PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hayvan damı duvarında resim sergisi


Hakan Kirezci
26-04-2010, 20:15
http://img16.imageshack.us/img16/433/129877.jpg

Mardin'de "Çoban ressam" olarak ün salan Abdullah Aksu, oğlu Abdulkerim'in düğününde resim sergisi açtı. Aksu'nun oğlu Abdulkerim'i yeğeni Reyhan Aksu'yla evlendirdiği düğününde resim sergisi açması köylüleri şaşırttı.

Köylüler resim sergisini görünce düğünde halay çekmek yerine resim sergisini gezmeyi tercih etti. Yörede ilk defa bir düğünde resim sergisi açıldığını duyan çevre köylüleri ise düğüne gelerek çoban ressamın açtığı sergiyi gezdi.

Aksu, yaptığı resimleri sergileyecek salon bulamayınca çaresizce köy yerinde çobanlığını yaptığı hayvanların barınağının dış duvarına asarak sergilemek zorunda kaldı. Yıllardır köyünde hem çobanlık yaptığını, hem de resim çizdiğini belirten Abdullah Aksu, "Bugün benim en mutlu günüm. Oğlumu evlendiriyor ve mürvetini görüyorum. 20 yıldır yaptığım yağlı boya tablolarımı sergileyecek salon bulamadığım için aklıma böyle bir düğün sergisi açmak geldi. Yetkililer daha önce bana sergi açmam için salon sözü vermişlerdi ancak ne yazık ki verdikleri bu sözü unuttular. Ben de çaresiz oğlumun düğününde sergi açmanın en mantıklı yol olacağını düşündüm. Bölge ağaları gibi konuklarıma belki kazanlar dolusu yemek ziyafeti çekemedim ama 20 yıldır çalıştığım yağlı boya resimlerimle sergileyerek sanatsal ve görsel bir ziyafet sunduğuma inanıyorum. Türkiye'de ilk defa bir düğünde sergi açmak bana nasip olmuştur. Demek ki bazen imkansızlıklar, insanların düşünce ufkunu genişletebiliyor. Salon bulamazsam bundan sonra yapılacak yakınlarımın düğününde sergi açmayı sürdüreceğim" dedi.

Hakan Kirezci
26-04-2010, 20:16
Yemişim galerisini, sokaklar bizim; hayvan damları da bizim...

yumurtakafa yılmaz
26-04-2010, 20:56
üzücü tabii, toplumumuz ve kurumlarımız zora gelmedikçe sanatçılarına sahip çıkmıyor.

çoban!!! diye nitelenen daha nice cevherler aramızda harmanlanıp yitiyor. yazık...

"yaptığı resimleri sergileyecek salon bulamayınca çaresizce köy yerinde çobanlığını yaptığı hayvanların barınağının dış duvarına asarak sergilemek zorunda kaldı"

Hakan Kirezci
26-04-2010, 21:24
1978 senesinde İzmir Resim Heykel müzesinde bir karma resim sergisine katılması için davet almıştı peder bey. Çağdaş ressamların eserlerinin sergileneceği kapsamlı bir sergi olacaktı ve İbrahim Balaban'da resim göndermek istedi.

İbrahim Balaban... (http://www.ressambalaban.com/) Hani şu 16 yaşında dama düşen ve Nazım Hikmet'ten resim yapmayı öğrenen, resmin yanı sıra felsefe, sosyoloji, ekonomi-politik konularında da pratik yapan Balaban.

Galeri yönetimi kendisini reddetti. Gerekçe; akademik kariyeri olmaması.
Bunun üzerine peder ve bir grup arkadaşı Resim Heykel Müzesinin tam karşısındaki Yapı Kredi sanat galerisinde alternatif sergi açtılar, Balaban'da katıldı.

Bürokrasinin sanata bakışı budur. Akademik kariyer arar. Sanki altı ana sanat dalı yaratılırken sanat akademileri mevcutmuş gibi. Yüksek mağara akademisi taş cilalama bölümünden mezundu sanatı yaratanlar. Şimdilerde tiyatroculardan başkasının pek kullanmadığı bu akademik kariyer hikayesi insanları hep sanata mesafeli tutmuş, sanatla uğraşanların halkın gözünde ya uzun saçlı küpeli esrarkeşler ya da kaprisli hafif insanlar olarak algılanmasına yolaçmıştır. Sanatçı olarak dolananların da bu algıya katkıları inkar edilemez. Sanatı bir din kendilerini de peygamberi sanan yeteneksizler sürüsünün ardındaki gazı da tıpkı futbola bulaştığı gibi sanat eserlerini de yatırım aracı gibi gören endüstriyel sermaye vermiştir. Milyonlarca doların döndüğü resim piyasaları, gitar akord etmeyi bilmeyen müzik gruplarının (Beatles) ya da nota bilmeyen bestecilerin (S.Aksu) altın yumurtlayan kaz gibi kümeslere istiflendiği bir sektör haline gelmesi ve insanlardan koparak elit hale gelmesinin tek sebebi budur.

Yarışma jürisi mafyası haline gelen akademi öğretim üyeliği ya da kitabı sattırılan yazarlar topluluğunun dayattığı yetenek faşizmine karşı böyle masum çobanlar resim yaparak, bir avuç yurtsever genç sokaklarda tiyatro oynayarak, kaldırım kenarlarında ve halk pazarlarında gitar kutularını açıp müzik yaparak direnen sanat emekçilerinin mücadelesine destek vermek gerekir.
Ne diyor bizim Ankara Halkın Takımı Tiyatrosu; Sanat sokağın malıdır, sokaklar da bizim...