Hakan Kirezci
20-03-2010, 01:32
1959 doğumluyum.
Henüz anamın rahmine düştüm sezon başladı, oradan kartallar gibi şampiyonluk kupasıyla çıktım.
1958-59 sezonu.
Varol-Necmi-Kamil-Münir-Özcan-B.Ahmet-Gürcan-Kaya-Nazmi-Recep-K.Ahmet-Sofyanidis-Coşkun-Sedat-Faik-Celal-Güneş...
Benim nefes almaya başladıktan sonraki ilk şampiyonluğumun kahramanları.
Daha konuşmayı öğrenemeden pat diye ikinciyi de yaşadım.
1959-60 sezonu.
Yukarıdaki kadroya İlhan-Tuncay-Bahattin-Sabahattin-Arif-Birol-Şenol-Mustafa-Sabri-Ayhan-Cengiz-Nevzat-Doğan eklenmiş;
Varol-Kamil-Özcan-B.Ahmet-Gürcan-Recep-Sofyanidis-Coşkun-Sedat-Faik-Celal-Güneş ya bırakmış ya da gitmişler takımdan.
Takımın üçte ikisi değişmiş ama kupa hala bende...
Beni halletti ya, bu kez kardeşimin doğumuna kadar bekledi Beşiktaş.
1965-66 sezonu; altı yaşımda gördüğüm üçüncü şampiyonluk.
Efsane kadro ilk ezberlediğim kadrodur.
Necmi-K.Ahmet-K.Rahmi-Kaya-Yusuf-Sanlı-Coşkun-Yavuz-Fehmi-Suat-Süreyya...,
Bana yaptığını kardeşime de yaptı Beşiktaş ve o gelirken getirdiği şampiyonluk kupasının bir yıl daha bizde kalmasına izin verdi...
1966-67 sezonu. İlkokul bebesiyim dördüncü şampiyonluğumu yaşıyorum be...
Sabri-Yusuf-Faruk-K.Ahmet-Fehmi-Sami-Fethi-Erkan-Kaya-Sanlı-Süreyya...
Bu kez takımın yarısı değişmiş ama kupa aynı kupa.
Sonra kardeşlerim, bizim ailede doğumlar durdu; şampiyonluk kupasını getirecek kimsecikler kalmadı yani. Bekliyoruz ki biri daha gelsin de emanetteki kupayı getirsin ama nafile. Valide sezonu kapamış artık ve ufukta bu işi kıvıracak benden başkası görünmemekte.
Biz ise daha öğrenciyiz. Şimdilerde memuran tayfasının Pazartesi sendromu dedikleri illeti geleceklerdi de bizde göreceklerdi asıl. Şimdikiler cumartesi pazar yayılan kıçlarını pazartesi toplayamadıklarından sendrom yaşıyorlar oysa biz okulda renklilerin muhabbetine nasıl katlanacağımız sıkıntısıyla uyuyamıyoruz bile.
Yaş erken, fiilen müsait olsak da içtimai olarak mümkün değil ki sipariş verelim de yukarılardan kupayla gelsin bir velet.
Bekle... Bekle... Bekle...
Yıllar geçer gider. Beklerken de öyle zor geçer ki namert yıllar.
Bekledikçe hem hıncımız hem de sevdamız büyümekte özlemlerimizle yarışırcasına.
Uzun yıllar sonra bir Avrupa kupası maçı. 'Aha' dedik 'teselli olur mu' dedik.
İlk tur; Kura; rakip Romen'in Steagul Rosu'su.
İlk maç mabette
Bir... ki... sağ... sol... Sinan, Tezcan:gol...
2-0... Oh be!
Ulan dedik nihayet gün yüzüyle bari bir ikinci tur göreceğiz Avrupa'da.
Rövanş, dakika 86, durum 0-0
dakika doksan 3-0...
Yuh!...
Elendik.
Allah belanı versin Sanlı. Bir de kaptan olacan. Ulan kaleye giren her topu koşa koşa diktin santraya, dönen her top bir daha girdi... Allahın topu.(Topa dedim)
Haydi ertesi gün okul iptal.
Sonraki gün de..
Gider miyim ulan, katil olur adam üç kuruşluk renkliler yüzünden.
Ulan o hızla bir büyürsün, bir evlenirsin, bir bakarsın ki aha! Siparişi almış yüce Rabbim.
1981 sezonu başladı benim kız geldi. Tamam dedik oldu bu iş.
1981-82 sezonu. Son şampiyonluktan bu yana tam 14 sene geçmiş ve zorla getirdik kupayı. Kargoyu da kızım taşıdı.
Adem-Rasim-Süleyman-Samet-Mehmet Ekşi-Ulvi-Kadir-Rıza-Fikret-Serdar-B.Haluk-Ziya-Necdet-Bora-Tuğrul-Ali Kemal-Şaban-Kenan-Atilla-Burhan-K.Haluk...
İşte 14 yılın kahrının, karasını silen, Beyazımızı o kadar aradan sonra parlatanlar bu yukarıdakilerdir.
Bu 14 yıllık hasret süreci, Beşiktaşlıların Beşiktaşlılıklarını sınadıkları, dökülenin döküldüğü ama garip bir biçimde her dökülenin yerine iki tane yeni Beşiktaşlının doğduğu bir süreçtir.
Nereden mi biliyorum? Bu 14 yıllık Hasret sürecinin attığı tohumlardan çArşı doğmuştur daha ne?
hadi inkar eden etsin.
Diyeceğim şudur.
Şampiyonluklar, falana az gol attık, filandan çok yedik, hoca şöyle, bu topçu böyle, üç yıl oldu, beş yıl oldu, sekizz yıl oldu vs...vs...vs...
Bunların hepsi boş, hepsi ıvır zıvır.
Hayat bizzat öğretir ki en büyük hasretler en geniş yüreklerde yeşerir ve sonunda öyle fidanlar büyür boy atar ki gökkuşağının tüm renkleri şaşar kalır bu işe, aklı havsalası almaz da ulan bu ne der.
Hasret süreçleri ağırdır. Beklemesini, içine ektiği tohumları koruyup kollamasını bileceksin. Bilemiyorsan, beceremiyorsan da çekip gideceksin ki hasretini içinde büyütenleri rahatsız etmeyesin. Çıkacaksın gökkuşağının ta tepesine, seyredeceksin alemi. Yüksel ki bu yer senin değildir demiş ya şair hani; işte öyle.
İsterim ki böyle bir süreç daha yaşansın. Varsın ben görmeyeyim doğuşunu bir başka güneşin ama temizlensin Beşiktaşım parmağının ucuyla formasına tutunanlardan. Kendileri gittikçe, onların uzaklaşan ayak izlerine yeni tohumlar ekilsin, fidanlar boyversin. Fasulyeler gibi 4 günde beyaza sarılmak isteyenler uzatıp uzatıp boyunlarını, sonra da köklenip endüstriyel pazarda tezgahlara çıktığında sabırla büyüyen patatesler yeşil yapraklarını kara topraktan salıversin yeryüzüne.
Gidenlerin yerine...
Yeniden...
Demem o ki;
Şampiyonluk nedir kardeşler?
Hadi bunun cevabını da bilenler değil
sadece taa içinde hissedenler versin.
Henüz anamın rahmine düştüm sezon başladı, oradan kartallar gibi şampiyonluk kupasıyla çıktım.
1958-59 sezonu.
Varol-Necmi-Kamil-Münir-Özcan-B.Ahmet-Gürcan-Kaya-Nazmi-Recep-K.Ahmet-Sofyanidis-Coşkun-Sedat-Faik-Celal-Güneş...
Benim nefes almaya başladıktan sonraki ilk şampiyonluğumun kahramanları.
Daha konuşmayı öğrenemeden pat diye ikinciyi de yaşadım.
1959-60 sezonu.
Yukarıdaki kadroya İlhan-Tuncay-Bahattin-Sabahattin-Arif-Birol-Şenol-Mustafa-Sabri-Ayhan-Cengiz-Nevzat-Doğan eklenmiş;
Varol-Kamil-Özcan-B.Ahmet-Gürcan-Recep-Sofyanidis-Coşkun-Sedat-Faik-Celal-Güneş ya bırakmış ya da gitmişler takımdan.
Takımın üçte ikisi değişmiş ama kupa hala bende...
Beni halletti ya, bu kez kardeşimin doğumuna kadar bekledi Beşiktaş.
1965-66 sezonu; altı yaşımda gördüğüm üçüncü şampiyonluk.
Efsane kadro ilk ezberlediğim kadrodur.
Necmi-K.Ahmet-K.Rahmi-Kaya-Yusuf-Sanlı-Coşkun-Yavuz-Fehmi-Suat-Süreyya...,
Bana yaptığını kardeşime de yaptı Beşiktaş ve o gelirken getirdiği şampiyonluk kupasının bir yıl daha bizde kalmasına izin verdi...
1966-67 sezonu. İlkokul bebesiyim dördüncü şampiyonluğumu yaşıyorum be...
Sabri-Yusuf-Faruk-K.Ahmet-Fehmi-Sami-Fethi-Erkan-Kaya-Sanlı-Süreyya...
Bu kez takımın yarısı değişmiş ama kupa aynı kupa.
Sonra kardeşlerim, bizim ailede doğumlar durdu; şampiyonluk kupasını getirecek kimsecikler kalmadı yani. Bekliyoruz ki biri daha gelsin de emanetteki kupayı getirsin ama nafile. Valide sezonu kapamış artık ve ufukta bu işi kıvıracak benden başkası görünmemekte.
Biz ise daha öğrenciyiz. Şimdilerde memuran tayfasının Pazartesi sendromu dedikleri illeti geleceklerdi de bizde göreceklerdi asıl. Şimdikiler cumartesi pazar yayılan kıçlarını pazartesi toplayamadıklarından sendrom yaşıyorlar oysa biz okulda renklilerin muhabbetine nasıl katlanacağımız sıkıntısıyla uyuyamıyoruz bile.
Yaş erken, fiilen müsait olsak da içtimai olarak mümkün değil ki sipariş verelim de yukarılardan kupayla gelsin bir velet.
Bekle... Bekle... Bekle...
Yıllar geçer gider. Beklerken de öyle zor geçer ki namert yıllar.
Bekledikçe hem hıncımız hem de sevdamız büyümekte özlemlerimizle yarışırcasına.
Uzun yıllar sonra bir Avrupa kupası maçı. 'Aha' dedik 'teselli olur mu' dedik.
İlk tur; Kura; rakip Romen'in Steagul Rosu'su.
İlk maç mabette
Bir... ki... sağ... sol... Sinan, Tezcan:gol...
2-0... Oh be!
Ulan dedik nihayet gün yüzüyle bari bir ikinci tur göreceğiz Avrupa'da.
Rövanş, dakika 86, durum 0-0
dakika doksan 3-0...
Yuh!...
Elendik.
Allah belanı versin Sanlı. Bir de kaptan olacan. Ulan kaleye giren her topu koşa koşa diktin santraya, dönen her top bir daha girdi... Allahın topu.(Topa dedim)
Haydi ertesi gün okul iptal.
Sonraki gün de..
Gider miyim ulan, katil olur adam üç kuruşluk renkliler yüzünden.
Ulan o hızla bir büyürsün, bir evlenirsin, bir bakarsın ki aha! Siparişi almış yüce Rabbim.
1981 sezonu başladı benim kız geldi. Tamam dedik oldu bu iş.
1981-82 sezonu. Son şampiyonluktan bu yana tam 14 sene geçmiş ve zorla getirdik kupayı. Kargoyu da kızım taşıdı.
Adem-Rasim-Süleyman-Samet-Mehmet Ekşi-Ulvi-Kadir-Rıza-Fikret-Serdar-B.Haluk-Ziya-Necdet-Bora-Tuğrul-Ali Kemal-Şaban-Kenan-Atilla-Burhan-K.Haluk...
İşte 14 yılın kahrının, karasını silen, Beyazımızı o kadar aradan sonra parlatanlar bu yukarıdakilerdir.
Bu 14 yıllık hasret süreci, Beşiktaşlıların Beşiktaşlılıklarını sınadıkları, dökülenin döküldüğü ama garip bir biçimde her dökülenin yerine iki tane yeni Beşiktaşlının doğduğu bir süreçtir.
Nereden mi biliyorum? Bu 14 yıllık Hasret sürecinin attığı tohumlardan çArşı doğmuştur daha ne?
hadi inkar eden etsin.
Diyeceğim şudur.
Şampiyonluklar, falana az gol attık, filandan çok yedik, hoca şöyle, bu topçu böyle, üç yıl oldu, beş yıl oldu, sekizz yıl oldu vs...vs...vs...
Bunların hepsi boş, hepsi ıvır zıvır.
Hayat bizzat öğretir ki en büyük hasretler en geniş yüreklerde yeşerir ve sonunda öyle fidanlar büyür boy atar ki gökkuşağının tüm renkleri şaşar kalır bu işe, aklı havsalası almaz da ulan bu ne der.
Hasret süreçleri ağırdır. Beklemesini, içine ektiği tohumları koruyup kollamasını bileceksin. Bilemiyorsan, beceremiyorsan da çekip gideceksin ki hasretini içinde büyütenleri rahatsız etmeyesin. Çıkacaksın gökkuşağının ta tepesine, seyredeceksin alemi. Yüksel ki bu yer senin değildir demiş ya şair hani; işte öyle.
İsterim ki böyle bir süreç daha yaşansın. Varsın ben görmeyeyim doğuşunu bir başka güneşin ama temizlensin Beşiktaşım parmağının ucuyla formasına tutunanlardan. Kendileri gittikçe, onların uzaklaşan ayak izlerine yeni tohumlar ekilsin, fidanlar boyversin. Fasulyeler gibi 4 günde beyaza sarılmak isteyenler uzatıp uzatıp boyunlarını, sonra da köklenip endüstriyel pazarda tezgahlara çıktığında sabırla büyüyen patatesler yeşil yapraklarını kara topraktan salıversin yeryüzüne.
Gidenlerin yerine...
Yeniden...
Demem o ki;
Şampiyonluk nedir kardeşler?
Hadi bunun cevabını da bilenler değil
sadece taa içinde hissedenler versin.