Fırat Gürgan
07-02-2010, 13:46
Kongre öncesi ,sırası ve sonrasındaki süreç belki de her şeyden çok bu kulübün temel taşı olan taraftarını etkiledi. Demirören döneminin yol açtığı ekonomik çöküntü , yok olan değerler , Beşiktaşlı duruşundan çok uzak olan politikalar, taraftarı ‘’isyan’’ noktasına itti. İşte taraftar arasında ki ayrışmada burada başladı;
Bir taraf: Bu sürecin sonunda Demirörenin karşısına çıkacak kim olursa olsun koşulsuz desteklenerek yönetim değişikliğine gidilmesi gerektiğini savunurken,
Diğer taraf: Demirörenin karşısına çıkacak her adayın bu kongre ve üyelik sistemi içerisinde başarı yakalayamayacağını ayrıca yine bu sistem sonucunda zaten Beşiktaş değerleriyle örtüşen poitikalar izleyen bir adayın çıkamayacağı yönünde kanaatleri olanlardı. (Öngörüsü doğru olanlar)
Üçüncü bir taraf vardı ki (kritik noktada burası); Kongre üyeleri. Kongre üyeleri içinde istikrardan yana olan eskiler, çeşitli nedenlerden dolayı ikinci aday olan Murat Aksuya karşı olan ve belirli çıkar ilişkileri sonucu mevcut başkana oy verenler birleşerek zaten sonucu önceden tahmin edilen demokrasi(!) oyununu sergilediler.
Kongre sonucunda malumunuz mevcut yönetim 3 yıllık bir dönem için daha yetkilendirildi. Bu karmaşada en fazla savrulma yaşayan taraftar şu an yine bölünmüş durumda;
Bir taraf: Protestoların ne pahasına olursa olsun şiddetle sürdürülmesi ve mevcut yönetimin pes ettirilerek olağan üstü kongreye götürülmesi fikrinde.
İkinci taraf: Bu saatten sonra protestoların Beşiktaşa zarar vereceğini , bu yüzden taraftarın tekrar taraftarlığına bakması fikrinde.
Şimdi doğru olan hangisi?? Aslında hiçbiri ya da herbiri. Neden?? Çünkü bu kongre - üyelik sistemi ile Beşiktaş hakkında söz sahipliğinin taraftar ve öz değerlerden alakasız belirli bir kesime verilmesi sonucunda önümüzdeki süreçte olağanüstü kongreye gidilse bile bir şey değişmeyeceği aşikar. Peki susup oturmak veya ‘’takıma dönmek’’ doğru mu?? Tabi ki ona da hayır. Zaten döne döne yönünü şaşıran bir hale gelmişken bir daha dönersek yere kapaklanma ihtimali yüksek.
O halde ne yapmalı?? Asıl hedefimiz; Kulüpteki ayrıcalıklı sisteme inat ; söz ve yetkinin taraftarda olduğu , halkın takımının , halk olan taraftarı ile yönetildiği bir yol için çalışmaktır. Bunu başarmak için kişisel bazda çabalayıp kulübe üye olmak yararlı olacağı gibi ortak bir platformda ‘’Büyük Beşiktaş Taraftar Projesi ‘’ veya benzer bir proje üzerinde tekrar durulmalıdır.
Protesto konusuna gelince; Düşünenler için futbol maçlarına gitmemek gayet oturaklı ve olgun bir tavır olur. Futbol maçları yerine amatör branşlara ağırlık verilerek bu kulübün sadece bir futbol kulübü olmadığı gerçeği yansıtılabilir. Tabi bunun yanında benim yaptığım gibi futbol maçlarına gidip dostlarla muhabbet edip maçı takmamakta düşünülebilir.:)
Son sözümde takıma dönelim diyenlere; Saygı duyuyorum. Buyrun takıma dönün ama o takım 2 -3 maç kaybetmeye başladığında kongre öncesi süreçte olduğu gibi önce futbolculara, sonra hocaya en son da yönetime bozuk atmayın. Çünkü bu çok omurgasız bir duruş olur.
Zamanını ayırıp okuyan herkese teşekkürler.
Bir taraf: Bu sürecin sonunda Demirörenin karşısına çıkacak kim olursa olsun koşulsuz desteklenerek yönetim değişikliğine gidilmesi gerektiğini savunurken,
Diğer taraf: Demirörenin karşısına çıkacak her adayın bu kongre ve üyelik sistemi içerisinde başarı yakalayamayacağını ayrıca yine bu sistem sonucunda zaten Beşiktaş değerleriyle örtüşen poitikalar izleyen bir adayın çıkamayacağı yönünde kanaatleri olanlardı. (Öngörüsü doğru olanlar)
Üçüncü bir taraf vardı ki (kritik noktada burası); Kongre üyeleri. Kongre üyeleri içinde istikrardan yana olan eskiler, çeşitli nedenlerden dolayı ikinci aday olan Murat Aksuya karşı olan ve belirli çıkar ilişkileri sonucu mevcut başkana oy verenler birleşerek zaten sonucu önceden tahmin edilen demokrasi(!) oyununu sergilediler.
Kongre sonucunda malumunuz mevcut yönetim 3 yıllık bir dönem için daha yetkilendirildi. Bu karmaşada en fazla savrulma yaşayan taraftar şu an yine bölünmüş durumda;
Bir taraf: Protestoların ne pahasına olursa olsun şiddetle sürdürülmesi ve mevcut yönetimin pes ettirilerek olağan üstü kongreye götürülmesi fikrinde.
İkinci taraf: Bu saatten sonra protestoların Beşiktaşa zarar vereceğini , bu yüzden taraftarın tekrar taraftarlığına bakması fikrinde.
Şimdi doğru olan hangisi?? Aslında hiçbiri ya da herbiri. Neden?? Çünkü bu kongre - üyelik sistemi ile Beşiktaş hakkında söz sahipliğinin taraftar ve öz değerlerden alakasız belirli bir kesime verilmesi sonucunda önümüzdeki süreçte olağanüstü kongreye gidilse bile bir şey değişmeyeceği aşikar. Peki susup oturmak veya ‘’takıma dönmek’’ doğru mu?? Tabi ki ona da hayır. Zaten döne döne yönünü şaşıran bir hale gelmişken bir daha dönersek yere kapaklanma ihtimali yüksek.
O halde ne yapmalı?? Asıl hedefimiz; Kulüpteki ayrıcalıklı sisteme inat ; söz ve yetkinin taraftarda olduğu , halkın takımının , halk olan taraftarı ile yönetildiği bir yol için çalışmaktır. Bunu başarmak için kişisel bazda çabalayıp kulübe üye olmak yararlı olacağı gibi ortak bir platformda ‘’Büyük Beşiktaş Taraftar Projesi ‘’ veya benzer bir proje üzerinde tekrar durulmalıdır.
Protesto konusuna gelince; Düşünenler için futbol maçlarına gitmemek gayet oturaklı ve olgun bir tavır olur. Futbol maçları yerine amatör branşlara ağırlık verilerek bu kulübün sadece bir futbol kulübü olmadığı gerçeği yansıtılabilir. Tabi bunun yanında benim yaptığım gibi futbol maçlarına gidip dostlarla muhabbet edip maçı takmamakta düşünülebilir.:)
Son sözümde takıma dönelim diyenlere; Saygı duyuyorum. Buyrun takıma dönün ama o takım 2 -3 maç kaybetmeye başladığında kongre öncesi süreçte olduğu gibi önce futbolculara, sonra hocaya en son da yönetime bozuk atmayın. Çünkü bu çok omurgasız bir duruş olur.
Zamanını ayırıp okuyan herkese teşekkürler.