Burak Sığırcı
30-03-2007, 10:26
İnönü bizimdir!
16 Mart 2007 tarihli, "Oh Be" başlıklı yazımda değinmiştim; 8 Mart dolayısıyla Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nden gelen formadan ve bunun sevenlerimi bile nasıl çatlattığından... İçinden çıkan nottan da bahsetmiştim ama gene alıntılayayım:
"Zarif kaleminiz ve futbol bilginizle değerli görüşlerinizin başarıyla devam etmesini diler, Kadınlar Gününüzü en içten dileklerimizle kutlarız."
Kadın olmayı zarif olmakla özdeşleştiren Beşiktaş JK yetkilileri, bu yazıma alınabilir ve kırılabilir fakat elden bir şey gelmez; "hem nazik hem doğru sözlü olamam."
Beşiktaş Yönetim Kurulu'nun çiçeği burnunda üyeleri, göreve başlar başlamaz yeni stat projesini dillendirmeye başladı. Ancak bu öyle bir şekilde yapıldı ki; mezarlıktan geçerken türkü söyleyen Bektaşi misali, kısık sesle başlayıp giderek cesaretli bir hal aldı, Yıldırım Demirören'in, Telegol Özel'e konuk olmasıyla da kaşlarımızı kaldırarak dinleyeceğimiz bir şekle büründü.
İtirazım var!
Başkan Demirören, Milano örneği verip Galatasaray'la aynı statta oynamaktan ve İnönü'nün bulunduğu yere bir takım inşaatlar yapmaktan söz ediyordu. İnönü'nün yenilenmesi, görünen o ki bir takım mimari atraksiyonlardan ibaret değil, bir de ışınlanma durumu söz konusuymuş.
Değerleriyle övünen bir kulübün başkanı, taraftarının en büyük değerini, mabedini muhtemelen alışveriş merkezi yapma planlarıyla allayıp pullayıp sunuyor bize... Bunu da eskilerin acıyla hatırlayacağı "İcraatın İçinden" programı gibi gülücükler saçarak yapıyor. Sadece ve sadece sevgiyle sallanan kalemi ve ne zaman duysak, "gene başımıza ne gelecek" diye kaygılandığımız "Sevgili vatandaşlarım" lafı eksik. Kulübe gelir kazandırmanın sevdalısı bir söylemle pullanıyor cümleler...
Kulübe gelir mi elde etmek istiyorsunuz Sayın Demirören?!. O zaman paranızı daha ihtiyatla harcayın! Transfer pazarını bizim Salı pazarıyla karıştırmayın! Hayallerimize ve hatıralarımıza da dokunmayın! Biz maktülüyüz biliriz. Yavaşça kesen cerrah nazik davranmış olmaz.
Benim bu alttan alta dillenen plana itirazım var. Hem de şimdiden. Sonra iş işten geçtikten sonra değil, tam da şimdi. Yüksek sesle diyorum ki "İnönü Bizimdir!"
Sesler kaybolmaz
Derler ki "sesler kaybolmaz atmosferin içinde gezinir durur." Öyleyse İnönü'nün biriktirdiği sesler çöker tepenize. Coşkulu tezahüratlar, tekmelerden çıkan sesler... Onlar razı gelmez. O stada ilk gittiği günü hatırlayanlar razı gelmez. Köfte ekmekçilerin tutkunları razı gelmez...
Hepimizin bir İnönü hatırası vardır. Acıdır, tatlıdır fark etmez; ama hatıralarımız için yıktırmayız İnönü'yü.
Yine derler ki "En kötü yeni, en iyi eskiden yeğdir." Bazen işe yarar bir sözdür ama maneviyat söz konusuysa işe yaramaz bir sözdür bu. Mesele bir stat meselesi değildir. Geriye hatırlayacak neyimiz kalacak düşündünüz mü? Oturduğumuz mahalleyi değiştirdiler. Şehir planlarını... Eski Rum evlerini yıkıp ucube yapılar inşa ettiler; tarihi yok ettiler, yerlerine mega kentler diye yeşil dolardan, camdan fildişi kuleler kurdular. Hepsine sessiz kaldık. Fakat her seferinde ilk gidişimin hayat bulduğu son yeri, hatıramın son barikatını sessiz sedasız terk edeceğimi sanıyorlarsa yanılıyorlar!
Kulüp yönetmekle şirket yönetmek arasındaki farkı anlayamayanların yapması gereken şey arkalarına bakmaktır. Eğer geride bıraktıkları, puslar ardına saklanmışsa yukarı baksınlar, atmosferin ötesine. Nasıl yapacaklar bilemem; ama bakmalıdırlar, bakmayı öğrenmelidirler. Çünkü orda salınan boşlukta gezinen milyarlarca ses arasından milyonlarca ses duyacaklar. Hepsi de İnönü'den yükselmiştir oraya.
Son söz...
Yıllar önceydi... Cem Uzan, İstanbulspor'a hükmediyordu. Gücü, her şeyi elde edebilecek bir şey olarak gören tüm imparatorlar gibi İnönü Stadı'na iştahla bakıyordu. O zaman yaratıcı Beşiktaş taraftarı bu iştahlı bakışlara güzel bir cevap vermişti: "İnönü Bizimdir..."
Gerisini zaten bilen biliyor, anlayan da anlıyor...
Fikstür: Bırak dağınık kalsın!
Hafızam beni yanıltmıyorsa orta okuldaydı. Milli Tarih dersinde, Mustafa Kemal'in talimatıyla hazırlanan birinci ve ikinci beş yıllık kalkınma planından sözedilir, ikinci beş yıllık planın uygulanmadığı da eklenirdi. Fakat neden eklenmediğinden söz edilmezdi. Muhtemelen o yaşta kafamızın basmayacağı düşünülürdü. "Bilsinler yeter" deyip geçiştirilirdi. Öğrencilik günlerimizin şaşmaz bakış açısıyla, gerçek hayatta bir işimize yaramayacağına kanaat getirilmişti muhtemelen.
Oysa ki okullarda öğretilenler yarım yamalak da olsa günlük hayatta işe yarar şeylerdir. Örneğin Futbol Federasyonu'nun ilgili kurulları derslerini can kulağıyla dinleselerdi, bugün kafamızı kaşıyıp bu fikstür garabetini çözmeye uğraşmazdık. Kaldı ki ben matematik dersinde dikkat kesilen bir öğrenciydim; ama bu fikstüre bakınca daha da dikkat etmeliymişim diye hayıflanıyorum.
Geçtiğimiz günlerde açıklanan dört haftalık fikstüre bakıp şaşırdık, gülüştük. Çok gülmüş olacağız ki Federasyonun ilgili kurulu toplanmış ve "çok güldürdük şuna bir çeki düzen verelim" deyip düzenlemeye gitmiş.
Ortaya çıkan tablo ise yeni bir kaosa sebebiyet verdi. Kızanlar, bağıranlar haksız sayılmaz. Fortis Türkiye Kupası'nda karşılaşacak olan Fenerbahçe ve Başiktaş'ın maçları özenle seçilmişcesine ayarlanmış. Fenerbahçe üç, Beşiktaş ise iki gün arayla yapacak maçlarını. Hal böyle olunca Beşiktaş Başkanı Demirören duruma itiraz edeceklerini söylüyor. Bakalım tartışmalar nereye gidecek? Merakla izliyoruz.
Beş yıllık kalkınma planları yapan neslin çocukları beş haftayı organize edemeyince, aklıma çeşitli vesilelerle açılan "Hepimiz Mustafa Kemaliz" pankartları geldi.
Bence siz neyseniz o olun; ama neyseniz onun iyisi olmaya bakın. Mesela bize düzgün bir lig fikstürü hazırlamakla işe başlayabilirsiniz.
Köpek alalım sana!
Hakan Gündoğar: At yarışı oynuyor musun?
İbrahim Akın: At yarışı oynuyorum. Ben çok seviyorum. Benim bütün hayattan aldığım belki bir tek zevkim at yarışı var yani. Atları, hayvanları daha çok seviyorum yani.
(Telegol - Star)
Camianın güzide insanları 1:
Gerekirse yönetici küfür de edebilir. Sinirlenebilir, bağırabilir.
(Sinan Engin - 3. Devre, Kanal D)
Camianın güzide insanları 2:
Ben Arda olarak iyileşirim. Sahalara döneceğim inşallah... "Özden Efendi sen gel bakayım, bir daha bana...", futbol hayatını bitiririm dizlerine basarak, sonra da "pardon" derim.
(Kazım Kanat - Santra, ATV)
Camianın güzide insanları 3:
Adnan Aybaba: Beşiktaş'ın önünü kesiyorlar Ziya Abi!
Ziya Şengül: Israrlı bir şekilde Beşiktaş amigoluğu yapıyorsun!
AA: Nerenin amigoluğunu yapıcam? Tabii Beşiktaş'ın yapıcam, Fener'in yapacak halim yok ya!
(Telelgol - Star)
Kasımpaşalı'ymış!
Gerets, enteresan bir çakal. Belli, sokaktan gelmiş çocuk. Orada kendisine dalan adamlara bakışı fevkalade karizmatik bakış. Sokaktan gelmiş belli.
(Ahmet Çakar - Santra, ATV)
Küfürsüzdü ama!
Seyircisiz maç yönetmek hakemler için de çok zevkli değil. Hiç keyifli değildi.
(Cem Deda)
Haksızsın!
Hakemler en ufak bir olayda 'Maçları yönetmeyiz' dediklerine göre, herhalde bu yıl lig ve kupanın şampiyonları da belli olmayacak, öyle mi? Ne kadar ilginç değil mi? Daha da ilginç yönü boykot kararını açıklayan hakemlerin başkanı, geçen yıl Denizli'deki son olaylı maçta da görevli olan hakem değil miydi? Ve Fenerbahçe koskoca sezonun sonunda, adeta son saniyede şampiyonluğu kaybetmedi mi? O halde, benim yerimde olun da bundan sonraki maçların sonuçlarından huylanmayın bakalım, özellikle de Fenerbahçe için. Bu nedenle, şu an yurt dışındaki milli maçların heyecanını yaşarken, yurtiçinde de bundan sonraki maçların endişe ve korkusunu yaşıyorum, haksız mıyım?
(Hulki İlgün - Fanatik)
16 Mart 2007 tarihli, "Oh Be" başlıklı yazımda değinmiştim; 8 Mart dolayısıyla Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nden gelen formadan ve bunun sevenlerimi bile nasıl çatlattığından... İçinden çıkan nottan da bahsetmiştim ama gene alıntılayayım:
"Zarif kaleminiz ve futbol bilginizle değerli görüşlerinizin başarıyla devam etmesini diler, Kadınlar Gününüzü en içten dileklerimizle kutlarız."
Kadın olmayı zarif olmakla özdeşleştiren Beşiktaş JK yetkilileri, bu yazıma alınabilir ve kırılabilir fakat elden bir şey gelmez; "hem nazik hem doğru sözlü olamam."
Beşiktaş Yönetim Kurulu'nun çiçeği burnunda üyeleri, göreve başlar başlamaz yeni stat projesini dillendirmeye başladı. Ancak bu öyle bir şekilde yapıldı ki; mezarlıktan geçerken türkü söyleyen Bektaşi misali, kısık sesle başlayıp giderek cesaretli bir hal aldı, Yıldırım Demirören'in, Telegol Özel'e konuk olmasıyla da kaşlarımızı kaldırarak dinleyeceğimiz bir şekle büründü.
İtirazım var!
Başkan Demirören, Milano örneği verip Galatasaray'la aynı statta oynamaktan ve İnönü'nün bulunduğu yere bir takım inşaatlar yapmaktan söz ediyordu. İnönü'nün yenilenmesi, görünen o ki bir takım mimari atraksiyonlardan ibaret değil, bir de ışınlanma durumu söz konusuymuş.
Değerleriyle övünen bir kulübün başkanı, taraftarının en büyük değerini, mabedini muhtemelen alışveriş merkezi yapma planlarıyla allayıp pullayıp sunuyor bize... Bunu da eskilerin acıyla hatırlayacağı "İcraatın İçinden" programı gibi gülücükler saçarak yapıyor. Sadece ve sadece sevgiyle sallanan kalemi ve ne zaman duysak, "gene başımıza ne gelecek" diye kaygılandığımız "Sevgili vatandaşlarım" lafı eksik. Kulübe gelir kazandırmanın sevdalısı bir söylemle pullanıyor cümleler...
Kulübe gelir mi elde etmek istiyorsunuz Sayın Demirören?!. O zaman paranızı daha ihtiyatla harcayın! Transfer pazarını bizim Salı pazarıyla karıştırmayın! Hayallerimize ve hatıralarımıza da dokunmayın! Biz maktülüyüz biliriz. Yavaşça kesen cerrah nazik davranmış olmaz.
Benim bu alttan alta dillenen plana itirazım var. Hem de şimdiden. Sonra iş işten geçtikten sonra değil, tam da şimdi. Yüksek sesle diyorum ki "İnönü Bizimdir!"
Sesler kaybolmaz
Derler ki "sesler kaybolmaz atmosferin içinde gezinir durur." Öyleyse İnönü'nün biriktirdiği sesler çöker tepenize. Coşkulu tezahüratlar, tekmelerden çıkan sesler... Onlar razı gelmez. O stada ilk gittiği günü hatırlayanlar razı gelmez. Köfte ekmekçilerin tutkunları razı gelmez...
Hepimizin bir İnönü hatırası vardır. Acıdır, tatlıdır fark etmez; ama hatıralarımız için yıktırmayız İnönü'yü.
Yine derler ki "En kötü yeni, en iyi eskiden yeğdir." Bazen işe yarar bir sözdür ama maneviyat söz konusuysa işe yaramaz bir sözdür bu. Mesele bir stat meselesi değildir. Geriye hatırlayacak neyimiz kalacak düşündünüz mü? Oturduğumuz mahalleyi değiştirdiler. Şehir planlarını... Eski Rum evlerini yıkıp ucube yapılar inşa ettiler; tarihi yok ettiler, yerlerine mega kentler diye yeşil dolardan, camdan fildişi kuleler kurdular. Hepsine sessiz kaldık. Fakat her seferinde ilk gidişimin hayat bulduğu son yeri, hatıramın son barikatını sessiz sedasız terk edeceğimi sanıyorlarsa yanılıyorlar!
Kulüp yönetmekle şirket yönetmek arasındaki farkı anlayamayanların yapması gereken şey arkalarına bakmaktır. Eğer geride bıraktıkları, puslar ardına saklanmışsa yukarı baksınlar, atmosferin ötesine. Nasıl yapacaklar bilemem; ama bakmalıdırlar, bakmayı öğrenmelidirler. Çünkü orda salınan boşlukta gezinen milyarlarca ses arasından milyonlarca ses duyacaklar. Hepsi de İnönü'den yükselmiştir oraya.
Son söz...
Yıllar önceydi... Cem Uzan, İstanbulspor'a hükmediyordu. Gücü, her şeyi elde edebilecek bir şey olarak gören tüm imparatorlar gibi İnönü Stadı'na iştahla bakıyordu. O zaman yaratıcı Beşiktaş taraftarı bu iştahlı bakışlara güzel bir cevap vermişti: "İnönü Bizimdir..."
Gerisini zaten bilen biliyor, anlayan da anlıyor...
Fikstür: Bırak dağınık kalsın!
Hafızam beni yanıltmıyorsa orta okuldaydı. Milli Tarih dersinde, Mustafa Kemal'in talimatıyla hazırlanan birinci ve ikinci beş yıllık kalkınma planından sözedilir, ikinci beş yıllık planın uygulanmadığı da eklenirdi. Fakat neden eklenmediğinden söz edilmezdi. Muhtemelen o yaşta kafamızın basmayacağı düşünülürdü. "Bilsinler yeter" deyip geçiştirilirdi. Öğrencilik günlerimizin şaşmaz bakış açısıyla, gerçek hayatta bir işimize yaramayacağına kanaat getirilmişti muhtemelen.
Oysa ki okullarda öğretilenler yarım yamalak da olsa günlük hayatta işe yarar şeylerdir. Örneğin Futbol Federasyonu'nun ilgili kurulları derslerini can kulağıyla dinleselerdi, bugün kafamızı kaşıyıp bu fikstür garabetini çözmeye uğraşmazdık. Kaldı ki ben matematik dersinde dikkat kesilen bir öğrenciydim; ama bu fikstüre bakınca daha da dikkat etmeliymişim diye hayıflanıyorum.
Geçtiğimiz günlerde açıklanan dört haftalık fikstüre bakıp şaşırdık, gülüştük. Çok gülmüş olacağız ki Federasyonun ilgili kurulu toplanmış ve "çok güldürdük şuna bir çeki düzen verelim" deyip düzenlemeye gitmiş.
Ortaya çıkan tablo ise yeni bir kaosa sebebiyet verdi. Kızanlar, bağıranlar haksız sayılmaz. Fortis Türkiye Kupası'nda karşılaşacak olan Fenerbahçe ve Başiktaş'ın maçları özenle seçilmişcesine ayarlanmış. Fenerbahçe üç, Beşiktaş ise iki gün arayla yapacak maçlarını. Hal böyle olunca Beşiktaş Başkanı Demirören duruma itiraz edeceklerini söylüyor. Bakalım tartışmalar nereye gidecek? Merakla izliyoruz.
Beş yıllık kalkınma planları yapan neslin çocukları beş haftayı organize edemeyince, aklıma çeşitli vesilelerle açılan "Hepimiz Mustafa Kemaliz" pankartları geldi.
Bence siz neyseniz o olun; ama neyseniz onun iyisi olmaya bakın. Mesela bize düzgün bir lig fikstürü hazırlamakla işe başlayabilirsiniz.
Köpek alalım sana!
Hakan Gündoğar: At yarışı oynuyor musun?
İbrahim Akın: At yarışı oynuyorum. Ben çok seviyorum. Benim bütün hayattan aldığım belki bir tek zevkim at yarışı var yani. Atları, hayvanları daha çok seviyorum yani.
(Telegol - Star)
Camianın güzide insanları 1:
Gerekirse yönetici küfür de edebilir. Sinirlenebilir, bağırabilir.
(Sinan Engin - 3. Devre, Kanal D)
Camianın güzide insanları 2:
Ben Arda olarak iyileşirim. Sahalara döneceğim inşallah... "Özden Efendi sen gel bakayım, bir daha bana...", futbol hayatını bitiririm dizlerine basarak, sonra da "pardon" derim.
(Kazım Kanat - Santra, ATV)
Camianın güzide insanları 3:
Adnan Aybaba: Beşiktaş'ın önünü kesiyorlar Ziya Abi!
Ziya Şengül: Israrlı bir şekilde Beşiktaş amigoluğu yapıyorsun!
AA: Nerenin amigoluğunu yapıcam? Tabii Beşiktaş'ın yapıcam, Fener'in yapacak halim yok ya!
(Telelgol - Star)
Kasımpaşalı'ymış!
Gerets, enteresan bir çakal. Belli, sokaktan gelmiş çocuk. Orada kendisine dalan adamlara bakışı fevkalade karizmatik bakış. Sokaktan gelmiş belli.
(Ahmet Çakar - Santra, ATV)
Küfürsüzdü ama!
Seyircisiz maç yönetmek hakemler için de çok zevkli değil. Hiç keyifli değildi.
(Cem Deda)
Haksızsın!
Hakemler en ufak bir olayda 'Maçları yönetmeyiz' dediklerine göre, herhalde bu yıl lig ve kupanın şampiyonları da belli olmayacak, öyle mi? Ne kadar ilginç değil mi? Daha da ilginç yönü boykot kararını açıklayan hakemlerin başkanı, geçen yıl Denizli'deki son olaylı maçta da görevli olan hakem değil miydi? Ve Fenerbahçe koskoca sezonun sonunda, adeta son saniyede şampiyonluğu kaybetmedi mi? O halde, benim yerimde olun da bundan sonraki maçların sonuçlarından huylanmayın bakalım, özellikle de Fenerbahçe için. Bu nedenle, şu an yurt dışındaki milli maçların heyecanını yaşarken, yurtiçinde de bundan sonraki maçların endişe ve korkusunu yaşıyorum, haksız mıyım?
(Hulki İlgün - Fanatik)