol sadece bir oyun mudur? Sence ülkemizde fazlaca mı anlam yükleniyor futbol takımlarına ve BEŞİKTAŞ özeli?
Simon kuper’in “futbol asla sadece futbol değildir” kitabından yola çıkarak dünyanın her yerinde futbola farklı anlamlar katıldığını çok net görüyor ve yaşıyoruz.Türkiye’de tribün kavgalarının en yoğun olduğu 1980’li yıllarda, bu olaylara zaman zaman göz yumulmuş; gençlerin sağ – sol çatışmasına girmektense, tribün kavgasına girmeleri daha masumane görülmüştür. Şimdilerde ise devletlerin halkı uyutma politikaları olarak da bir çok ülkede bana göre hala kullanılmakta. Mesela bir derbi haftasında hayat duruyor. Ne Kürt sorunu, ne Avrupa birliği, ne de başka bir şey. Varsa yoksa derbi.
Beşiktaş’a gelince Beşiktaş’ın çok farklı bir yapısı ve tarzı var. Beşiktaş bir halk takımıdır. Taraftarlarının profili yani hayata bakışı diğerlerinden ayrılır. Bunu asla bilerek ve isteyerek yapmaz Beşiktaşlı. Bu bir yaratılıştır. Böyle yaratılanlar Beşiktaşlı olur. Her yerde olduğu gibi Beşiktaş’a ve tribünlerine de farklı anlamlar yüklemeye bir siyasi gömlek giydirmeye yaratıcılıktan pay çıkarmaya çalışanları da görüyoruz. Beşiktaş taraftarı dik duruşunu sürdürmeli kulağını kapamalıdır. Yürekten gelen hisleri onları doğrulara taşıyacaktır…
Kendini taraftar olarak ifade edebiliyor musun? Taraftar kavramından ne anlıyorsun, kendini ne tip bir taraftar kategorisine sokardın?
Ben spor gazetecisi olmasam, aktif fanatik bir taraftar olurdum. Zaten şu hayatta en çok özlediğim şey bir derbi sabahı akşamdan kalma şekilde semt’te dolaşmak, orada çay ile simit yemek, etrafı izlemek, ve her geçen dakika maçın heyecanına daha da kapılmak… Ama olmuyor. Mutlaka bir iş çıkıyor. Yayın yapmam gerekiyor vs. Ve bu isteğimi gerçekleştiremiyorum. Kameraman arkadaşlarımdan maç öncelerinde sürekli taraftarları çekmelerini istiyor ve onları yayında izlerken mutlu oluyorum.
Özlediğin fırsatı bulacağın ilk gün maçı birlikte beklemek için senden sözümüzü de alalım o zaman.
Öyle bir şey olursa zaten orada hep birlikte oluruz…
Taraftarın aidiyeti hissettiği kulüpte resmi bir tanımının olması girişimi geçmişte ''BÜYÜK BEŞİKTAŞ TARAFTAR PROJE'' ile denenmişti. Bu konuda söyleyeceklerin, ya da farklı bir önerin var mı? Yoksa mevcut yönetim ve genel kurul yapısı itibariyle beyhude uğraşlar mıdır?
Bu aşamada gerçekleşmesi çok zor bir proje, ama ilk okuduğumda beni de heyecanlandırmıştı. Umarım bir gün taraftarı böylesine birleştirici bir projenin altına BEŞİKTAŞ imza atar.
Zaman geldi. Senin tabirinle BEŞİKTAŞ’lılık hikayeni dinleyelim.
Babam bir Galatasaray taraftarıydı. Rahmetli dedem de sağlam bir Beşiktaşlı. Babam her maçı izleyen galibiyete sevinen, mağlubiyete üzülen klasik bir taraftar gibiydi. Tabi beni de kendi takımına zorlar tavırlar sergilerdi ama dedem çok başkaydı. Hiç maç izlemezdi. Hatta futboldan nefret ederdi. Ama onun hayata bakışı Beşiktaş’lılıktı. BEŞİKTAŞLIYIM DEMEKTEN ONUR DUYARDI. Onun o tavırları beni çok etkilerdi. Beşiktaş’ın kazandığı bir derbi sonrası; dedemle yolda yürürken sevinir, eve geldiğimizde ağabeyim üzülmesin diye üzülmüş gibi yapardık. Bunu bana dedem öğretmişti. Sevinmem gereken bir şeye, bir sevdiğimi üzmemek için üzülmüş gibi yapmak. Bana göre hayatın gerçeği idi.
Babam çok uzun süre uğraştı takımımı değiştirmek için. Bana bir forma aldı. İnanılmazdı. Tıpkı Galatasaraylı futbolcuların üzerindeki gibi. O formayı gören tüm mahalle neredeyse Galatasaraylı olmuşken, benim adıma bir şeyler yolunda gitmiyordu. Ve bir mahalle maçında olay koptu. Sanırım 9 yaşındaydım. Mahalle arkadaşım Sadık’ın üzerinde pazardan alınmış bir Beşiktaş forması vardı, çubuklu forma. Bildiğimiz çubuklulardan değil, bildiğin beyaz yünün üzerine kalın siyah şeritler (veya tam tersi) sırtında 11 yazıyordu…
O zamanlar hep özendiğimiz futbolcuları taklit ederdik. Ben Sadığa bir teklifte bulundum. Maçtan sonra şakasına futbolcular gibi formaları değiştirelim dedim. Gülerek bana tamam dedi. Sadece forma ikimizde vardı. Maç bitti; etraftakilerin tuhaf bakışları altında, ben formayı Sadık’a verdim Sadık’da bana. Ve ben sonra oradan kaçtım. Daha doğrusu Beşiktaş formasını kaçırdım. Akşam Sadık annesi ile ağlayarak kapıya dayandı. Ve ben formayı yatağımın içinden çıkararak vermek zorunda kaldım (sadık’ın babası kapıcıydı- annesi de temizliğe gider eve katkı sağlardı). Durumları pek iyi değildi yani, ama ikimizde pahalı formayı beğenmeyip pazar yerinden alınan siyah beyaz bir yün için ağlarken, ailelerimiz bize garip garip bakıyordu. O şaşaalı forma tüm mahalleyi Galatasaray’ lı yapmıştı ama ben ve Sadık iki arızalı olarak kaldık hep. Neyse forma ağabeyime gitti. Ben daha sonraki maçları beyaz formayla (pardon beyaz atletle) oynamak zorunda kaldım. Sadık’ta herhalde ben üzülmeyeyim diye (veya yine çalarım korkusu ile) o formayı benim yanımda giymedi. Beyaz atletle takıldık bir süre.
Endüstriyelleşen futbol ve yitip giden, yerini SİYAH’a bırakan BEYAZ fanilalar… yeri gelmişken tekrar tekrar vurgulamakta fayda var, HALKIN TAKIMI olarak BİZ KİMİZ başlığıyla deklare ettiğimiz manifestomuzu biliyor musun Erdem. ‘’Sadık’’lar yani bizler artık daha da mahsun, ne söylemek istersin üzerine.
‘’SADIK’’ lar aslında BEŞİKTAŞ’ın GERÇEK sahipleri ve Onlara sahip çıkmak asli görevimiz olmalı.
Biz kimiz?
Biz, büyük olmayı "çok" olmak, önüne her geleni ezebilmek, görgüsüz hezeyanlarını tatmin için her şeyin ve herkesin alınıp satılabildiği ortamları yaratıp sonra da oradan beslenmek olan ve tapınılası tek değeri sadece ve sadece "güç" olarak görenlerin yer aldığı tribünün tam karşısında, Eto'o ların, Pluton'ların, Pakistan'lı bebelerin, Irak'lı dedelerin, Latin Amerika'lı işçilerin, siyahların-beyazların, kızılderililerin-eskimoların-çingenelerin, pazar malı ucuz beyaz pamuklusunun üzerine siyah şeritler diktirerek mahalle maçına çıkan veletlerin, o ucuz formayı o velete etiketini koymadan diken komşu teyzenin, topumuzu bize bedeli ruz-ı mahşerde ödenecek bir "borç" karşılığı veren bakkal amcanın, sözün özü "HALKIN TAKIMI"yız.
Manifesto harika. Tüm ‘’SADIK’’ lar adına çok teşekkürler…
İŞTE BU YÜZDEN ASLOLAN HAYATTIR HAYAT DA BEŞİKTAŞ….
Göreceli bir kavram olarak tanımlanan ancak ilgili başlık altına harap edici niteliği olan onlarca alt başlık sıralayabildiğimiz ENDÜSTRİYEL FUTBOL kavramı senin için neyi ifade ediyor, ne anlıyorsun bu tanımdan.
Endüstriyel futbol bana çok itici geliyor. Stad çevresindeki köfte ekmek kokusundan uzaklaştığımızı hissediyorum ve ben bundan nefret ediyorum. O kokuyu stad çevresinde duymalıyım. Ama en basitinden yakında stadların çevresinde onlarda olmayacak, olamayacak. Lüks restoranlara yerlerini bırakacaklar. (çoğu bıraktı bile) Ben maçtan önce sabahlanan gişe kuyruklarını, 10 saat önceden dolan tribünleri özlüyorum. Ama futbol değişiyor, dünya değişiyor ve farkına varmadan bizlerde değişiyoruz. Ben en basitinden farklı bir açıdan anlattım varın gerisini siz düşünün…
BEŞİKTAŞ TV’den bahsedelim biraz da Erdem. Sondan başlamaktansa sona doğru gidelim. Bir kulübün TV'si olması gerekli midir? Olur ya da olmazsa artı ve eksileri neler olur?
Bir kulübün bir tv si olmalı mı bunu bilmem ama Beşiktaş’ın bir tv ye dünyadaki birçok takımdan fazla ihtiyacı var. Yıllardır medya gücünden uzak, başarıları ve olumlu icraatları sümen altına itilen, tüm olumsuzlukları gözler önüne serilen, her şeyden önemlisi ‘’farklı’’ olan taraftarına farklı bir bakış açısı ile yaklaşan bir yayıncılık. Bu işin birinci boyutu. Beşiktaşın futbol dışında 13 branş’ı daha var. Ama maalesef biraz basketbol dışında diğer branşlara çoğu zaman uzak kalıyoruz. Kulüp tv leri bu branşları da taraftarı ile yakınlaştırıp o branşlarda Beşiktaş arması için mücadele eden sporcularında motivasyonunu çok ciddi bir şekilde arttıracaktır. O sporcular, izleniyor ve takip ediliyorum psikolojisi ile işlerine daha da sarılacaktır. Ve bu yayıncılık doğru yapıldığında taraftarlar hep doğru bilinçlenecek, araya çomak sokmak isteyenlere prim tanımayacaktır…
Bir zamanlar Reha Muhtar’ ın öngördüğü gibi; BJK TV tipi bir televizyonculuğun taraftarına istediğini verebilmesi için çok büyük paralara mı ihtiyaç vardır? Yoksa işi bilen dar bir kadroyla da bu iş yürür ve amacına ulaşır mı?
İkisinden de biraz gerekiyor. Önce bir yayın politikası belirlenir ve o politikaya göre ekip oluşturulur. Biz daha önce 10 kişi gibi komik bir sayı ile bu işi yapıyorduk. Ama herkes 4-5 kişilik çalışıyordu. Ve anca bu kadar olabildi.
Yaşadığınız sorunların bir çoğunu biliyor, tahmin edebiliyoruz. Ortaya konan emek ve çabanın da farkındayız. Geçen süreç rağmen faydalı bir süreçti. Senin nezdinde tüm ekibe teşekkür ederek gerçek anlamda ayakları üzerinde duran, sağlam yapısıyla sadece BEŞİKTAŞ’a hizmet eden bir BJK TV’yi istediğimizi bu vesileyle tekrar belirtmek de fayda var. BJK TV bünyesinde BEŞİKTAŞ'a hizmet etmek nasıl bir duygu?
Çok garip, hizmet etmek için çırpınmak ama sürekli engellerle karşılaşmak, destek alamamak, benim problemlerim. Ama Beşiktaş taraftarından aldığım övgüler, beni içten bir şekilde sevdiklerini görmek ve sıkıntılarıma ortak olma gayretleri… ‘’Bir yere ait olduğunuzu’’ hissediyor ve kendinizi çok güçlü hissediyorsunuz.
Unutamadığınız anınız var mı? paylaşmak ister misiniz?
Unutamadığım bir anım yok ama unutmak istediğim çok anım var. Şaka bir tarafa aklıma gelmedi ilk anda ama güzel anılarımız var. Komik anılarımız da var. Tabi üzücü anılarımız da fazla. İnönü stadındaki yayınlarımız trajikomik olaylara sahne oluyordu. Bir keresinde canlı yayın yaparken masaya kedi atladı ve konuğumun bardağından su içti. Bir keresinde de voleybolcu kızlardan birini konuk almıştık, tavanda fare görmüş şoka girdi, dondu kaldı. Ne yapacağımı şaşırdım. Soru soruyorum cevap vermiyor. Böyle tuhaf şeyler yaşadık…
Eğrisi doğrusuyla bir süreç aşıldı ve istenmeyen son geldi. Neden kapandı TV’miz!!!
BEŞİKTAŞ TV 2005 yılında Beşiktaş Yönetiminin isteği ile Doğan grubuna devredilmiş, bu tarihten itibaren televizyonun yayın ve personel masraflarını Doğan grubu üstlenmişti. Televizyonumuz bu süreçte kendine ait bir yayın lisansı olmadığı için yine Doğan grubunun yayın lisanslarını kullanarak yayın hayatını sürdürebilmiştir. Ancak bundan 8 ay önce RTÜK Doğan grubunun kendine ait yayın lisansı olmayan kanallarının kapatılmasını istemiş ve bu süreçte kendi lisansları olmayan BJK TV ve GS TV iki gün kapalı kalmıştı. RTÜK bu iki kulübün başkanlarını kırmayarak test yayını şartı ile bu iki TV nin yayınına geçici onay vermişti. Bu süreçte GS TV Doğan grubu ile anlaşmasını bozup Digitürk bünyesine katılmış, kendi yayın lisansını da alarak yayınına sorunsuz devam etmiştir. Ancak BEŞİKTAŞ TV verilen 6 aylık ek sürede yayın lisansı almaması sebebiyle kanalımızın yayını süresiz durdurulmuştur.
Son gelişmeler Beşiktaş yönetiminin Digitürk ile yayın konusunda anlaştığı yolunda. Kanal bundan sonra sadece Digitürk bünyesinde olacak gibi. Bu da yine kanalın birçok Beşiktaş’ lıya ulaşamaması anlamına geliyor ama kapalı olmasından iyidir. Fakat ben yeni oluşumda sanırım olamayacağım.
HALKIN TAKIMI felsefesi hakkında bilgin ve düşüncelerin varsa paylaşır mısın? Özellikle anti-endüstriyel futbol ve dergimizin sloganı olan ''tarafız-bağımsızız-karşıyız'' üzerine neler söylemek istersin?
Elimdeki dergiyi birkaç kez okudum. Ve ulaştıkça okuyorum. Dergi felsefesini Beşiktaş’ın kökeninden alıyor. Zor şartlarda derginin bu gelenekleri bağımsız ve çıkarsız sürdürme çabası çok takdir edilesi.
Güzel görüşlerine katılmamak mümkün değil; samimi ve sıcak sohbetin için tüm okuyucu/dostlarımız adına teşekkür ederken, aileniz ve tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu ve başarılarla dolu SİYAH&BEYAZ günler diliyoruz.
Röportaj için teşekkür ediyorum. Anılarımı da tazeleme fırsatı yakaladım. HALKIN TAKIMI ekibine çalışmalarında başarılar diliyorum. Umarım her şey Beşiktaş için güzel olur.
BEŞİKTAŞ’ın sonsuza dek ‘’ÖNCE BEŞİKTAŞ’’ felsefesi ile yönetilmesi dileğiyle.
Söyleşiyi yapan Ümit BAYEZİT