PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Türk futbolunda taktik yok"


Safak Batman
01-04-2010, 23:12
İtalya Serie A ile Turkcell Süper Lig'i karşılaştıran Beşiktaş'ın İtalyan defans oyuncusu Matteo Ferrari, "İtalya ile karşılaştırdığımda Türkiye ligi fiziksel açıdan daha zor şartlar sunuyor. Ancak liginizde fiziksel yapı ne kadar güçlüyse, düşünsel oyun ve taktiksel içgüdü o kadar az işin içerisine katılıyor. En vahimi ise Türk futbolunda taktik yok" dedi.

Beşiktaş'ın İtalyan savunma oyuncusu Matteo Ferrari, Futbol Federasyonu'nun resmi yayın organı Tam Saha'ya çarpıcı açıklamalar yaptı.

İtalya Serie A'yla Turkcell Süper Lig'i karşılaştıran İtalyan futbolcu, "Bir kere Türkiye artık önemli futbol ülkelerinden biri, bunu söylemek lâzım kesinlikle. İtalya ile karşılaştırdığım zaman ise Türkiye liginin fiziksel açıdan daha zor şartlar sunan bir lig olduğunu söyleyebilirim. Ancak ülkenizde fiziksel yapı ne kadar güçlüyse, düşünsel oyun ve taktiksel içgüdü o kadar az işin içerisine katılıyor da diyebilirim. Fakat tüm bunların arasında en vahim taraf Türk futbolunda taktik yok. Yani ekol olarak bunun eksikliği gözüküyor" dedi.

"İTALYANLARIN SORUNU MUHAFAZAKARLIK"
Ferrari, son dönemde İtalyan takımlarının çok gol yediğinin hatırlatılması üzerine, "Açıkçası ben sorunun temelinde defans olduğunu düşünmüyorum. Biz İtalyanların en büyük sıkıntısı muhafazakârlık. Çünkü biz hâlâ kendimizi dünyanın en iyi futbolunu oynayan ülkesi, İtalyan kulüplerini de dünyanın en iyi kulüpleri olarak görüyoruz. Oysa İngiliz takımlarına bakıldığında her sene bir İngiliz takımı Şampiyonlar Ligi'nde final oynuyor. Ben bir İtalyan olarak artık olaylara biraz objektif ve dışarıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum.

İtalya'da çoğu kişi hâlâ bizden iyisi olmadığını düşünüp problemleri geçiştiriyor. Daha doğrusu gerçeği inkâr edip kendisine göre çarpıtarak sıkıntının temeline inemiyor. Kısacası ben oyuncu yetişmediğini düşünmüyorum. Çok çok yetenekli İtalyan savunmacılar yine yetişmekte, sorunumuz zihniyet ve bakış açısı" ifadelerini kullandı.
Kendini en başarılı gördüğü ligin hangisi olduğu yönündeki bir soruya ise Ferrari, "Net bir şekilde İtalya diyebilirim. Zaten sadece sekiz aydır Türkiye'deyim ve İngiltere'de de sadece bir sezon oynadım ki bunun da büyük bölümünde sakatlıklarla boğuştum. İtalya'da çok uzun bir süre oynadığım için tabii ki cevabım İtalya. Parma'da geçirdiğim ilk sezon ve Roma'da geçirdiğim iki sezon en iyi sezonlarımdı diye düşünüyorum. Roma'dayken kupayı da kaldırmıştık" dedi.

"NE INTER'DE NE ROMA'DA BÖYLE BİR TARAFTAR GÖRDÜM"
Röportajında Beşiktaş taraftarına övgüler yağdıran İtalyan futbolcu, "Ne Inter'de ne Roma'da ne de başka kulüplerde oynarken böyle bir ortam yaşadım. Belki örnek vermem gerekirse geçtiğimiz sezon Genoa'da taraftarla bir hayli uyum içindeydik, ancak asla buradaki gibi değildi. Burada artık nasıl diyeyim, bir kan uyuşmasıydı belki de, daha ikinci ya da üçüncü maçımda taraftarlar coşkuyla adımı bağırmaya başladı. Bu beni çok mutlu etti, aynı zamanda çok da gururlandırdı. Takımda size böyle bir oyuncu gözüyle bakılıyorsa, omuzlarınıza daha da büyük bir sorumluluk yükleniyor doğal olarak. Ama bu durum benim için negatif bir unsur değil. Çünkü ben her zaman sahada en iyisini yapmaya çalışırım. Yaptığımı da düşünüyorum. Benim için Beşiktaş taraftarı çok özel, onlara ve bu sevgiye lâyık olmaya çalışıyorum" diye konuştu.

ALKIŞ AÇIKLAMASI
CSKA Moskova maçında ve Ali Sami Yen'deki 3-0'lık Galatasaray maçından sonra rakip takımı tebrik ettiğinin, alkışladığının hatırlatılması üzerine ise Ferrari, "Bunun saygıyla alâkalı bir durum olduğunu düşünüyorum. CSKA eşleşmelerine bakıldığında bizi iki maçta da yendiler ve çok az şans verildikleri bir gruptan yollarına devam edebildiler. Ben de bu başarılarından dolayı onları alkışladım. Galatasaray maçı da bunun bir benzeri. Bizi 3-0 yenmişlerdi ve çok iyi bir futbol ortaya koymuşlardı. Fakat bu "Siz bizden iyisiniz" anlamına gelmez, "Siz bizden bugün daha iyiydiniz ve hak ettiniz" anlamına gelir. Kesinlikle saygıyla alâkalı bir durum" ifadelerini kullandı.

"İTALYA'YA DÖNMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM"
Ferrari, kariyerinin devamında tekrar İtalya'ya dönmeyi düşünüp düşünmediği sorusuna ise şu cevabı verdi:
"Açıkçası ben İtalya'daki düşünce yapısını çok sevmiyorum. O yüzden de dönmeyi düşünmüyorum. İtalya Milli Takımı'na kendi takımında 6 ay veya 1 sene forma giymemiş oyuncular çağırılabiliyorlar. Oyuncu uzun süre kendi takımında forma giymeyip sadece iki maçta oynatılıyor ve ardından İtalya Milli Takımı'nda 90 dakika görev yapıyor. Bence bu büyük bir adaletsizlik. Adalet çok önemli bir unsur futbolda. Bakın, İtalya'da en iyi takım hiçbir zaman en iyi oyunculardan kurulu olanı değildir. Siz ne kadar iyi oynarsanız oynayın, ne kadar büyük bir çıkış gösterirseniz gösterin, eğer önünüzde hatırlı futbolcu varsa her zaman o sahada olacaktır. O futbolcu 6 aydır sakat bile olsa, siz o 6 ay boyunca en iyi performansınızı göstermiş bile olsanız formanın sahibi yine o olacaktır. Oysa ben rekabeti seven bir oyuncuyum. O hafta kim iyiyse onun oynaması taraftarıyım ve bir oyuncu başarılıysa, oturmuş düzenin değiştirilmesini anlayamıyorum. Örnek vermek gerekirse; ben Roma'da oynarken bir dönem çok iyi bir çıkış yakalayıp takımın devamlı oynayan oyuncularından biri haline gelmiştim. O dönemki teknik direktörümüz Luciano Spalletti bir gün medyaya "Ferrari benim için çok önemli bir futbolcu, onun antrenman disiplinine hayranım. Çok iyi oynuyor ve benim için değişilmez bir savunmacı" demişti. Ancak Şampiyonlar Ligi maçları başladığında yine diğer iki oyuncuyu tercih etti. Açıkçası basının mı, taraftarın mı baskısından çekindi bilemiyorum. Fakat o gün anladım ki, ben ne kadar iyi oynarsam oynayayım ne yaparsam yapayım önümdeki iki oyuncu döndüklerinde formayı benden alacaklardı. (Chivu ve Mexes)

"BEŞİKTAŞ'IN YAPTIĞI TEKLİF REDDEDİLEMEZDİ"
Türkiye'yi neden tercih ettiğinin sorulması üzerine ise İtalyan futbolcu, "Dürüstçe ifade etmek gerekirse 30 yaşına gelmiş bir futbolcu için Beşiktaş'ın yapmış olduğu teklif reddedilemezdi. Zaten geçtiğimiz sezon Genoa'da oynarken kafamda değişiklik planları kurguluyordum. Kariyerimin bu döneminde yeni bir heyecan, yeni bir ülke benim için çok cazipti. Genoa'da hem takım olarak hem de bireysel olarak çok başarılı bir sezon yaşadım. Ancak ne kadar da başarılı olsanız, oynadığınız takım Genoa. Ulaşabileceğiniz nokta aşağı yukarı belli. Bu şartlardaki bir futbolcunun önünde iki seçenek belirir. Ya Real Madrid gibi çok büyük bir takıma gitme imkânınız oluşur ya da farklı bir arayışa girip kendinizi yeni sulara yelken açarken bulursunuz. Siz de takdir edersiniz ki Genoa'da oynadıktan sonra Real Madrid'e transfer olmanız çok rastlanan bir olay değil. Diğer taraftan Beşiktaş'ın kendi liginin son şampiyonu ve devamlı şampiyonluk için mücadele veren bir takım olması, Şampiyonlar Ligi'nde boy gösterecek olması benim için çok önemli detaylardı. İtalya'da Genoa'yla ne kadar başarılı olursanız olun, maalesef şampiyon olamıyorsunuz. Beşiktaş'ta ise durum farklı. Hem Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etme şansınız var hem de ligin önemli şampiyonluk adaylarından birisiniz. İtalya'daki misyonumu doldurduğumu düşündüğüm için farklı ülke, farklı kültür ve farklı insanların
cazibesi ağır bastı diyebilirim" dedi.

"KAYA PEKER'LE TESADÜF ESERİ TANIŞTIM"
Ferrari, Efes Pilsen'de forma giyen Kaya Peker'le tesadüf eseri tanıştığını belirterek,"Basketbolu çok seviyorum. Fırsat bulduğumda NBA maçlarını da takip ediyorum. Şüphesiz Euroleague de çok önemli bir basketbol organizasyonu. Bulunduğum şehirde oynanmakta olan bir Euroleague maçı ve benim bu maça gitme şansım varsa bu şansı değerlendiririm. Kaya Peker'le tanışmam ise biraz tesadüf eseri oldu. Bir gün arkadaşlarımla bir restoranda yemek yerken Kaya da orada bulunuyordu. Konuşma fırsatımız oldu ve akabinde arkadaşlığımız gelişti. Bugüne kadar Kaya'nın davetlisi olarak üç Efes Pilsen maçına gittim. Hepsinden de büyük keyif aldığımı söyleyebilirim" şeklinde konuştu.

"KÜÇÜKLÜĞÜMDE INTER'İ TUTUYORDUM"
Hangi takımı tuttuğu yönündeki bir soru üzerine ise Ferrari, "Babam Inter taraftarı olduğu için çok küçükken Inter taraftarıydım. Ancak profesyonel olarak futbol oynamaya başladıktan sonra hayatımda taraftarlık diye bir kavram kalmadı. Artık hangi takımda oynuyorsam o takımın taraftarıyım. Doğduğum yer olan Ferrara ise Bologna yakınlarında bir kent ve onlarla yaşanan rekabetten dolayı oradan çıkan kimse Bologna kulübünü sevmez. Ancak ben onu dahi aştım diyebilirim" ifadelerini kullandı.

EURO 2016 ADAYLIĞI
EURO 2016'nın ev sahipliği için hem Türkiye'nin hem de İtalya'nın aday olmasını değerlendiren Ferrari, "Her iki ülke halkı da futbolu çok seven halklar. İtalya da kazansa, Türkiye de kazansa çok mutlu olacağımı söyleyebilirim. Adaylık sürecinin iki ülkenin de futbol ortamına katkıda bulunacağını düşünüyorum. Özellikle Türkiye'nin futbol alanındaki gelişimini göz önüne alırsak, bu denli büyük bir organizasyonun bu gelişim sürecine katkıda bulunacağı da açık. Ancak İtalya'nın da Türkiye'nin de işinin kolay olmadığını söyleyebilirim. Böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmak, en başta stadyumların tekrar gözden geçirilmesine ve yeni stadyumlar inşa edilmesine yol açacaktır. Türkiye için bunun gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'deki stadyumlar oldukça eski ve elden geçmesi şart" diye konuştu.

"D.BAKIRSPOR OLAYLARINA ÇOK ÜZÜLDÜM"
Ferrari, Diyarbakırspor maçlarında çıkan olayladı izlediğini ve bu olaylara çok üzüldüğünü belirterek, "Ancak bu olaylar ne ilk defa oluyor ne de son defa. Ne yazık ki dünyanın her yerinde meydana gelebilen olaylar. Şüphesiz, bazı şeylerin değiştirilmesi için birilerinin ölümünün ya da yaralanmasının beklenmemesi gerekiyor. Bu düşünce tarzının artık dünya futbolundan uzaklaştırılması lâzım" dedi.

2010 DÜNYA KUPASI'NDAKİ FAVORİLERİ
2010 Dünya Kupası'ndaki favorilerinin sorulması üzerine ise Ferrari, şu ifadeleri kullandı:
"İtalya İtalya'dır. Her zaman şampiyona takımı olmuşlardır ve eminim yine iyi şeyler yapacaklar. Ancak "Favorin İtalya mı?" sorusuna olumlu cevap vermem de mümkün değil. Dünya Kupası'nda iki takımı diğerlerinden ayırıyorum; biri Brezilya, diğeri de İspanya. Fabio Capello'nun yönetimindeki İngiltere ve Maradona'nın yönetimindeki Messi'li Arjantin gibi takımlar da bu yarışın içerisinde olacaklardır ama söylemiş olduğum bu iki takım bence kupanın favorileri."


haberturk

Ali Savasan
01-04-2010, 23:27
Ferrari derin düşüş içindesin bence özel hayatına birazcık dikkat etmiyor. Daha önünde uzunca bir yol var bir defans oyuncusu olarak seni Milan'da Inter'de ne bileyim Real Madrid'de falan görmeyi umut ederim gelecek sezonlarda umarım toparlanırsın tabi çok talihsiz birde sakatlık geldi o iyi olmadı.

Mustafa Şengezer
01-04-2010, 23:33
her yönden farklı biri...

Hakan Kirezci
01-04-2010, 23:39
Ferrari'nin bu tesbitleri üzerine bir de Arda Turan'ın söylediklerine bakalım mı?

"GENÇ futbolcular çok çaresiz.. Çünkü gerekli altyapıyı alamıyorlar. Benim çıkışımda Fatih Terim, Hagi ve Ersun Yanal’ın katkıları var. Ayrıca Gerets’in şans vermesi ve o şansı ilk seferinde iyi kullanmam da etken.. O şansı iyi kullanmasam ben de burada olmayacaktım. Bu ülkede çocuklar böyle yok oluyor işte.

‘4-4-2’Yİ YENİ ÖĞRENDİM’

Hangi hoca genç oyuncusunu alıp 4-4-2’de nerede, nasıl durulur, top ceza sahasına yaklaştığında defans oyuncusu alandan adama geçer, çünkü golü adam atar diye öğretmiş? Bana kimse 4-4-2’yi anlatmadı. Ben bunları yeni öğreniyorum. Öğretmedilerse benim suçum ne? Ben bunları A Milli Takım’da öğrendim. Benzema’lar bunları 15 yaşında biliyordu, ben şimdi öğreniyorum. Benim kendi ülkemde giydiğim cekete kızıyorlar.

18 yaşındaki çocuğun hiçbir şeyine izin vermiyorsun, sadece eleştiriyorsun. Güzel kızla gezemiyor, iyi arabaya binemiyor, kaliteli yemek yiyemiyor, psikoloğu tutulmuyor, iyi antrenman vermiyorsun sonra çocuk iyi futbolcu olsun diye bekliyorsun.

50 maça çıkmak dile kolay. Demek ki ben futbola, G.Saray’a çok aşığım. Birinin bunu anlamaması için kör olması lazım. Annem “Her şeyi G.Saray oğlumun” diyor. Ben böyle bir adamsam, kıyafetimi çek koy ama saatlerce eleştirme. Bu çocuğun annesine, babasına, kız arkadaşına laf söyleme. O da insan.

Adamlar taçtan, kornerden gol yemiyor. Siz böyle gol yerseniz elenirsiniz. Ben inanıyorum ki Uğur Uçar çok iyi bir defansif oyuncu, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Gönül ve Hakan Balta da öyle... Caner’i sol bek oynatamıyoruz. Bu kadar müthiş bir sol ayağı sol bek oynatamıyoruz. Neden? Çünkü bilgi eksikliği var. Caner’in nasıl bir kumaşı var, topa nasıl vuruyor biliyor musunuz? Her topa vurduğunda 5 dakika onu seyrediyorum ama nasıl oynayacağını bilememek gibi bir sorunu var.

Avrupa'da oyuncu bu bilgiyi temelden alıyor. Sen burada maç kaybettiğinde 15 gün sokağa çıkamıyorsun. Oradaki oyuncu kaybettiği maç sonrası stadın barında bir şeyler içiyor. Bakın Sabri’nin saçlarına kaç tane beyaz var. Daha 26 yaşında. Benim de saçımda aklar oluşmaya başladı. Bunlar hayatın gerçeği. Kafamıza takmıyoruz diye bir şey yok."

Yanlış şeyler mi söylemiş 23 yaşındaki Galatasaray kaptanı?..

Bayraktar Umutcan
09-04-2010, 10:48
Arda'nın söylediklerine sonuna kadar katılıyorum..adam daha 23 yaşında..Galatasaray'ın en önemli oyuncusu..Türkiye'nin vitrininde, özellikle işin magazinel boyutunu düşünürsek gerçekten sonuna kadar hak veriyorum..hiçbir şekilde rahat değil..ne sevgilisiyle rahat rahat gezebiliyor, ne arabasını keyifle kullanabiliyor..tamamen göz önünde..hata yapma, şımarma lüksü yok..insan empati yapınca herşeyi çok daha kolay anlıyor...

Ali Savasan
09-04-2010, 13:28
Benim Arda'ya katılmadığım noktalar var özellikle magazinsel anlamda. Ceket mevzusunu döndürüp dolaştırıp kaç kere söylemiş bir yazı boyunca ama kendisine soruyorum 4-4-2'nin ne olduğunu öğrenmemek sadece alt yapının sorunu mu? Acaba kendisi hiç çaba sarf etmek niyetine girmedi mi? Armut piş ağzıma düş ile futbolcu olunmuyor.

Arda efendi böyle konuşurken elimizde Necip gibi bir futbolcu var. Necip Arda olur mu? Bence kattiyen olmaz. Aile terbiyesi denilen şeyden bol miktarda nasiplenmiş Necip. Adamın önünde Ernst gibi Fink gibi Uğur İnceman gibi adamlar varken hemde Beşiktaş'ın parlayan yıldızıyken barlarda diskolarda magazinin göz bebeği olup kısa yoldan şöhret olabilecek durumdayken o çocuk çalışıyor çabalıyor ve emeklerinin karşılığını bir aksilik çıkmazsa fazlasıyla alacak.

Ayrıca zat-ı muhterem kaptan demiş ki Avrupa'da futbolcu yenilse bile oturup rahat rahat içiyormuş pekala sende iç içme diyen yok zaten de sen neden Avrupa'da oynayamıyorsun bunu düşündün mü? Ibrahimoviç karakter olarak gördüğüm en zayıf insanlardan bir tanesi basına verdiği demeçlerde inanılmaz sözler sarf ediyor hatta bir ara sanırım Fanatik gazetesi böyle ilginç diyaloglarını toplamıştı ama ne oldu 2 gün sürdü o sözler ve hemen hemen hiç biri aklımızda kalmadı çünkü adam futbolu ile konuşturuyor. Arda zahmetsiz yoldan gidip Capacity'de sinema kapatsın görmemişlik yapsın.

Şimdi derseniz adama Galatasaray topçusu olduğu için böyle söylüyorsun hayır gerçekten değil. Aynı şeyleri sevgili topçumuz Serdar Özkan için de söylerim yada bu duruma düşen başka topçumuz olursa onun için de... Önce 'insan' olmak lazım diye düşünüyorum.

Ali Savasan
09-04-2010, 13:30
Kusura bakmasın kimse edit seçeneği olmadağı için flood yapıyorum.

Birde bu Arda demiş ki adamlar kornerden taçtan gol yemiyor. Nasıl yemiyorlar ey Arda sen hangi ligi izliyorsun Avrupa dediğin Sudii Arabistan ligi falan olmasın. Benim izlediğim her Premier Ligi maçında her korner penaltı tadında atılıyor...

Kutay Tarakçı
10-04-2010, 00:17
avrupa'da takımlar kornerden taçtan gol yemiyor mu ?

arda naptın sen ya stoke city-arsenal maçını izle stoke city 3-1 yenildi ama tek golü taçtan geldi adamların 45 metre taç kullanan oyuncuları var tüm arsenal defansı alt üst oldu :d


ali katılıyorum sana kardeşim suudi arabistan ligini izliyo bu arda :D

Muhsin Ogretme
13-04-2010, 11:45
Cok guzel bir yazi.
Asli:

http://www.milliyet.com.tr/rijkaard-dede-ve-kasap/mehmet-demirkol/spor/yazardetay/13.04.2010/1224348/default.htm

Kopyalanmisi:

Rijkaard, Dede ve Kasap

02:06 | 13 Nisan 2010

Matteo Ferrari ‘Türk futbolunda taktik yok’ derken ne demek istiyor? Üçlü ya da dörtlü savunmadan, tek ya da çok santrfordan değil herhalde. Hücum oynamaktan ya da savunma öncelikli bir oyundan da değil. Çünkü bunların hepsi iyi kötü bizde var. O zaman ne?
‘Ülkenizde fiziksel yapı ne kadar güçlüyse, düşünsel oyun ve taktiksel içgüdü o kadar az işin içine katılıyor. Tüm bunların arasında en vahim taraf, Türk futbolunda taktik yok. Yani ekol olarak bunun eksikliği gözüküyor!’
Bunu ilk söyleyen o değil. Bir dolu yabancı teknik adam. Bir dolu elit hoca bize bunu söylemeye çalıştı. Biz anlamaya çalışmak bir yana, onları ve söylediklerini tamamen reddedip işi hâlâ yerli/yabancı tartışmasıyla götürürüyoruz. Çünkü bilginin olmadığı yerde şovenizm olur.
Bizde yüzde yüz fiziksel bir oyun oynanıyor. Bu sert ve kaotik bir futbol. Bire bir fizik mücadelenin temel belirleyici olduğu bir futbol. Oyuncu tercihlerinden zeminlere ve hakem tavırlarına kadar herşey buna göre dizayn edilmiş.

Türk modeli
Burada başarının temeli şudur:
-Kavga eden sert bir orta saha,
-Sahada nerede duracağını bilen, dolayısıyla yabancı bir savunma göbeği,
-Bu temelin üzerinde parlamayı bilen yüzde yüz bireysel yıldızlar.
Böyle olunca da anlayamadığımız tezatlar da oluşuyor.
Tarihin gördüğü en iyi milli takımlardan birinin yedek de olsa santrforu Güiza’yı, Türk futbolunun tek uluslararası forveti Nihat’ı ve -tanımlamaya gerek yok - Anelka’yı kullanmak mümkün olmuyor.
Öte yandan onlardan çok daha yumuşak ve temposuz bir futbolla Arda, Alex ve Yusuf neredeyse tek başlarına şampiyonluk kazanabiliyor.
Bu işte bir bityeniği var. Ve bu iş Ferrari’nin söylediklerinde gizli.
Taktik aslında nedir?
Çünkü Nihat ve Anelka bir bütün içinde üstün yeteneklerini sergileyebilen oyuncular. Onları besleyen oyuncuların taktik yeterlilikleri ve ekibin taktik bütünlüğü onların performansını yüzde yüz etkiler. Ama Alex’te böyle bir durum yoktur. 85 dakika soğuk kalır, eğer takım skora direnmişse bir şutla işi değiştirir ve yıldız olur. Değiştiremediği her zaman da ‘Bu adam ne işe yarıyor?’ diye sorulur.
Taktik denilen şey 4-4-2/3-5-2 değildir. Bunların adı diziliştir.
Bir tanımla şöyle anlatılabilir. Taktik;
1-Topu ayağına alan hatta almaya hazırlanan oyuncunun aklındaki pas şablonlarını hızla değerlendirip en uygun olan adama topu geçirmesidir.
2-Tabii aynı zamanda bunun için diğerlerinin de bu şablonlara uygun şekilde yer alması/hareketlenmesi ve topu aldığında ne yapacağını bilmesidir.
3- Defansif anlamda topa sahip olanın nereye doğru yönlendirileceği, rakipten hızlı düşün davranabilmektir.
4-Burada bir kişinin yanlış yerde durması/yanlış yere hareketlenmesi, yani taktik disiplinden kopması ya da topa sahip olanın bu alternatifleri değerlendirmek yerine işgüzarlık yapıp bir anda topa basıp geri dönmesi her şeyi, tüm takımı bozar. Ve taktik filan kalmaz. Artık kartları yeniden dağıtmak gerekir. Ve rakip avantaj sağlar. Futbol işgüzarlık ve kişisel manasız risk almayı kaldırmaz.
5-Bir ekip topa sahip olan arkadaşlarına ne kadar çok pas alternatifi sunuyorsa, taktik olarak o kadar gelişmiştir. Tabii rakibe ne kadar az pas şansı sunuyorsa da...
6-Ve o topu ne kadar hızlı çevirebiliyorsa da o kadar tekniktir.

Rijkaard aslında ne yaptı?
İşte misal anlata anlata bitiremediğimiz, Barça bunun zirvesidir. Ve kuruluşunun da bir amacı vardır.
2004’de Rehhagel o zamana kadar kullanılan tüm pas alternatiflerine, ulaşılmış en yüksek top çevirme süratine ilaç olacak bir savunma geliştirdi. Parreira bunu Kompakt Savunma olarak adlandırdı. Adam markajından da yardım alan ‘Alan Savunmasının Zirvesi’ (Tabii milli takımlar seviyesinde. Çünkü orada bu tempo her zaman daha düşüktür. Savunma da daha kolaydır).
Bu, 2000’de Rijkaard’ın harika Hollandasını yıkan İtalya’nın oyun modelinin bir üst sürümü gibiydi.
Rijkaard’ın Barça’da attığı temeller hem Zoff’un hem de Rahhagel’in koyduğu çıtayı aşacak bir oyun zenginliği içindir. Pep bugün bunu doğru oyuncularla daha da mükemmelleştirdi.

Kasap-Cahil ve Dede
Yoksa Wenger ya da Pellegrini, Iniesta ya da Xavi topu aldığında bir taraftan Messi’nin diğer taraftan Maxvell ya da Alvez’in ceza sahasına Pedro’nun yanına dalış yapacağını bilmiyor olabilir mi?
Ama engel olamıyorlar? O pas alternatiflerini ve oyun süratini dizginlemek için Scala’nın zamanında söylediği gibi 11 kişi yetmiyor. En az bir kişi fazla olmalısınız.
Yani Messi’nin büyük oyunculuğu tamam da, bu taktik zenginlik olmadan dünyada kontrol edilemeyecek oyuncu yoktur.
Kendinize şunu sorun: Dünya Kupası’nda Güizalı İspanya mı daha favori, Messi’li Arjantin mi? Dedeyle, Yeniköy kasabının İspanyası. Yeniköy Kasabıyla futbol bilmeyen Rijkaard’ın temelini attığı İspanya.

Denklemi doğru kurmak
Del Bosque’nin, Terim’in, Hiddink’in, Löw’ün, Lucescu’nun yaptıklarında ve yapamadıklarında, söylediklerinde Türkiye’deki futbol felsefesinin ne seviyede olduğunu görmek mümkün.
Terim bu durumdan kaos futbolunu zirveye çıkararak başarı çıkardı. Sonra standart set oyununa dönmeye çalışınca başarılı olamadı. Bunun örneğini bazen aynı şampiyonada iki futbolu deneyerek de gösterdi. Hatta bazen aynı maçta. İsviçre ve Çek Cumhuriyeti maçlarını açıp bir daha izleyin. Set oynarken ne yapmışız, sahada kaos yaratınca ne olmuş daha net görmek mümkün olur.
Ülkenin gördüğü en zeki adamlardan Lucescu’ysa oyuncularına çok basit temel direktifler verip bunlara uymalarını sağlayarak başarılı oldu. Fazlasını istemedi. Bir nevi Terim’in temel kaotik oyununa bir tutam taktik serpiştirdi. Türk oyuncuların alacağı kadar.
Del Bosque’nin, Hiddink’in, Aragones’in ve daha birçoğunun başarısızlığıysa ise Ferrari’nin altını çizdiği temel duruma ikna olamayışları, inanamayışlarıydı.
Onlar Türk oyuncusunun standart bir Alman kadar taktik bilgisi ve içgüdüsüne sahip olduğunu düşündü.
Halbuki öyle değil. Öyle olsa Almanya 4. Ligi’nden oyuncu alıp ertesi gün milli takıma koymayız.

Bilgiyle tartışmak
Türkiye’nin en iyi oyuncusu, Nihat gibi temel eğitimden geçmediği sürece, ancak Stoke City’de yedek kalabiliyorsa, burada bir temel sebep vardır.
Türkiye’nin modern zamanlarda üst düzey liglerde görev yapmış sadece tek bir hocası olmuş ve o da bir sezon dahi tamamlayamamışsa bu da manidardır.
Ve bunca elit hocanın hocalığı tartışılıyorsa bu ülkenin algısında sorun var demektir.
Halbuki doğru algılayıp bilgiyle tartışırsak sebepleri ve çözümleri buluruz.
Bilgiyi reddedersek salakça bir şovenizmin içinde yiter gideriz.
İnancımı bu köşeyi takip edenler biliyor: Bu ülke futbolda Avrupa’nın bir numarası olacak kaynağa sahip.
Yeter ki, bilgiyle tartışmayı, kime saygı duyacağımızı ve cehalete prim vermemeyi bilelim.