Ali Savasan
21-06-2010, 23:53
Biliyorum bu kim diyebilirsiniz. Biliyorum tanınmış birisi hiç değil. Ve biliyorum kendisi asla hakettiği yerlerde değil. Daha doğrusu kendisi hiç bir zaman bir yerlerde populer olma derdinde değil. O zaman niye açıyorum bu konuyu ve niye anlatıyorum bu şahsı. En başta kendisini ben "Matematik işçisiyim" diye tanımlayan bir kişi. Bu sene üniversitede Calculus I ve Calculus II derslerini kendisinden aldım. Sadece matematik değil aynı zamanda sosyala bilimler ve hayatla ilgili muhteşem sohbetlerimiz oldu. Sene başında ilk sınıfa girişinde siz patronsunuz ben sizin işçinizim sözleriyle başladı. Bu başlık aslında kendi açımdan 1 sene üstünde hayatımda belki 2 yılda koyacağım bir sürü taşı tek seferde koymama yardım eden bu güzel insana bir vefa borcumdur.
Büyük ihtimalle bu sene kendi bölümümdeki birçok saygısız arkadaşımdan dolayı kendisinin sözlerinden anladığım kadarıyla üniversitede ders vermeyecek bir daha. Ki gerçekten günümüz gençliği Erdal hocamızı anlamakta büyük sıkıntı çekiyor.
Bilim ve Ütopya dergisinde başka bir isimle Matematiğin B ve Ü'sünü yazıyor aynı zamanda. Ancak bir konuşmamızda yazılarına son vereceğine çünkü derginin bilim degiliğinden çıkıp tamamen siyaset tellallığına başladığını belirtmişti. İnternet üzerinden eski sayılarıda bularak baştan sonra okuyabilirsiniz.
Kendisinin ve kızının çıkardığı "İlköğretim Düzeyinde Sevimli Matematik" isimli kitabını tüm üniversiteli arkadaşlara tavsiye ediyorum. İlköğretim seviyesinde dediğine bakmayın aldanmayın eğer Matematiği benim gibi sevmiyorsanız ama üniversitede bu dersi vermek zorundaysanız bu kitap sizi 1+1 den alıp trigonometrinin en zor örneklerinin aslında hiç zor olmadığını görecek ve matematiği seveceksiniz. Şahsen AA ile geçtim o nefret ettiğim matematiği. Çünkü eğitim sistemimizde matematik hep "öcü" oldu.
Ekşi sözlükte Erdal Hoca için Yazılanlar:1.kendisi odtü mezunu matematikçi ve mühendistir. aslında tam olarak ne ve kim olduğunu da kimse bilmemektedir, balıkesir'den sonra izmir'de yaşamakta ve matematik, almanca, ingilizce, türkçe, fizik, kimya gibi derslerin tümünü vermektedir. 3 nesildir öğrenci yetiştirmekte olan alternatif bir eğitimcidir. sosyal bilimlere olan ilgi, merak ve bilgisi de kayda değerdir.
Edirne Gazetecilikte Çıkan Bir Köşe Yazısı:
Halk, dolaysız üreten. İşçi, tarlasında yalnız ailesiyle eken, biçen köylü, örgütlenme piramidinin en altındaki memur, dükkanını kendi açıp, kendi kapayan esnaf.
Aydın, üretimde dolaylı görevi olan; örgütleyen, yöneten, araştıran, tasarlayan, hesaplayan, öğreten, denetleyen, destekleyen... Yani devlet yönetim piramidinin en alt sırası dışındakiler, şefler, müdürler,...; tüm mühendisler, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, işverenler, yöneticiler,...
Bunlar genel tanımlamalar; birçok ek açıklama, çözümleme gerektiren.
Ekonomi-politik bu ayrımı benimsemez. O sınıf ayrımını esas alır: Burjuvazi, küçük burjuvazi, proleter. Yani halktan özellikle sanayi işçisini, aydından özellikle sermaye sahibini ayırır. Çünkü bunlar, kapitalizmin geliştirdiği ve kapitalizmi yıkacak çatışmanın odağı sınıflar. Ama burjuvazi, Marx’ı Sosyalistlerden daha iyi anlamış ve işçiyi birçok tabakalara ayırarak karşısındaki tehlikeyi dağıtmış. Ülkemizi örnek alarak bu tabakalaşmayı incelersek,
(1) Öncelikle büyük bir işsiz kitlesi oluşturulmuş. En düşük ücrete bile ulaşamamış, huzursuz, ama ancak anarşistçe (yani orada, burada ve hedefsiz) tepkiler gösteren, örgütleme yeteneği olmayan büyük bir kitle.
(2) İşçiler de, en düşük (asgari) ücretin altında çalışan, kayıtsız, sigortasız; en düşük ücretle çalışan ve büyük fabrikalarda bile gruplara ayrılarak örgütlenmesi önlenen; aşama aşama en düşük ücretin üstüne çıkan ve bu niteliğiyle öncekilerden ayrılan; sanayice gelişmiş ülkelerde çalışan ve orada köle, burada bey olan diye tabakalaştırılmış. “Zincirinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” işçi yok edilmiş.
(3) Esnaf ve en alttaki memur hem eski günlerini arıyor, hem daha kötüleşir mi diye korkuyor.
Ama yine de halk çabalıyor, üretiyor. Aydın? Aydın, sanki en önemli soru işareti. Bu nedenle biz, bu halk-aydın ayrımını önemsiyoruz.
· Halk ve aydın tanımlamalarında belirsizlikler de bulunabilir.
(1) Hizmet elemanları, en alttaki memurlar dolaysız üretmiyor. Ama bunları yine de halk sayıyoruz; bunlara halkın ‘çevre bireyleri’ diyoruz. Halkı, evde toplumun en küçük birimini ailenin zorunlu işlerini gören ev hanımına kadar genişletiyoruz.
(2) Tanımlamalarımıza göre, kendi bağında aşı yaparken köylü halk oluyor, bunu komşularına öğretirken aydın, Bu çelişki mi? Hayır. Bunlar halk ve aydının ‘kesişim bireyleri’.
Halk ve Aydın tanımlamalarımızı neden önemsiyoruz.
(1) Emperyalist güçler, sınıf çatışmasının enerjisini bir tür yayıyor; bölerek, baskı altında tutarak, yapay çelişkiler oluşturarak, halkları bilgisizleştirerek. Böylece devrimi (insanın insanı sömürmesinin ortadan kaldırılmasını) öteliyor;
aydının kendi iç çelişkileriyle savaşacağı bir ‘ara dönem’ oluşuyor. Bugün aydın kendisiyle hesaplaşabilmeli, sabırla geleceğe hazırlanabilmeli.
(2) Halkımız görevini yapmak zorunda; üretimi somut denetim altında çünkü. Ayrıca Atamızın “Türk milleti çalışkandır, Türk millet, zekidir.” sözü onunla en zor görevde, cephelerde bulunmuş birinin gözlem ürünü. (Karşı sözler ise, kendisini çevreleyen aydınlarla halkı karıştırmanın sonucu.)
Bugün halkımıza acı veren, bizi üzen ekonomi-politik konumuz ise aydınlarımızın ürünü. Çünkü yöneten de, denetleyen de, sonra dönüp eleştiren de aydınlarımız.
Bizim de (bundan sonraki yazılarımızda) çözümlemeye, irdelemeye, sorgulamaya, değerlendirmeye çalışacağımız tabaka aydınlarımız olacak. Katılan olursa birlikte, olmazsa yalnız.
Büyük ihtimalle bu sene kendi bölümümdeki birçok saygısız arkadaşımdan dolayı kendisinin sözlerinden anladığım kadarıyla üniversitede ders vermeyecek bir daha. Ki gerçekten günümüz gençliği Erdal hocamızı anlamakta büyük sıkıntı çekiyor.
Bilim ve Ütopya dergisinde başka bir isimle Matematiğin B ve Ü'sünü yazıyor aynı zamanda. Ancak bir konuşmamızda yazılarına son vereceğine çünkü derginin bilim degiliğinden çıkıp tamamen siyaset tellallığına başladığını belirtmişti. İnternet üzerinden eski sayılarıda bularak baştan sonra okuyabilirsiniz.
Kendisinin ve kızının çıkardığı "İlköğretim Düzeyinde Sevimli Matematik" isimli kitabını tüm üniversiteli arkadaşlara tavsiye ediyorum. İlköğretim seviyesinde dediğine bakmayın aldanmayın eğer Matematiği benim gibi sevmiyorsanız ama üniversitede bu dersi vermek zorundaysanız bu kitap sizi 1+1 den alıp trigonometrinin en zor örneklerinin aslında hiç zor olmadığını görecek ve matematiği seveceksiniz. Şahsen AA ile geçtim o nefret ettiğim matematiği. Çünkü eğitim sistemimizde matematik hep "öcü" oldu.
Ekşi sözlükte Erdal Hoca için Yazılanlar:1.kendisi odtü mezunu matematikçi ve mühendistir. aslında tam olarak ne ve kim olduğunu da kimse bilmemektedir, balıkesir'den sonra izmir'de yaşamakta ve matematik, almanca, ingilizce, türkçe, fizik, kimya gibi derslerin tümünü vermektedir. 3 nesildir öğrenci yetiştirmekte olan alternatif bir eğitimcidir. sosyal bilimlere olan ilgi, merak ve bilgisi de kayda değerdir.
Edirne Gazetecilikte Çıkan Bir Köşe Yazısı:
Halk, dolaysız üreten. İşçi, tarlasında yalnız ailesiyle eken, biçen köylü, örgütlenme piramidinin en altındaki memur, dükkanını kendi açıp, kendi kapayan esnaf.
Aydın, üretimde dolaylı görevi olan; örgütleyen, yöneten, araştıran, tasarlayan, hesaplayan, öğreten, denetleyen, destekleyen... Yani devlet yönetim piramidinin en alt sırası dışındakiler, şefler, müdürler,...; tüm mühendisler, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, işverenler, yöneticiler,...
Bunlar genel tanımlamalar; birçok ek açıklama, çözümleme gerektiren.
Ekonomi-politik bu ayrımı benimsemez. O sınıf ayrımını esas alır: Burjuvazi, küçük burjuvazi, proleter. Yani halktan özellikle sanayi işçisini, aydından özellikle sermaye sahibini ayırır. Çünkü bunlar, kapitalizmin geliştirdiği ve kapitalizmi yıkacak çatışmanın odağı sınıflar. Ama burjuvazi, Marx’ı Sosyalistlerden daha iyi anlamış ve işçiyi birçok tabakalara ayırarak karşısındaki tehlikeyi dağıtmış. Ülkemizi örnek alarak bu tabakalaşmayı incelersek,
(1) Öncelikle büyük bir işsiz kitlesi oluşturulmuş. En düşük ücrete bile ulaşamamış, huzursuz, ama ancak anarşistçe (yani orada, burada ve hedefsiz) tepkiler gösteren, örgütleme yeteneği olmayan büyük bir kitle.
(2) İşçiler de, en düşük (asgari) ücretin altında çalışan, kayıtsız, sigortasız; en düşük ücretle çalışan ve büyük fabrikalarda bile gruplara ayrılarak örgütlenmesi önlenen; aşama aşama en düşük ücretin üstüne çıkan ve bu niteliğiyle öncekilerden ayrılan; sanayice gelişmiş ülkelerde çalışan ve orada köle, burada bey olan diye tabakalaştırılmış. “Zincirinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” işçi yok edilmiş.
(3) Esnaf ve en alttaki memur hem eski günlerini arıyor, hem daha kötüleşir mi diye korkuyor.
Ama yine de halk çabalıyor, üretiyor. Aydın? Aydın, sanki en önemli soru işareti. Bu nedenle biz, bu halk-aydın ayrımını önemsiyoruz.
· Halk ve aydın tanımlamalarında belirsizlikler de bulunabilir.
(1) Hizmet elemanları, en alttaki memurlar dolaysız üretmiyor. Ama bunları yine de halk sayıyoruz; bunlara halkın ‘çevre bireyleri’ diyoruz. Halkı, evde toplumun en küçük birimini ailenin zorunlu işlerini gören ev hanımına kadar genişletiyoruz.
(2) Tanımlamalarımıza göre, kendi bağında aşı yaparken köylü halk oluyor, bunu komşularına öğretirken aydın, Bu çelişki mi? Hayır. Bunlar halk ve aydının ‘kesişim bireyleri’.
Halk ve Aydın tanımlamalarımızı neden önemsiyoruz.
(1) Emperyalist güçler, sınıf çatışmasının enerjisini bir tür yayıyor; bölerek, baskı altında tutarak, yapay çelişkiler oluşturarak, halkları bilgisizleştirerek. Böylece devrimi (insanın insanı sömürmesinin ortadan kaldırılmasını) öteliyor;
aydının kendi iç çelişkileriyle savaşacağı bir ‘ara dönem’ oluşuyor. Bugün aydın kendisiyle hesaplaşabilmeli, sabırla geleceğe hazırlanabilmeli.
(2) Halkımız görevini yapmak zorunda; üretimi somut denetim altında çünkü. Ayrıca Atamızın “Türk milleti çalışkandır, Türk millet, zekidir.” sözü onunla en zor görevde, cephelerde bulunmuş birinin gözlem ürünü. (Karşı sözler ise, kendisini çevreleyen aydınlarla halkı karıştırmanın sonucu.)
Bugün halkımıza acı veren, bizi üzen ekonomi-politik konumuz ise aydınlarımızın ürünü. Çünkü yöneten de, denetleyen de, sonra dönüp eleştiren de aydınlarımız.
Bizim de (bundan sonraki yazılarımızda) çözümlemeye, irdelemeye, sorgulamaya, değerlendirmeye çalışacağımız tabaka aydınlarımız olacak. Katılan olursa birlikte, olmazsa yalnız.